Emir geri çekilip gelenin kim olduğunu anlamak için merdivene doğru yöneldi. O sırada merdivende Engin belirmişti. Onun bu kadar çabuk geleceğini beklemiyordu. Ona haber vermişti ama eve dönerken uğramasını beklemişti. Ancak o, haberi alır almaz gelmişti anlaşılan. İçinden küfür savursa da dışarı yansıtmamıştı.
“Hoş geldin.” Dedi ama sesi anlamadığı şekilde soğuk çıkmıştı. Engin merdivenleri çıkıp yanlarına geldiğinde, gözü bir süre ikisi arasında gezinmişti. Onların üst katta yalnız olmalarından hoşlanmamıştı. O yüzden ne olduğunu anlamaya çalışmıştı. Sonunda bakışları tamamen Masal’a yönelmişti.
Arasındaki mesafeyi kapatıp yanına gitti.“ İyi misin?” diye sordu omzundan tutup onu incelerken. Emir, bu manzarayı uzaktan izliyordu. Bir eli cebinde diğer eli tırabzanlarda öylece onlara bakıyordu. Engin’in ellerinin Masal’ın omuzlarında olmasından hoşlanmamıştı. Kuzeni de olsa ona dokunmasını istemiyordu. Masal bir adım geri atıp, Engin’in ellerinden kurtulduğunda gülümsemişti. Ne yaptığını fark ettiğinde bu hareketine şaşırdı. Ona ne oluyordu ki? Neden böyle şeyler düşünüp duruyordu? Yüzü bir anda solmuş ve eli tırabzandan düşmüştü. İçinde bulunduğu durum doğru değildi. Düşündüğü şeyler doğru değildi. Masal misafirdi ve misafir için bu tarz şeyler düşünmek onun yapmaması geren bir şeydi. Bu yüzden kendisine kızmıştı.
Masal, yanından geçip merdivenlere yöneldiğinde başını yerden kaldırıp önce merdivenlerden inen kıza sonra da karşısında duran Engine çevirmişti. İki adam bir süre birbirine bakmıştı. Sonrada beraber merdivenlerden inmeye başlamışlardı. Masal onları umursamadan salona yönelmişti. Biraz önce tanıştığı kadın kanepede tek başına oturuyordu. Arkasından gelenleri yok sayarak, gidip kadının yanına oturdu. Yanında duran tableti alıp klavyeyi yeniden açtı. Bir süre harflere dokunup bir şeyler yazdı. Sonra da kadına uzattı.
“ ADINIZ NEDİR?”
Kadın gülümseyerek kıza baktı.” Benim adım Duygu kızım.” Masal başını sallayıp tableti yeniden eline aldı. Bu sırada iki adam da salona gelmişlerdi. Karşılarındaki kanepeye oturduklarını hissetmişti ama bakmamıştı. Elindeki tablete odaklanmış bir şekildeydi. Yazma işini bitirdiğinde kadına uzattı yeniden.
“ BENİM BUNU İSTEMEYE HAKKIM YOK AMA BİR SÜRE SİZDE KALABİLİR MİYİM? O EVE GİTMEK İSTEDİĞİMDEN EMİN DEĞİLİM. ORASI BANA İYİ GELMİYOR. “
Kadın bir süre yazanlara baktı. Elindeki tableti kucağına alıp kıza döndü. Ellerini kızın narin vücuduna dolayıp sıkıca sarıldı. Masal bu hareketi hiç beklemiyordu. O yüzden hazırlıksız yakalanmıştı. Bu kadında annesini anımsatan bir şeyler vardı. Onun yanında kalmak istiyordu bu yüzden. Kendisini ilk defa gördüğü halde ona sarılmıştı. Oysa bir aydır ailesi oldukları söyleyen insanlarla aynı evde yaşıyordu. Ama babaannesi dışında kimse ona sarılma zahmetine girmemişti. Oysa onlar yakın akrabasıydı değil miydi? Ne kadar acı çektiğini de görüyorlardı. Fakat hiç kimse ona bu kadının verdiği şefkati vermemişti. Bu kadın ona içten davranıyordu. Onun ihtiyacı olan da buydu.
“ İstediğin kadar kalabilirsin tatlım. Benim sana kapım daima açık.” Dedi saçlarını okşayarak. Masal daha fazla kayıtsız kalamayıp kadına sıkıca sarıldı. Yeniden ağlamaya başlamıştı ama bu kez üzüntüden değildi. Ona annesini anımsatan birini bulmasından dolayıydı.
Engin bu durumdan hoşnut olmadığını göstererek. “ Eniştem buna müsaade etmeyecektir.” Dedi. Emir ona dönüp şaşkınca baktı. Onun bu hareketlerine anlam veremiyordu. Ama bir şey söylemedi. Şimdi bir şey söylerse Engin yanlış anlayabilirdi. Bu kıza bir zaafı olduğu oldukça açıktı.
O sırada kapı yeniden çalmıştı. Kızlardan biri kapıyı açmış ve içeriye koşarcasına giren ayak sesleri dolmuştu. Sonunda da gelenler görünmüştü. İçeriye babası ve onun karısı girmişti. Sarıldığı kadından uzaklaşarak onlara baktı.
Babası endişeli bir şekilde yanına geldiğinde hiç kıpırdamamıştı.” Kızım, çok endişelendim. Neden hiçbir şey söylemeden evden ayrıldın?” Bu soru başka zaman olsa onu güldürürdü ama şu an gülecek halde değildi. Babası onun konuşamadığı unutmuştu. Masal önünde diz çöken babasına bir süre baktıktan sonra başını kaldırıp Emir’e baktı. Emir onun demek istediğini anlayınca başını sallayıp onayladı.
“ Tahir enişte,” Adam dönüp arkasından kendisine seslenen delikanlıya baktı. “ Masal’ı ben buldum. Eve dönerken arabanın öne çıktı. Az kalsın ona çarpıyordum. Çok perişan haldeydi. Onu eve getirmek istedim ama istemediğini söyledi.”
“ Söyledi mi?” diye iğneleyici bir soru sordu Seher. Salondaki herkes ona döndü.
Emir kızmaya başlamıştı.“ Evet, Masal konuşamıyor olabilir ama kendini gayet iyi ifade edebiliyor.” Dedi ayağa kalkarak. “ Mesela bu gün evde yaptığınız partiden bahsetti. Onu ne kadar yaraladığından da. Sevdiğini yeni kaybeden birinin en son duymak istediği şey neşeli kahkahalardır. Bunu bilmiyor dunuz sanırım? Çünkü onun içi kan ağlıyor. Ama siz onu anlamadınız. Eğer karşısına ben değil de başkası çıksaydı neler olabileceğinden haberiniz var mı?” diye sordu serçe. Masal şaşkınca Emir’e bakıyordu. Onu gerçekten anlıyordu. Bunu konuşmalarından anlayabiliyordu.
Tahir “ Seher, doğru mu bunlar?” diye sordu. Toparlanarak ayağa kalkmış ve ayakta bekleyen karısına dönüştü. Ondan makul bir açıklama bekliyordu. Ama karısının bakışlarını kaçırması söylenenlerin doğruluğunu kanıtlıyordu.
“ Evet, biraz eğlendik ne var?” diye sordu duygusuzca. Adam bir süre karısına öfkeyle baktı. Sonra da kızına döndü.
Yeniden eğilerek kızını ellerini avuçlarının arasına aldı.“ Üzgünüm Masal. Ben bilmiyordum. Ama bundan sonra böyle şeyler olmayacağını sana temin ederim.” Dedi. Masal bir süre babasının gözlerine baktı. Orada sarf ettiği cümleleri içten söylediğine dair bir şeyler aradı. Fakat aradığı şeyi ne yazık ki bulamadı. Bu da onu daha fazla kızdırdı. Babasının söyledikleri içten değildi. En azından yanında oturan kadının gözlerinde gördüğü içten ifadeyi barındıracak kadar samimi değildi. İşte bu yüzden ona bir kez daha kızmıştı.
Gözlerini babasından kaçırıp, biraz önce kadının kucağına bıraktığı tableti eline aldı. Bu babasına söyleyeceği ilk şeylerdi. Bu ilk cümlelerin ağız dolusu hakaret olmasını çok isterdi. Her zaman bunu yapacağını düşünürdü. Ama artık hakaret edecek kadar bile onu umursamıyordu. Tablete hızla bir şeyler yazıp babasına uzattı.
“ BEN BİR SÜRE BURADA KALMAK İSTİYORUM. HAYIR, DEME SAKIN. BANA, ANNEMİN HATIRASINA AZICIK SAYGIN VARSA İZİN VER. BİRAZ O EVDEN UZAK KALMAYA İHTİYACIM VAR. ANNEMİ, ONDAN NEFRET ETMEYENLERİN OLDUĞU YERDE ANMAK İSTİYORUM.”
Adam yazanları okuduğunda bir süre ekrana bakmayı sürdürdü. Yeniden başını kaldırdığında kızının öfkeli gözleriyle karşılaşmıştı. Kızından gelen ilk cümleler ondan uzak kalmak istediğine dair olmuştu. Bunun için üzgündü ama buna bile hakkı olmadığının farkındaydı. Yıllarca onu babasızlığa mahkûm ettikten sonra başka bir şey beklemesi saçmalık olurdu zaten. Bu gün onu yeterince incitmişlerdi. O yüzden ona biraz zaman vermenin mantıklı bir karar olduğunu kabul etti.
Her ne kadar onu yanından ayırmak istemiyor olsa da izin vermese, Masal’ın kendisinden daha fazla uzaklaşacağının farkındaydı. Hem tanımadığı bir yerde kalmayacaktı nasıl olsa. Duygu ve Emir’i uzun yıllardır tanıyordu. Kızı burada güvende olacaktı. Belki bu ona söylediği gibi iyi gelecekti. Belki geri döndüğünde onunla sağlıklı iletişim kurmayı başaracaktı. Böyle olmayacaksa da buna inanmayı tercih etmişti.
“ Madem öyle olsun istiyorsun, istediğin olsun.” Dedi kabullenerek. Sonra ayağa kalkıp Duygu’ya baktı.” Kızım sizinle kalmak istiyor. Sizin için sakıncası var mı? Eğer...” dedi ama kadın cümlesini yarım bırakmıştı.
Ne dediğini anlamış gibi “ Hiçbir sakıncası yok. Sevdiğini kaybetmenin ne demek olduğunu biz iyi biliriz. Ona destek olacağız.” Dedi keskin bir dille. Bu sözleri söylerken Seher’e bakmıştı.
“ Ama enişte bu doğru mu?” diye itiraz etti Engin.
Tahir dönüp yeğenine baktı.“ Nesi yanlış? Kızım gelmek istemiyor, burada kalmak istiyor. Ne yapmamı istiyorsun? Kolundan tutup zorla götüreyim mi?” diye sordu.
“ Hayır ama...” Engin ne diyeceğini bilmez şekilde eniştesına bakıyordu.
“ Ne o Engin? Bize güvenmiyor musun?” Emir oldukça sert şekilde konuşmuştu. Engin dönüp oturan arkadaşına baktı. Emir’in kızgın gözleriyle karşılaştığında ne yaptığını anlamıştı. Biraz abartmıştı. Ve bunu şimdi fark etmişti. O yüzden durumu en hızlı şekilde toparlama kararı aldı.
“ Sorun yok, size sıkıntı vermesin diye öyle söyledim.” Dedi toparladığı düşünerek. Ama bu cümle ile Masal’ın incineceğini hesaba katmamıştı. Kız sıkıntı kelimesini düşünürken oldukça kalbi kırılmıştı. Kendi ailesi ona sıkıntı gözüyle bakıyordu. Ve bunu açıkça kendi önünde çekinmeden ifade ediyordu.
“ Masal kimseye sıkıntı vermez. Hem kim bilir, iki yaralı kalp birbirine iyi gelir belki?” Engin, arkadaşının ne demek istediğini anlamamıştı. Ona öylece gözlerini ayırmadan bakmayı sürdürüyordu. Emir’de aynı şekilde ona gözünü kırpmadan bakıyordu. İki adam kaderin onlara hazırladığı oyunun, ilk karşı karşıya kalma kısmını yaşıyorlardı. Bu sadece başlangıçtı. Bundan sonra bu karşılaşmalar rekabete dönecekti. Ama bu evde kimse bunun farkında değildi.
“ Biz gidelim o zaman.” Dedi babası kızına son kez bakarak. Ama kızı kendisine değil ayakta birbirine bakan iki genci izliyordu. O an bunu yadırgamadı. Kızına son kez bakıp hiçbir şey söylemeden karısıyla beraber kapıya doğru yöneldi. Duygu hanım misafirlerini geçirmeye çıktığında, iki delikanlı hala ayaktaydılar. Ama artık birbirine bakmıyorlardı. Bu sefer de kanepede oturan kıza bakıyorlardı. Fakat Masal onlarla ilgilenmiyordu. Onun ilgilendiği kişi bambaşkaydı. Gözleri karşıda bir yere sabitlenmişti.
Onun nereye baktığını anlamak için o yöne döndüklerinde, içeriye gülümseyerek giren kadını görmüşlerdi. Masal ona bakıyordu çünkü onda annesini anımsatan bir şey vardı. Hareketleri, konuşma şekli hep annesini andırıyordu. Bu gün o evden çıkarken, annesine bu kadar anımsatan biriyle karşılaşacağını düşünmemişti. Şu an o evden kaçtığına minnettardı. Bu ev ona olması gerekenden daha iyi geliyordu.
Kadın yanına yaklaştığında eğilip kızın yüzüne baktı. Masal bir an afallasa da geri çekilmemişti.“ Duydum ki bu gün hiçbir şey yememişsin. Ben masayı hazırlamalarını söyledim. Eğer beni üzmek istemiyorsan biraz yemeni istiyorum. Anlaştık mı?” diye sordu.
Masal başıyla onayladı. Ona hayır demek istemiyordu. Kendisine evini hiç düşünmeden açan kadına karşı gelmek, en son istediği şeydi. Kadın gülümseyerek başını salladı ve kızın yanındaki yere oturdu. Masanın hazırlanmasını beklerken, gençlerin arasında ki gergin bir hava tüm şiddetiyle devam ediyordu. Ama genç kız gerginliğin farkında bile değildi. Onun tek istediği bu kadına yakın olmaktı.
Kadın, onun elini tutmuştu ama o daha fazlasını istiyordu. Mesela saçını okşamasını, bunların geçeceğini, annesinin onu hiç terk etmediğini söylemesini istiyordu. Ama kadın sessizce elini tutuyordu. Bu bile yeterdi ona. O evde bunu bile yapmamışlardı.
Kapıda ayak sesleri gelmeye başladığında düşüncelerinden sıyrılmıştı. Genç bir kız kapının önünde durmuş kendilerine bakıyordu. “ Efendim masa hazır.” Dedi.
“ Tamam.” Diye yanıtladı kadın. Sonrada kıza dönüp “ Bana söz verdin unutma. Karnını güzelce doyuracaksın.” Masal yeniden başını olumlu salladı. En son ne zaman doğru dürüst yemek yediğini hatırlamıyordu bile. O yüzden itiraz etmemişti. Şu an acıktığını bile hissetmeye başlamıştı. Sahi bu evde ne vardı? Nasıl bir anda kendisine dair şeyler üzerinde bu kadar hızlı etkiye sahip olmuştu. Uzun süre sonra kendini daha güçlü hissediyordu. Birde acıktığını fark etmişti. Oysa bir aydır bunları unutmuştu. Bunun iyi bir gelişme olup olmadığını daha sonra düşünecekti. Şimdi sadece bu kadını mutlu etmek istiyordu.
Ayağa kalkıp ev halkını takip ettiğinde, Engin geride kalıp onunla yürüyordu. Ama Masal bir kez olsun dönüp ona bakmamıştı. Yemek bölümüne geldiklerinde masanın yanında durmuş nereye oturması gerektiğini düşünmeye başlamıştı. Emir’in onun ne düşündüğünü hemen anlayarak annesinin yanında duran sandalyeyi tutup geri çekti. Masal bir süre ona bakmış sonrada tuttuğu sandalyeye yönelmişti. Oturduğunda biraz garip hissetmişti kendini. Ama buralarda bunun normal olduğunu düşündü. Böyle düşünerek bunun kendisiyle bir alakası olmadığına inandırmıştı kendini.
Duygu hanım başköşede, yanında Engin, karşısına da Emir oturmuştu. Üç yanı da sarılmış bir haldeydi. Gözleri masanın üzerine kaydığında oldukça özenerek hazırlanmış bir sofra görmüştü. Daha önce bir arada görmediği kadar çeşit çeşit yemek duruyordu masanın üzerinde. Masanın ortasında duran sarı güllere gözleri takılmıştı. Annesinin ve kendisinin en sevdiği çiçeklerdi. Eski günlere dair anılar gözünün önüne yığılmaya başlamıştı.
Fazla parası olmamıştı hiçbir zaman. O yüzden annesine hiç buket alamamıştı. Her zaman bir tane sarı gül alacak parası olurdu. Ama masanın ortasında duran kocaman buket bile ona yaşadığı sefaleti haykırır gibiydi. Onların süs niyetine birkaç saatlik kullandığı çiçeklere annesi hiç sahip olamamıştı. Kendisi ona hiç bu kadar büyük bir buket alamamıştı. Uzanıp bir tane almak istemişti. Ama ne yazık ki eli güllere yetişmemişti. Engin onun ne yapmaya çalıştığını anlayıp güllerden birini yerinden çıkarıp kıza uzattı.
Masal gülü Engin’in elinden alırken, sadece güle bakıyordu. Yeniden ağlamak istemiyordu ama elinde değildi. Bu evde her şey annesini hatırlatıyordu ona. “ Annenin sevdiği çiçek mi?” Bu soru hemen karşısında oturan adamdan gelmişti. Başını kaldırıp ona baktığında yine aynı koyu gözlerle karşılaşmıştı. Bunu nasıl anladığını daha sonra düşünecekti. O yüzden ona kısa süreli bakıp, başını olumlu anlamda salladı.
“ Anladım.” Dedi çorbasından bir kaşık alırken. Masal bir süre daha güle bakıp onu yanına bıraktı. Sonrada tabağından bir kaşık çorba aldı. Boğazına yerleşen yumru yutmasını zorlaştırıyordu ama başarmıştı. Şu an acıktığını hissetmişti. Bir kaşık daha çorba içmişti ve devamı da gelmişti. Sıcak çorba midesine inerken kendisini daha iyi hissetmeye başlamıştı bile. Günlerdir hayalet gibi yaşıyordu. Şimdi biraz daha canlanmış gibiydi. Yemeğini kısa sürede bitirdiğinde herkes ona bakıyordu.
Utandığını belli edercesine yanakları kızarmıştı.“ İnanmak zor. Masal ilk defa tabağını bitirdi. Bir aydır doğru dürüst bir şey yememişti.” Dedi Engin heyecanlı bir şekilde. Masal bu cümle üzerine başını önüne eğmişti. Kendisini suçlu gibi hissetmişti. Ama elinde olan bir durum değildi bu. O evde yeme isteği olmuyordu. O evdeyken yaşama isteği de kalmıyordu.
“ Belli oluyor zaten. Zavallı kız ne hale gelmiş. Ama ben ona iyi bakacağım. Burada bol bol yiyecek ve kendini iyice toparlayacak.” Dedi kadın gülümseyerek. Masal ona bakamamıştı. Şu an ciddi anlamda utanıyordu.
Yeni tabaklar geldiğinde Masal bu kez komut beklememişti. Bir aylık yemeğini bir günde yemek istercesine hızla yiyordu. Yemekler oldukça lezzetliydi ve o kendini daha önce bu kadar iştahlı hissetmemişti.
Yemek faslı sonunda bittiğinde, yeniden salona doğru yürümeye başlamışlardı. Genç kız, kendini daha iyi hissediyordu. Sanki biraz daha güçlenmiş gibiydi. Yardımcıların getirdiği kahveleri içerden, bir yandan da sohbetleri dinliyordu. Nedense daha canlı hissediyordu. Bu konuşmaları dinlemeye güç bulacak kadar iyiydi.
Emir ve Engin’in çok küçük yaştan beri tanıştığını ve babasıyla aynı yerde çalıştığını öğrenmişti. Üniversiteyi yeni bitirmişlerdi. Kardeş gibiydiler ve yedi yaşından beri birbirinden hiç ayrılmamışlardı. Masal buna oldukça şaşırmıştı. Bu kadar uzun süren arkadaşlık hayranlık uyandırıyordu. Kendisinin hiç böyle arkadaşı olmamıştı. Aslında bunun nedeni biraz da kendisiydi. Çünkü kafasını derslerle bozmuş biriydi. O yüzden hiç gezip tozmazdı. Böyle olunca da kimse onunla arkadaşlık kurmuyordu. Herkes onu severdi ama arkadaş değillerdi. Şimdiye kadar bunu yadırgamazdı ama şimdi içinde yeni bir boşluk hissediyordu.
Duygu hanım iki adamı salondan kovduğunda biraz olsun minnettar olmuştu. Biraz yalnız kalmaya ihtiyacı vardı. Bir aydır odanın dışına çıkmamıştı. O yüzden gözlerin onun üzerinde olmasından hoşlanmıyordu. Kadınla biraz sohbet etti. Daha doğrusu kadın anlattı o da tabletten yanıtlamıştı. Bu şekilde bile oldukça iyi ifade etmişti kendini. Eski hayatından ve annesinden bahsetmişti. O da kocasını ve bebeğini beş yıl önce kaybettiğini söylemişti. Masal o zaman bu insanların onu neden bu kadar iyi anladığını anlamıştı. Onlarında kalbinde de boşluk vardı.
Kadın kocasını trafik kazasında kaybetmişti. O sırada kız bebeklerine hamileymiş. Kocasının ölüm haberini duyunca fenalaşmış ve bebeğini de düşürmüş. O günleri anlattığında acılarının ne kadar benzediğini anlamıştı. Üstelik bu kadın sadece kocasını değil bebeğini de aynı gün kaybetmişti. Yani onun kalbi iki kere kırılmıştı. Emir’in onun acısı hakkında söyledikleri şimdi yerli yerine oturmuştu. Aynı şeyi kendi de yaşamıştı. Kimse onun kadar acı çekmemişti. Şu an kimse kendi acısının farkında olmadığı gibi, onun acısının da farkında değillerdi.
Emir’e ilk defa hayran kalmıştı. Onu ilk defa bu gün görmüş ve tanımıştı ama bu kısa süre bile ona hayran olmasına yetmişti. Kayıpların acısını biliyordu. Ama şu an o kadar güçlü görünüyordu ki, Masal ona imrenmişti. Bir gün kendisi de onun gibi dimdik ayağa kalkıp kalkamayacağını düşünmeden edememişti. Annesinin boşluğu geçmeyecekti ama yeniden kendi ayakları üzerine basmak istiyordu. O evdekilerin boyunduruğunda yaşamak istemiyordu. Ama şu an bunu yapmak için gücü yoktu. Şu an kaybının acısı, tüm hücrelerine işlemişti. Annesizliğe alışması kolay olmayacaktı. Bütün hayatını geçirdiği kişiyi kolayca unutamayacaktı. Onun gibi kimse olmayacaktı. Kimse onun devam etmesi için destek olmayacaktı. Ona her an ihtiyacı olacaktı ve her ihtiyacı olduğunda onun boşluğuyla yüzleşmek zorunda kalacaktı. İşte bunu nasıl atlatacağını bilmiyordu.
Konuşmalar sürerken Masal daha fazla uykuya direnememişti. Kadının kucağına başını koymuş uyuyakalmıştı. Kadın bu durumdan hiç rahatsız değildi. Nedense Masal ona rahatsızlık vermiyordu. Onu çok çabuk benimsemişti. Hem zaten böyle karlı bir kış günüde kızını kaybetmişti. O günler yeniden gözünün önüne gelmeye başladığında elleri, kucağında yatan kızın saçlarını yavaşça okşamayı sürdürüyordu. Bir melek kaybetmişti evet ama şimdi yeniden bir kız kazanmış gibiydi. Emir onunla çıkageldiğinde o kızın onlar için gönderilmiş bir melek olduğuna inanmıştı. Emir’i hayatına Ebruyi sokacak olan, kendisine de kızının acısını unutturacak olan bir melek olduğunu hemen hissetmişti. Belki de bu kızı bu yüzden bu kadar çabuk kabullenmişti kim bilir...
Emir kucağında bir kızla girdiğinde başta çok şaşırmıştı. Oğlu çok küçük yaşlarda büyük sorumluluklar yüklenmişti. Bir anda gençlikten ev reisliğine geçmesi gerekmişti. Şimdiye kadar hiç şikâyet ettiğini duymamıştı oğlunun. O yüzden onun hayatına şimdiye kadar sınırlama da getirmemişti. Onun ne kadar çapkın olduğunu hem Engin’den hem de Sude’den biliyordu. Ama şimdiye kadar bir kez olsun eve, yani annesinin yanına bir kız getirmemişti.
Ne yaşarsa yaşasın dışarıda yaşar ve unuturdu. Ama bu gün o kızı kucaklayıp evine değil de buraya getirdiğinde şaşırmıştı. Ama gerçekleri öğrendiğinde gereksiz bir sevinme olduğunu anlamıştı. Bu kızın oğluyla sandığı gibi bir ilgisi yoktu. Ama bu olmayacağı anlamına gelmiyordu. Eğer böyle bir şey olursa ki ikisinin de aklına böyle bir düşünce sokmayı planlıyordu. Bu kızı sevmişti. Oğluna yakıştırdığı nadir kızlardan biriydi. İnşallah aptal oğlu yanı başındaki bu cevheri fark ederdi. Etmese de etmesi için kendisi de bir takım şeyler yapacaktı.
Emir kapıda göründüğünde şaşkınlığını gizleyememişti. Bir süre hem annesine hem de kucağında uyuyan kıza bakmayı sürdürmüştü. “ Engin gitti mi?” diye sordu kadın.
“ Evet, istekli değildi ama kalması için üstelemedim.” Dedi gülümseyerek.
“ Neden?” diye sordu annesi imayla. Gülmemek için kendini tutuyordu. Belki de kendisinin bir şey yapmasına gerek kalmadan oğlu bu kızı fark edecekti.
Emir bir süre bu soruyu düşündü. Neden kalması için ısrar etmemişti cidden? Oysa düne kadar bir an ayrılmazlardı. Ne yaparlarsa beraber yaparlardı. Şimdi ne değişmişti de onu kalması için ikna etmemişti? Başını sağa sola sallayıp düşünceleri kendinden uzaklaştırdı. Kendisinden yanıt bekleyen annesine “ Bilmem.” Dedi. Gerçekten de bilmiyordu. Sonra da başka bir şey söylememesi için yanlarına doğru yürüdü. Annesinin kucağında yatan kıza baktı. O kadar masum görünüyordu ki, gözlerini ondan alamamıştı.
“ Masal’ı kaldırır mısın? Odasına götürelim.” Emir bu teklife balıklama atlamıştı. Kızı kucakladı. O sabah aldığı güzel kokusu yeniden burnuna dolmuştu. Ama bu kez gözüne daha bir güzel görünmüştü. Onu sarsmamaya özen gösteriyordu. Gözleri kızın üzerindeyken annesi de ayağa kalktı. Oğlunun halini küçük bir gülümsemeyle tasdiklerken onu utandırmamak adına önden yürümeye başladı.
Emir ise kucakladığı kızın gerçekte göründüğünden daha hafif olduğunu fark etmişti. O yüzden hiç zorluk çekmiyordu. Annesini takip edip üst kata çıktığında kendi odasının yanındaki odayı ona hazırladığını fark etmişti. Buna memnun olmuştu ama annesine belli etmeye niyeti yoktu. Annesinin açtığı kapıdan içeriye girdi. Sonrada açılmış yatağa onu yavaşça bıraktı. Bir süre onun uyuyan yüzünü izledi. Annesi odada olmadığından rahat rahat izleyebiliyordu. Fakat bir süre sonra gitmesi gerektiğini hissetmeye başlamıştı. Bu kızı uyurken sonsuza kadar izleyebilirdi ama annesinin bunu anlamasına hazır değildi. O yüzden doğrulup yorgana uzandı. Üzerini örtüp yavaşça kapıyı yöneldi. Kapıyı kapatırken annesiyle karşılaştı. Kendisine gülerek bakması utanmasına neden olmuştu.
Ama bir şey söylemeden merdivenlere yöneldiğinde Emir, onun bu haline anlam verememişti. Bunu düşünmek yerine odasına girip kapıyı kapattı. Sabahtan beri üzerinde duran kıyafetleri hızla çıkarıp rahat şeyler giyindi. Kolundaki saate baktığında henüz uyumak için çok erkken olduğunu fark etti. O yüzden yatmak yerine tabletini alıp, cam kenarındaki kanepeye oturdu. Bu güne ait gazetelere yeniden göz atmaya başladı. O sırada telefonu çalmaya başlamıştı. Tableti kanepeye bırakıp ayağa kalktı.
Telefonun ekranındaki isimi gördüğünde gülümsemişti. Açıp kulağına götürdü.” Aşkım!” dedi karşıdan ince bir ses.
“ Evet,” diye yanıtladı kısaca. Kızlarla fazla içli dışlı olmayı sevmezdi. Zaten buna gerekte yoktu. Ne yaparsa yapsın zaten kızlar ondan vazgeçmiyordu.
“ Seni çok özledim aşkım... Gelsene...” dedi işveli bir şekilde. Emir bu cümleye gülümsemişti. Neden olmasın diye düşünüyordu.
“ Olur.” dedi ve telefonu kapattı. Hemen ardından da ceketini alıp dışarıya çıktı. Annesi onun gittiğinin farkındaydı ama bir şey söylemedi. Zaten söylese de fark eden bir şey olmayacaktı. O yüzden oğluyla tartışmak yerine onu rahat bırakmıştı.
Ama o gelene kadar gözüne de uyku girmeyecekti. Bunu son beş yıldır alışkanlık haline getirmişti. Her şeyini bir trafik kazasında kaybettikten sonra Emir dışarıdayken hiçbir zaman uyuyamamıştı. Aklı hep onda oluyordu. Onunda bir kazada kaybolmasından, elinden uçup gitmesinden korkuyordu. O yüzden o camın başında bekler, oğlu eve sağ salim girdiğinde yatardı. Bu gün de öyle olacaktı.