Kumru dersini bitirir bitirmez okuldan çıktı. Şimdi tek başına bir kafeye gidiyordu. Melek birazdan gelecekti. O arkadaşıyla buluştuğu için bugün dersini ekmişti. Kolundaki saate bir kez daha baktı. Her zamanki gibi öğleni geçiyordu. Gerçekten sıkılmıştı okuldan. Ders çalışmayı seviyordu ama üç gün finalleri vardı. Ve bu durum hoşuna gitmiyordu. Çantasını kolundan çıkardı. Bugün üstünde düz siyah pantolon, siyah bluz vardı.
Sade giyinmeye çalışmıştı. Gelen garsondan bir kahve istedi. Sınavları bittikten sonra garsonluğa geri dönecekti. En kısa zamanda çalışmalıydı. Hazıra dağ dayanmazdı sonuçta.
Gelen kahvesiyle bir yudum aldı. Erdem'i görmeyeli bir hafta oluyordu. Kendisine hiçbir şekilde ulaşmamıştı. Sadece Melek'e bilgisayarı vermiş Kumru'ya ver diye. Onun dışında dosyaları yine Melek aracılığıyla göndermişti. Erdem çok çalışıyordu. Melek'in dediğine göre öyleydi.
Genç kız kafasını kaldırır kaldırmaz karşı masadaki bedeni gördü. Bir kıpırtı önünden geçmişti. Erdem ve yanında sarışın bir kadın oturuyordu. Karşılarında ise yine bir erkek ve bir kız vardı. Sanki çift çift gelmişler gibiydi. Yüzünde gülücükler eksik olmuyordu. Çok mutlu görünüyordu.
Hüzün dolu bakışlarını onlardan çekti ve izlediğini belli ettirmemeye çalıştı. Keşke buraya gelmeseydim diye içinden düşünmeye başladı. Buraya gelmeseydi şu an onları bir arada görmezdi. Acaba yanındaki kadın Aslı mıydı? Erdem samimi görünüyordu. Bir kolunu kadının omzuna atmış ve konuşurken ağzına doğru eğiliyordu. Aman Allah'ım öpecek miydi? Utançla yanağı kızardı.
Kahve yetmemiş olacak ki garsonu çağırdı. Tatlı bir kıza benziyordu.
''Tatlı olarak neyiniz var?''
''Tiramisu, Kemal paça tatlısı ve yaş pasta''
''Yaş pasta alabilir miyim?''
''Tabii efendim hemen geliyor''
Kız adisyona bir şeyler karaladı ve masanın üzerine bıraktı. Erdem hala Melek'i fark etmemişti çünkü gözleri yanındaki kızdan ayrılmıyordu ki. Karşısındaki insanların sesini duydu on. Ne de gürültülü bir kahkaha atmışlardı. Erdem ellerini saçlarından geçirdi ve yanında duran sarışın afetin ellerini parmaklarının arasına geçirdi. Sevgilisiydi şu an daha net anlıyordu. Kumru neden böyle sinirlendiğini çözememişti. Bu da ne demekti? Böyle yakın olmaları kanını kaynatıyordu. Ayrıca bu adamı yalnızca iki kez gördü diye böyle benimsemesi normal değildi.
''Buyurun efendim''
Garson kızın sesiyle çatalını hızlıca batırdı tabağa. Hırsını alamadı bir kez daha batırdı. Bluzun kolu masanın kenarına takılınca çatal yere düşmüştü.
Allah kahretsin dedi içinden. Şimdi çatal daha büyük bir ses yaratmıştı. Kumru göz ucuyla yere düşen çatalı aldı. Garson kız da fark etmiş olacak ki ona yeni bir tane getirdi. Erdem bakıyordu. Erdem düşen çatalın sesini fark etmişti. Gözlerini dikmiş genç kıza bakıyordu. Önce yüzüne ardından bluzuna baktı. Özenli mi giyinmişti ki?
Bu tarafa doğru geliyordu.
''Burada ne arıyorsun?''
Sesiyle kafasını pastasından kaldırdı. Gülümsemeye çalıştı. Onun yerinden kalkmasıyla arkasındaki kadın da bakışını bu tarafa doğru çevirmişti. Tabii neden çevirmesin ki sevgilisi genç bir kadının yanına doğru gitmişti. Erdem kibarca sandalyeyi çekti. Sandalyenin ucuna değen ellerine gözleri büyük bir şekilde açılmıştı. Ne kadar da büyük parmaklardı ve hemen kavramıştı.
''Öyle bir geldim, Melek de gelecek onu bekliyorum''
Erdem güldü. Bu kız gerçekten küçüktü. Yediği tatlı bluzuna bulaşmış ama fark etmemişti. Ayrıca o yuvarlak dekolte ne manaydı? Küçük bedenini daha da belli ettiriyordu. Kaşlarını çattı ve etrafa bir bakış attı.
''Anladım... Oturdum ama sorun etmezsin değil mi?''
''Yok problem yok.''
Erdem eline peçete aldı, ona dokunmadan genç kadına uzattı.
''Teşekkür ederim ama anlamadım?''
Karşısındaki adam ona gülüyordu. Hayır anlamıyordu gülecek ne vardı ki? Komik bir şey mi anlatmıştı. Sinirden dişlerini sıkmaya başladı. Keşke gelmeseydim dedi içinden. Gelmeseydi ve gözleri bu manzarayı görmeseydi.
''Pasta bluzunun dekolte kısmına düşmüş istersen sil''
''Cidden mi? Teşekkür ederim''
Çevik bir hızda hemen sildi. Ne ara bulaştırmıştı. Böyle bir sorunu vardı. Bir ara elindeki telefonu bile kafasına atmıştı. Bu gerçekten yetenek işti. Kumru bu konularda becerikliydi.
''Rica ederim ne demek. Melek gelene kadar ben de bir pasta yiyeyim bari. Hem neli yiyorsun sen?''
''Meyveli''
''Tamamdır''
Garsona elini kaldırdı ve aynı pastadan istedi. Burada oturmasının sebebi Kumru ile konuşması gereken konular vardı ama nasıl soracağını bilmiyordu. Karşısındaki kız ona kızabilirdi. Diliyle dudaklarını ıslatan kadını izlemeye başladı ve tekrar etrafa baktı. Birilerinin bakmasını istemiyordu.
''Sizin arkadaşlarınız yok mu ayıp olur onlara''
Bunu dediğine hemen pişman oldu ama söz bir kere ağzından çıkmıştı. Erdem kadının kızaran suratına baktı. O ellerini mi kaşıyordu? Neden ama?
Kumru ellerini kaşıyordu. Erdem'in bakan gözlerini görünce aceleyle masanın altına koydu ellerini.
''Onlara ayıp olmaz. Hatta dur gel seni tanıştırayım''
Kumru'ya elini uzattı. ''Gerek yok''
''Olur mu öyle şey'' Demiş ve genç kıza temas etmeden sandalyesini çekmişti. Hafif eğilince gömleğinden gelen kokuya gözlerini yumdu Kumru. İnanamıyordu gerçekten orman meyvesi gibi kokuyordu. Bu adam başkaydı. Hiç mi kusuru yoktu. Mecburiyetten hiç istemese de koltuğundan kalktı ve karşı tarafa doğru yürüdü.
Önce sağ tarafta denize bakan yerde oturanları gösterdi.
''Kerem ve Sedef ile tanış''
Kerem uzun boyluydu Sedef biraz daha kısa kalmıştı yanında. Elini uzattı ikisine. Sedef'in yüzünde biraz daha samimiyet vardı. Kerem sanki tam tersiydi. Zorunlu bir merhaba dedi. Ardından Erdem arka tarafına döndü. Kumru kendine inanamıyordu resmen sevgilisiyle tanışıyordu.
''Hale ile tanış.''
Hale de Kerem'in tavrını yapmıştı. Zorunlu bir şekilde elini sıkmış ve hemen geri çekmişti. Kumru burada olmak istemiyordu ama mecbur hissetmişti kendine. Erdem kızın beline ellerini attı. Sanki sahipleniyormuş gibi bir havası vardı. Gülümsemeye çalışıyordu.
''Melek'in ev arkadaşı''
Kumru, ''Memnun oldum''
Sedef, ''Biz Melek ile tanışmıştık senden bahsetmişti bir aralar.''
''Gerçekten mi?''
Hale yandan kızı süzmeye başlamıştı. Genç kız bunu fark ediyordu. Üstelik kıyafetine kadar detaylı incelemişti. Erdem kızın belindeki elini hiç bozmadan yandan geçen garson ona dokunmasın diye önüne geçti. Bir abi gibi koruyordu. Gözleri yaşarmak üzereydi kadının.
''Evet...Bu arada gözlerin lens değil dimi? Çok güzel''
Kumru, ''Seninki de mavi bence mavi her zaman daha güzeldir''
Lacivert de çok güzeldir hatta en güzelidir.
''Saçmalama vallaha gözlerinden bakışlarımı alamıyorum. Eğer işin yoksa bizim masamıza gel.'' Dediğinde Kumru ona bakan Hale'nin bakışını yakalamıştı. Böyle düpedüz incelemesi çok saçmaydı. Kafasını olumsuz bir şekilde salladı.
''Teşekkür ederim, Melek gelecek onu bekliyorum hatta ben gideyim gelir şimdi. Tekrardan tanıştığıma memnun oldum''
Son kez gülümsedi ve Erdem ile beraber masaya doğru yürüdü. Gerçekten inanamıyordu. Bu durumda olduğu için defalarca küfür etmek istiyordu fakat bunu yapamazdı. Bu doğru değildi.
''Seninle konuşmam gereken bir şey var''
Erdem Kumru'nun karşısına geçti ve nasıl diyeceğini bilmiyordu. Pastası gelince garsonun gidişini izledi. Bir an önce konuya girmeliydi. Karşıdaki kadının tedirgin gözlerinden dolayı kendisine kızdı. Kumru çocuk gibiydi. Üzmek asla istemezdi ama meraklanıyordu da.
''Bir sorun mu var?''
Saçlarını eliyle düzeltti. Bakışları tekrar Hale'yi buldu. Bu tarafı dikkatli bir şekilde izliyordu. Kerem'e bir şeyler söyledi sonra dudağını ısırdı. Sinirlenmişti ama neye?
''Serhat Çakıroğlu'yla bağlantın nedir?''
Kumru bu ismi duyunca başından kaynar su dökülmüş gibiydi. Sandalyenin üzerinde bulunan cüzdanından para çıkardı attı ve kalkmaya çalıştı. Erdem hem hesabı ödemesine hem de kalkmasına uyuz olmuştu. Temas etmeden önünü kesti.
''Nereye gidiyorsun?''
''Siz nereden tanıyorsunuz onu rica ediyorum uzak durun benden''
Erdem masanın üzerinde duran parayı onun eline verdi. Hayatta en sevmediği şey bir kadının kendi hesabı ödemesiydi. Üstelik bu kişi öğrenciydi. Buna asla izin vermezdi. Garsonu çağırdı ve cebinden para çıkarıp verdi. Kumru'nun önünde olduğu için gitmesini engellemişti.
''Bırakın beni''
''Konuşacağız'' Homurdandı.
Sesi yükselmişti. Çünkü inatçıydı bu kadın. Laftan anlamıyordu. Arkadaşlarına bir baş selamından bulunup onunla beraber arabasına doğru yürüdü. Hava bugün yağmurlu değildi o yüzden Erdem memnundu. Genelde yağmurlu havaları sevmezdi. O yaz insanıydı. Herhangi bir koyda yüzecek ve tatilini yapacak kadar seviyordu yazdı. Kumru'ya kapıyı açtı. Bir an önce girmesi için elini öne doğru uzattı.
''Konuşmak istemiyorum neden ısrar ediyorsun?''
''Merak etmiyor musun?''
''Neden merak edeyim söyler misin?'' Dişlerinin arasından konuşmuştu. Arabaya binmeyen kadının yanına gelmeye çalıştı. Kumru durumu fark etmiş olacak ki açık kapıdan girdi. Ona temasta bulunmasını istemiyordu. Daha az önce beline dokunan elleri tüm vücudunu yakmış gibiydi.
Serhat hakkında ne konuşacaklardı. Bıkmıştı geçmişten. O adam yüzünden iki ay boyunca süresiz dayak yemişti. Neden peki? On sekiz yaşında bir kız 29 yaşında adamı istemediği içindi. Babasından nefret ediyordu. Onu bu hale getiren babasıydı. Kendine de kızgındı. Düştüğü durum içler acısıydı. Keşke herkes doğmak istediği aileyi seçebiliyor olsaydı o zaman böyle asla olmazdı. Dudaklarını dişledi ve ağlamamak için zor tuttu kendini.
Erdem yan tarafta oturan kadının ağlayacağının farkına varmıştı. Kendisini zor tutuyordu. Kollarını tutup anlat demek istiyordu. Bir zamanlar hayatını mahvedenler ona ne yapmıştı? Kumru neden böyleydi merak ediyordu. Kadının yüzüne düşen saç tutamını parmaklarıyla çekti ve çenesini kendisine doğru çevirdi. Böyle bir kadın hep gülmeliydi. Hüzünlü bakmak ona yakışmıyordu. Neden bakıyordu kestiremiyordu da.
''Lütfen ağlama''
Kumru bir şey demedi. Erdem yalnızca arabayı çalıştırmıştı. İçten içe bu kızın hayatını merak ediyordu. Ucunda Serhat Çakıroğlu vardı. O baş belasını nasıl unutabilirdi ki? Direksiyonu sağa doğru kırdı. İleride tepeye çıkan yokuş vardı. Deniz daha rahat görünüyordu.
14:56 Kumru:
''Melek benim çok acil bir işim çıktı. Kalkmak zorunda kaldım kusura bakma olur mu? Söz evde sana kendimi affettireceğim.''
Arkadaşına mesaj çekti. Telefonunu tekrar çantasına koymuştu. Bir an önce bitmesini isteyerek yan tarafında duran adama doğru baktı. Erdem normal duruyordu. Kaşları çatıktı. Kumru gözünden akan yaşı sildi ve onu belli ettirmeden cama doğru çevirdi. Fakat camdaki yansıması Erdem'e görünüyordu. Yanında böyle ağlayan bir kızın olması içini acıtmıştı. Ona kalsa hiçbir kadın ağlamamalıydı.
''Saçlarını çeker misin? Telleri gözüne değiyor ağrıyacak yoksa'' Demişti merhamet dolu sesiyle.
Kumru dediğini yaptı sonra tekrar kafasını arabanın camına koydu. Az ileride Erdem arabayı durdurmuştu ve bir kafenin önünde inmişti. Diş hekimleri bu kadar kazanıyor muydu? Altındaki araba üç milyondan fazla olmalıydı ama nasıl kazanmıştı ki? Melek'in de durumu her zaman iyi olmuştu. Doktorluktan bu kadar kazanması imkansız geliyordu Kumru'ya. Erdem elinde bir kağıt torbayla içeriye girdi ve arkaya doğru bıraktı. Bırakırken kokusu kızın burnuna dolmuştu. Kocaman arabanın içine sığmamıştı. Kesinlikle dev bir adamdı. Erdem yanında oturan kıza baktı.
Kontağı çalıştırdı, sürmeye devam etti. Bir dağ yoluna girince heyecanla yanındaki adama baktı ve lanet olsun parmakları tekrar kaşınıyordu. Yeni yeni iyileşen bu parmakları kaşıntıdan mahvolacaktı. Erdem arabayı durdurdu.
''Hadi inelim''
''Arabada konuşsak olur mu?''
''Üşüyor musun?''
Kumru kafasını salladı. Erdem ceketini onun omzuna bıraktı. Saçların ceketin içine dolunca genç kıza izin vermeden kendisi o saçları ceketin arasından çıkardı.
''Hadi üşümezsin şimdi.''
''Ama sen üşürsün?'' Diye mırıldandı.
Erdem bir şey demeden kızın kapısını açtı. Geldikleri yere bakmaya başladı inatçı kız. Kahveleri de arkadan aldı birini onun eline verdi. Böylece üşümezdi. İçi sıcacık olurdu. Muhtemelen kendisi kahve aşığıydı ama Erdem tam tersi Bitki çaylarını severdi.
''Hadi gelin bakalım Kumru hanım''
Arabanın önünde ikisi durdu ve gökyüzüne bakmaya başladı. Pembe bulutlar gözüküyordu. Sanki o İstanbul'un talaşlı havası gitmiş. Araba sesleri yoktu sadece ağaçlar ve deniz vardı. Erdem yanına döndü ve kahvesini içen kadına baktı. Burnu olduğundan fazla küçüktü. Saçlarını anlatmaya gerek yoktu, muhteşemdi. Gözleri ise Bolu'daki Yedigöller'i hatırlatıyordu. Denizin yeşile doymuş haliydi.
''Serhat'ı nereden tanıyorsun?''
''Siz de nereden tanıdığını anlatacak mısınız?''
Kafasını salladı.
''Öyle çok iyi tanıdığım biri değil sadece on sekiz yaşımdayken babamın zoruyla nişanlanmıştım. Tabii o zaman küçük olduğum için aileme bir şey diyemiyordum.''
Erdem'in gözleri hayretle açıldı.
''On sekiz yaş mı?''
İkisinin omzu birbirine çarpıyordu.
''Babam çok iyi oynar. Yani beynimi ele geçirmiş gibiydi. Bana nişanlanırsan seni okuluna gönderirim demişti. Mecbur kaldım. Ailesi zengindi o yüzden istiyordu. Böylece para akışı sağlanacaktı ona.''
Bu rezalet durumu tekrar hatırlayınca omzu çökmüştü. Erdem yanında duran kadının üzüldüğünü fark ediyordu. Onu bir an sarıp sarmalamak istedi. Bedeniyle siper olmak istiyordu. Neler yaşamıştı çocuk yaşında? On sekiz yaş gözünde çocuktu. Gerçi hala çocuktu. Küçük bir bedeni ve narin ruhu vardı Kumru'nun.
''Peki sonra ne oldu?''
''Öldü... Vurulmuş sanırım öylece nişan bozuldu. Ben de bir gece vakti teyzemin yardımıyla buraya yerleştim. Bir daha da haber alamadım o aileden. Umarım mahvolurlar. Babası iğrenç adamın tekiydi. Bana bakışını görseydin şaşırırdın. Sanki satın almış olduğu bir kıyafet gibiydim.''
Erdem biliyordu. O aile çukur gibiydi giren çıkamazdı bir daha.
''Serhat sana karşı nasıldı?''
Bunu sormak durumunda kalmıştı genç adam. Aslında her şeyi görmüştü. Serhat yanındaki kadını öpmüştü. Onları bir odada görmüştü. Kızın istemediği her halinden belli oluyordu. Nasıl olduysa iki yıl aradan sonra kızı tanımıştı. Çünkü gördüğü her en hüzünlü yeşil gözdü.
''İyiydi sonra sıkıştırmaya başladı.''
Kafası yere eğince adam onun çenesini parmaklarıyla tuttu. Elindeki kahveyi aldı ve yere bıraktı. Hiç istemese de sarılmak zorundaydı. Doğru bulmuyordu kadına sarılmayı. Kırabilirdi. O yüzden sadece kolunu tuttu.
''Siz onu nereden tanıyorsunuz?''
''Çünkü o benim öz abim.''