Mia
Sıradan olması çoktan kesinleşmiş olan bir güne daha başlıyorum. Gözümü açtığım her gün olacak rutin şeyleri düşünürken, bazen ciddi anlamda intihar etmek istiyorum Ama elbette bunu hiçbir zaman yapamam. Yani her yönden çaresiz olabilirim, yine de ölüm bana göre değil.
Aslında bazen düşünüyorum hangi safkan vampir intihar etmek ister? İnsanlar sırf ölümsüz olmak için vampir olmak istemiyor mu? Ben ise vampir doğanım ama hayatımın dörtte üçü bu duruma lanet ederek geçiyor. Aslında dörtte üçü değil, az bile söylüyorum. Kendim hakkında uymam gereken kurallar ve gerçeklerle yüzleştiğim andan itibaren sıkıştığım bu düzenden nefret ediyorum.
Şimdi normal olarak yapmam gereken bir prenses edası ile zarifçe yataktan kalkmak. Ama en azından o konuda bir yenilik yapabileceğimi düşünüyorum ve bu yüzden yorganı tepe, tepe aşağı yolladıktan sonra yatakta doğruluyorum. Bunu söylerken, evet saçma geliyor. Hatta yaparken de... Ama ne diyebilirim ki hayatım ciddi anlamda fazlasıyla monoton. Bu küçük değişikliğe bile inanın ihtiyacım var, ne kadar acınası bir haldeyim. Orasını, siz düşünün?
Öncelikle acaba bugünün planı ne diye düşünemiyorum. Salak olduğum için değil, izin verilmediği için. Çünkü tüm planlar çoktan hazır ve evet ne yazık ki dün ile aynı. Gözüm saate kaydığında yelkovanı takip ettim ve tam vaktinde geri sayıma başladım.
5...
4...
3...
2...
1...
0 ve kapı açıldı.
Yanıma yaklaşan kıza saçma bir gülümseme gönderdikten sonra elindeki bardağa uzandım. Bu onu küçük görmemden kaynaklanmıyordu. Bazen gerçekten gülümsemek için bile sebep bulamıyorum.
"Bayan Mia, içeceğiniz..."
Evet içecek. Aklınıza kahve ya da çay gelmesin. Elimde tuttuğum bardağın içinde şu an 0 Rh pozitif kan var. En sevdiğimden demek isterdim ama onun kararını bile ben vermedim, babam verdi.
Babama göre en çok bu kan grubu lezzetli ve de benim için faydalı. Çünkü ben pek normal bir vampir değilim. Tüm vampir doğanlar erkek doğarken, dünyaya kız olarak merhaba dedim. Ne yazık ki tek sıkıntım sadece bu değil. Normal doğan safkanlardan biraz daha farklıyım. Öncelikle çok sık kan ihtiyacı duyuyorum, diğer yandan sadece bardaktan kan içiyorum. Gerçi şu anda safkanların büyük bir kısmı şişelerden ya da bardaklardan kan içiyor.
Ne zaman bu duruma geldiklerini bilmiyorum ama ben henüz hiç bir insana dişlerimi geçirmedim zaten bu yasak. Gerçi safkanların insanların boğazına diş geçirmesi falan yasak değil. Bu yasak tamamen beni kapsıyor. Bir insanın kanını içmekle ilgili teorik bilgilere sahibim.
Öğrendiğim ise şu, ısırma ve kan içme işlemi devreye girdiğinde vampirler afrodizyak salgılıyor. Bu salgı hem vampiri hem de ısırılan kişiyi tahrik ettiği için cinsel birleşme kaçınılmaz oluyor. Buradan da şunu anlıyoruz evet ben bakireyim. 102 yaşında öpüşmeden öteye geçememiş biriyim. Öpüşmeden kastım da şöyle güzel filmler de gördüklerinizden değil. İlk öpücüğüm bile isteyerek gerçekleşmedi, aptal bir vampirin tacizi ile gerçekleşen saçma sapan bir öpüşmeydi ve bunun sonucunda vampir öldürüldü.
Bunun nedeni de uymam gereken başka bir kuralın ihlali yüzünden. Safkan doğmak için annelerimiz özel işaretli insanlardan oluşuyor. Ama benim annem kalan son işaret sahibi kişi ve ben onun tek kızıyım. Başka kardeşim de yok zaten, benden sonra doğan bir safkan vampir de yok. Yani erkekler çiftleşerek bebek yapamayacakları için bir sonraki tek vampir doğan benim bebeğim olacak. Sırf bu sebeple de özel ve güçlü bir safkan ile evlenmek zorundayım.
Peki, ben istiyor muyum?
Hayır.
Peki, beni dinleyen var mı?
Hayır.
Aslında içten içe benim olmasını istediğim biri var ama o da imkansız. Hayatım gerçekten berbat. Günde üç öğün bu cümleyi kurabilirim. Başımı bir an kaldırdığım da bana düz bir şekilde bakan iki çift gözle karşılaştım. Ne için beklediğini sormama gerek yok cevap basit, boş bardağı. Elimdeki içeceği tek dikişte bitirdikten sonra boş bardağı uzattım.
"Al bakalım"
"Bu arada Bayan Mia aileniz toplantı odasında olmanız gerektiğini söylediler."
Başımı sallayıp, hizmetli kızı onayladıktan sonra onun gidişi ile kendimi geri yatağa bıraktım. Lanet olsun. Şu an yanlış duyduğumu düşünmek isterdim ama yanlış duymama izin vermeyecek bir duyuya sahibim. Yani doğru duydum, ailem ve toplantı. Bu ne demek? Mia davet var, adımıza yakışır bir şekilde davete katıl ve eşini seç. Şu an ağlamakla, kuzenime küfür etmek arasında gidip geliyorum. Tamam, çok abartılı küfürler edemiyorum ama hakaret edebilirim. Sırf o kral olmayı istemiyor diye beni evlendirmek istemeleri çok saçma değil mi? Yani neden ben? Tamam ortada başka kadın olmayabilir ama neden ben?
Dawson'dan başka ortada safkan mı kalmadı? Onlardan biri olsun ben neden istemediğim bir evlilikle kraliçe olmak zorundayım? Neyse sakinleşmeliyim. Ailemi bekletemem çünkü bu durum bir prensese yakışmaz. Prenses, keşke insan masallarından biri olan pamuk prenses olsaydım. Üvey annem tarafından saraydan postalanır ve tüm talip olayını çekmez ormanda cücelerle yaşardım. Belki o zaman imkansız aşkımda gerçek olurdu.
Kimi kandırıyorum. Ben bir masalda değilim ve bir an evvel giyinmeliyim. Dolabımı açıp üzerimdeki gecelikten bir çırpıda kurtuldum. Dolap, dolap değil küçük bir mağaza. Bu aptal davetler yüzünden bir sürü gece kıyafetim var... Aman ne güzel. Sanki bir davette giydiğimi diğer davette giyince bir şey oluyor.
Dolabı talan ettiğimde zar zor günlük bir elbise bularak üzerime geçirebildim. Artık gidebilir ve bu seferki davetin ana konusunu ve gelecek yakışıklı safkanları dinleyebilirdim. Bu yorum kesinlikle bana ait değil. Her davet öncesi kafamı ütüleyen yardımcı kızların konuşmaları, onlara göre tüm safkanlar yakışıklı ve evlenilecek kişi. Benim içinse hepsi mide bulandırıcı ve aç gözlü. Tahtı almaları için ben gereken anahtarım ve onlarda ışık görmüş sinek gibi bana üşüşen asalaklar.
Derin nefesleralarak kendimi sakinleştirmeye çalışıp toplantı odasına girerken yine onu gördüm. Rio... O, görmek istediğim. Benim olmasını istediğim tek erkek. Ama benim olamaz. Ona dokunmak istesem bile dokunamam, duygularımı bilseler ilk iş olarak onu yok ederler.
Buna izin veremem. Zaten sırf bu yüzden şımarık bir safkan gibi davranıyorum, özellikle onun yanında. O vampir sınıfının alt tabakasında bizi korumakla görevli askerlerin başında bir komutan, benim asla elde edemeyeceğim, aşkım.
"Bayan Mia"
"Evet..."
"Babanızın ufak bir işi çıktı o yüzden toplantı konusunda sizi bilgilendireceğim içeri geçelim."
Şu an vampir olduğum için ilk kez mutlu oldum. Çünkü bu cümleyi duyar duymaz yutkunma sorunu yüzünden düşüp bayılabilirdim. Ama elbette bayılmadım. Ama konuşamıyorum da. O ve ben... Ben ve Rio... Toplantı odasında yalnız olmak, yani biz...
"Prenses?"
Konuşmak zor olmasa gerek, kelimelerin dudaklarından çıkmasına izin ver. Yani bu kadar zor olmamalı ya da hareket et. Evet, evet hareket etmek... Gir şu lanet odaya... Rio'da peşinden gelir evet gelir. Yani gelecek.
"Ta-Tamam."
Sonunda dudaklarımdan kelimeye benzer bir şeyler çıktığında kendimi odadan içeri sokmayı başardım. Gördüğüm manzara ise tüm duyularımı normale çevirdi. Zaten yalnız olmak hayaldi. Annemi masada görüp yavaş adımlarla yanına ilerleyip oturdum. Sonrasında, Rio da yanımıza gelip konuşmaya başladı.
"Kral Lysander'ın emri üzerine beş gün sonra gece yarısı davet verilecek ve elbette prens baş konuk olacak. Bunun yanında Prenses Mia'da önemli konuklardan biri... Bir diğer bilgi de davet bu şatoda değil Ravenous Malikanesin de yapılacak. Şimdi izninizle prensi de bilgilendirmeliyim."
Rio konuşurken kelimelerinden çok sesine odaklandığım için konuyu birazcık ucundan kaçırdım ama onun gidişi ile annem bana özet geçti. Harika beş gün sonra bir davet var ve ben diğer bir baş konuğum. Ama en azından bu kez Dawson geliyor. Yani umarım gelir, en azından onun olduğu davetler de daha fazla yaşam alanı bulabiliyorum. Peşimde sülükler olmadan...
Annem ile kısa sohbetin sonunda hızla odama döndüğümde üzerimdeki elbiseden kurtulup pijama takımı giydim. En azından bu konuşmadan sonra beni kimse çağırmazdı. Bende bu şatoda tek eğlence kaynağımla baş başa kalabilirdim. Teknolojik aletlerle... Film arşivine göz atarak film seçmeye karar verdim. Ne izleseydim en azından bu arşivi yeniliyorlar. Bir tane aksiyon filmi bulduğum da gülümsedim. En azından aksiyon filmleri izleyerek sıkıcı hayatıma hayal de olsa renk katabiliyorum.
Filmi izlemeye başladıktan bir süre sonra başrol kızın yerinde kendimi düşündüm. Çünkü durum tam olarak, buydu. Kraliçe olması beklenen bir kadın ve onunla birlikte olması imkansız olan koruma. Tabi erkek karakter de Rio ve sırf sınıf farkı yüzünden birlikte olamamalı. Aksiyon filmlerinde ağlanır mı diye sormayın? Çünkü ben ağlamaya başladım bile... Hele filmin sonunda onları birlikte görünce... Hayatım bir film olmadığına göre benim imkansız sonumu izliyordum. Gözyaşlarım biraz daha aktıktan sonra komedi filmine geçiş yaptım. En azından bu sayede moralim düzelebilirdi.
_Rio_
Kanı her içime çekişim de kucağımdaki dişi kendini bana daha fazla bastırırken giderek daha fazla sertleşiyordum. Ellerim kalçalarını sıkarken kulağıma dolan inlemeleri ile kanını biraz daha yavaş emiyor ve bu yavaşlıkla onu daha fazla kıvrandırıyorum.
Seni istiyorum cümlesi defalarca dudaklarından dökülürken sonunda ona istediğini vermek adına saçlarından tutup dudaklarına kapanıyorum. Zaten yarı çıplak olan kızı soyması oldukça kolay olduğu için pozisyonu iç bozmadan kendimi içine sokuyorum. Kız büyük bir istekle üstümde oturup, kalkarken kalçalarını daha fazla sıkarak onu istediğim hızda hareket ettiriyorum.
Boynundan yavaşça göğüslerine doğru damlayan kanı dilimle takip ettikten sonra göğüslerini ağzıma alıp ufak bir dişte buraya geçiriyorum. Kız acı ve zevk karışımıyla inlerken biraz daha hızlı içine giriyorum. Kucağımdaki dişinin tatmin çığlığını duyduktan sonra onu kucağımdan kaldırıp yatağa atarak yeniden içine giriyordum. Şimdiki hareketlerimi tamamen kendime göre ayarladığımdan birkaç dakika sonra tatmin oluyorum. Yarı baygın kızın ısırdığım her yerini dilimle yaladıktan sonra kıyafetlerimi üzerime geçirip, geldiğim gibi sessizce mekandan ayrılıyorum.
Bu bar genel olarak takıldığım bir yer, özel locaları yüzünden bir dişinin kanını emmek için oda aramama bile gerek kalmıyor. Çünkü bar bu hizmeti zaten kendiliğinden veriyor. Kızlar ise her türlü fanteziye açıklar ve zaten bu iş için para alıyorlar. Bu yüzden onları sadece bir kez etkilediğimde tekrarı için uğraşmıyorum. Vampir olduğumu onlar anlamadan kan ve ten ihtiyacımı karşılıyorum. Yani iki taraf içinde karlı bir anlaşma. Ama ne yazık ki eğlencem buraya kadar, görevime dönmeliyim.
Şatoya döner dönmez beni karşılayan tüm vampirler saygı gereği baş selamı veriyorlar, tabi bunun tek nedeni saygı değil. Aynı zamanda komutanları olduğum için böyle bir emir var ve onlar da uyguluyorlar. Yeni kana doymuş bedenim oldukça dinçken, yeni dönüştürülmüş kafası karışık vampirlerle ilgilenebilirim. Aslında bu işten nefret ediyorum, çünkü dönüştürülen vampirlerin ergenlerden bir farkı yok.
Laf anlatmak, söz dinletmek başa bela... Ama şöyle bir gerçekte var ki eğitim öncesi söylediğim tek cümle 'Ya dediklerime uy ya da kafasız yaşamayı dene'. Cümlem açık ve net. Eğer laf dinlemeyeceklerse kafalarını kopartıyorum. Arkalarından üzülecek ya da ağlayacak hiç halim yok. İşin aslı onlarında arkasından ağlayacak kimseleri yok.
Dönüştürülen her vampir insanken zaten insan olmayı başaramamış kişilerden oluşuyor. Yani hepsi zaten kötü çocuklar ve ben onlarla uğraşmak zorundayım. Bu işten gerçekten nefret ediyorum ama konseye yakın olmak için ne yazık ki başka şansım yok.
Ben dönüştürülen bir vampir değilim, bir safkanım. Ama babamın kim olduğunu bilmedikleri için beni aralarına almak yerine komutan yapmayı tercih ettiler. Benim için kullandıkları tabir ise, piç. Peki, bunu duymak benim umurumda mı? Hayır. Bana istediklerini diyebilirler, ben babamın kim olduğunu da ona yapmak istediğim şeyleri de çok iyi biliyorum.
Sadece o zamanı bekliyorum. Zamanı geldiğinde anneme yaptığı her şey için onun canına okuyacağım. Zaten sırf bu yüzden onlar gibi beslenmiyorum. Ben taze kanla beslenirken, onlar özel üretim kanlarla besleniyorlar. Bu konuda bildiğim tek şey eskiden insanlar arasındaki bir salgının vampirleri de etkilemiş olması. Birkaç safkan öldüğünde işi denetlemeye karar vermişler, falan filan.
Kendi açımdan ise bu tür bir güzellikten kendimi alı koyamam, tıpkı Dawson gibi. Diğer bir deyişle prens... Ona prensim diyerek aradaki mesafeyi korumam gerek aslında, çünkü zaten her safkanla iletişimim efendi köle konuşmasına benziyor. Bu da onlardan nefret etmem için başka bir sebep.
Ama Dawson ile aramdaki iletişim tamamen farklı o tek dostum ve aramızda gizli bir anlaşma var. Ben onun yerini gizliyor ve şatodan haberler veriyorum. O ise benim konumumu sağlamlaştırıyor. Özellikle konseyin son zamanlarda gözüne battığım için aslında konseyin değil sadece babam olacak adamın gözüne batıyorum. Oğlu olduğumu bildiğini ise hiç sanmıyorum.
Yürüyüşümün sonunda önümde duran vampirlere laf anlatmaya, kendimi hazır hissediyorken duyduğum adımlarla başımı çevirdim.
"Komutan, Kral Lysander sizinle görüşmek istiyor."
"Anlaşıldı. O halde bu yeni yetmeler senindir. Kuralları biliyorsun."
İlk kez kralın beni çağırması bir işe yaradı. Gerçi ilk kez çömezleri başımdan savmıyor değilim, daha öncede bunu onlarca kez yaptım. Hızlı hareketlerle kralın yanına gittiğim de öncelikle vermem gereken selamı verdim, ardından ise sessizce bekledim.
"Beş gün sonra Dawson adına bir parti düzenliyorum, Rio. Ravenous Malikanesin de ve sen bunu Dawson'a ileteceksin ama onun öncesinde Prenses Mia'ı da durumdan haberdar et. Normalde bu işi kardeşim yapardı ama o burada değil. Gidebilirsin."
Kısa ve öz olan konuşma sonrasında başımı eğdim.
"Emredersiniz, efendim."
Geldiğim hızla odadan çıkarken prensesin her zaman ailesi ile kullandığı toplantı salonuna doğru ilerledim. Ona haber çoktan gitmiş olduğundan rahattım. Zaten genel olarak prensesin her şeyi planlıydı. Mia, safkanlar arasında Dawson'dan sonra konuşabileceğim tek kişi ama uzak durmam gereken de yegane kişi. Bu yüzden de onunla olması gerekenden bile daha az konuşuyorum. Toplantı odasının kapısında onunla karşılaştığımda babası ile ilgili olanları söyledim. Karşılık almam ise uzun sürdü, nedeni neydi bilmiyorum. Zaten prensesi normal vampir sınıfına da koyamıyorum. Hem ihtiyaçları hem de varlığı nedeniyle tamamen farklı biri ve oldukça da güzel. Ama elbette onunla hiç bir şansım yok. Buradaki işimi de hemen halledip işin eğlenceli kısmına geliyorum.
Dawson'ın davet olayına vereceği tepkiyi şimdiden biliyorum ama öncesinde duyacak diğer kişiler için ulu orta bir görüşme yapıyorum. Ben sakin kalırken Dawson'ın sözleri beni çileden çıkarıyor ama sakin olmalıyım. Dinlenirken küfür etmeye başlarsam sorun olur nasıl olsa sonrasında sadece küfür de değil, yüzüne yumruk bile atabilirim. İlk arama bittiğinde vampir hızında şatodan uzaklaşıyorum ve bu da yaklaşık beş saniyemi alıyor ve arar aramaz küfür etmeye başlıyorum.
Bu durum kaçınılmazken Dawson'ın cevapları ile gülmeye başladım. Sonunda konuşma bittiğin de hala gülüyorum. Bir safkan hiç mi uslanmaz, sanırım adı Dawson ise asla... Hoş benimde ondan kalır bir yanım yok ama yine de ben kurallara bağlı biriyim. Gerçi işime gelenleri, mesela şu an gidip çömezlere bakmalıyım ama istemiyorum. Onun yerine eğlenmek istiyorum ama ilk adım da lanet telefon sesini duydum.
"Rio."
"Kral Lysandre..."
"Bir konuyu söylemeyi unuttum. Bu davette Dawson daha önemli olduğu için Mia'a safkanların talip olmasını istemiyorum bu yüzden ona sen eşlik edeceksin."
"Emredersiniz."
Telefon kapanıp ekran kararırken ben hala telefona bakıyorum. Her davette toz olmanın bir yolunu bulurdum ama şimdi Mia'a eşlik etmek zorundayım. Üstüne üstlük tüm aç safkanlar onu isterken, tam kurtlar sofrasında olacağım, harika.