Kadının sorusunun ardından meraklı bakışlarını yanıtlamak istercesine sordu Poyraz;
"Doktor Harlan Dupond. Bu isim sana bir şey çağrıştırdı mı Lena? Buradaki bir doktormuş."
Kadın olumsuzca başını sallayınca devam etti. En azından isminin tanıdık geldiğini söylemesini umut etmişti. Hayal kırıklığı yüzüyle beraber sesine bile yansıdı.
"Şu fotoğraftaki kızı araştırdım. Dupond'un bir hastası çıktı. Bunu nasıl söyleyeceğim bilmiyorum. Belki de kendin görmelisin." Diyerek elindeki kağıdı kadına uzattı.
Lena Poyraz'ı bu kadar etkileyen bu hastayı merak etmişti. Kağıdı adamın elinden alıp fotoğrafa baktı. Bu o kızdı, nerede görse tanırdı. İsmine baktığında küçük çaplı bir şok da kadın yaşadı. Önünde kocaman "Lena Lewith" yazılıydı.
Tarihe baktığında bir kez daha şaşırdı. Yirmi beş yıl öncesine ait tarihler atılmış notlar Lena'yı dibe doğru çekmeye başlamıştı. Önündeki yazılar giderek okunmaz hale geldiğinde kendisine seslenen adamı göremiyordu bile. Yazılar kağıttan sökülüp havada uçmaya başladı. "Şizofreni'' yazısı gözünün önünde uçuşurken Lena istemsizce gözlerini kapadı.
Kendinden geçen kadını hafif tokatlarla ayıltmaya çalışıyordu Poyraz. Hemşiresini çağırdı ve kadına yapması gerekenleri söyleyip hızla odadan ayrıldı. Lena için ne gerekiyorsa yapması lazımdı ve işe Doktor Dupond ile başlayacaktı genç adam.
Küçük arabasına atlayarak hızla tesisten ayrıldı. Lena sakinleştiricilerle bir kaç saatten önce uyanmazdı. O kendine gelene kadar Poyraz da doktorla konuşacak Lena'nın tedavisine devam edecekti. Gerekirse daha güçlü ilaçlarla ama o kadın iyileşmek zorundaydı.
Tarif edilen yere vardığında küçük bahçeli, uçuk pembe bir evle karşılaşınca Poyraz şaşırdı. Yanlış mı geldim diye kapı numarasını tekrar kontrol etti ama adres doğruydu.
Kapıdaki çiçek süslemelerinin arasından kapı tokmağını bulup yavaşça kapıyı çaldı. Beyazlaşmış saçlarını ensesinde toplamış, kırışık yüzüne rağmen hala güzel sayılan bir kadın kapıyı açtı. Poyraz kendini tanıtınca kadın rahatlamış ve adamı beklediklerini söyleyerek kapıyı açıp içeri buyur etmişti.
"Eşim hemen ileride sağdaki odada, ben de size çay hazırlayıp hemen geliyorum. Lütfen rahatınıza bakın."
Poyraz tatlı kadına gülümseyerek teşekkür etti ve tarif ettiği gibi holdeki ilk sağ kapıdan içeri girdi. İçerisi açık pastel tonlarla dekore edilmiş ve oldukça ferahtı. Doktoru uçuk pembe çiçeklerle bezeli krem rengi kanepede otururken buldu.
Kendisini gören yaşlı adam ayağa kalkmaya çalışınca Poyraz oturmasını rica edip tokalaştı ve yanındaki tekli koltuğa da kendisi oturdu.
"Çok vaktinizi almak istemiyorum Doktor Dupond" diye söze girdiğinde adam içtenlikle gülümsedi ve "Lütfen bana Harlan de evlat." Diyerek boynunda asılı gözlüklerini gözlerine iliştirdi.
"Pekala Harlan, sana bahsettiğim şu hasta geçmişte orada kaldığını öğrendiğinde ufak bir kriz geçirdi. Hasta olduğunu kabullendiremiyorum. Geçmişte uyguladığınız tedavi yönteminin yardımcı olabileceğini düşündüm."
"Fotoğrafını bulabildin mi?" Diye sordu adam gayet ilgili bir şekilde.
Poyraz cebindeki kağıdı çıkarıp adama uzattı. Adam yavaşça titreyen ellerine inat dörde katlanmış kağıdı itinayla açtı ve biraz kendine yaklaştırınca gözleri tanıdık bir yüzü görmenin heyecanıyla ışıldadı.
"Ahh tabi ya, Lena Lewith."
Poyraz söze gireceği sırada kapıdan tiz bir ses duyuldu. Evin hanımı yaşlı kadındı bu sesi çıkaran.
"O şeytanın adını bir daha sakın evimde anmayın!"
Harlan karısına dönüp kibarca kendisini misafiri ile yalnız bırakmasını rica ettiğinde öfke saçan kadın çay tepsini sert bir şekilde sehpaya bırakıp, dehşete kapılmış yüzünü Poyraz'a çevirdi, hiçbir şey demeden de hızla odayı terk etti.
"Sen ona bakma. Lena'yı hatırladım. En uzun süreli hastalarımdan biriydi. Bizimle iletişim bile kuramaz, kendi hayal dünyasında yaşardı."
Merakla kendisini dinleyen adamı görünce anlatmaya devam etti doktor.
"Herkesle kavga ederdi. Hatta beni ziyarete gelen eşime bir gün kitap fırlattı. Kadındaki şansa bak, kitabın köşesi kaşına gelip yarınca küçük kıza şeytan deyip durdu."
Poyraz yaşlı kadının tepkisinin altında yatan gerçeği öğrendiği için rahatlamıştı. Harlan ondan bahsetmese kendisi sormak zorunda kalacaktı.
Yaşlı adam eliyle boşver işareti yapıp anlatmaya kaldığı yerden devam etti. Bu sırada ikisi de çay tepsisine ufak bir bakış bile atmamışlardı. Öksürerek boğazını temizledi ve hatırlamaya çalışır gibi yukarı bakıp aydınlanan yüzünü adama çevirdi. Nerede kaldığını hatırlamıştı.
"Kitap diyorduk. Lena'ya neden eşime kitap fırlattığını sorduğumda ise yine aynı yanıtı aldım. Hayali bir arkadaşı vardı. O ne yapması gerektiğini Lena'ya söylüyor, yapmazsa Lena'nın canını acıtıyordu. Hiç bıkmadan her yaptığı şeyde o ismi bize sunuyordu. Yapmamı o söyledi, Grace. "
Poyraz son duyduğu isimle ürperdi. Duyduklarını doğru mu anladığını öğrenmek istedi ve kekeleyerek de olsa sorusunu sordu.
"Ha-hayali arkadaşı, adı Grace miydi?"
Poyraz yaşlı doktorun ağzından çıkan ismi inanamayarak tekrarladı. Grace...
Böyle bir tesadüfü beklemiyordu, o duvara yazılı isimler geldi gözünün önüne. Lena çocukluğunda kaldığı odada mı kalıyordu. Bu kadar tesadüf Poyraz'ın ürpermesine sebep oldu.
Karşısındaki adama teşekkür ederek evden hızla ayrıldı. Lena kendine gelmek üzeredir diye düşünüyordu. Yanında olmak zorundaydı, bu duyduklarını ona anlatmak zorundaydı. Ona anlatmalı ve bir şeyler hatırlamasını sağlamalıydı. En azından tedavisinde ileriye gitmeleri için bu gerekliydi.
Arabayı otoparka hızla park edip kadının odasının kapısına koştu. Kapıda Lucas'ın olduğunu görünce onu umursamadan içeri girmek istemiş ama adının söylenmesiyle bu geciktirilmişti.
"Şimdi sırası değil gerçekten." dedi karşısında duran, kaşları çatılı adama dönüp.
"Neler olduğunu bilmek hakkım, o benim arkadaşım.''
"Arkadaşın olsaydı onun ciddi bir hastalığı olduğunu fark ederdin ve bu kadar gecikmiş olmazdık."
Karşısında alevden daha yakıcı bakışlarla bakan adamı ardında bırakıp odanın kilidini açtı ve bedenini içeri attı. Kendisini toparlaması gerekiyordu. Az önce söylediklerini birine söylemeye hakkı yoktu. Kendisi de aynı şeyi yapmışken hem de.
Nişanlısının hastalığını, günden güne nasıl uçurumun kenarına sürüklendiğini fark edememişti. En yakınındayken üstelik! Şimdi gelmiş bilmiş bir edayla başkalarını bu konuda eleştiriyordu bir de!
Kendisine olan öfkesi azalacağına bu düşüncelerle giderek şiddetleniyordu. Azra'nın gülümsemesi geldi gözlerinin önüne. O gülümsemedeki gözlerin içinden yardım çağrısını duyamamıştı Poyraz. Sahte dudak kıvrılmalarını aldanmış, mutlu sanmıştı kadını. Bir can kendine kıymıştı bu yüzden, kurtarılmak isteyen gözler sislerin arasında kalmıştı.
Yatağa bakışlarını çevirdiğinde aynı gözlerin kendisine baktığını gördü. Mavi sis bulutları arasından gelen yardım çağrısını bu sefer kaçırmayacaktı. Bir can daha toprağa karışıp yok olmayacaktı.
Kadının ellerinin bağlı olduğunu görüp öfkelendi. Ne olursa olsun bu muameleyi kimse hak etmiyordu. Gidip kemerlerin tokalarını açtı. Kadın farkında değil gibiydi, bakışları hala kapıya odaklıydı ve adam kadının yanına geldiğini bile fark edemediğini düşündü. Bir kaç kez seslendi ama cevap alamayınca yatağın ucuna diz çöküp Lena'nın başını kendisine doğru çevirdi. Kadının gözleri gözleriyle buluştuğunda sakince fısıldadı.
"Benim Lena, seni kurtarmaya geldim."
Kadın Poyraz'ın gözlerine bakarken dudaklarını kıpırdattı. Öyle sessiz bir şey söylemişti ki doktor kulağını kadına yaklaştırarak tekrar etmesini diledi.
"Hiçim." Diyordu Lena. Bir kaç saniye duruyor ve tekrar aynı kelimeyi tekrarlıyordu. Doktor kadının kendinde olmadığını görüp yavaşça onu sarsmaya başladı. Kemikli omuzlarından tutup zayıf bedeni sarstıkça kadının koyu renk saçları yüzüne çarpıyor ama kendine gelmiyordu. En son komodinin üzerindeki su şişesini alıp kadının suratına su çarptı ve Lena genzine kaçan su damlacıkları sebebiyle öksürerek gözlerini kırpıştırdı. Karşısında doktorunu görünce bir an rahatlamış sonra en son konuşmalarını hatırlayıp panik tekrar bedenini ele geçirmişti.
"Hatırlamıyorum." Dedi sessizce. Sonra ses tonu şiddetlenerek;
"Hatırlamıyorum, hiçbir şey hatırlamıyorum!" diye bağırmaya başladı.