"Seni neden izlediğimi merak ediyorsun.
Kim olduğumu merak ediyorsun.
Sana bunları neden yaptığımı merak ediyorsun.
O zaman beni bul, gece herkes uyuduğunda arşiv odasında."
Lena elinde kağıtla yatakta öylece oturuyordu. Tüm bunların gerçek olduğuna bu notla emindi artık. Delirmediği için rahatlamak istiyordu ama elindeki kanlı not buna engel oluyordu. Kimsenin görmemesi gerektiğini düşündü. Adamın neden kendisiyle uğraştığını, kim olduğunu kendi başına öğrenmeliydi. Zaten deli olduğunu düşündükleri için kimse kendisine inanmazdı anlatsa da.
Sonra aklına doktoru Poyraz geldi. O bir şekilde kendisine inanıyordu, belki de akşam ona bu notu göstermeliyim diye düşünüp kağıdı yastık kılıfının içine sakladı. Kendisine bu odadan çıkması için de yardım edebilirdi doktor. Şimdi Poyraz gelene kadar uyuyacaktı. Gece yaşayacağı yüzleşme için bunu yapmak zorundaydı.
Öğle yemeğini getiren hasta bakıcı Lena'yı uyandırmış, ilacını vermişti. Hasta bakıcıdan arşiv odasının yerini öğrenen Lena bunun bu kadar kolay olmasını beklemiyordu. Salak kız her hastaya bu gibi bilgileri verdiği için işten çabucak atılacaktı. Yemeğinin ardından bir saat kadar doktoru bekledi ama gelmeyince kendisini çeken uykuya daha fazla direnemedi.
İlaçlar kısa süreli de olsa dilinin altında beklerken eriyip kanına karışıyor bu da sürekli uyku hali yapıyordu kadına. Öğlen yemeğinden sonra kapısı çalınana kadar yine uyumuştu.
Akşam yemeği geldiğinde farklı bir hasta bakıcı vardı bu sefer. 30'lu yaşlarına yaklaşmış, siyah saçlarında bir kaç tel beyazı çıkmış adam Lena yemeğini yerken banyosunu temizlemişti ve yemek bitince ilacını ona uzatmış, içmesini bekliyordu.
"Doktor Poyraz kontrole ne zaman gelir?'' Diye sordu elindeki ilacı içmeden önce.
"Poyraz Bey hasta ziyaretlerini tamamlayıp dinlenmeye çekildi. Sanırım sizi kontrole yarın gelecek."
Lena yaşadığı hayal kırıklığını belli etmek istemeyerek ilacı aldı. Dilinin altındaki hapı sabitleyerek suyunu içti ve ağzını adam sormadan açınca, adam kontrol etmesine gerek kalmadığını düşünüp odadan çıktı.
Poyraz neden kendisini görmeye gelmemişti. Adamı kıracak, kızdıracak bir şey de dememişti oysa ki. Aklında doktor varken yatağa uzandı ve belki de bir kaç saat sonra tüm bunların biteceği umuduyla gözlerini kapattı.
Etrafını saran dumanlardan hiç bir şey göremiyordu Lena. Alevlerden yükselen kara dumanlar görüşünü kısıtladığı gibi nefes almasını da güçleştiriyordu. Tüm bedenini saran cehennem sıcağına inat yürümeye, kalkmaya çalıştı. Üstündeki tahta yığını bunu engelliyordu. Bu dört duvar içinde diri diri yanacaktı!
Gözlerini açmaya çalışsa da başarılı olamıyor, karanlıktan aydınlığa çıkamıyordu bir türlü. Alev çıtırtıları yerini sessizliğe bıraktığında bir çocuk kahkahası duydu. Küçük bir çocuk gülüşü Lena'yı terden sırılsıklam olmuş yatağından kaldırdı. Bu saatte bu çocuğun burada ne işi vardı?!
***
Poyraz sıcak suyun bedeninden akmasına izin verirken bir yandan da Lena'yı düşünüyordu. Kadının gözlerine her baktığında kaybettiği nişanlısı Azra'yı görüyor olması pek sağlıklı bir durum değildi. Azra'nın ölümünden kendisini sorumlu tutuyordu hala. Bu konuda çok hekimle konuşmuş, gerekli ilaçları kullanmış, zor zamanları atlatmıştı ama kendisine engel olamıyordu. Hiçbir ilaç bu vicdan azabını geçiremiyordu.
Gözlerini açıp Azra'nın gülümseyen yüzünden mahrum bıraktı kendisini. Bu sıralar rüyalarında sürekli onu görüyordu. Lena ile benzer tek yanı bakışlarıydı Azra'nın. Aynı derin ve hüzünlü bakışlar...
Banyodan çıkıp kurulanınca kendisini daha iyi hissetti doktor. Telefonunu eline alıp kağıtta yazılı olan rakamları tuşladı. Telefon ikinci çalışında açılmıştı. İnce ve titrek sesin "Alo?" demesiyle Poyraz kendisini tanıttı.
''Merhaba Grace Hanım, ben psikiyatr Poyraz Gülbahar. Lena Le... '' derken sabırsız ses Poyraz'ın cümlesini tamamlamasına izin vermedi.
"Biliyorum doktor bey, Lena hakkında sizinle görüşmem gerekiyor. Sizin için de uygunsa ziyarete gelmek istiyorum."
Poyraz telefondan anlatılmasını tercih etse de kızı kıramadı.
''Akşam dörde kadar boşum, sonrasında birkaç hasta kontrolüm var."
"Yaklaşık bir saate oradayım o halde, iyi günler.''
Poyraz da iyi günler dileyerek telefonu kapattı. Bu kadar acil ne konuşması gerektiğini merak etmişti. Telefonu yatağının üzerine atarak masasına geçti. Hastaların odasından çok bir farkı yoktu odasının.
Doktorların çok az bir kısmı klinikte kalıyordu. Çoğunun özel hayatı, kendilerini evinde bekleyen bir ailesi vardı çünkü. Klinik çalışanlarından sadece üç, dört doktorun kendisine ait odası vardı, onlar da Poyraz gibi başka ülkelerden gelmiş ve kira ödemek yerine bu imkanı değerlendirmişlerdi.
Odanın koyu renkli perdelerini çekti ve içeri güneş ışıklarının girmesine izin verdi. Dünkü yağmurun izlerini silen güneş tüm sıcaklığını odaya doldurmaya başlamıştı. Pencerenin önünde ahşap masası, çift kapaklı gardırobu, iki kişilik yine kahverengi kanepesi ve bir tane yatak ucunda komodini vardı Poyraz'ın.
Masasına kurulduğunda dizüstü bilgisayarını açtı yavaşça. Ekran aydınlanmaya her başladığında heyecanlanıyordu. İçi garip bir hüzünle dolarken ekrandan Azra'nın gülümsemesi karşıladı adamı. Ekran resmini bir türlü değiştirememişti kızı kaybettikten sonra. Onu atlatabilmesi için yapması gerekenleri biliyor ama gönlü el vermiyordu.
Kızın resmindeki gözlerden kaçırdı gözlerini. Kendisini suçlu hissediyordu her baktığında. Müzik listesini açtı ve oynatma tuşuna bastı.
Ölen nişanlısından uzaklaşmaya çalıştıkça başarısız oluşunun bir diğer ispatı da çalmaya başlayan parçaydı. Azra'nın sürekli dinlediği o müzik...
"Şimdi ölmek istemem,
daha hiç gülmeden" diyordu adam. Azra gerçekten gülmüş müydü acaba? O gülüşler mutluluktan mıydı, yoksa acılarını gizlemek için mi gülüyordu kadın.
Doktor dolan gözlerini ekrandan ayırdı ve pencereye yöneltti. Uçuşan kuşları izledikçe Azra'nın da ellerinden bir kuş gibi uçup gökyüzüne karıştığını düşündü. Tutamamıştı onu, sevememişti daha, doyamamıştı...
Şarkının sonunda fısıldadı doktor. Akan gözyaşını umursamadan fısıldadı şarkıyı söyleyen adamla beraber; sen benle kal, zamanın varsa, biraz daha...
Şarkı bittiğinde Poyraz da bitmişti. Ardından çalan hareketli müzik dalga geçer gibi yükseliyordu odanın içinde. Kendini toparlaması gerekti. Yanağını elinin tersiyle kurulayıp bilgisayarın başına tekrar oturdu. İstediği hastane kayıtlarını inceleyecekti.
Lena'nın yangından kurtulduğunda psikolojik tedavi alıp almadığını merak ediyordu. Travma yaşamış olmalıydı, tüm ailesini yangında kaybetmiş bir genç kıza psikolojik hiçbir tedavi uygulanmadığını görünce ise deliye döndü. Nasıl görmemişlerdi! Nasıl atlamışlardı bunu! Kızın ciğerlerini iyileştirip taburcu etmeleri hastalığının bu denli ilerlemesinde en büyük sebeplerden biriydi. İçinden küfrederken çalan telefon kendisine getirdi adamı.
Bilgisayarın kapağını sertçe kapatıp telefonu yatağın üstünden aldı. Kayıtlı olmayan bir numara arıyordu. Lena'nın arkadaşı olmalı diye düşünerek telefonu açtı. Genç kız geldiğini, bahçede beklediğini söylediğinde hızlı adımlarla aşağı indi.
Grace sarı saçlarını tepede toplamış, endişeli mavi bakışlarını etrafta gezdiriyordu. Gerilen yüz kasları adamı endişelendirdi. Gerçekten önemli bir şey söyleyecek olmalı diye düşünmeden edemedi ve kızın yanına gidip tokalaştılar.
" Çok vaktim yok hanımefendi, o yüzden kusuruma bakmayın lütfen. Bir an önce anlatacaklarınızı dinlemek istiyorum. Söz sizde."
Grace adamı başıyla onaylayıp hemen söze başladı.
"Lena'nın hep, nasıl denir, biraz deli olduğunu düşünmüştüm aslında. Fakat gerçek olmayan şeyler yaratıp onlara inandığını bilmiyordum.''
"Evet, Lena şu an sadece depresyon tedavisi görmüyor, bazı sanrılar ve halüsinasyonlar gördüğünü fark edip farklı bir tedavi yöntemine başladık."
Grace kendisinden önce bunu fark eden doktora minnet duyan gözlerle baktı. Geç fark ettiği için kendisini suçluyordu, doktor kendisinin aksine sadece iki günde Lena'nın hayal aleminde yaşadığını fark edebilmişti. Bu duruma çok takılmadan adamın merakla ne anlatacağını beklediğini fark etti ve devam etti.
"Lena bir adam yüzünden intihar etmişti. Adamın evli olduğunu kendisine gelen bir e-mailden öğrendiğini söyledi, yıkılmıştı. Dün o adamla konuştum, Finn'le.''
"Evet?" Dedi doktor duraksayan kadının devam etmesini isterken.
"Finn Lena'ya ilk tanıştıklarında evli olduğunu, karısıyla mutlu olmadığını anlattığını söyledi. Lena bunun dert olmayacağını söylemiş. Zaman zaman da aralarında adamın karısını konuştukları konuşmalar geçmiş. Oysa Lena kesinlikle bilmediğini, bir dost imzalı maille öğrendiğini söyleyip duruyordu.''
"Lena bazı yaşadığı gerçeklikleri kabul etmiyor, beyni istemediği anılarını bellek dışı bırakıp bilinçaltına hapsediyor. Önemli kısım şu ki gerçekten o mail var mı? Eğer yoksa hastalığının şizofreni olduğuna emin olmamı sağlayacak bir delil olacak bu.''
Grace şizofreniyi duyunca yüzü asıldı. Evet Lena'nın hastalığının ciddi olacağını biliyordu ama şizofren olabileceğini hiç düşünmemişti. Hiç fark ettirmemişti bile.
"Lena'nın bilgisayarına baktım, öyle bir mail yok. Silmemiş de. Bir de annesine durumu anlatmak için telefonundan kayıtlı olan numarayı tuşladım. Genç bir kadın numaranın o isimde birine ait olmadığını, bu numarayla da daha önce hiçbir görüşmesinin olmadığını söyleyince hemen sizi aradım. Çünkü Lena annesiyle geçen sene konuştuğunu söylemişti bir sohbetimizde ve telefondaki kadın kesinlikle öyle bir şey olmadığını söyleyince ne yapacağımı bilemedim.''
Doktor kızın dolan gözlerine baktı. Arkadaşı için endişeleniyordu ve haklıydı da. Lena gerçekten ailesinin ölmediğini düşünüyordu. Yarattığı hayali dünyasında annesi yaşıyor ve onu terk etmişti. Derin bir nefes aldı ve şişen ciğerlerini yavaşça boşalttı.
"Lena 17 sene önce ailesini yangında kaybetmiş ama bunu hatırlamıyor. O senelerde neler yaşadığını ona bir şekilde hatırlatmam gerek. Siz merak etmeyin, Lena iyileşecek.''
Diyerek genç kıza teşekkür etti ve yanından ayrıldı. Artık emindi, Lena tüm hayatı boyunca kendi yarattığı gerçeklerle yaşamıştı. Şu kendisine yollanan belgelerdeki doktor görüşlerini tekrar okuyacak ve böyle bir travma yaşamış bir kız çocuğunu öylece taburcu ettikleri için hesap soracaktı.