Anladım ki insanlar susanı korkak, görmezden geleni aptal, affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysaki ben istediğim kadar hayatımdalar göz yumduğum kadar dürüstler ve sustuğum kadar insanlar. Karşımda iki oyunbaz var ve benim hiçbir şeyin farkında olmadığımı zannediyorlar Uraz Bey kıskançlık rolünü üstlenerek bana aşıkmış gibi davranıyor ama aslında değil beni aptal yerine koyduğunu anlamam uzun sürmemişti.
Ulus ve Uraz ikilisi bir olup beni aldatıyorlardı. Ulusla daha önceden yapılan mesajlaşmaları vardı hepsi silinmişti bir tek en son atılanlar kalmıştı bundan adım kadar emindim çünkü istihbarattan silinen mesajları çıkartmıştım fazla bir konuşma yoktu ama sürekli ben yokken yaptıkları buluşmadan barizdi olanlar. İşe nasıl ayıldığıma gelirsek Uraz gerçekten beni aptal yerine koymuştu dolapta bir dolu kıyafetim var diye bazı şeylerin benim olmadığını anlayamayacağım kadar aptal yerine koymuştu üstelik. Her şey birkaç gün önce başlamıştı. Urazın alınmasından önce de şüphe ediyordum ama Uraz iyileştikten sonra bütün şüphelerim tamamen kalıcı hale gelmişti.
Kendi iç çamaşırı dolabımda bulduğum bana ait olmayan ki bedeni bile bana uymayan dar iç çamaşırlarıydı. Onları bulduğum ilk an Urazın evine haftanın iki üç günü temizliğe gelen kadını sıkıştırdım gözünü biraz korkuttuğumda benim yokluğumda evde bir kadının olduğunu ve muhtemelen iç çamaşırlarının da ona ait olduğunu söylemişti. O iç çamaşırlarını yatağımızın altında bulmuş bana ait olduğunu düşünüp çekmeceme koymuştu. Bunu söyledikten sonra Urazın telefonuna gelen bütün mesajların çıktısını istihbaratta olan bir dostumdan almıştım. Ondan sonra o kadının kim olduğundan tamamen emin oldum. Ulus Canev kocamın metresi Uraz Aykırı beni kandırdığını sanan altın kuşunu elinden kaçırmak istemeyen kıskanç aşık koca rolüne bürünen sahtekar ve ben, ben bu hikayenin saf rolüne yatan ama çıkarları için gerektiği kadar sessiz kalacak ve olanlara göz yumacak olan kişiyim.
Çıkarıma gelecek olursak ilk çıkarımı zaten yerine getirdim bir bebek istedim ve aldım. Bu bebek bu saatten sonra sadece bana ait onun sahtekar bir babası yok. İkinci çıkarıma gelirsek abimi Urazın öldürdüğünü düşünüyordum ortada Uraz ve sözde istihbarat dışında hiçbir şüpheli yoktu. Bence Uraz abimi öldürmüştü ve göz göre göre suçu istihbaratın üzerine atıp işin içinden ben yapmadım beni suçluyorlar ben masumum ayağına yatarak sıyrılmayı düşünüyordu. Her şeyi en başından beri hesaplamıştım ama aldatılmam hesapta yoktu tabi ki. Ben evlenmeden de bir çocuk yapabilirdim elbet ama evlenmemin asıl sebebi Urazın evine girebilmek Urazın şirketine girebilmekti.
Şimdi bana güvenmesini sağladım artık bana güvendiğine göre istediğim gibi harekete geçebilirdim. Olayları önceden fark ederse onu kullandığımı anlarsa eğer beni Mertle vurmaya çalışacaktı hoş Mert diye birisi hiç olmamıştı ya. O Mert denen çocuğu çok eskiden tanırdım Urazın bana güvenmeyip beni izlettiğini bildiğim için bütün olayları kurgulamıştım. Başka birisine aşıkken kocasına yakalanan mahcup eş rolüne bürünüp üzerimdeki tüm şüpheyi silip atmıştım. Mahcup insanlar karşılarındaki insana kendilerini affettirmek için her şeyi yaparlarken bir yandan da kuyularını kazamazlar tabi ben gerçekten mahcup değilim o yüzden kuyusunu kazabilirim.
Pekala işin sonucunda iki tarafında bertaraf olup Urazın ölümünün benim ellerimden olacağını düşünürsek her şey benim kazancımaydı. Önce Urazın abimin ölümünde cidden parmağı olduğunu öğrenmem gerekiyordu ondan sonra Urazı öldürüp bu işin üzerime kalmamasını sağlamam gerekiyordu. Parmaklarımı kıtlatırken derince iç çektim ve aralarındaki güya yaptıkları iş konuşmalarını dinlerken sıkılmış taklidi yapmaya başlamıştım. Toplantı odasında çalışmak istemişlerdi büyük masayı boylu boyunca kullanıyorlardı. Urazla birlikte vakit geçirip yüzüne güleceğim sürede bu kadına da haddini bildirmek istiyordum belki bir daha evli erkeklere bulaşmazdı.
Ayaklandığımda Uraza döndüm. “Ben senin odana gidiyorum belki kapıyı kapatıp biraz uzanırım rahatsız oldum da .”dediğimde kafasını sallamıştı.
“İyi misin? Hastaneye gidelim mi?”dediğinde omuz silktim.
“Gerek yok biraz uzansam geçer.”
“Tamam.”toplantı odasından çıktığımda Urazın odasına ilerledim ve kapıyı kapatıp kilitledim. Urazın bilgisayarına geçtiğimde bilgisayarı açtım ama ekranında şifre vardı. Elimi ağzımda gezdirip tırnaklarımı ısırırken şifrenin ne olabileceğini düşünmeye başladım. Ya aptallık edip kolay bir şey koyacaktı ya da cin fikirlik yapıp zekice bir şey olacaktı. Bunca şeyin içinde unutmaması gereken bir şey koymuş olmalıydı. Bir insan sürekli aklında ve ağzında döndürüp dolaştırdığı bir şeyi unutmazdı peki Uraz ağzında sürekli neyi döndürüp dolaştırıyordu?
Abimin katili olmadığı? Liderlik?
Bu iki şey ağzında çok dönerdi ne zaman konusu açılsa abimin katili olmadığını söylerdi veya ne zaman işlerden konu edilse artık kendisinin de lider olduğunu yüzümüze vururdu. Peki ikisinin ortak tarafı neydi? Abimin ölüm tarihi ve Urazın liderliğin yarısını aldığı tarihin ortak paydası olmalıydı.
13 Haziran 2019
Bilgisayarın klavyesinde parmaklarımı gezdirmeye başladığımda hızlıca tarihi yazmıştım. Birkaç dakika sonra bilgisayar açıldığında derin bir nefes aldım ve zekama şükür ettim. Harika şifreyi kırdım işte bunu bu kadar kolay ve hızlıca düşünebileceğimi bilmiyordum başka zaman olsa eminim aklıma bile gelmezdi resmen kafamın zehir gibi çalıştığı bir ana çok pis denk düşmüştüm. Bakalım bakalım Uraz efendinin maillerine bakalım.
Maillerine girdiğimde abimin öldürüldüğü tarihteki gelenleri incelemeye başlamıştım. Abim öldüğünde Sarıyer tarafındaydı o gün Urazın da o taraflarda olduğuna dair bir şey arıyordu ve kısa süre sonra aradığımı bulmuştum. Urazın o tarihte o saatlerde bir restoranda ödediği fişin faturasını online olarak mail adresine göndermişlerdi. Biliyordum az ya da çok bir şekilde onun da bu işte bir parmağı olduğunu biliyordum. Restoranın adına bakmıştım restorana birilerini gönderip kamera görüntüsü olup olmadığını sordururdum ama yüksek ihtimalle bütün görüntüleri sildirmiş olmalıydı.
Şirket sistemine girmek için de aynı şifreyi uygulamıştım sisteme girdiğimde şirketten çıkan giren para birimlerini incelemeye başladım. Abimin öldüğü tarihi girdim abimin öldüğü tarihin sabahında yüklü bir ödeme gönderilmişti şirket hesabına proje için görünüyordu ama oldukça fazlaydı ve abimin suikaste uğradığı saatten sonra aynı paranın bir milim katı daha fazlası gönderilmişti şirket hesabına. Parmaklarımla oynarken yavaş yavaş emin olmaya başlamıştım buradan daha fazla ne bulurdum bilmiyorum ama çok bir şey bulamayacağım belliydi Uraz zeki bir adamdı ama incelikleri düşünecek kadar zeki değildi.
Buda benim şansıma geliyordu kimse kusursuz değil de herkes illaki hata yapardı oda yapacaktı ve yapıyordu da. Tek elimle burun kemerimi sıkarken bilgisayarı kapattım ve ayağa kalkıp sehpanın üzerinde duran çantamı aldım içinden çıkardığım küçük dinleme cihazını şirketteki odada görünmeyecek bir yere saklamam gerekiyordu. Aklıma masanın altı gelmişti masanın bacağının kenarına yerleştirmiştim ufak bir çıkıntı olduğu için cihazda küçücük olduğu için pek belli olacağını sanmıyordum hem insan asıl gözünün önündekini görmezdi öyle değil mi?
Evde de bazı önlemler alıp Urazın çalışma odasını kurcalamam gerekiyordu ben ilk geldiğimde çalışma odasını hep kilitli tutardı şimdi ise o odanın kapısı yeni yeni açık bırakılır hale gelmişti demek ki bana cidden güvenmeye başlamıştı o halde seve seve güvenini parçalara ayırabilirdim. Benim istihbarata karşı bulamadıklarımı onda buluyordum bu akşam o istihbaratçı Yavuzla da görüşecektim eğer gerçekten abimin ölümüyle Urazın bir ilgisi var ve istihbaratın bir ilgisi yoksa bana bunu mutlaka ispatlayacakları bir şeyi olmalıydı.
Kapının kilidini açıp koltuğa uzandığımda kafamı hafifçe mindere yasladım on dakika sonra kapı açıldığında içeriye kimse girmemişti. Uraz o kadınla kapının önünde fısıldaşıyordu ve hiç korkmuyordu ya da beni deniyordu. “Bu akşam bekle beni.”diye fısıldadı Uraz Ulusa.
“Karın anlamaz mı?”dedi Ulus.
“Sanmam ben bir şey uydururum.”dedi Uraz. Bok anlamam ama anlamamazlığa yatacağım çünkü beni deniyor olabilir eğer bir öfkeyle bu tufaya düşersem kaybederim bir lideri lider yapan en büyük özellik her ne olursa olsun sabrede bilmesidir.
“Peki görüşürüz.”dedi Ulus ve kapının önünden ayrıldı ben uyuma numarama devam ederken Uraz küçümseyici bir tonda iç çekmişti yanıma gelip bacaklarımın üzerine ceketini örttüğünde karşımdaki sehpaya oturmuştu kollarını göğsünde birleştirirken beni izlemeye başlamıştı. Küçükken babamdan o kadar korkardım ki uyumadığım zamanlarda bana çok sinirlenir ve sinirlenince de çok korkunç olurdu o yüzden küçüklüğümden beri uyku numarasında aşırı iyiydim. Küçük bir kız çocuğuyken babamı ne zaman sinirli görsem onu bir canavara benzetirdim.
Şimdi düşmanımın elini sıkıyorum yüzüne gülüyorum diye beni yanlış anlamayın bugün düşmanının elini sıkamayan yarın kafasına da sıkamaz! Urazı gebertmek istiyorsam onun aleyhine bir şeyler bulmam gerekirdi kafamda biletini kesmeden önce tamamen haklı olduğumu kendime ispat etmem gerekiyordu sonrası tamamen kafamda basitti zaten. İspat kısmı beni oyalıyordu yoksa çoktan kafasına bir kurşun sıkmıştım. Uraz pis ellerini saçlarıma uzattığında midemin bulandığını hissettim renk vermezken Uraz saçlarımı okşayıp pis bir şekilde sırıttı.
“Gözümde fazla büyütmüşüm.”diye mırıldandığında sırıtmamak için zor tutmuştum kendimi suratına sert bir tekme yapıştırmak istiyordum. O sırıtan suratına aşağılık bir tekme geçirip canın cehenneme orospu çocuğu diye bağırıp kafasına bir kurşun sıkmak istiyordum tamam biraz yabancı filmlerden çalıntı yapmıştım ama çokta sorun değildi sonuçta cehennem onlara özel değildi. Benim yapacağım şeyi kendi kafanda neye benzetiyorsun diye sorarsanız eğer şöyle tanımlarım. Gücün sahibi kurtla bir olup kuzuyu yer sonra da oturur çobanla ağlar.
Bu hikayedeki güç bendim kurt bizimkilerdi kuzu da Urazdı çoban da Urazın ailesiydi bende bizimkilerden alacağım destek ile kuzuyu yani Urazı yiyip çobanla birlikte yani Urazın ailesiyle birlikte sanki hiç ilgim yokmuş gibi ağlayacaktım. Çünkü asıl sinsilik bunu gerektirirdi zeka ve sinsilik birleştiğinde felaket şeyler ortaya çıkabiliyordu Allah beni benim gibilerden korusun inşallah. İnşallah bebeğimde çok fazla bana çekmez yani bana çeksin ama benim huylarımı bana karşı kullanmasın canım çocuğum bir de babası gibi salak olmasın aşağılık hiç olmasın.
Sanki yeni yeni ayılıyormuş gibi davranıyordum gözlerimi aralayıp esneyerek kalktığımda tek elimi gözüme götürüp hafifçe ovdum. “Uyuya mı kalmışım?”diye mırıldandığımda kafasını salladı ve gülümsedi elini uzatıp kalkmama yardım ettiğinde beni kendine çekip dudaklarımı öpmek istemişti ama beklenmedik bir şekilde öğürdüm odasında bulunan lavaboya ilerleyip girdiğimde lavaboya geçip kusarmış gibi öğürmeye başladım. Birkaç dakika kendime gelmeyi beklerken ağzımı çalkalayıp elimi yüzümü yıkamıştım.
“İyi misin?”dediğinde kafamı salladım ve gülümsedim.
“Ben çok açım yemeğe çıkalım mı?”diye mırıldandım.
“Olur çantanı al çıkalım.”dediğinde sehpada duran çantamı aldım birlikte odasından çıktığımızda Ulusa değinmedim bile ona bakmaya gereği duymadan birlikte asansöre binmiştik. Alt kata inip şirketten çıktığımızda şirketin karşısındaki güzel ve modern cafeye ilerledik. Cafeye geçip oturduğumuzda özel soslu sıpagettiden sipariş etmiştim. Klasik makarnanın yanına vişne suyu istemiştim Urazın ne sipariş ettiğiyle pek ilgilenmemiştim sanırım karışık ızgara tarzı bir şeyler sipariş etmişti.
Yemeklerimiz geldiğinde onunla karşı karşıya gelmek bile midemi kaldırıyordu ama biraz daha sabretmem gerekiyordu. Urazın defterini yakında dürecek ve buradan kaybolacaktım işlerimi bitirmem gerekiyordu. Buradan tertemiz ayrılacak ve bebeğimi yurt dışında büyütecektim düşüncelerime gülümserken tabağımdaki makarnayı yemeğe başladım. “Neye sırıtıyorsun?”dediğinde omuz silktim.
“Makarna tam istediğim gibi olmuş.”diye mırıldandım halbuki sana karşı olan planlarıma sırıtıyordum.
Güzelce yemeğimi yediğimde kalkmıştık o diğer mafyaları toparlayıp toplantı yapacağını söyleyip ayrıldığında telefonuma bir mesaj gelmişti numarayı tanımıyordum ama son yazılandan sonra tanımama da gerek kalmamıştı.
Göndere: 053********
Konuşmamız gerek ben Ulus.
Anlaşılan birisi artık gizli de kalmak istemiyordu. Ehh görüşelim bakalım bana neler ötecek ben neler yapacağım bir karar verelim belki fikirlerimin gidişatı buna göre değişebilirdi. Kindar insanların sabretmeleri biraz zor olurdu aynı şuan benim olduğu gibi.
Gönderilen: Metrescik
Olur nerede ne zaman?
Diye yanıtladım. Doğrusu benimle buluşma sebebini merak ediyordum en yakın arkadaşım olmaya mı çalışacaktı? Sürekli bize gelip kendince Uraza göz dağı mı verecekti? Yoksa beni mi aklında uyandırmaya çalışacaktı bunlar sıradan metres taktikleriydi hadi ama Uluscuk biraz orijinal ol.
Gönderen: Metrescik
Şimdi Ataparkta A blok kat üç daire on iki.
Ovv beni evine davet etti işte bu beklemediğim bir şey. Acaba beni evinde falan mı zehirleyecekti? Kim bilir gözü dönmüş bir kadını ne yapacağı hiç belli olmazdı onlardan her şey beklenirdi bu hayattaki en tehlikeli şeylerden biri de gözü dönmüş kadınlardı. Bakalım sevgili metresciğim bana ne diyecek. Yoldan bir taksi çevirdiğimde bindim ve adresi verdim benim A bloğun önüne kadar bıraktığında ücreti ödeyip indim ve binadan içeriye ilerledim. Apartmanın asansörüne bindiğimde dediği kata çıkıp söylediği kapının önüne geldim ve kapıyı çaldım.
Bana kapıyı açtığında kocaman gülümsedim hadi bakalım kamera oyun motor! “Selam canım seni de hamile hamile yordum ama aramızdaki elektriğin kötü oluşu pek içime sinmedi bende seni evde ağırlamak istedim.”dediğinde kafamı salladım ve içeriye girdim. Ayakkabılarımı çıkardığımda bana terlik vermişti terlikleri giyip salonuna ilerlediğimde burnuma bir parfüm kokusu çalınmıştı tam da tahmin ettiğim gibi. Ulus beni buraya sözde gözlerimi açmam için çağırmıştı çünkü ev buram buram Urazın parfümü kokuyordu.
“Ahh kusura bakma bu burada kalmış.”diye mırıldandı koltuğun üzerindeki özel dikim kravatı alırken yanındaki beyaz gömleği de aldı ikisi de Uraza aitti en son alışverişe çıktığımda ben seçmiştim. Bunları bilerek gözüme sokuyordu beni evine davet eden birisi bunları böylece ortada bırakır mıydı? Asla saklamak isteyen değil bunları ortada bırakmak beni evine bile sokmazdı belli ki gerçekten artık görünmez olmaktan çok sıkılmış.
Koltuğa oturduğumda karşıma oturmuştu. “Ne içersin?”dediğinde omuz silktim.
“Bitki çayı.”diye mırıldandım.
“Pekala ikimize de yapıp geleceğim bekle.”dediğinde mutfağa gitmişti. Ketil çalıştığında oda bardakları ayarlıyor olmalıydı birkaç dakika sonra çayları demleyip yanıma gelmişti kupaları sehpanın üzerine bıraktığında sıcak kupayı elime alıp önce kış çayını güzelce bir kokladım içinde şüpheli bir şey olmadığını düşündüğümde bir yudum alıp tadına baktım her şey normaldi olmasaydı anlardım kış çayını fazlasıyla tüketen biriydim.
Çayı içmeye devam ederken arada güzel bir sohbet çevirmeye çalışıyordu ama ben bu sahtekarlıktan yeterince sıkılmıştım. “Ulus biraz gerçekçi olalım mı?”dediğimde kaşlarını çattı.
“Ne gibi?”
“Yeterince oynamadık mı? Daha ne kadar saf ayağına yatıp güya beni ayıltmaya çalışıyormuş gibi davranacaksın?”hafifçe güldüğünde oyuna devam etti.
“Ne demek istediğini anlamıyorum?”
“Ama ben senin ne yapmaya çalıştığını biliyorum.”diye sızlandım. “Hani güya beni salak yerine koyup arkamdan bir ilişki yürütüyorsunuz ya sevgili metrescik ondan bahsediyorum.”dediğimde gözleri kocaman olmuştu belli ki anlamadığıma gerçekten inanmıştı.
“N-ne?”
“Aptalı oynama bana yapmaya çalıştığın buydu zaten beni bu yüzden çağırdın.”dediğimde artık pes etmiş ve oynamayı bırakmıştı karşımda eski tavrına geri döndüğünde küçümsercesine baktı.
“Pekala istediğin gibi olsun oynamayacağım.”
“O halde kartları açalım.”dediğimde bacak bacak üzerine attım. “Bana baksana sen aptala benzer bir halim mi var benim? Urazla birlikte olduğunu anlayamayacak kadar aptal mıyım sence?”
“Belli ki değilmişsin madem anladın niye burada böylece oturuyorsun bir şey yapmayacak mısın?”dediğinde yarım ağız güldüm.
“Ben kendimi alçaltacak bir kadın değilim bir şey yapacağım doğru ama ne zaman istersem o zaman yapacağım. Bak senin gücün benimle uğraşmaya yetmez o yüzden yol yakınken vazgeç ha illa bir adam istiyorsan genç güzel kadınsın biraz uğraş tamam mı?”zorla yutkunduğunda yumruklarını sıkmıştı.
“Sen kim oluyorsun da benimle böyle aşağılayıcı konuşa biliyorsun? Sen seni aldatan bir adamla evli kalmaya devam edebiliyorsun!”dediğinde omuz silktim.
“Bu beni ilgilendiren bir mesele.”çünkü onu öldüreceğim. “Ama seni ilgilendirmeyen ve aşağılayan bir mesele varsa eğer oda benim kocamın metresi olman anlayamıyorsan eğer daha da açabilirim gayrı meşru kadın kısaca toplum içinde şey diyorlar or-“
“Ta-tamam yeter kes sesini!”gözleri dolu dolu olmuştu Uraz kadar her şeyi hak ediyordu pislik. Önümdeki çayımı içmeye devam ederken koltuğa yayıldım oldukça rahattım.
“Sen daha beni tanımıyorsun Ulus şu ana dek yaptığın tüm saygısızları sineye çekeceğim ama ayağını denk al karşında kim var unutma ben Ruhsar Çağlayanım.”bu kez o küçümsercesine güldü.
“Yetemiyorsun demek ki yoksa Uraz neden teselliyi bende bulsun?”hafifçe iç çektim.
“Siz metrescikler kendinizi böyle mi avutuyorsunuz? Karısı onu tatmin edememiştir.”diye sızlandım ve onu taklit ettim sonra da gür bir kahkaha attım. “Ben onun karısıyım ister tatmin ederim ister etmem koca benim kocam değil mi? Sen beni eleştireceğine kendi yaptığın ahlaksızlıkla kendini eleştir bakalım.”deyip göz kırptığımda ayaklandım. “Ahh ziyaretimin bu kadarı kafi istersen Uraza bundan bahsetme tatlım yeterince sinirlerimiz gerildi.”onu orada bırakıp kapıya ilerledim ayağımdaki terlikleri çıkartıp attığımda ayakkabılarımı giyip dışarıya çıkmıştım.
Kendimden emin adımlarla apartmandan ayrıldığımda caddeye kadar yürüyüp bir taksi çevirmiştim. Büyük ihtimalle Ulus benden sonra koştur koştur Uraza olanları anlatacaktı ya da Urazın akşam gelişini bekleyecekti. Bundan sonra ya geri adım atacaktı ya da aptalca bir hırsa kapılık benim yerimi almak isteyecekti benimle savaşmak istiyorsa eğer kendi bilirdi.
Benimle savaşan benim bedellerime razı olmak zorunda kalırdı…