Zemheri Mührü🫦🩶
Zemheri konağının devasa salonunda çıt çıkmıyordu sanki fırtına dahi Hazar Ağanın nefesinden korkup sönmüştü. Süveyda Lavin sırtında Azadın yasından kalma o ağır yükle tam ortada dikiliyordu. Hazar ağa kehribar tespihi masaya "tık" diye bıraktı o ses Süveydanın zihninde bir kurşun gibi patladı. "Hüküm verilmiştir." dedi Hazar ağa Antep'in o eski, gölgeli seslerinden biriyle "Zemherinin namusu dışarıya yar olmayacak. Süveyda abisinin emanetidir. Gayrı YamanAlp ile nikahlanacak soyumuzun ateşi sönmeyecek." Süveydanın dizleri boşaldı sanki üzerine tavan çökmüştü. Gözleri yaşlı bakışları salonun öte başında sanki bir düğün şenliğindeymiş gibi rahatça yaslanan YamanAlp'e kaydı. Üstünde pahalı tütün ve hovarda kokusu... "Ağam etme..." dedi süveyda sesi titreyerek.
"Beni bu adama mı layık gördünüz? YamanAlpin gecesi belli değil, gündüzü belli değil! Her gün başka bir avradın koynunda, her gün başka bir rezaletle adı anılır. O iffet ne bilir, sadakat ne bilir?"
YamanAlp elindeki mühür yüzüğünü çevirmeyi kesti. Gözlerini Süveydanın o keskin yeşil bakışlarına dikti. Dudaklarının kenarında, o her şeyi yıkan, o çapkın dedikleri alaycı gülüş belirdi. Yerinden doğruldu, ağır adımlarla Süveydanın yanına kadar geldi. Odayı bir anda o afrodizyaklı, tarçın kokulu ağırlığı kapladı.
"Bak hele Süveyda Lavin" dedi YamanAlp sesi pürüzlü ve tam bir antepli gibi sert. "Ağamın emri başım üstüne, itiraz ne haddimize? Madem yengem bizi böyle bilir, biz de gereğini yaparız. Madem mühür bendedir o tene de, o yüreğe de hükmetmesini biliriz elbet. Boşuna ağlayıp sızlama, gayrı zemherinin hükmü mühürlenmiştir."
Süveyda iğrenerek yüzünü çevirdi. "Sana dokunma şansı vermeyeceğim. Azadın mezarı kurumadı daha!"
Yaman Alp sadece Süveydanın duyabileceği o derin tınıyla fısıldadı "Azad abim... Rahmetli sana bakmaya kıyamazdı ama ben abim değilim süveyda. Sen beni o hovardalarla bir tutmaya devam et hele... Amma bu gece o kapı kilitlendi mi lades kiminmiş mühür kime aitmiş göreceksin. Hadi bakim... şimdi git hazırlığını yap."
Süveyda hışımla salondan çıkarken Yaman Alp'in içindeki o sekiz yıllık kor alev, kalbindeki "S" dövmesini yakıp kavuruyordu.
Pusat yanına yaklaştı "Ağam emrin nedir?" YamanAlp Süveydanın arkasından bakarken o alaycı maskesini yere fırlattı. Bakışları bir anda karardı, sesi bıçak gibi keskinleşti. "Pusat odayı hazırla. Yaban mersini kokacak her yan, çiçekten geçilmeyecek. Azadın tek bir anısı tek bir kokusu olmayacak orada. Bu gece o mühür vurulacak başka yolu yok!"
Süveyda konağın üst katındaki odasına nasıl çıktığını, o merdivenleri nasıl tırmandığını hatırlamıyordu. Her adımda Hazar Ağanın "Yaman Alp ile nikahlanacak." sözü zihninde bir balyoz gibi patlıyordu. Odaya daldığında burnuna dolan kokuyla duraksadı. Azadın o her zaman kullandığı ağır vakur kokusu gitmiş yerine taze yaban mersini ve kadife çiçeklerinin o mayhoş, kışkırtıcı kokusu gelmişti.
"Emanetmiş..." diye hıçkırdı Süveyda aynadaki solgun aksine bakarak. "Ben bu konağa emanet değil, kurban gelmişim gayrı." Parmakları titreyerek dudağının üzerindeki bene gitti. Azad ona kıyamazdı, doğruydu. Ama şimdi gelecek olan adam... Yaman Alp Antepin en deli , en zapt edilemez ateşiydi.
Klik.
Odanın kapısı kilitlendiğinde Süveydanın kalbi göğüs kafesini zorlamaya başladı. Arkasını döndüğünde Yamanalpi gördü. Gömleğinin düğmelerini sanki bir savaşa hazırlanıyormuş gibi kararlı bir yavaşlıkla açıyordu.
"Bak hele Süveyda Lavin," dedi YamanAlp, sesi odadaki mum ışıklarını titretecek kadar derinden geliyordu. "O gözlerini öyle faltaşı gibi açıp bakma bana. Bu hüküm benim değil, törenin hükmüdür. Amma sanma ki ben buna razı değilim..."
YamanAlp bir adım attı. Aralarındaki o son güvenli mesafeyi de yok etti. Üzerinden yayılan o baskın tarçın, amber ve hafif afrodizyaklı koku, odadaki çiçek kokularını adeta esir aldı. Süveyda’nın burnu, adamın sıcak göğsünden yayılan o kokuyla dolduğunda zihni bulandı.
"Sen..." dedi Süveyda, sesi bir fısıltıdan öteye geçemedi. "Sen Azad’ın kardeşisin. Bu yaptığın günahtır, haramdır YamanAlp! Dışarıda her gece başka birinin koynuna girmeye benzemez bu."
YamanAlp, kadının bu sözüyle duraksadı. Gözleri çakmak çakmak oldu. Gömleğini tamamen omuzlarından aşağı süzülmeye bıraktığında, sol kolundaki o dev kılıç dövmesi ve kalbinin üzerindeki o gizemli 'S' mührü tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı.
"Dışarıdakiler mi?" dedi YamanAlp, Antep ağzının o en sert tonuyla. "Gayrı sen beni ne bilirsin ki Süveyda? O hovarda dediğin adam, her gece bu konağın kapısında, senin odanın ışığı sönene kadar nöbet bekleyen adamdır! Sen Azad’ın hayaliyle uyurken, ben dışarıda kendi ciğerimi yakan o ateşi söndürmek için başka yalanlara sarılan adamım!"
Süveyda duyduklarıyla sarsıldı. İnanmak istemedi ama YamanAlp’in gözlerindeki o saf, yakıcı acı yalan söylemiyordu. YamanAlp elini uzatıp Süveyda’nın çenesini kavradı. Parmakları, kadının porselen teninde sanki bir iz bırakmak ister gibi gezindi.
"Abim sana dokunmadı Süveyda... Bilirim. Azad, senin o keskin yeşil gözlerine bakmaya bile korkardı. Amma ben korkmam! Ben bu 'S' harfini boşuna kazımadım bağrıma."
Süveyda, adamın parmakları dudağındaki benin üzerine baskı yaptığında inlememek için kendini zor tuttu. Karnının altından başlayan o yasak sıcaklık, tüm vücuduna yayılıyordu. YamanAlp eğildi, dudakları Süveyda’nın dudaklarına sadece milimetreler kala durdu.
"Hadi bakayım," diye fısıldadı YamanAlp, nefesi Süveyda’nın nefesine karışırken. "Şimdi söyle bana; bu lades sadece aklında mı, yoksa teninin her zerresinde mi? Bu gece o mühür basılacak Süveyda. Yanlış olduğunu bile bile lades diyeceğiz ikimiz de."
Süveyda gözlerini kapattığında, YamanAlp’in kılıç dövmeli kollarının beline sarıldığını hissetti. Bu bir savaştı, bu bir ihanetti... Ama ruhu, adamın tarçın kokulu tenine değdiğinde tek bir kelime fısıldadı:
"Lades... Aklımda değil, tam şuramda."