1.Bölüm

3027 Words
Genç kadın elinde tuttuğu telefona sımsıkı gözlerle bakmaya başladı. Sanki anı duymuyor gibiydi. Dokunup dokunmama arasında kalmıştı. Ruhunu kaybettiği bu savaşta yenilmişliği dibine kadar yaşıyordu. Zaman şimdi işlemişti. Belki de olmak ve olmamak arasında tükendiği varsayımlar onu mahvediyordu. Elinde olsa bütün iple boynunu koparabilirdi. Nefesini kesse unutur muydu bu evreni? Hiç mi şansı yoktu. Gözlerini kapattı ve sesleri dinlememeye başladı. Her şeyi unutma zamanıydı. Her şey unutulmalıydı.  Saçlarını arkaya doğru itti ardından adımlarını yavaşlatarak odasından çıktı. Elindeki telefon hala yapışıktı parmaklarına. Bugün dişçiye gitmesi gerekiyordu. Onun içinde bu hazırlıklar. Telefonun o tuhaf sesini duyunca gözlerini hiç istemese de ekrana çevirdi. Birkaç kez gözlerini kapatıp açtı. Bir rüya olmalıydı.  Babası hangi yüzle iki yıl sonra arayabiliyordu? Oysaki gayet açık konuşmuş ve onlardan kopmuştu. Şimdi ne diye arayabilirdi? O gün kızının gözyaşlarına acımadan hayatını karartmıştı bu adam. Şimdi ise hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Tekrar aranınca aldı telefonu açtı. Kumru korkak bir kız değildi. Bununda üstesinden gelecekti.  ''Kızım benim teyzen Zümrüt'' Teyzesinin sesini duyunca sağ eline aldığı telefonu sol eline verdi ve ayakkabılarını giymeye başladı. Kısa bir rahatlama yaşamıştı. Ya babasının sesini duysaydı? O zaman bu narin bedeni nasıl dayanabilirdi.  ''Efendim teyze'' Hiçbir şey olmamış gibi sesini canlı ve parlak tuttu. O arada da ayakkabılarını giymiş anahtarları eline almıştı. Evin önünde durak olduğu için yürümesine gerek kalmıyordu. Kapıya bir kez daha baktı. Unutuyordu arada kapatmaya.  ''Nasılsın kuzum benim'' Teyzesine minnettardı. Ne olursa olsun o gün gitmesine yardım etmişti. Babası onu kendinden 10 yaş büyük birisine vermeye çalışmış, yetmemiş parmağına yüzük bile takmıştı. Üstelik bunu öyle bir yaptırmıştı ki şaşkınlığını hala atlatamıyordu. Babası kesinlikle tatlı dilli yılanın tekiydi. Gerçekten nasıl becerdiğini anlayamıyordu. Tek bir lafıyla Kumru'ya sözünün geçirmişti.  ''İyiyim teyzeciğim, sen nasılsın?'' Durağa geldiğinde soğuk bankın üstüne oturdu. İlkbahar olduğu için hala kışın varlığı gitmemişti. Bir an önce dişleri için görünmeliydi. Yoksa bu ağrıya daha fazla katlanamayacaktı. Hastanede onu arkadaşı bekliyordu. O da orada asistanlık yapıyordu. Gideceği hastaneyi arkadaşı Emre söylemişti.  ''Ben de iyiyim güzelim benim arayayım dedim. Harçlığın var mı?'' Gülümsedi. Zümrüt Atakan dağ gibi kadındı. İyi bir anne babası vardı. Ailesi; kadına önem verirdi. Günün sonunda Kumru'nun annesi babası gibi hödük bir adamla evlenmişti ve anneannesi onu evlatlıktan reddetmişti. Oysaki annesinin ailesi ne kadar da iyiydi. Polisin kızıydı annesi. Tekrar aklına geldi geçmiş. Nefret ediyordu. ''İyiyim aklın kalmasın...'' Durdu ''Şey neden o adamın telefonundan aradın beni?'' Otobüs gelince kartını okutup en arkaya geçmişti. İçerisi boş görünüyordu. Pazar olmasından dolayı böyleydi sanırım. Saçlarını eliyle düzelttikten sonra telefonu tekrar kulağına götürmüştü.  ''Baban kaza geçirdi kuzum. Onun yanındaydım ve sana haber vermek istedim. Kendi telefonum Mehmet'teydi.'' Sustu Kumru. Ne de çok umurunda olan bir haber? Ne diyebilirdi ki? O adam zamanında hayatını mahvedecekti. Kumru 18 yaşındaydı o sıralar. Daha ergenliğin en hareketli olduğu dönemler parmağına yüzük takılmıştı. Serhat Çakıroğlu Nişanlısı züppenin tekiydi. Neyse ki nişandan bir hafta sonra rakip firmaları tarafından vurulmuştu. Asla üzülmemişti. Hayatını mahvetmeye aday olmuştu o aile.  ''Biliyor musun okul Ankara'ya gezi düzenleyecekmiş. Hep çok isterdim sen de biliyorsun şimdi fırsat ayağıma geldi teyzeciğim'' Konuyu değiştirmek için aklına ilk geleni söyledi.  Teyzesi Kumru'nun Ankara'ya olan sevdasını biliyordu. Genç kız gitmek istiyordu ama önce okulu bitecekti. Ayrıca Boğaziçi de Psikoloji okuyordu. Zeki bir öğrenciydi. Çok çalışmıştı. Sonunda emeklerinin karşılığını almıştı. Mezun olur olmaz Ankara'ya taşınacaktı.  ''Kızım çok sevindim. Anıtkabir'e hep gitmek istiyordun. Şansına böyle bir durum çıktı.'' Teyzesi muhtemelen konuyu değiştirdiğini anlamıştı. Genç kızın ayakkabılarının bağcığı açılınca ipleri birbirine doladı ve ayalarının arasına soktu. Tabii bunu yaparken iki büklüm olmuştu. Umursamadan ışığa bastı ve dolmuşun durmasını bekledi. Şimdi çıkmıştı dışarıya artık hava insanın içine çarpıyordu.  ''Öyle...Ben şimdi kapatsam olur mu Zümrüt. Malum pek müsait değilim.'' ''Ne oldu ki okula mı gidiyorsun'' ''Yok yirmilik dişlerim için muayene olacağım da'' ''Tamam yavrum, bana da haber ver merak ederim.'' ''Tamamdır sultanım'' Telefonu kapattıktan sonra diş hastanesine doğru yürüdü. Randevusuna daha çok vardı o yüzden Emre'yi yerinde ziyaret edebileceğini düşünüyordu. Emre diş hekimliği okuduğu için burada stajyerdi. Telefonunu alıp ona mesaj çekti. Hastaneye geldiğini ve kafede olduğunu belirtmişti.  Nefesini içine çekti sonra yürümeye devam etti. Hastanenin hemen altında bir kafe vardı. Orada oturmak için önce iki kahve aldı. Emre soğuk içtiği için sorun olmayacaktı o yüzden erken almada bir problem görmemişti. Terleyen ellerini cebine koydu. En yakın masayı buldu. Kumru'nun çok tuhaf bir huyu vardı. Genelde hastaneye her zaman erken gelirdi. Ne olursa olsun bir yere gidiyorsa bir saat öncesinden varmayı isterdi. İstanbul'da iki yıldır yaşıyordu. Hala aynı huylara sahipti.  Telefonunu masanın üzerine bıraktı ve gökyüzüne bakarak kahve içmeye başladı. Hayatta en çok sevdiği şey kahve içmek ve kitap okumaktı. Tabii bazı zıtlıkları da vardı. Örneğin psikoloji okumasına rağmen alttan alta felsefeye de ilgi duyardı. Kütüphanesinde Sokrates de dahil çok fazla felsefe kitapları barındırırdı. Seviyordu... Bakışlarını görüşünü kapatan dev bedene çevirdi. Genç yaşta bir adam elindeki içeceği ve buram buram pahalı kokan telefonuyla birlikte karşısına oturmuştu. Sırtı kendisine dönük değildi fakat Kumru'ya kafasını çevirse görecek kadar iyi bir pozisyondaydı. Kumru yutkunmaya çalışarak önündeki adama bakmamaya karar verdi fakat nafileydi. Çoktan görüş açısını kapatmıştı. Adamın üstünde doktor önlüğü vardı. Ayrıca çok sessiz sakin duruyordu. Önce bir yudum içeceğinden içti ardından telefonuna bakmaya başladı. Kolundaki saate gözlerini çevirip içeceğini biraz daha içmeye devam etmişti. Bozulan gömleğinin kollarını düzeltti. Masanın üzerinde duran kağıtlara bir bakış attı.  Adam asla bu tarafa bakmıyordu. Daha da kötüsü hala gözlerini kaldırıp etrafa bile bakmamıştı. Sonra bir şey oldu. Adam bir an da gülümsemeye başladı. Telefonda gördüğü şeye gülmüş olmalıydı. Belini doğrulttu, kimseye bakmadan ayağa kalktı. Kumru onun gideceğini düşünmüştü fakat ilginç olan adam gitmek için değil yere düşen kağıt parçasını alıp çöpe attı sonra tekrar oturdu yerine. ''Hey kızım'' Emre'nin sesiyle arkadaşının koluna sarıldı. Emre yüzündeki gülümsemeyle karşısında duruyordu. Seviyordu bu çocuğu. Buraya geldiğinde otogarda tanışmıştı ve o gün çok yardımcı olmuştu.  ''Nasılsın ne yapıyorsun?'' Diye sordu arkadaşına. Kumru, ''Dişim biraz ağrıyor.'' Yanıtını vermişti.  Masada duran beyaz karton kahveyi Emre'ye uzattı. Uzatırken karşıdaki adama bir bakış atmıştı. Hala gözleri kağıdındaydı ve yine bakmıyordu.  ''Sen büyüdün de yirmilik dişlerini mi çektirmeye geldin'' Emre'nin gülmesine gözlerini devirdi. Sahi en son 18 yaşında bir kızdı. Ne ara 20sine gelmişti ki? Oysa daha dün merkezden ilçeye gidemiyordu. Şimdi artık büyümüştü. Vücudunda değişimler meydana gelmişti. Göğüsleri daha büyük, beli ise inceydi.  ''Lütfen dalga geçme yaş hassas noktam biliyorsun'' Emre kahvesini içti hala arkadaşına bakıyordu. Kumru'yu dün gibi hatırlıyordu. Hayatında gördüğü en güçlü kızdı. Yardımseverin tekiydi. Genelde bir kafede garsonluk yapıyordu ve harçlıkların birçoğunu kendine geri kalanını ise hayvanlara yardım yapıyordu. Kumru hala gözlerini o adamdan çekememişti. Emre'de fark etmiş olacak ki arkasına döndü. Arkadaki dev adama kafasını salladı selam verir gibi. Ne yani tanışıyorlar mıydı? Az önceden beri kimseyle göz kontağı kurmayan adam arkadaşına selam vermişti.  ''Tanıyor musun onu?'' Bakışı hala doktordaydı.  Güldü Emre. ''Tanıyorum elbette. Hocam sayılır'' Emre biraz daha eğilmişti arkadaşına. Gözlerinin içine bakarak; ''Aramızda kalsın hastanenin en ketum adamıdır.'' Kumru bir kez daha baktı. Bir tablo gibiydi yüzü. Böyle tüm gün baksa bıkmayacaktı sanki. Nedendir bilmiyordu ama dikkatini çekmişti. Beyaz tenli siyah saçlıydı adam. Gözleri koyu maviydi. Hatta lacivert denecek kadar koyuydu. Hayatında böyle bir göz rengi görmemişti. Kendisi oysa sarı saçlı ve yeşil gözlüydü. Gözlerini beğeniyordu ama şu an gördüğü adamın gözleri çok daha başkaydı.  Lacivert kazak ne de çok yakışırdı adama. ''Nasıl ketum?'' Doktor şimdi masadan kalkmıştı. Kalkmadan önce bardağını aldı çöpe attı.  ''Çok iyi sır saklar.'' Güldü. ''Detaylandırır mısın?'' Soru sorarken de telefonuna bakmayı ihmal etmemişti. Bir an önce muayene olmak istiyordu ama önceliği adam hakkında bilgiler toplamaktı. ''Başhekimle ilişkisi olduğu söyleniyor ve adam bunu inkar da etmiyor ama söylemiyor da çok tuhaf değil mi?'' Başhekim kaç yaşındaydı ki? Çok daha tuhafına gitmişti. Böyle yakışıklı bir adamın sevgilisi olması kendisini biraz üzmüştü. Emre tuhaflaşan arkadaşına baktı ve gözlerindeki hüznü fark etmişti. Umarım bu küçük kız o adama bulaşmakla hayatının hatasını yapmazdı çünkü yanlış olurdu.  ''Sustun.'' ''İçeriye geçelim mi? Doktor randevum var biliyorsun.'' Emre kafasını salladı. Birlikte artık içeriye girme zamanıydı. Yavaşça yürümeye başladılar. Tüm gün yorulmuştu Emre. O yüzden arkadaşının yanındayken kendini iyi hissediyordu. Genç kız girişte kimliğini uzattı. ''Kemal Ünver'e randevum vardı'' Diye mırıldandı. Karşısındaki kadın bilgisayardan bir şeylere baktı sonra çatık kaşlarını kaldırarak; ''Üzgünüm, Kemal bey izinli sizi diğer bir hekime yönlendiriyorum. Erdem Bey'in odası zemin katta bugün sizi o muayene edecek'' Kumru başını salladı ve kendisine uzatılan sarı kağıdı aldı. Emre belinden tutup onu yönlendirmeye başlamıştı. Tam on dakika sonra içeriye girecekti. Emre'nin değişen yüzüne bakmıştı. Gayet sırıtıyordu. ''Ne oldu?'' ''Sana bir sır vereyim mi?'' Diye sorduğunda Kumru tedirginleşti. Yüzündeki garip bir ifade vardı.  ''Ver bakalım.'' ''İyi hastanın doktor ayağına gelirmiş'' Kapı açılınca Kumru mecbur arkadaşına bakmadan içeriye girdi. Ne demek istemişti ki o? Elindeki çantasına sıkı sıkı sarıldı. İçeride sırtı dönük doktor vardı. Adam ona bakmadan gömleğinin kollarını katladı ve elindeki telefonu cam kenarına bıraktı. Kumru endişeli gözlerle bakıyordu çünkü az önceki adam doktoruydu. Heyecanlandığını belli etmeden doktoru incelemeye başladı. Bu adam bu dev haliyle odaya nasıl sığıyordu? Ayrıca ensesi de çok güzeldi.  ''Eşyalarınızı yan tarafınızda bulunan masanın üzerine bırakın'' Dedi tok sesiyle. Sesi gürdü. Yüzüne bir kere bile bakmamıştı. Kumru kafasını sallayarak yutkundu. Şimdi bu adamın odasındaydı ve onun hastası olacaktı. Elindeki sarı kağıdı doktora uzattı. Doktoru gözlerini kaldırınca göz göze gelmişlerdi. Bu nasıl bir gözdü? Daha bir göz var mıydı? Neden insanı içine çekiyordu ki? Sanki bu birkaç saniyelik bakış saatlerce sürmüş gibiydi. Doktoru parmağına dokunmadan kağıdı çekti.  Asistanı olduğu kadın içeriye girdi.  ''Özür dilerim Erdem bey geciktim ben çok üzgünüm'' Erdem bir şey demeden sarı kağıdı ona verdi. Asistanı bilgisayarlardan bir şeyler yazdı ve kızdan kimliğini aldı. Genç bir kadındı ayrıca çok güzeldi. Tekrar doktoruna baktı. Kesinlikle beklemekten sıkılmış gibiydi. Kaşlarını çatıp yan tarafına döndü. ''Sanem hanım?'' ''Öz-özür dilerim efendim kitlendi sistem. Şimdi düzeldi hazırlıyorum hemen'' Dedi.  Erdem ardından Kumru'ya baktı. Sedyeyi eliyle göstermişti. Kumru yavaş adımlarla uzandı. Neden midesinde tuhaf kelebekler hissediyordu? Bu hiç normal değildi. Yavaşça kafasını kaldırdı ve doktorunu bekledi. Çenesinde eldivenli parmaklarını hissedince yutkunmuştu. Kalbi çok hızlı atıyordu. ''Şikayetiniz nedir?'' ''Ben yirmilik dişlerimi çektirmek istiyorum. Üç ayda bir ağrısı nüksediyor.'' Erdem kızın ağzına yukarıdan muayene ışığını tuttu kaşlarını çatarak incelemeye başladı. Muhtemelen içinden kıza küfür ediyordu. Kumru onun böyle sert bakmasına biraz sinir olmuştu. Adamı tanımıyordu ama kesinlikle egoist bir yapısı olduğunun farkına varmıştı. Kızın yüzüne doğru dürüst bakmıyordu. Yalnızca kaşlarını çatmıştı. Elindeki eldiveni çöpe attı işlemini bitirir bitirmez.  Kumru ayağa kalkıp ceketini giydi ve asistanın bulunduğu kısma doğru yürüdü. Asistanı olan Sanem hanım genç kıza döndü.  ''Kumru hanım hamile misiniz?'' ''Değilim.'' Söze Erdem girdi. ''Röntgen çektirin, çekim bittikten sonra kontrole gelirsiniz''  ''Tamam'' Elindeki beyaz kağıdı ve kimliğini alıp röntgen için sıra beklemeye başlamıştı. İçeriye girdiğinde genç bir erkek onu bir makineye yaklaştırmıştı. Makinenin ucunda sivri bir uca benzer bir şey vardı. İçini poşetle sarmışlardı.  ''Ağzınızı buraya sokun'' Denileni yaptı ve hareketsizce beklemeye başladı. Etrafında makine dönmeye başlamıştı İşlemi bitirir bitirmez çıktı. Şimdi tekrar Erdem'in odasına girmesi gerekiyordu. Ne yapacağını bilmiyordu. Heyecanlandığını bu kadar belli etmemeliydi.  Kapıyı tıkladı. Hasta yoktu. ''Girebilir miyim?'' Sanem, ''Gelin'' Erdem masasında oturmuş iki eliyle başını kapatmıştı. Başı mı ağrıyordu? Onu görür görmez yüzünü buruşturmuştu. Bu adam hiç normal değildi. Ne yapmış olabilirdi ki? Kaşlarını çattı ve ona bakmadan asistana döndü. Bilgisayarda onun adına açılmış dosya açıldı. Çenesinin bulunduğu diş ultrasonu gözüküyordu. Erdem ayağa kalktı, ultrasonu incelemeye başladı.   ''Çektirmek mi istiyorsunuz?'' ''Evet'' ''Sizi çene cerrahisine yönlendireceğim. Sıra bulmak çok zor olduğu için yer ayırttım. Normalde sistem açılmıyor.'' Ne yani boşa mı gelmişti? Gerçekten boşa geldiğine inanamıyordu. Üstelik okulu kırmıştı. Kafasını salladı ve teşekkür edip odadan çıktı. Emre az ileride hastanın biriyle konuşuyordu. Arkadaşını görünce el salladı. Kumru'nun morali bozulmuştu. ''Çene cerrahisine yönlendirdi, boşuna bekledim.'' Ses tonu düşmüştü. ''Ciddi misin? Neyse ben sana sıra alırım. Herhangi bir tarih önemli mi?'' ''Fark etmez'' Emre arkadaşına sarılarak yürümeye başladı. Kumru'yu ayrı seviyordu. Hatta imkanı olsa duyguları konusunda açılacaktı ama yine de temkinli davranıyordu. Bunu yaparsa onu kaybetmekten korkuyordu. Onu ilk gördüğü anı asla unutamayacaktı. Bu kız kesinlikle kendine iyi geliyordu. ''Emre'' İki arkadaş arkasına dönünce az önceki asistanı gördü. Erdem'in asistanı Emre'ye doğru gelmişti. Yüzünde mutluluk vardı. ''Aa Sanem ne yapıyorsun?'' ''İyiyim seni göremedim hastanede şimdi görüyorum şaşırdım. İnsan haber vermez mi? Gerçi staj saatlerinde değişiyor sürekli'' Emre'nin elleri hala arkadaşının kolundaydı.  ''Ne oldu ki?'' Sanem heyecanlı görünüyordu. Kumru durumu sonradan fark etmişti. Bu kız yakın arkadaşından hoşlanıyordu. Ayrıca çok güzeldi kesinlikle yakışırlardı. ''Kahve içeriz dedim.'' Emre, Kumru'yu göstererek; ''Randevum var üzgünüm başka zaman olsa olur mu?'' ''Olur...'' Sanem kendisini yeni fark etmiş gibi konuşmaya devam etti. ''Sen az önceki hastasın.'' Kuru bir sesle; ''Evet'' Kumru bir an önce buradan gitmek istiyordu. Akşam da çökmüştü. Sanki hastanenin havası kendisini boğuyor gibiydi. Saçlarını geriye doğru attı ve yanından geçen hastalara çarpmamak için biraz ileriye döndü bu arada da Emre'ye hafif çarpmıştı. Özür dilerim bakışı attı. Emre ise bu yakınlıktan heyecanlanmıştı. Kolundaki elini çıkarıp beline koydu. Sanem ile vedalaşarak arabasına doğru yürümüştü.  Emre'nin babası cerrah olduğu için oğluna diş hekimliğini şart koşmuştu. Kazanınca da ilk iş ona araba almak olmuştu. Şimdi çoğu öğrenciye nazaran güzel bir arabası vardı.  ''Hadi gidelim seninle yemek yiyelim açım biliyorsun'' Arabanın kapısını açtı ve yıldızlara bakarak içeriye attı kendini. Kafasını kaldırırken az önceki doktor ile göz göze geldi. Erdem pahalı duran arabasının önünde sigarasını içiyordu. Daha az önce odasındaydı. Ne ara çıkmıştı? Adam sadece bir kez bakmıştı. Gözlerini bu sefer sigarasına çevirdi. Çok tuhaf bir duygu geçti kadının kalbinde.  Acaba arkasında duran başka bir şeye bakarken yanlıkla kıza mı bakmıştı? Kalbindeki sesleri umursamadan dudaklarını ısırdı. Çok sigara içiyordu. İkincisini de yakmıştı. Önceki sigarasını söndürürken ayağıyla bastı tekrar yerden aldı ve çöpe atmıştı. Çevreci olduğu aşikardı.  ''Kemerinizi takın, pilotunuz kalkış izni veriyor efenim.'' Gülümsedi.  Gitmek istemiyordu. Gitmemek için savaş vermek istiyordu. Araba çalıştı, adama son bakışını tekrar attı. Ama yerinde yoktu. Ne ara gitmişti? && Saçlarını düzelten genç kız aynadaki görüntüsüne gülümseyerek baktı. Sarı saçları beyaz tenine uyum sağlıyordu. Doğuştan sarıydı fakat bazen siyah saça da özenirdi. Masanın üzerinde duran telefonunu aldı. Çok arkadaşı yoktu. Sadece üniversiteden tanıdığı birkaç kişi vardı. Bunlardan birisi Melek'ti. Hem ev arkadaşı en bölümden en yakın dostuydu. Bazen onun yanındayken mutlu olmamak elde değildi. ''Hadi kızım hazırlanmadın mı daha?'' Kafasını uzatan arkadaşına baktı. Üstünde kışlık bir elbise elinde de allık vardı. Odasına girdikten sonra aynadan kendine bakmaya başlamıştı. Melek gerçekten güzeldi. O da kendisi gibi kimsesizdi. Yalnızca bir abisi vardı. İstanbul'da yaşadığı halde daha önce hiç karşılaşmamışlardı. Arada kız kardeşiyle buluşuyordu. Onun hakkında bildiği tek şey buydu.  ''Allığı süremiyorum yardımcı olur musun?'' ''Ver bakayım'' Arkadaşının elindeki siyah kapaklı allığı aldı yanağına doğru şeritler halinde sürmeye başladı. Melek genelde makyaj konusunda beceriksizdi. Kumru biraz daha iyiydi bu konuda. Gözlerini yuman arkadaşına önce yuvarlak sonra da düz bir biçimde sürdüğü allığı dağıtmaya başladı.  ''Nasıl oldu mu?'' ''Ay her zamanki gibi mükemmelsin bebeğim'' Kumru dudağına sürdüğü kırmızı ruju peçeteyle sildi. Amacı daha mat bir görünüm elde etmekti. Her şeyi hazırlamıştı. Sıra durağa gidip okula varmaktı. Koluna girdiği dostuyla durağa doğru yürüdüler. Melek dudaklarını ısırmış saçlarını arkaya atıyordu. Yandan bir bakış attı.  ''Neden böyle bir değişiksin?'' Diye soru yöneltti. ''Abim bizim oturduğumuz evi ziyaret etmek istiyormuş Kumru'' Bu kötüydü Melek için. Çünkü her yerde alkol şişesi vardı ve abisi ona bu konuda çok kızıyormuş. Arkadaşının düşen suratına baktı ''Neden peki?'' Gelen otobüse bindiler. En arka boştu oraya doğru yürümüşlerdi.  ''İnan ben de bilmiyorum. Sadece evini merak ediyorum dedi.'' Hala dudaklarını ısırıyordu. Melek ne zaman strese girse bu hareketi yapıyordu. Kumru arkadaşının elini güvence verirmiş gibi tutmaya başladı. Onun böyle mutsuz olmasını kesinlikle istemiyordu. O yüzden kendisini iyi hissetmeliydi. ''Bir şey mi gördü?'' Konuşurken yoldaki ağaçlara bakıyordu. Bu evrende en çok sevdiği şey dışarıyı izlemekti.  ''Onun yanındayken telefonuma bildirim geldi benden önce baktı. Kemal ile olan fotoğraflarımı gördü. O an mahcup oldum çünkü bayağı yakındık'' Elini utançla kapatmıştı. Kemal, Melek'in eski sevgilisiydi.  ''Çok kötü olmuş'' Birlikte okula doğru yürüdüler. Turnikeden geçmek için kart basan Kumru arkadaşının kolundan tuttu. Bir kahve içerlerse belki kendini daha iyi hissedebilirdi. Kantine doğru yürümüşlerdi. Masada Dilşah ve Burak vardı. İkisiyle aynı bölümde okuyordu Kumru. Onlarla da yakındı ama Melek ile araları çok daha farklıydı.  Üniversiteye ilk geldiğinde ev aramak istemiş günün sonunda da bulmuştu. Melek sağ olsun yardımcı olmuştu. Hala mahcuptu bu konuda. Çünkü zor günlerinde yardım eli uzatmıştı.  ''Konuşacağız bu konuyu sen hiç merak etme hallederiz tamam mı?'' ''Hallederiz değil mi? Çünkü akşam uğrayacağım dedi. Bak abimi tanımıyorsun. O biraz tuhaftır'' Arka masaya yürümeden arkadaşının kolunu tutup duvar olan kısma doğru çekti. Şimdi daha rahat konuşabilirlerdi.  ''Ne gibi?'' Adını bile duymadığı bir abisi vardı. Melek öyle çok çekinirdi ki çok bahsetmezdi. Morali bozuluyordu. ''Fazla düşkün bana o yüzden korumacıdır. Bir yıldır evimi ziyaret etmedi güveniyordu. Bir de ailemle ilgili meseleyi biliyorsun. Sırf bana geçmişi hatırlatmamak için uzak durdu şimdi hayatıma girmek zorunda zira hatalar yaptığımı düşünüyor'' ''Kızlar gelsenize'' Arkadan ses gelince Kumru hadi gidelim bakışı attı. Melek zor bir aileden geliyordu. Çok anlatmasa da iyi şeyler yaşamamıştı. Masaya oturdular kahve içip dersi beklediler. Nihayet akşam olmuştu. İkisi otobüste inmeyi bekliyordu. İner inmez evlerine girmişti. Kapıyı açtıktan sonra Kumru ceketini çıkardı. Buzdolabının içinde bulunan alkol şişelerini odasına taşımaya başlamıştı. Melek maalesef alkolikti. Zar zor tedavi olmuştu. Belki de Kumru olmasaydı hastaneye kapatılacaktı. Bir şekilde dengelemeye çalışıyordu ama yine de her akşam bir bardak içmeden duramıyordu. ''Odana mı götüreceksin?'' Kapıda arkadaşına bakıyordu. ''E odama girmeyeceğine göre burası daha güvenilir'' Melek tekrar dudaklarını ısırdı. Kapı da hemen ardından çalmıştı. İşte abisi gelmiş olmalıydı.  ''Allah'ım umarım fark etmez. Lütfen pot kırma olur mu?'' Kafasını salladı Kumru. Melek aşağıya inince Kumru'da odasına kapanmıştı. Birkaç saat kitap okuyabilirdi. Kitaplığından ilk sırada olan yeşil ciltli kitabı çıkardı ve yatağına oturdu. Oturur oturmaz yatağın yumuşaklığı vücudunu ısıtmıştı. Kumru'nun da böyle bir hatası vardı. Yatağı görür görmez uykusu geliyordu.  Bir saat geçtikten sonra susadığını fark etmişti. Omzuna şal geçirip merdivenleri çıkmaya başladı. Bu evi seviyordu. İki katlıydı ve gayet büyüktü. Melek'e abisinden kalmıştı ama yine de Kumru kira ödüyordu. Her ne kadar başta arkadaşı karşı çıksa bile yine de kazandığının yarısını veriyordu. Bunu yapmak zorundaydı. Arada Melek parayı almayınca ona kıyafetler alıyordu. Asla kimsenin hakkı onda kalmasın istiyordu. Melek abisiyle konuşuyor olmalıydı. Adam gitmeyecek miydi? Sadece salonda dev bir beden gördü. Kot ceketliydi. Melek ise karşısında iki büklüm duruyordu. ''Yaza doğru beraber bir plan yapmalıyız'' Demişti abisi. Bu ses ne kadar da tanıdıktı. ''Olur abiciğim sen yeter ki iste'' Adımlarını durdurdu ve Melek'in kendisine çevrilen bakışlarına maruz kaldı. Trabzanları sıktığı parmaklarını gevşetmeye çalıştı. Dünya küçük müydü? Tesadüfün böylesi mümkün olabilir miydi? Dün bu adamın hastasıydı şimdi ise en yakın arkadaşının abisi çıkmıştı. ''Abi bak ev arkadaşım Kumru'' Erdem Kumru'ya baktı. İçinden o an kaçmak istemişti.  Yalnızca kaçmak...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD