Odasına girdiğimde üzerimi indirmedim. Odada turlarken dakikalarca düşündüm. Ne olabileceğine dair... Ama elbette aklıma basit sebeplerden başka hiçbir şey gelmedi. Bir insan ailesine neden bu derece kızgın olabilirdi ki?
Ve bir saatin sonunda artık odadan çıkmaya karar verdim. Belli ki Ardıç'ın geleceği yoktu. Ve bu durum acayip sıkmıştı canımı. Yine de belki de içinde bir şeylerle mücadele etmek zorunda olduğu için sesimi çıkarmayacaktım. Ama para için olsa bile benimle böyle oyun oynaması sinirlerimi bozuyordu.
Merdivenleri yavaşça indiğimde beyefendimizi bıraktığım yerde buldum. Tek bir farkla tabi. Önünde iki tane şişe vardı. İçmişti sanırım.
"Ardıç?"
Yanına gidip yüzüne baktım. Gözleri kapandı kapanacaktı. "Sen neden buradasın?" eliyle yukarıyı işaret etti. "Sana odaya git ve soyun demedim mi?"
Peltek peltek konuşuyordu. Bu kadar içerse olacağı buydu tabi.
Yanına oturup elindeki bardağı aldım. "Yeter artık içme."
"Sen karışma bana." bardağı elimden almaya çalıştığında sehpaya bıraktım.
"Ardıç hayır. Yeterince sarhoşsun zaten. İçme."
"Sanane. Sen kim oluyorsun da karışıyorsun ki bana?"
"Hiç kimseyim Ardıç. Ama arkanı toplamak da istemiyorum. Dağıtınca benim başıma kalacaksın."
"Kalmam. Bırak da odana git."
Tekrar bardağına uzandığında kolunu tuttum. "Ardıç hayır dedim. İçmek yok. Hem içerek hiçbir şeyi değiştiremezsin."
"Unuturum ama. Bazı şeyleri unutmak için içmek en iyisi."
"Neyi unutmak istiyorsun?"
Bardağını almak için direnmeyi bırakıp kendini bıraktı. Koltuğa yaslanıp tavanı izlerken konuştu. "Her şeyi. En çok da beş yıl öncesini."
İyice merak etmiştim. Aramızdaki mesafeyi kapatıp konuştum. "Ne oldu ki beş yıl önce?"
Dudaklarını ıslattı. "Sevdiğim kız öldü."
Sevdiği kız mı? Ardıç'ın aşık olabilecek bir adam olduğunu asla düşünmezdim doğrusu. "Üzgünüm. Bilmiyordum ben."
"Öldü değil, öldürüldü."
Kaşlarımı kaldırdım. "Öldürüldü mü? Nasıl? Düşmanların mı?"
Güldü. "Benim en büyük düşmanım babam." gülümsemesi kayboldu. "Çok seviyordum onu. Her şeyden çok. İki yıl boyunca beraberdik. Babamlar asla bilmiyordu. Öğrendiği zaman da köpürdü. Yıldız sana göre bir kız değil dedi. Onunla evlenemezsin dedi."
"Bu yüzden mi öldürdü onu?"
"O değil. Adamları yaptı. Karar verdik. Onu alıp gidecektim buralardan. Neresi olursa olsun..." derin bir nefes aldı. "Elini tuttuğumda dünyanın en mutlu adamı olmuştum ama kısa sürdü. Bir araba üzerimize kurşun yağdırdı." Güldü. "Daha doğrusu Yıldız'ın üzerine. Babam o kadar şerefsiz bir adam ki ölmemi istemedi. Sevdiğim kadının ölümünü izledim ben. Ve ondan sonra her gün öldüm."
Bir baba evladına bunu nasıl yapardı ya? Ne olabilirdi ki? Birbirlerini sevmişler, beraber olsalar ne olurdu ki sanki? " Özür dilerim Ardıç. Ben de sana hatırlatmış oldum. "
" Sen değil. Annem olacak o kadın. Onu her gördüğümde hatırlıyorum zaten. "
Doğrulup yüzüme baktı. Gözleri kapanmak üzereyken gülümsedi. "Biliyor musun?" elini dudaklarıma götürdü yavaşça. Parmakları dudaklarımda gezinirken tüm vücudum alarma geçmişti adeta. "Dudağının köşesinde tıpkı seninki gibi bir gamzesi vardı." yavaşça aramızdaki mesafeyi kapattı. "Ama ben onu hiç öpemedim." dudağımın üzerinden elini çekip köşesine küçük bir öpücük bıraktığında hiçbir şey yapamadım. Gözlerini kapatmış belki de Yıldız'ı öptüğünü düşünüyordu. Bedenim bir kez daha kullanılıyordu Ardıç tarafından. Üstelik bu kez sahibi ben bile değildim.
Yavaşça geri çekilip kendini arkaya bıraktı. "Özledim onu." Onu özlüyordu ama başka bir kadını öpüyordu.
"Sonra ne oldu?"
"Sonra..." derin bir nefes aldı. "Bir daha aşık olmadım. Kimseyi sevmedim. Sevemedim. Sadece tek gecelik ilişkilerden ibaret bir adamım." aşkının acısını unutma yöntemi de bir değişikti. Belki de aşkı unutmanın en iyi yönteminin cinsellik olduğunu düşünüyordu. Cinsellikte duygular o kadar da ön planda değildi. İki taraf da istediğini alırdı ve biterdi.
" Baban neden istemedi ki onu? "
" Kendisinin benim için daha uygun bir adayı varmış çünkü."
"Kim?"
Omuz silkti. "Sormadım. Hiç umrumda da olmadı." gözlerini kapattı. "Benim umrumda olan tek şey Yıldız'dı. O da öldü."
Derin bir nefes aldığında öylece bakakaldım. Böyle bir hikayesi olduğunu asla tahmin etmiyordum ve bu saatten sonra ne yapacağımı da kestiremiyordum.
"Annen ne yaptı peki bütün bu olaylar karşısında?"
Cevap vermediğinde omzuna dokundum. "Ardıç?"
Düzenli nefes alış verişlerinden uyuduğunu anlamıştım. Ama böyle oturarak yatarsa her yeri tutulacaktı. Bu yüzden ayağa kalkıp dikkatli bir şekilde koltuğa uzanmasını sağladıktan sonra tekli koltuğun üzerindeki pikeyi alıp üzerine örttüm.
Ellerimi belime koyup onu izlerken kafam epey karışmıştı. Ve bu konuyu kime danışacağımı iyi biliyordum.
Tekli koltuğa oturup telefonu elime aldım. Saat gecenin on ikisiydi ama Alican kesin uyanıktı.
Tam da tahmin ettiğim gibi telefonu hemen açtı. "N'aber kanka?"
"Ay Ali, bilmiyorum ya. Çok tuhaf şeyler oluyor."
Bir anda ciddileşti. "Ne oluyor? Anlat bakalım."
"Ya Ardıç'ın annesi geldi bir saat kadar önce."
"Annesi nasıl? Taş gibi mi? Kesin o da zengindir. Bir de bilirsin ben olgun kadınlardan hoşlanıyorum."
"Kadın evli Ali."
"Hassiktir... Neyse ya çok sıkıntı değil. Uyar bana."
Ofladım. "Sana Atahan'lardan kız falan çıkmaz Ali. Ay bir sus da dinle beni."
"İyi tamam dinliyorum kankacım.."
"İşte kadın geldikten sonra Ardıç bir tuhaf oldu. Sinirli falan."
"Çok mu sert sikti? O yüzden mi aradın?"
"Aklın sadece bel altında değil mi?"
"Evet."
Yüzümü buruşturdum. "Pisliksin ama öyle olmadı. Adam bir geldim baktım iki şişe alkol içmiş."
"İki mi? Dur bakalım. Bütün belirtilere bir göz atıyorum." Mırıldandı. "Annesi gelince modu düşüyor, sinirleniyor ve kendini içmeye vuruyor. Dur tahmin edeyim, çok derin bir hikayesi var değil mi?"
Dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. "Oha, nereden bildin?"
Güldü. "Bilirim tabi kızım. Yılların erkeğiyim ama sana şu kadarını söyleyeyim ki o adam ağır hasarlı. Hiç bulaşma."
"Ağır hasarlı ne be? Araba mı bu adam sanki?"
"Bak yine tahmin ediyorum. Ya aile sorunu var ya kız sorunu. Bu yüzden uzak dur o adamdan."
"Her ikisi de."
"İşte o zaman oradan bir an önce topuklasan iyi olur. Travmalı erkek var ya dünyanın en illet şeyidir. Böyle bir ben duvar gibiyim diyip gezinmeler, en ufak şeye sinirlenmeler, sonra yok efendim sen asla sevdiğim kadının yerini alamazsın diyip bir coşmalar..."
"Ay Ali... Sanırım hepsi var Ardıç'da."
"Dur dur, bunlar daha ne ki?"
Tırnaklarımı dizime geçirirken Ali konuşmaya devam etti. "Ya bir de bunlar duygusuz görünmeye çalışır ama bebek gibi de ağlarlar. En fenaları bunlar."
"Yok, ağlamadı daha." Ay Ardıç'ı ağlarken de düşünemiyordum hiç.
"Yakında o da olur. Merak etme sen. Sen bu heriften paranı al ve toz ol. Bu adam üzer seni, kırar seni balım."
Göz ucuyla Ardıç' a baktım. "Öyle mi diyorsun?"
"Tabi kızım. Şimdi dediklerimi dikkate al. Ne olmuş ne bitmiş bilmem etmem ama bu tarz adamlarla hiç uğraşılmaz."
"Ama Ali..." Ardıç çok yaralıydı. Ve ben o yaralarla ilgilenmek istiyordum.
"Aması yok güzelim. İşin bitince çık o evden."
Yüzümü astım. "Tamam."
"Tamam güzelim. Bir şey diyor musun? Hatun beni bekliyor."
"Hatun kim?"
"Tanımam etmem ya, barda tanıştık."
"Ay Ali. Ne iğrenç herifsin. Kızın koynundan çıkıp telefonumu mu açtın?"
"Tabi kızım. Benim senden başka kimim var. İki elim kanda olsa açarım güzelim."
Gülümsedim. "Öyle mi?"
"Öyle tabi. Sen açmaz mıydın yoksa?" Sesini kısarak konuştu. "Ah Allahım, yoksa yanlış kişiyle mi dostum?"
Güldüm. Delinin tekiydi ama onu çok seviyordum. "Seni çok seviyorum Ali. İyi ki varsın."
"Sen de güzelim."
"Hadi kapat. Bekletme kızı o zaman."
"Tamam, bir şey olursa ara beni."
"Ararım."
Nefesimi bırakıp telefonu kapattım ve Ardıç'a döndüm. İçimden bir ses onu bırakmamam gerektiğini söylüyordu.
~ ~ ~ ~ ~ ~