Ölüm Emri

2261 Words
 _Narcissa_ Çöktüğüm duvarın dibinde hareketsizce otururken neredeyse nefes almayı bile unuttum. Az önce neler olmuştu? Şoku üzerimden atmaya çalışırken, boynumdan yavaşça süzülen kanı hissettim. Az önce ısırılmıştım. Safkan beni ısırmıştı! Kanımı emmediğini biliyordum yine de lanet olası beni ısırmıştı! Kanım tenimden yavaşça süzülürken, her damlada garantilenen ölümüm biraz daha yaklaştığını hissediyordum. Artık resmen ölüydüm. Zihnimin içini talan eden düşüncelere akan göz yaşlarım eşlik ederken, hangi noktada ağlamaya başladığımdan bile emin değildim. Emin olduğumu tek şey ölmek istemiyor oluşumdu. Öldürülmek istemiyordum. Sadece... Sadece o safkanı yok etmek istiyordum. Tek sorun bunu nasıl yapacağımı bilmiyor oluşumdu. Bir safkanı takip etmek, yok etmek, vampirler ile uğraşmaya benzemiyordu. Yine de bu istediklerimi değiştiremezdi. Madem ben artık öldürülecek bir avcıydım. Son nefesimi vermeden önce safkanın da aynı sonla yüzleşmesini istiyordum. Kendimce verdiğim kararlarla ayağa kalktığımda, gözyaşlarımı sildim. Yaram ile bir an evvel ilgilenmem gerekiyordu. Ailemin yanına dönmeyi ise tamamen yok saymalıydım. Yarın sabah yokluğum fark edildiğinde ve silahlarım kontrol edildiğinde ava çıktığımı anlayacaklardı. Sonrasında da peşime düşeceklerdi. Yokluğumu ölü olarak nitelendirmeleriyse beni asıl kurtaracak olandı. Avcıların klana dönmeleri için bir haftaları oluyordu. Dönüşlerinde ise bir dizi sağlık taramasından geçiriliyorlar ve en ufak ısırık izinde ya da derin bir yarada idam edilmenizi kolayca emrederlerdi. Sonum böyle olmamalıydı. Kafamda bir dizi plan oluşturduğumda arabama yürüdüm. İçerisindeki yedek kıyafetleri giyindikten sonra, torpidoda da bulunan ilk yardım malzemelerinden geçici bir pansuman yaparak boynumu sardım. Bu arabayla da bağlantımı bir an evvel kesmem gerektiğinden kalan her şeyi olduğu gibi bırakarak caddeye çıktım. Kısa süre içinde bulduğum taksiye saçma bir adres verirken indiğim yerde başka bir taksiye daha bindim. Bu şekilde birkaç taksi değiştirdikten sonra, yıllar evvel başka bir isimle kiraladığım eve adımımı attım. Avcıların peşime düşmemesi için yapmam gereken her şeyi yaptığımı düşünerek banyoya girdim. Kıyafetlerimden kurtulduktan sonra, aynanın karşısına geçtim. Sargı bezinden görünen kanlar sinirlerimi bozarken, yavaş yavaş boynumu ortaya çıkardım. Diş izini bu şekilde görmek, öfkeden delirmeme sebep olurken var olan acısını bile görmezden geldim. Çığlıklar atarak safkana küfürler ederken hayatımın çalındığı gerçeği ile bir anda duraksadım. Çünkü bir şey fark ettim. Garip bir şekilde kanımı neden emmediğini sorguluyordum. Bunun bana ne yararı vardı? Sonuçta bir vampir ısırığını daha önce tatmamış olsam da, sonrasında olacakları biliyordum. İstemiyor olsam bile safkanın bana yaptığı her şeyden zevk alırdım. Yakışıklı yüzüne aşık bile olabilirdim. Tabi sadece vampir kanının etkisiyle... Lanet olsun! Şu an gerçekten sorunum bu değil. Gerçekten de sinir krizi geçiriyor olmalıydım. Safkan hakkında ne kadar çok küfür etsem de temelde bu belayı başıma kendim açtım. Neden Nestor hazır kaçamak yapıyor diye benimde yapmam gerekiyordu? Of! Nestor... Bücür şu an eminim Layla'a kucak dansı yaptırıyordur. Gayet de mutludur. Ben ise banyomda sinir krizi eşiğinde, beni ısıran safkan hakkında planlar yapıyordum. Üstelik onun yüzünün neden yakışıklı olduğunu söyledim. Belki de sadece dişleri bile beni biraz olsun etkilemişti. Daha fazla düşünmemek için duş bölümüne geçerek suyu açtım. Öncesinde soğuk suya maruz bıraktığım bedenimi, ılık suyla yıkadıktan sonra odama geçtim. Yaraya havlu ile baskı uyguladıktan sonra hızlıca yeniden pansuman yaptım. Hala kanım azda olsa süzülüyordu. Bunun sebebi suya maruz bırakmamda olabilirdi. Diğer yandan, onun zehrinin kanıma geçmesi ihtimalini düşünerek böyle davranmıştım. Yaraya uyguladığım ilaçla acı dolu bir çığlık attıktan sonra dişlerimi sıktım. Bu kadar zayıf olmamalıydım. O an aklıma geldi acaba vampir ısırıkları bizi zayıflatıyor olabilir miydi? Ama bu olsa bile ben doğuştan bir avcı değildim ki. Yani beni etkilememeliydi. Derin bir nefesle soruları kafamdan atıp iç çamaşırlarım ile geceliğimi giydim. Mutfağa gidip buzdolabını karıştırdım. Bir aydır uğramadığım evin buzdolabın da doğal olarak bozuk birkaç şey vardı. Ama neyse ki buzluğa her zaman dondurucu yiyecekler almayı ihmal etmiyordum. Hemen bir tane pizzayı seçerek mikrodalga fırına atıp pişme sesini duyana kadar sandalyeye çöktüm. Dışarıdan fazlasıyla sakin gibi görünsem de içim içimi yiyordu. Bücürü özlemiştim, üstelik onu görmeyeli sadece birkaç saat olmuştu. Diğer yandan ise onu bir daha asla göremeyecektim. Şimdilik onları düşünmek yerine plan yapmaya karar verdim. O safkanı bulmak için hemen işe koyulmam gerekiyordu. Aynı bara geleceğini düşünmüyordum, çünkü beni devre dışı bıraktığını düşünse bile diğer avcıların olduğunu düşünebilirdi. Diğer yandan onları avlamak içinde bara gelebilirdi. Garip bir paradoks olduğunu düşündüğüm sorular beynimde dolanırken kollarımı göğsümün önünde birleştirdim. Her zaman düşünürken yaptığım surat ifadem yüzüme yerleşirken, büzülen dudaklarımla yanaklarımı şişirdim. Bu küçüklükten beri düşünürken yaptığım bir şeydi. Babam hep çok tatlı olduğumu söylerdi. Şimdi ise beni gördüğü ilk yerde öldürün emri verecekti. Of! Lanet olası safkan onu öldürmem gerekiyor. Gerçi öldürünce elime ne geçecekti, geri dönüşüm yoktu. Mikrodalga fırının sesini duyduğumda ifademi düzeltip hızla yemeğin başına geçtim. Yemek yerken kafamı olabildiğince boşaltıp, bu sayede her dilimin keyfini çıkarabilirdim. Sonunda yemek işi bittiğinde yorgun bedenimi yatağa attım. Aldığım birkaç ağrı kesici yüzünden mayışan halimle çabucak uykuya daldım. Ama içimden bir ses hiçte rahat bir uyku olmayacağını söylüyordu. Nitekim öyle de oldu. Gördüğüm her kabusun ortak bir konusu vardı, ölüm emri. Her seferinde peşimde eskiden dost olduğum avcılar oluyordu. Emri uygulamaya hevesli bir sürü avcıdan kaçmaya çalışsam da sonumu değiştirmeyi başaramıyordu av oluyordum. Sabaha karşı gözlerimi nefes nefese açtığımda öfke ile çığlık atmaya başladım. Adi, pislik, öküz, hödük vampir... Seni elime bir geçireyim direk kafanı kesmeyeceğim, önce uzuvlarını doğrayıp ölmek için yalvardığın da kafanı koparacağım. Piç kurusu... Boğazımın kuruluğu rahatsızlık verdiğin de yataktan kalkıp mutfağa ilerledim. Işığı bile yakmadan sabahın ilk ışıklarının pencereden sızması ile yönümü buldum. İçtiğim sudan sonra yeniden yatağıma döndüm. Derin bir nefes aldım, tekrar kabus görmek istemiyordum. Gözlerim yavaşça kapanırken uyku bedenimi yeniden esir aldı. Bu kez rüyamda karşılaştığım ilk şey iki kara göz oldu. Ardından sivri dişlerini gördüm. Bu oydu, safkan. İşte fırsat diye sinyal verdi beynim, onu yok etmek için gereken fırsat. Bunu kullanmak için attığım ilk adım da kendimi yeniden barın arka sokağındaki çaresizliğin içinde buldum. Ama bu kez vampir sadece dişlerini geçirmiyordu. Emiyor, kanımı damarlarımdan bir vakum gibi çekiyordu. Ben ise acı hissedeceğim yerde zevk alıyordum. Hatta ellerimi onun sırtına yerleştirip bana daha fazla yaklaşmasını sağlıyordum. Galiba kafayı yiyordum, yani başka türlüsü olamazdı, çünkü şimdide kanlı dudakların dudaklarıma değmesine izin veriyordum. Kalçalarım da hissettiğim ellerle ona daha fazla çekilirken sonunda hayır diye haykırarak uyandım. Bu bütün gece avcıların peşimde olmasından bile daha kötü bir kabus olmuştu. Ter içinde kalan bedenimi yataktan uzaklaştırırken uyku işinden vazgeçtim. Şu an kendimi tokatlamak istiyordum. Bu durum giderek daha beter bir hal oluyordu. Neden böyle bir kabus görmüştüm? Bu rüya anlamsızdı. Hatta ve hatta imkansız... Böyle bir şeye asla izin veremezdim, vermeyecektim, onu öldürecektim. Zaman öldürmek için televizyonu açarak koltuğa oturdum. Hiçbir program beni sarmayınca da, bu evde depo olarak kullandığım kilerdeki, silahları kontrol ettim. Temiz olan silahları sırf düşünmemek için tekrar ve tekrar temizledim. Silahların şarjörlerini kontrol ettim. Hatta birkaç tanesini sırf zevk için söküp, söküp yeniden birleştirdim. Sonrasında kendimi fazla yormadan antrenman yaptım. Tekrar yemekti, silahlardı derken sonunda sabahı yapmış olmaktan mutluydum. O lanet kabus sonrası uyuyamadığım için erkenden ayaklanmış, geçmeyen zamana ise bol bol küfür etmiştim. Birkaç gün kendime zihinsel ve bedensel olarak iyileşmem için vakit ayırdıktan sonra, vampirleri avladığım bir saatte hazırlanmaya başladım. Siyah dar pantolon üzerine, kolsuz bir bluz giydim. Altına da giydiğim beyaz spor ayakkabılar her ne kadar tezat gibi görünse de siyah ve beyaz uyumunu hep hoşuma gidiyordu. Üstelik siyah kıyafetler yüzünden tam bir ölüm meleğine benziyordum ve bu durum güzeldi. O safkanı bu gece bulursam kesinlikle öldürecektim ya da bu uğurda savaşarak ölecektim. Apartmanın garajında babamdan gizlice aldığım kara meleğimi çıkardım. Simsiyah motora yerleştikten sonrada çalıştırdım. Salık saçlarım rüzgar da uçuşurken sonunda o günkü barın önüne park ederek etrafı kontrol ettim. Yaklaşık bir saatin sonunda ise yer değiştirmeye karar verdim. Çünkü ne bir vampir ne de o safkanı görmüştüm. Buraya yakın başka bir bara geçtiğimde aynı olayı tekrarladım ama yine elim boştu. Motoruma binip başka bir yere gitmeye karar verdiğimde hızlı adımlar atmaya başladım. Ama daha motoruma binemeden adım söylediğinde arkamı döndüm. Bu sesi tanıyordum, Joseph. "Bizde seni arıyorduk, güzelim. Tyrone arama emri verdi." "Öyle mi? Bende... Ava çıkmıştım." Kurduğum cümleden sonra kendime tokat atmak istedim. Lanet olsun gitmeliydim. Arkamı döndüğümde bu kez Paul ile karşılaştım. Lanet olsun! Babam gerçekten de merak etmişti anlaşılan ama beni bulsa ne olacaktı? Tek cümle öldürün onu. Joseph'in hızlı adımları ile bu kez ona döndüm. "Kaçmak hiçte sana göre değil, Narcissa. Boynundaki bandajı fark etmedim mi sanıyorsun?" "Anladım görmüşsün. En azından seni en son dövdüğümde yüzüne yediğin yumrukların gözlerini bozmadığına sevindim." "Bende boynunda diş izi gördüğüme sevindim. Seni yok etmek zevkli olacak, Narcissa. Bana ise eminim bir rütbe kazandıracak. Tyrone'a ısırılan kızının kellesini götürdüğüm de bana ödül vereceğine eminim." Joseph'in asıl derdini bildiğimden gözlerimi devirdim. Her zaman yerimde gözü olduğunu biliyordum. "Bence ödülden önce onu hak etmeye odaklan Joseph, çünkü senin defalarca canına okudum. Yine yapabilirim." Konuşurken biryandan da Paul'u da kontrol ediyordum. İki kişi saldıracaklardı, bundan emindim. Ama asıl problem daha fazlası var mıydı? "Tek başınasın Narcissa belki yalvarırsan ve bizi eğlendirirsen, daha acısız bir ölümü tatmanı sağlayabilirim." "Hep iğrenç biri olduğunu düşünürdüm, yanılmamış olmaktan dolayı mutluyum. Eğlenceye gelince bence siz beni eğlendireceksiniz." Yeterince konuştuğumuzu düşünerek savaş pozisyonu aldım. Aynı karşılığı ondan da görürken Paul'un şimdilik karışmadığını görerek, Joseph'e odaklandım. Yumruklaşmaya başladığımız sırada onun yaptığı ilk adilik saçlarımı çekmek olurken, madem kötü oynayacaktık ben de onun bacak arasına çalışarak sert bir şekilde tekme attım. Bu yaptığımda acı dolu çığlığını duymaktan zevk alırken, devreye Paul girdi. Bunu beklediğim için şaşırmamıştım. Adil dövüşmüyorlardı. Karnıma geçirilen sert yumruk yüzünden bir an afallayınca suratıma inen yumruk yüzünden hafif başım döndü. İkiye bir olacaklarsa daha fazla adi olmaktan elbette zarar gelmezdi. Bu yüzden cebimden çıkardığım bıçağı Paul'un bacağına sapladım. Kavga giderek daha da şiddetlenirken Joseph'in koluma soktuğu bıçak yüzünden çığlık attım. Ardından doğrularak kalktığım ilk anda hızla koştum. Kaçmak bana göre değildi ama rakibi teke düşürmek zorundaydım. Paul o bacakla koşamayacağı için Joseph peşimden geliyordu, bu yüzden girdiğim ilk sokakta onu bekledim ve tam döneceği sırada bacağına tekme atarak düşmesini sağladım. Sol koluma sokulan bıçağı sağ elimle çekip hızla onun boynuna sapladım. Yaralı bir halde eğlence arayacak halim yoktu. Joseph'in tişörtünü yırtıp kanayan yarama sardım. Geri dönüp Paul'u da öldürmem gerekiyordu. Hızlıca koştuğumda onun telefonla görüştüğünü gördüm. Lanet olsun! Bu durumda tek bir seçeneğim vardı, kara meleğim. Motoruma atladığım gibi hızla eve sürdüm. Artık ısırıldığımı biliyorlardı, bu da herkese ölüm emrinin verilmesi için yeterliydi. Bu gidişle safkanı bulmadan ölecektim. Evime girdiğim de hızla kapıyı kapattım. Banyoya girmek için hareket ederken önüme aniden çıkan kişi ile kalakaldım. Ben tek kelime bile edemezken, onun sesini duydum. "Merhaba minik avcı..."        _Dawson_ Rio yüzünden bölünen uykumla yataktan uzaklaşırken, saati kontrol ettim. Gece yarısına yaklaşmakta olan saat, çoğu zaman beslendiğim zamana uyuyordu. Üstelik birkaç gündür de, dışarı çıkmamıştım. En azından herhangi bir bedene beslenme ihtiyacı duymuyordum. Bu durum bana garip gelse de, asıl tuhaf olan olur olmadık zamanlarda aklıma avcı kızın gelmesiydi. Kanının kokusunu hala net bir şekilde hatırlıyordum. Tadını ise sadece dişimde kaldığı kadar hatırlıyordum. Yine de keskin tadı ve kokusu dürtülerimi uyandırarak onu bulmak istemem sebep oluyordu. Bu ne anlama geliyordu? Belki de hiçbir anlamı yoktu. Sadece kana ihtiyacım vardı. En azından öyle düşünmeye karar verdikten sonraki hareketlerim fazlasıyla hızlı olmuştu. Giyinmek, evden çıkmak ve şehrin içindeki bir bara gelmek... Gürültülü bardan içeri adım atar atmaz, üzerimdeki bakışları takip ederek bar tezgahının hemen yanında duran kadınla göz göze geldim. Yalnız güzeller her zaman birinci tercihimken, kadın bu profile uyum sağlıyordu. Ona eşlik ettiğim içkinin ardından da, onu kolay bir şekilde arka locaya götürmeye ikna ettim.  Barın arka kısmındaki özel yerler, müşteriler için mahremiyeti sağlarken benimde işime geliyordu. Kadınla öylesine yaptığım konuşma sonrasında onu kendime çekerken, başımı boynuna gömdüm. Kanının kokusunu algılarken, dilimle tenini yaladım. Aldığım hafif iniltili karşılık sonrasında kucağıma çektiğim kadının kalçalarını kavrarken, gülümsedim. Fazlasıyla istekli görünen haliyle ona sahip olmak için afrodizyak etkisine gerek bile yoktu. Yine de onu ısırdığımda bu etkiyi ortadan kaldıracak bir durumda yaşanmıyordu. Her halükarda onu ısırdığımda, hiçbir erkeği arzu etmediği şekilde bedenimi isteyecekti.  Dişimi tenine sertçe batırırken, damarlarındaki kanı hızlı bir şekilde emmeye başladım. Kadının inlemeleri daha ilk saniyede doruğa çıkarken, her saniyede daha fazla kanı bedenime kabul etsem de yine de kendimi tuhaf hissediyordum. Ortada garip bir durum vardı. Her zaman dişilere karşı olan yoğun isteğim ortada yoktu. Hayatım boyunca kadınları kucağımda zevk alırken görmekten, zevk almaktan her zaman hoşlanıyordum. Şimdiyse gözlerimi kapattığım anda avcı kızın yüzü ile karşı karşıya kalıyordum. Bu duruma karşılık içimden küfürler ederek kadına dokunmaya devam ettim. Ama hiçbir şekilde tahrik olamıyordum. Ellerimin arasında göğüsler, bana sürtünen beden, neden yeterli gelmiyordu?  Bir noktada kendimi durdurduğumda kadının boynunu dilimle yalayarak diş izlerini ortadan kaldırdım. Sonrasın da da uyumasını sağlayarak üstümü başımı düzelttim. İçimdeki bu garip isteye istemesem de uyum sağlarken, avcı kızı bulmak için bardan çıktım. Peki onu bulabilecek miydim? Avcıların katı kurallarını biliyordum. Isırdığım ilk avcının o kız olmadığını da biliyordum. Ama lanet olsun ki o kızı bir an önce bulmalıydım. Nasıl olduğu önemli olmasa da, gecenin karanlığında vampir hızımda dolanmaya başladım.  Onun kokusu resmen gps sistemi gibi çalışırken kokunun en yoğun olduğu noktaya gelerek durdum. Evlerin arasında onun olanı bulmam oldukça kolay olurken içeriye girdim. Kulağıma ulaşmayan kalp atış sesiyle evin boş olduğundan emin olsam da, kısa süre sonra duyduğum motor sesi ile gülümsedim. Çünkü sadece sesi değil, üzerinde olanın keskin kokusunu da algılıyordum. Bu oydu.  Aniden önünde belirerek onu tedirgin ederken, kokusunu derin bir nefesle içime çektim. Bu koku ciddi anlamda, kafayı yememe sebep oluyordu.  "Merhaba minik avcı." "Sen!" "Beni unutmaman güzel..." Avcının yaralı bedenini ve giderek daha da keskinleşen kokusunu algılarken, onun bileğini kavrayarak yatağa doğru sürükledim. Geçen sefer bana garip gelen koku onu ısırmama engel olsa da, şu an sadece ona bütünüyle sahip olmak istiyordum.  O ise altımda çırpınmaya devam ediyordu. Bir anlığına bileklerini kavrayarak onun yüzüne baktım. Gözlerim açlığımı gözler önüne sürerken, hoşuma giden güzelliği yüzünden bir kez daha gülümsedim. Bardaki kadına karşı hiçbir şekilde harekete geçmeyen her bir hücrem, avcı için hareket geçerken boynuna doğru eğildim. O ve ben oldukça hareketli bir gece geçirmeye sadece saniyeler kadar uzaktık. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD