Araba durduğunda başımı kaldırıp geldiğimiz yere baktım. Oha! Burası ev değil bildiğin saraydı be...
"İn."
Kapıyı açıp arabadan indikten sonra eve bakındım. Pardon, yine ev demiştim ama buraya ev demek haksızlık olurdu.
"Beni takip et Larin."
Dediğini yapıp peşinden ilerledim. Bahçeden geçerken evi daha yakından görebilmiştim. İki katlı dubleks bir evdi. Dış cephe lacivert rengindeydi. Gökyüzü kadar güzeldi.
Adını bile bilmediğim adam kapıyı açtıktan sonra içeri girdim peşinden. Işıkları açtığında koridoru geçip salona ilerledik. Salon dediğime bakmayın, benim evim kadardı burası ya. Bu adam oldukça zengin olmalıydı. Acaba bana ne kadar maaş verirdi?
"Otur şöyle."
O kadar çok soru sormak istiyordum ki ama ağzımı bile açamıyordum. Ulan Alican... Bana bu yapılır mı ya? Dünya üzerinde en çok konuşan insan ben olabilirim. Ben nasıl susacaktım ki?
Karşıma geçip tekli koltuğa oturdu rahat bir şekilde. "Kim olduğumu biliyor musun?"
Başımı olumsuzca salladım. "Adım Ardıç Atahan. Atahan Holdingin sahibiyim." cebinden telefonumu çıkarıp koltuğa fırlattı. "Aç bak, araştır ve öğren kim olduğumu." işaret parmağını kaldırdı. "Sakın polise haber verme. Adamı öldürdüğümü asla ispatlayamazsın."
Haklıydı. Ama ya beni burada zorla tutması? İşte bunu ispatlayabilirdim.
Sanki düşüncelerimi okumuş gibi konuştu. "Ve tabiki seni kaçırdığımı da iddia edemezsin. Kimse sana inanmaz. Üstelik konuşamıyorsun bile."
Polisin yanında konuştuğumu duyunca gelen pişmanlık hissi... İşte o zaman görürdüm ben seni Ardıç Atahan.
"Belli ki yıllardır iş arıyorsun. Sana iş imkanı veriyorum. Şirketimde sana uygun bir iş verebilirim."
Bu elbette güzel bir haberdi ama yine de bir katille çalışmak saçmaydı.
"Aylık ne kadar istersin? Bir milyon yeterli mi?"
Anasını... Ne? Bir milyon mu? Bu adam kesinlikle kafayı yemişti.
"Her ay benden bir milyon alacaksın. Ama yapman gereken tek şeyin yanımda çalışmak olduğunu düşünme."
Eee tabi. Bir milyon karşılığında yalnızca şirkette çalışmayacaktım. Adam bedenimi de satın almayı düşünüyordu. Ve gururumu bir kenara bırakıp bu teklifi kabul edebilirdim. Lanet olsun ki çok cazipti.
"Düşünmen için sana bir gece veriyorum. Sabaha kararını açıklarsın."
Ha sanki konuşabiliyordum ya... "Şimdi seni odana götüreyim."
Ayağa kalktığında mecburen peşinden gittim. Merdivenleri çıktıktan sonra bir kapıyı gösterdi. "Burası senin odan. Tam karşıda da benim odam var. Şimdilik burada kalacaksın."
Başımı salladım. "O zaman, sana iyi geceler Larin."
Ben nasıl iyi geceler diyebilirdim ki? Öyle bomboş başımı sallayayım bari, ne yapayım başka...
Arkasını döndüğünde odaya girdim. Hiç odayı incelemeden hızlıca banyoya girip telefonumu çıkardım. Alican'dan bir sürü mesaj vardı. Okumayı es geçip aradım ve küvetin kenarına oturdum.
"Lan ne oluyor yardım falan demişsin."
"Alican ben senin fikrini sikeyim e mi?"
"Ne oldu anlatsana?"
Anlatamazdım her şeyi ama off lanet olsun ki bu teklif oldukça hoşuma gitmişti. "Yolda yürürken adamın birine çarptım. Dosyam yere savruldu ve alıp okudu."
"Eee, bu mu büyüttüğün şey?"
"Bir dinle, bir dinle. Sonra baktı ki ben dilsizim oh dedi en sevdiğim dedi."
"O ne demek yani?"
"Adam bana iş teklifinde bulundu Alican. Şirketinde bana uygun bir pozisyon varmış."
"Lan ne güzel işte manyak sayemde iş buldun!"
"Gerizekalı! Adam başka bir şey daha istedi."
İşte şimdi ciddileşmişti. "Larin sen neredesin? Sana bir şey yaptı mı o adam?"
"Yok hayır. Öyle değil. Yapmadı ama yapacak."
"Tamam, çabuk adresini yolla. Hemen geliyorum."
"Gelme. Ben sanırım kabul edeceğim."
"E yuh artık kızım! Adam istedi diye onunla olmayacaksın herhalde değil mi?"
"Elbette olacağım. Karşılığında bir milyon teklif etti."
"Ne? Bir milyon lira mı?"
"Evet."
Merakla ne söyleyeceğini beklemeye başladım. "Beni de siksin. Adres ver geliyorum beni de siksin!"
"Ya bir sus Alican bir sus ya. Off! Zaten ne geldiyse başıma senin yüzünden geldi."
"Kızım deli misin başına resmen talih kuşu konmuş!"
"Hıı, ne demezsin..." katil bir talih kuşu diyelim biz ona. "Sadece bir ay. Bir ay yanında çalışıp istifa edeceğim. Sonra da kendi işimi kuracağım. Tamam beş parasızım falan ama öyle bedenimi de satamam yani."
"Abi kız kardeşi falan yok mu ya? O da beni siksin bir şeyler yapamaz mısın?"
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. "Sus Alican sus!" nefesimi bıraktım. "Kapatıyorum ben. Uyuyacağım."
"Koynunda mı?"
"Hayır canım, yatağımda. Hadi iyi geceler."
Telefonu kapatıp cebime koydum ve suyu açıp elime yüzüme su çarptım. "Alt tarafı bir kaç kez sevişiriz, sonra bıkar zaten. Çapkın bir adama benziyor. Paramı alır, işime bakarım. Hepsi bu."
Hepsi bu kadar mıydı bunu çok yakında öğrenecektik...
~ ~ ~ ~ ~
Sabah odadan çıktıktan sonra sessizce aşağı indim. Ardıç kahvaltı ederken eliyle sandalyeyi işaret etti. "Buraya gel."
Başımı sallayıp yanındaki sandalyeyi çektim. "Bir şeyler ye, sonra şirkete geçeceğiz. Tabi teklifimi kabul ettiysen?"
Gözlerini yüzüme diktiğinde başımı salladım. Evet, maalesef bu adamın teklifini kabul ediyordum. Çünkü artık beş parasız bir şekilde iş aramak istemiyordum.
"Güzel, senin için kıyafetler getirttim. Birazdan duş al ve onlardan birini giy."
Tekrar başımı sallayıp önüme döndüm. Açtım ve bir şeyler yemeye başladım. Bir müddet sonra Ardıç ayağa kalktı. "Yarım saat içinde hazır ol."
Arkasını dönüp gittiğinde ayağa kalktım. Bir kadın yanıma geldiğinde dönüp ona baktım. Sanırım evin hizmetçisiydi. "Efendim, kıyafetlerinizi odanıza çıkardım."
Başımı sallamakla yetindim. Çünkü konuşamazdım ya...
Merdivenleri çıkıp odama girdiğimde hızlıca dolabı açtım. Çeşit çeşit elbise vardı. "Yuh, bu adam ne biçim bir manyak." hepsi de dekolteliydi. Oldukça açık seçik kıyafetler...
"İçlerinden birini giy kızım, ne olacak sanki?"
Elbiselerden birini elime aldığımda gözüm geceliklere takıldı. Oha, gecelik bile almıştı. Ki bunlara gecelik denmezdi... Ufacık bez parçaları demek daha doğru olurdu. "Sapık herif."
Dolabı kapatmadan önce alttaki çekmeceyi açtım. Dantelli sutyenler ve tangalarla bakıştığımda nefesimi bıraktım. Buradaki günlerim oldukça tuhaf geçecekti anlaşılan.
Oflayıp siyah dantelli iç çamaşırı takımını alıp banyoya geçtim. Hızlıca duş aldıktan sonra önce iç çamaşırlarını giydim. Sonra da siyah mini elbiseyi giyip saçlarımı kuruladım. Makyaj malzemelerim olmadığı için öylece çıktım banyodan. Sanırım artık hazırdım.
Odadan çıkıp aşağı indiğimde Ardıç'ı gördüm. Beni fark ettiğinde başını çevirip baştan aşağı süzdü. "Güzel. Güzel olmuşsun. Beni takip et."
Dediğini yapıp onu takip ederken yeni bir hikayenin ilk sayfasını da açmış oldum.
~ ~ ~ ~ ~
"Burası benim odam. Ve sen de hemen yanımdaki odada olacaksın. Seslendiğim zaman hemen geleceksin."
Başımı salladığımda kapıyı açıp odasına girdik. Oldukça büyüktü. "Tülay, içeri gel."
Bir kadın arkamızdan girdiğinde Ardıç ellerini cebine yerleştirip kadına döndü. "Bu yeni mimarımız Larin hanım. Kendisi konuşamıyor. Sen işaret dili biliyorsun değil mi?"
İşaret dili mi? "Evet efendim." Tülay gülümseyerek bana döndü ve işaret diliyle merhaba dedi.
Gülümseyip ben de ona işaret diliyle merhaba dedim. İyi ki üniversitenin ilk yılında işaret dili öğrenmiştim. İlk defa bir işe yaramıştı.
"Onunla güzelce ilgilen Tülay. Bir sorun olmasın."
"Tabi efendim." Tülay bana döndü. "Bu taraftan lütfen."
Onu takip edip odadan çıktığımda derin bir nefes aldım. Vay be, demek her şey bu kadardı. Artık bir işim vardı...