Genç kadın kaşınan ellerini stresten kaşımaya başladı. Ne zaman strese girse bu baş gösteriyordu. Heyecandan eli ayağı birbirine dolanmıştı. Ne yapacağını bilmeden ilk adımını karşı tarafa attı. Adam ona bakıyordu. Gözlerinde gördüğü bakış nereden hatırlıyorum bakışıydı sanki. Kumru bozulmuş olan saçlarını geriye doğru attı. Hiç istemese de gülümsemek durumunda kalmıştı. O doktorun yakın arkadaşının abisi olma ihtimalini asla düşünemiyordu. Bu kadar büyük tesadüf olması normal miydi? Gözlerini yumdu tekrar açtı. Melek yanına doğru geliyordu. O yüzden sırtını biraz dikleştirdi ve trabzandaki parmaklarını çekip onlara doğru yürüdü.
Melek, ''Kumru gel seni abimle tanıştırayım''
Bu hiç iyi bir fikir değildi. En azından Kumru böyle düşünüyordu. Yere değen eteğinin ucuna basmadan yürümeye devam etti. Erdem ne kadar da farklı görünüyordu. O gün hastanede yüzü düşüktü fakat şimdi suratsız değildi. Yalnızca kaşlarını çatmıştı. Gözünün altı canlı bakıyordu.
''Biz tanışıyoruz sanırım...'' Durdu ve kadına baktı sonra kafasını kardeşine çevirdi. ''Yanılmıyorum eminim hatta.''
Neyden böyle çekinmişti? Etkilendiği adamın ev arkadaşının abisi çıkmasından dolayı mı? Hiçbirini bilmiyordu. Bildiği tek şey artık bu evde huzur olmayacaktı. Çünkü adam çok yakışıklıydı.
Elini uzattı Erdem.
''Evet şey...Erdem beye muayeneye gitmiştim; diş için''
Parmakları birbirini kavradığında Erdem gülümsemeye başlamıştı. Gözlerindeki gülümsemeyi görüyordu.
Melek, ''Sen abimin çalıştığı hastaneye mi gittin?''
Hala birbirine yapışık olan parmaklar birbirinden ayrıldı. Sanki o an genç kızın elinde bir soğukluk oluşmuştu. Erdem'in elleri sıcaktı ve çekilir çekilmez ısısını da almıştı. Kumru sessizce iç çekti. Parmakları tekrar kaşınmaya başladı.
''Evet. Diğer diş hekimi olmayınca beni abine yönlendirdiler''
Hala ayakta dikiliyorlardı. Melek bunu fark etmiş olacak ki salonun ortasındaki koltuğu gösterdi. Önden yürüdü ama o anda biri kolunu tutmuştu. Erdem kaşlarını çatmış kolunu sıkıyordu. Hızlı bir şekilde ağzını kulağına getirdi genç kızın. Kumru ürkmüştü.
''Sen kimsin?''
''Be-ben anlamadım.''
Melek her ikisine döndü. Erdem hemen kollarını bıraktı ve karşıdaki koltuğa oturdu. Kumru'da olayın şokuyla arkadaşının yanına oturmuştu. Melek her ikisine birden bakıyordu. Tuhaf bir bakış atmıştı. Abisinin az önce arkadaşıyla olan yakınlığı şaşırtmıştı. Neden olmuş olabileceğini anlamadı pek.
Melek, ''Abi biliyor musun Kumru' da Psikoloji okuyor''
Erdem ondan tarafa bakmayarak sadece gülümsedi. Genç kızın elleri kaşınıyordu. Az önceki stresi buna eklenmişti resmen. Gözlerini Erdem'den çekip iki eliyle yüzünü kapattı.
Erdem, ''Vizelerin ne zaman senin?''
Konu dağıtılmak için sorulan bir soruydu bu. Kumru arkadaşının abisine bakmıştı tekrardan. Ona bakmadan duramıyordu ama bu adamın ne yapmaya çalıştığını da asla anlayamamıştı. Bazen çok hassas olduğunu fark etti. Şu an oturup ağlayabilirdi bile. Neden böyle narin yapıda olduğunu bilmiyordu bildiği tek şey en nefret ettiği huylarından biriydi. En yakın zamanda Melek'e sormalıydı. Abisi her gördüğü kadına böyle muamelede mi bulunuyordu acaba?
''Daha on gün var yani hala tatil modundayım''
''Ders çalış aksatma sakın yoksa bozuşuruz''
Melek sessizce iç çekti. Maalesef abisinin böyle tuhaf bir baskın tarafı vardı. Yanındayken asla açık konuşamazdı ama aynı zamanda güvendiği tek insandı. Yalnızca korumacıydı. Bu da onu kızdırıyordu.
Melek, ''Kilo almışsın sen bu arada?''
''İki haftadır görmüyorsun beni ne kilosu''
''Bilmiyorum öyle fark ettim. Bu arada Aslı ne yapıyor devam ediyor musunuz?''
Aslı kimdi? Başhekim olabilme ihtimali var mıydı? Kumru şimdi daha net dinlemeliydi. Kulağını onlara vermişti.
''Gerçi unuttum sen genelde haftalık takılırsın.''
Erdem önündeki suyu içerek kardeşine bakmaya başladı.
''Kardeşimle yatak hayatımı konuşacak değilim''
Kumru içinden bunlar ne kadar da iğrenç şeyler diye geçiriyordu. Gerçekten iflah olmaz bir adamdı Erdem. Kendine de kızıyordu. Böyle bir adamın az önceki hareketinde ağlamaklı olmuştu. Düzeltmesi gereken bazı durumlar vardı. Sinirden dişlerini sıktı. Hiç hoşuna gitmeyen konuları dinlemek zorundaydı. Adamın su içişi bile garipti. Ayrıca solak mıydı? Hastanedeyken solak olduğunu fark etmemişti. Zaten o ara fiziğinden etkilendiği adama kitlenmişti yalnızca. Kendinden iğrendi. Arkadaşının abisinden nasıl hoşlanabilirdi? Bu hiç etik değildi. Ayrıca karşısındaki adam çok soğuktu.
Buzdu.
''Sadece merak ettim. Zaten ben senden ciddi bir ilişki beklemiyorum abi. Malum pek öyle adamlardan değilsin''
''Sen böyle adamları nereden tanıdın da şu an tespitte bulunmaya çalışıyorsun benim aptal kardeşim''
Alaycıydı sözleri. Erdem bir kez daha kardeşine bakıp, dakikalardır göz kontağı kurmadığı genç kıza döndürdü yüzünü. Bu kızla bir önce konuşmalıydı.
''Ya her şeyden bir şey buluyorsun aşk olsun sadece bir şey dedim abartma canım''
Kumru kendisini dışlamış hissederek mutfağa doğru yürüdü. Güzel bir kahve yapabilirdi. Türk kahvesi için cezve koydu tezgahın üzerine ve kahveleri dökmeye başlamıştı. İçeride hala konuşuyorlardı çünkü sesleri geliyordu. Şekeri de atıp fincana doldurdu. Nasıl içtiğini bilmediği için orta şekerli yapmıştı.
Salona girdiğinde adımlarını yavaşlattı. Kendini bildi bileli hep sakar bir kızdı ama bu sadece kahve taşırken oluyordu. Bir keresinde teyzesine kahve yapmıştı ve bardakları taşırken koluna dökmüştü.
''Güzelim neden zahmet ettin''
''Önemli değil''
Kahve fincanlarını masanın üzerine bıraktı tekrar eski oturduğu yere oturmuştu.
Erdem, 'Teşekkür ederiz''
Kumru yalnızca başını sallamış ve zoraki bir gülümseme göndermişti. Erdem'e bakmadan yan taraftan incelemeye çalıştı. Masanın üzerinde bulunan kahvesini alıp biraz içmeyi denedi. Genelde güzel kahve yapardı. Melek çok severdi.
''Abi biliyor musun Kumru'da bizim memleketten''
Kumru Nevşehir'liydi.
Erdem, ''Öyle mi? Bizim soyadımızı biliyor mu peki?'' Dediğinde kapı çalmıştı.
Kumru hiçbir şey anlamasa da kapıya doğru yürüdü. Allah'tan kapı direkt salona bakmıyordu o yüzden adımlarını yavaş atarak yürüdü. Şimdi bir şey derdi ama gerçekten uğraşacak gücü yoktu. Nefesini güzelce aldı ve kapıyı açtı. Karşısında Burak duruyordu yanında da Dilşah vardı.
''Hoş geldiniz''
İkisine birden sarıldı. En azından bu tuhaf ortam kendine gelecekti. Hepsi içeriye girince Burak arkada durdu Kumru'nun kolunu tuttu. Genelde böyle temaslarda bulunurdu o yüzdenKumru çok umursamazdı.
''Böyle habersiz geldik ama...''
''Yok canım hoş geldiniz. Melek'in abisi içeride de onunla sohbet ediyorduk''
Aman ne büyük sohbet.
Salonda ilk göze çarpan Erdem'di Gelen iki kişiyi birden şöyle bir havadan süzmüştü. Kardeşinin yine çok garip arkadaşları vardı. Erkek olan sarışın ve sırıtan bir tipteydi diğer ise fazla cüretkar duruyordu. Melek nereden buluyordu böyle kişileri?
''Merhaba efendim''
İlk konuşan Burak'tı. Elini kibarca uzattı. Erdem istemeye istemeye tuttu ve sıkmaya başladı. Melek tedirgin gözlerle arkadaşına bakıyordu. Pot kırmasını kesinlikle istemiyordu. Arkadaş grubunda Dilşah patavatsız olunca ona pek güvenesi gelmiyordu.
Melek, ''Abi bunlar da üniversiteden arkadaşım. Hepimiz aynı bölümdeyiz''
Melek abisinin yanına geçmişti. Burak Kumru'nun yanına, Dilşah ise tekli koltuğa oturmuştu. Sanki ortamda bir bomba varmış gibi bir sessizlik çöktü.
''Demek psikoloji okuyorsunuz''
Dilşah, ''Evet... Bu arada ben grubun en neşeli kızıyım. Melek sizden çok bahsediyordu Erdem bey.''
Erdem karşısında oturan ve elini uzatan genç kadının elini sıktı. Böyle samimiyetleri asla sevmiyordu. Ona göre samimiyet yatakta olmalıydı ama kardeşinin arkadaşı diye pek üstelemedi. Ayrıca o esmer tene pembe ruj olur muydu? Bazen kadınların böyle pervasızca makyaj yapmasını saçma bulurdu. Her şey bir denge de olmalıydı. Kırmızının bile kırmızı olduğu zamanlar vardı.
''Ben kahve yapayım içiyorsunuz değil mi?''
Melek, ''Dur arkadaşım birlikte yapalım hem şu senin yaptığın kurabiyeler neredeydi bir göstersene''
Kaş göz işareti yaparak arkadaşının kolundan tuttu. Birlikte mutfağa doğru yürümüşlerdi. Melek oldukça heyecanlıydı ne yapacağını bilmiyordu.
''Bu kız pot kırmaz değil mi?''
''Hiç sanmıyorum ama dikkatli davranırız''
''Lütfen yapmasın cidden kızarım ona''
Hazırlanan kahvelerle beraber salona doğru yürüdüler. Erdem; Dilşah ve Burak ile sohbet ediyordu. Yüzünden ne düşündüğünü anlamak imkansızdı ama normal konuşuyorlardı. Melek kahvelerini önlerine bıraktı. Kumru arkadaşının yanına oturdu. Burak oturan kıza gülümsedi.
''Bir sorun mu var rengin attı?''
Burak hafif arkadaşının kulağına eğildi. Kumru kulağındaki sesle beraber irkilmişti. Öyle çok dalgındı fark etmemişti bile. Tekrar tekrar kaşınan ellerini gizleyerek Burak'a gülümsedi.
''Yok sorun yorgunum biraz''
Burak, Kumru'nun dağılan saçlarını deliyle düzeltti. Kumru kesinlikle güzel kızdı. Güzel olmanın ötesinde ince bir ruhu vardı. Her erkeğin böyle bir kıza ihtiyacı vardı ama işte dışa dönük birisi değildi. Hep sakin kendi halindeydi. Sanki inci kabuğuyla çevrilmiş gibiydi. Asla kendinden taviz vermiyordu. Ondan onu dinlemek çoğu zaman o kadar zordu ki bu da Burak'ı yoruyordu. Şimdi bile endişeli görünüyordu. Kumru'yu ne endişelendiriyor bilmiyordu.
''Benimle bir yukarı çıkar mısın?''
''Ne oldu ki?''
''Çıkalım bir vermem gereken bir şey var''
Kumru ayıp olacağını düşünüyordu ama herkes dalgındı. Kafasını kaldırdı ve Erdem ile göz göze geldi.
''Hemen geliyoruz''
Neden açıklama yaptığını bilmiyordu sadece Burak'ın ne vereceğini merak ediyordu. Birlikte yukarıya çıkmışlardı. Üst katta üç adet oda vardı ikisi zaten kullanımdaydı. Bir tane de banyo vardı orası da Melek'in odasının tam karşısındaydı o yüzden rahatlardı. Burak elini cebine attı ve küçük bir kutu çıkardı.
''Bu nedir?''
''Aç bakalım''
Gülümsedi Kumru. Kutuyu açar açmaz gümüş rengiyle örtülmüş ve mor renkte lotus çiçeği yüzüğü vardı.
''Doğum gününde hediye verememiştim biliyorsun burada değildim. Şimdi vermek istedim umarım beğenirsin''
Beğenmek ne kelimeydi harikaydı bu. Kumru öyle bir kızdı ki küçük şeylerle bile mutlu olurdu. Sıkıca sarıldı arkadaşına. Çünkü mor onun sevdiği renkti ve lotus çiçeğine bayılırdı. Burak ile yakın değillerdi böyle hediye alıp düşünmesine çok sevinmişti. Birileri tarafından önemsenmek her zaman güzeldi. Bunu ne yazık ki hiçbir zaman yaşayamamıştı.
''Teşekkür ederim gerçekten çok teşekkür ederim''
Tekrar sarıldı.
''Rica ederim sen beğendin ya gerisinin önemi yok.''
Kumru geçen ay yirmisine basmıştı. Artık tamamen genç kız olduğunu hissediyordu.
''Lotus çiçeğini sevdiğimi nereden biliyorsun ki?''
Burak güldü. Kumru'nun bilmediği diğer bir olay Burak onun hakkında her şeyi biliyordu yalnızca uzak duruyordu şimdi karar vermişti. Bir şekilde kalbini çalmayı deneyecekti. Çünkü buna değecek tek kızdı.
''Ben her şeyi bilirim''
Kumru şakayla omzuna vurdu ve tekrar aşağı yürüdü. Yüzüğü parmağına takmıştı. Elli metreden bile belli olacak kadar ışıltılıydı. Salonda hala oturuyorlardı. Kendi evinde ilk kez bunaldığını hissetti genç kız. Burak ile beraber bir koltuğa oturdular.
Az bir zaman sonra arkadaşları gitmişti. Şimdi mutfakta Kumru ve Melek yemek yapıyordu. Bugün pazar olduğu için okul yoktu o yüzden Melek kendini iyi hissediyordu. Okulu pek sevdiği söylenemezdi. Bu konuda en çok abisiyle zıtlaşıyordu. Günün sonunda abisinin dediğini dinlemek zorunda kalmıştı. Kumru yavaşça mutfak dolabından malzemeleri çıkardı. Hayatta en sevdiği şey yemek yapmaktı. Özellikle ıspanağa bayılıyordu ama bugün misafirleri olduğu için et ve pilav yapacaklardı.
''Teşekkür ederim bugün beni idare ettin''
Kumru o arada kendisiyle konuşmaya çalışan arkadaşına dönmüştü fakat elini kesmişti. Bıçak tam olarak parmağının içine batmıştı ayrıca derin görünüyordu. Kumru acıdan kıvranmaya başladı. Melek koşarak hemen bir havlu getirdi.
''Ay çok kötü dur hemen yukarıdan ilk yardım malzemelerini getireyim.''
''Gerek yok şimdi kanama durur.''
''Kumru çok derin görünüyor durmazsa senin için kötü olur güzelim''
Melek'in mutfaktan çıkmasıyla Erdem de gelmişti. Muhtemelen seslerini duymuştu. Yüzünde hiçbir ifade yoktu yalnızca Kumru'ya dokunmadan göz ucuyla yaraya baktı. Boğazını temizledi ve yavaş adımlarla kadının karşısına geçti. Kumru gözlerini ona dokundurmamaya çalışıyordu.
''Parmağını göster bana''
''Gerek yok.''
Karşısındaki adamın dişlerini sıkmasıyla beraber mecburen parmaklarını açtı ama kan havluyu bile ıslatmıştı. Göz yaşı dökmek istiyordu zira artık çok dolmuştu. Sırtındaki yaralardan sonra bu ne ki demek istemişti. Çocukluğundan beri yarayla bereyle büyümüştü o yüzden bu tür kesikler bana mısın demezdi.
Erdem göz ucuyla baktı ve kardeşinin getirdiği malzemeleri eline aldı. Parmağıyla karşısındaki kadına işaret verdi bu beni takip et demekti.
Erdem'i takip etmeye başlamıştı. Yürürken bile kasları belli oluyordu. Anlamadığı şey bu adam kaç kiloydu? Hem uzun hem de devdi. Kendisi öyle uzun bir kız değildi o yüzden yanında çocuğu gibi durduğunu fark etmişti. Melek kesinlikle abisi konusunda şanslıydı. Onu koruyan ve seven bir abisi vardı. Önündeki adam Kumru'nun uyuşuk adımlarından usanmış olacak ki arkasını döndü ve sert tutmayarak koluna asılmıştı. Erdem şu an çıldırmak üzereydi hem kafasındaki sorulara cevap almak hem de bir an önce işi netleştirmek istiyordu.
Küçüklüğünden beri sabırsız bir adamdı o yüzden her şey hemen olsun istiyordu. Üst kattaki banyoya doğru yürüdüler, genç kız elini suya tuttu. Küvetin içi kan olmuştu. Sakarlığına bir kez daha küfür etti. Tepesinde bekleyen sabırsız adama bakmamak için zor tutuyordu kendini. Sol eliyle destek almıştı ama düşecek gibiydi. Erdem kızı belinden tuttu.
''Dikkatli ol''
Bu iki kelime yeterliydi. Sanki karşısında çocuğu varmış gibi emir veriyordu. Genç kız arkasını döndü ve ondan uzaklaştı. Boş odaya girdiler yatağın ucuna oturmuştu. Erdem kanayan parmakları tutup sarmaya başladı. İçinden ne de küçük parmaklar diye geçirmişti. Bu parmakları ikinci kez görüyordu. İki yıl önce de böyleydi.
''Teşekkür ederim zahmet verdim.''
''Önemli değil yara dikiş atılacak kadar derin değil ama çok kanayacak kadar da bir santim açılmış o yüzden çok hareket ettirme tamam mı? Solak mısın sağlak mısın?''
''Sağlak''
''Kötü olmuş...Sınavların yok değil mi? Ders çalışabilecek misin?''
Elini kesen bıçağı tam bir hafta önce almışlardı o yüzden sivri bir bıçaktı. Belki kör bir bıçakla eti doğrasaydı bu kadar kesmezdi. Heyecandan sol eli kaşınmaya başlayan Kumru ne yapacağını bilemedi. Tekrar başlıyordu. İşte ne zaman heyecanlansa elleri kaşınıyordu. Erdem yerinde huzursuzca kıpırdanan kıza baktı ve ifadesiz bir suratla kaşlarını çattı. Bu kadın küçücük bedeniyle başkasıyla nasıl nişanlanabilirdi aklı almıyordu.
''On gün sonra başlıyor ama ben önceden çalışmıştım.''
Sessizce kafasını yere eğdi.
''Bana aldığın dersleri söyle senin için kaydolmuş dersleri bulabilirim''
''Bizim derslerimiz kaydolmuyor ki..''
Sessizce iç çekti. Biraz belli ettiğini düşünmüş olacak ki sırtını hemen dikleştirdi. Yan tarafında Erdem oturuyordu ve göz ucuyla ona bakıyordu. Bu kadının saçları neden böyle sarı bir parlaktaydı? Ayrıca yeşil gözleri hep hüzünlü bakıyordu. Güzeldi inkar edemezdi. İçinden düşündüğü şeye küfür etti. Şimdide küçük kızlardan mı hoşlanıyordu? Kendini gerizekalı gibi hissediyordu.
''Geçen yılın derslerini bulabilirim. Tanıdığım profesörlerin kaydolmuş dersleri var sen sadece tek tek söyle ben maille dosyayı atarım. Böylece elini kullanmadan sadece dinleyerek çalışabilirsin...Bilgisayarın var mı?''
Kumru tekrar başını yere eğdi. Çok almak istemişti ama fiyatlar biraz pahalı gelmişti. Kafasını hayır şeklinde salladı.
Erdem dudaklarını ıslattı.
''Tamamdır ben onu da hallederim.''
''Hayır lütfen gerek yok teşekkür ederim siz dosyayı atın ben telefondan izlerim''
Farkında olmadan boştaki eliyle adamın kolunu tutmuştu. İkisinin bakışı oraya döndü ve acele ile çekti ellerini. Ne yapıyordu böyle? Hiç tanımadığı bir adamdan etkilenmesi yetmiyordu şimdi ona pervasızca dokunabiliyordu.
''Kumru gerek var ki söylüyorum rica ediyorum benimle inatlaşma ayrıca ödünç veriyorum dönem sonunda verirsin''
''Teşekkür ediyorum ama istemiyorum.''
Netti cevabı. Erdem bu kıza bir kez daha sinir olmuştu. Ne olurdu sanki alsa? Ayrıca abisi sayılırdı kabul etmeliydi. Kızın gözünün içine bakmaya başladı. Bu bir uyarı demekti. Tekrar lacivert gözlerinin esiri olmuştu. Çok güzeldi.
''Sen kardeşimin arkadaşısın dolayısıyla kardeşim sayılırsın. Şöyle düşün bunu sana Melek verdi gibi hisset olmaz mı?''
''Hayır istemiyorum''
Erdem ikinci küfrünü içinden etti. Tek elini cebine koydu. Ceketi hala üstündeydi o yüzden çıkardı ve yatağın bir ucuna bırakıp ayağa kalkmıştı. En kısa zamanda halletmesi gereken işler vardı ama şu an şu inatçı keçiye bir şeyler attığına inanamıyordu. Kızın parmağı kesilmiş o hala reddediyordu.
''Benden çekiniyor musun?''
''Sizden niye çekineyim''
''O halde teklifimi kabul et. Zaten direkt vermiyorum, işin bittiğinde geri verirsin ya da ihtiyacı olan birisine da verebilirsin sonuçta sen istemiyorsun bari başkası kullanır.''
Kumru karşısında sinirli duran adama bakarak kafasını salladı. Bu artık tamam demekti. Madem bilgisayar veriyordu ısrar etmeyecekti. Gördüğü üzere dominant yapısı vardı. Şimdi tekrar ısrar etmeye çalışsa sinirleneceğini biliyordu. Genç adamın telefonu çaldı ve kıza sırtını döndü. Aslı arıyordu. Bu kızla en son bir hafta önce görüşmüştü hala kendisini mi istiyordu? Bazen kadınları anlamak gerçekten zordu.
Neden ikinciyi isterlerdi? Kesinlikle onların doyumsuz bir varlık olduğunu düşünüyordu. Dişlerini dudaklarına geçirdikten sonra telefonu yanıtladı. Aslı koşuyor olmalıydı çünkü dışarıda su sesi geliyordu. Onunla tesadüf eseri tanışmış ve bir kez yatmışlardı. O günden sonra sapık gibi adamı arıyordu. Erdem gecelerin adamıydı. Birine bağlanmak lügatında yoktu. Ve kesinlikle olgun kadınlardan hoşlanıyordu. Beline yapıştığında her bir kıvrımı hissetmek istiyordu. Yaşının da otuzu geçmesini istiyordu. Olgun kadınlar ne istediğini bilen tiplerdi.
Böyle ilişkilerinin olmasına rağmen dışarıda da tam bir beyefendi duruyordu. Kimse onun bu kadar doyumsuz olduğunu düşünemezdi. Tamam kabul ediyordu aşk ona göre değildi fakat hiçbir kadının kalbini de asla kırmazdı. Tek istediği birine bağlanmamak, eve gittikten sonra onu bekleyen bir kadının olmamasıydı. Ayrıca bu işler al gülüm ve gülüm olayıydı. Herkes memnundu halinden.
''Efendim Aslı''
''Erdem neredesin? Arıyorum açmıyorsun aşk olsun beni unuttun mu?''
Aslı iflah olmazdı. Erdem dudaklarını ısırdı ve gözlerini birkaç saniye de olsa yumdu. Şimdi ne dese giderdi ki başından?
''Çalışıyorum ve kardeşimle ilgileniyorum biliyorsun yoğunum bu hafta''
Kumru hala telefonda konuşan adama bakıyordu. Kesinlikle anladığı şey bu adamın yaramaz olduğuydu. Oysaki dışarıdan ne kadar da olgun görünüyordu. Hayret etmişti.
''Ama beni de unutma. Bu arada Melek'e çok selam söyle. Müsait olunca buluşalım onunla''
İşte en sevmediği şey buydu. Canından çok sevdiği kardeşini sevgilileriyle tanıştırmak istemiyordu. Melek ailesiydi. Olmazdı kesinlikle. Arkasında duran genç kadına döndü ve aklına hala adam akıllı sarmadığı parmakları geldi. Doğru ya Erdem'i bekliyordu. Beklemesine rağmen şikayet bile etmemişti öyle sessizce duruyordu.
''Kapatmam lazım''
''Şimdi neredesin kiminlesin?''
''Sana ne zamandan beri hesap veriyorum Aslı. Rica ediyorum bu çizgiyi aşma, iyi akşamlar''
Telefonu cebine attı ve yatağın ucunda duran kadına doğru yürüdü. Kumru'nun o ara düşündüğü tek şey bütün erkeklerin aynı olduğuydu. İşlerine gelince bağlanmak ardından unutmaktı. Erkekler yüzeysel düşünen varlıklardı. Karşısındaki adamın o kadını nasıl kırdığını hissedebiliyordu. Allah bilir ağlıyordu. Neden böyle özgür ruhluydu adamlar asla anlamadı aksine anlamakta istemiyordu.
''Özür dilerim, telefon biraz ısrarlı çaldı.''
Kadının elini sıkıca tuttu, bezle sarmaya başladı. Şimdi daha iyi görünüyordu.
''Bana telefon numaranı verir misin? Bilgisayar için ulaşmam lazım''
Kumru, adamın uzattığı pahalı telefondan kendi numarasını girdi. Ardından karşısında duran dev adama uzattı. Boğazı ağrıyordu. Nedendir bilinmiyordu ama o telefon konuşmasından sonra rahatsız hissetmişti kendini.
''Teşekkür ederim zahmet verdim''
''Rica ederim hadi içeriye geçelim.''
Birlikte birbirlerine değmeden alt kata indiler. Mutfaktan yemek kokuları geliyordu. Melek yemekleri pişiriyordu. Arkadaşının yanına geldi ve parmağına baktı. Endişelenmişti onun için. Yemek hazır olunca üçü oturmuştu sofraya. Erdem pek ev yemekleri sevmezdi ama bugün kardeşinin hatrına kalmak istemişti. Ortamda tuhaf bir sessizlik hakimdi. Sadece çatal bıçak sesleri geliyordu. Erdem kolundaki saate baktı. Bayağı geç olmuştu. Bu saatlerde evinde bir şarap açıp içmek vardı. Kız kardeşinin kesinlikle alkol kullanmasını istemiyordu çünkü geçmişte bağımlısıydı. Onun için sıkıntı olabilirdi. Tekrar tabağında duran eti bıçakla kesti ve yemeye devam etti. Göz ucuyla karşısında duran kıza baktı. Çok sessiz birisine benziyordu. Herhangi bir abartı hareketi yoktu. Üstünde düz bir etek ve kazak vardı. Saçları da açıktı. Güzel bir renk olmasına rağmen güzelliğinin farkında değildi sanki. Ağırbaşlı bir kızdı kesinlikle bugün anlamıştı. Çünkü onunla konuşurken kelimelerini seçerek iletişimde bulunuyordu.
Özellikle parmağının kesildiği zamanı hatırladı. Normal bir kesik değildi o yüzden acısı fazla olmalıydı ama kız sanki hiç acımıyormuş gibi davranıyordu. Bu yaşta böyle bir olgunlukta olması takdire şayandı. Erdem tamamen böyle düşünüyordu. Çevresindeki çoğu kadının tırnağı kırılsa bir ay konuşacak cinsten olunca bu durum garibine gitmişti.
Melek, ''Sevdin mi diğer arkadaşlarımı?''
Erdem çatalındaki eti ağzına attı ve beyaz peçeteyle ağzını sildi. Et güzel olmuştu. Melek her zaman güzel yemek yapardı.
''Yani tam tanımıyorum ama şimdilik bir problem yok güzelim.''
Kumru portakal suyundan bir yudum aldı. Boğazındaki yumruyu engellemeye çalışıyordu. Parmağı sargılı olduğu için yerken biraz zorlanıyordu. Tekrar kendini yemeğe vermeye çalıştı. Şu an düşünmesi gereken kendisiydi. Neden bu adam böyle etkiledi onu? Bu soruya cevap bulmalıydı en kısa sürede.
''Dilşah biraz delidoludur ama Burak çok olgun çocuktur. Annem olsaydı, nereden buldun bu deliyi derdi değil mi abi?''
Erdem güldü.
''Annemiz her zaman olgun insanları sevmiştir.''
''Bilmez miyim? Örneğin beni şu kıyafetle görse kızardı. Bu ne biçim kıyafet hiç hanımefendilere yakışır mıydı derdi?''
İkisinin annesi despot bir kadındı. Kumru arkadaşının dolan gözlerine baktı. Annesini hiç dinlememişti ve merak ediyordu. Melek pek anlatmazdı.
''Haklıymış kadın kusura bakma ama bu ne biçim kıyafet Melek''
Melek arkadaşına dönerek; ''Bu abim her zaman böyleydi. Bir şey oluyor hiç beğenmiyor anlamadım ki yani.''
Kumru gülmeye çalıştı ve salatadan bir parça ağzına attı. Masanın uzağında tuz olduğu için gözlerini oraya çevirdi. Uzanmak istemiyordu çünkü beli ağrıyabilirdi. Aynı anda Erdem'inde gözleri oraya odaklandı ve tuzu ona doğru uzattı. Uzatırken yine parmaklar birbirine değmişti. Kumru güç bela gülümsedi. Bu teşekkür ederim demekti onun için.
Yemekler yendikten sonra Erdem gitmiş ve Kumru'da uyumaya çalışıyordu. Gözlerini kapattı sanki bugünü hiç yaşamamış saymaya çalıştı. Çünkü o gün hastanede gördüğü adamın görüntüsü gözünden gitmiyordu. Onu öyle hatırlamak istedi. Melek'in abisi değilmiş gibi.