Rio
Kaç dakikadır, ekranı çoktan kararmış olan telefona baktığımı bilmiyorum. Kafamın içine bir anda üşüşen düşünceleri takip etmekte zorlanırken, başımı iki yana salladım.
Mia ile balo...
Ona eşlik edecek olan ben...
Bu düşünce bile tüylerimi diken diken ederken, gerçek olacak olması fazlasıyla korkunç geliyordu. Elbette bu korkunun kaynağı Mia değildi. Eğer hayatımın gerçekleri kabul görmüş olsa, prenses ile kesinlikle bir şansım olurdu. Hatta bunu isterdim. Onun duru güzelliği, kızıl saçları, bazen oluşan şaşkın yüz ifadeleri, kırılgan yanı...
Mia, hakkında hayran olduğum o kadar fazla konu vardı ki... Ona yakınlaşma şansım olmadığını bildiğimden, kendimi ondan soyutlamakta oldukça başarılıydım. En azından öyle olduğumu düşünüyordum. Ama şimdi, koca bir gece ona eşlik edeceğimi bilmek nedensizce beni rahatsız düşüncelere itmişti. Diğer yandan Kral Lysandre'ın asıl amacını düşünmeden edemiyordum.
Oğlu konusunda ciddi olduğu bir gerçekti, her ne kadar Dawson aksine uğraşsa da, onun kral olmasını istiyordu. Bu yolda ise hiç düşünmeden kullanacağı kişi ben olmuştum. Lanet olsun! Bir oda dolusu safkan sırf Mia kolumda olacağı için, bana diş bileyeceklerdi ve bu diş konusu kesinlikle mecazi anlamda değildi.
Sahiden de beni bir köşede sıkıştırıp dişleme ihtimalleri vardı. Hoş bir düello olacak olsa, ölecek olan onlar olurdu. Çünkü ben onların aksine koca bir malikanede önüme gelen şişelerden kan içmiyorum. İnsanlardan beslenmek bir yana, komutan olarak yeterince güçlü ve kavgaya hazırdım.
Yine de ortadan başka bir gerçek vardı. Safkanlar elbette teke tek dövüşmezlerdi. Etraflarındaki korumaları, arkalarındaki sağlamlık. Böyle bir durumda yeni bir hesaplama yaparsam yok edilme ihtimalim daha fazla oluyordu. Kafamın içindeki türlü düşüncelerinin Mia'dan nasıl olurda ölümüme geldiğini sorgularken, yanıma yaklaşmakta olan Taio'u fark ettim.
"Komutan, Rio."
"Söyle"
"Birkaç vampirde sorun çıktı gelip baksanız iyi olur."
"Tamam, Taio. Gidip biraz çömez pataklamak güzel olacak. Buna ihtiyacım vardı."
Hızlı adımlar sonucunda, buna vampir gücü de eklendiğinde birkaç saniye de eğitim alanına geldim. Gözünü kan bürümüş birkaç kişiyi gördüğümde, yüzümde beliren şeytani ifade ile yanlarına gittim. Zevkle bir kaçının kalbini bedenlerinden çıkartıp, elimde öldürdüğüm son çömezin kalbi varken diğerlerine döndüm. Kandan kendilerini kaybetmiş olsalar da öldürülecek ihtimalleri ile biraz olsun normale dönen kişilere ilk uyarımı yaptım.
"Kontrolünüzü elinize alın, yoksa ben kellenizi ya da kalbinizi elime alırım. Gördüğünüz gibi hiçte zor değil."
Vampirlerin korku ile atan kalplerini duyarak anlaşıldığımdan emin olduğumda, Taio'dan onlara kan takviyesi yapmasını istedim. Sonrasında da ileride yapacakları görevleri ve konumları konusundaki kısa bir bilginin ardından eğitime başladım. Vampirlerin insanlardan güçlü olduğu bir gerçek olsa da, beynini kullanmayan bir vampirin avcılar tarafından öldürülmesi o kadar da uzun sürmezdi. Kaldı ki, asıl sorun avcılar bile değildi. İleride başlarına gelecekleri sadece bilmiyorlardı.
Vampirlerle işim bittiğinde, odama geçmiş. Kanlı kıyafetlerden kurtulmak sonra uzun bir duş aldım. Safkanların kokulara karşı olan hassaslığı nedeniyle karşılarına çıkmadan önce böyle bir hazırlığa bir nevi mecburdum. Dolabımdan pekte sevmediğim resmi kıyafetleri giydikten sonra üzerimi kontrol ettim. Prensesi içinde bulunduğum durumdan haberdar etmem gerekiyordu. Babası hala dışarıda olduğu için ona bilgi gittiğinden şüpheliydim.
Kral ile prensesin bulunduğu binaya geçtikten sonra birkaç korumayı geçerek Mia'nın odasına vardım. Kapıyı çalmak üzereyken kulağıma dolan gülüşleri benimde yüzümde nedensiz bir gülümseme oluşturdu. Prensesin gülüşü bulaşıcı olmalıydı. Kapısını iki kez tıkladıktan sonra gir sesini duyduğumda içeriye adım attım. Televizyonun önünde uzanan prensesin bedenini bir süre süzdükten sonra soğuk tavrımı takındım. Mesafeli olmam da bir diğer lanet olası kuraldı.
"Merhaba prenses, sizi bilgilendirmem gerekiyor. Müsait misiniz?"
Mia'nın apar topar ayaklanmasını izlerken bana yine bu sabahki bakışlarını gönderdi. Bunun nedenini çözemiyordum. Bana neden böyle bakıyordu? Üstelik yine konuşmuyordu? Sanki dili tutulmuş gibiydi, ama bu saçmaydı. Sonuçta prenses de bir safkandı. Bakışlarımı zoraki bir şekilde gözlerine dikerken tekrar konuştum.
"Prenses?"
Mia
Gerçekleşmeyecek mutlu sonumu düşünerek ağlarken kafamı komedi filmi ile dağıtmaya çalıştım. Gerçi, en iyisi animasyon izlemekti. Sonuçta çizgi dünyasının hayatımdan çok daha iyi olduğuna emindim. Karakterin komik hareketleri ile kısa sürede gülmeye başladığım için yaşlarım kurudu, kızarıklık ise vampir hızından biraz yavaşta olsa geçmişti. Yani en azından artık gözyaşlarının oluşturduğu yanmayı hissetmiyordum.
Televizyonun önüne uzanıp daha rahat bir şekilde seyir keyfime devam ederken kapı çalındı. Gelenler muhtemelen yine hizmetçi kızlardan biri olmalıydı. Saati kontrol etmediğimden kan içme zamanım gelmiş bile olabilirdi. Bu yüzden duruşumu hiç bozmadan girmelerini söyledim. Sonuçta odama giren yegane kişiler yardımcı kızlardı. Susuzluğumun az biraz hissedilir olması kızlar konusunda haklı olduğumu düşündürürken duyduğum sesle önce başımı çevirdim, ardından hızla ayağa kalktım.
Aslında istediğim kadar da hızlı değildim, çünkü kalkarken resmen bacaklarım yalpaladı. Bakışlarım ona dikilmişken yine bir anlığına kendi dünyam da kayboldum. Rio! O, o buradaydı. Odamdaydı. Bi-Biz yalnızdık. Evet yalnızdık. O benim gözlerimin içine bakarken cevap bekliyor gibiydi. Ama bir dakika bana ne demişti ki? Az önce duyduğum kelimeler resmen beynimden buhar olup uçmuştu. Onun tatlı sesi yeniden kulaklarımı doldurduğunda aklıma gelen ilk kelimeyi söyledim.
"Evet?"
"O halde Kral Lysandre'ın emrini iletiyorum. Davet, Prens Dawson adına düzenlendiği için sizin peşinizde her hangi bir safkan dolaşmaması açısından, Kral partide size eşlik etmemi emretti. Yani sizin parti de eşiniz olacağım."
Kralın emri ile ilgili saçma bir durum beklerken son kelimeler ile şoka girdim. Rio. Ben. Biz. Eş olmak. Parti. Beynim kelimeleri bir türlü toparlayamıyordu. Neredeyse kendimi tokatlamaya başlayacaktım. Bu kesinlikle bir rüya olmalıydı! O aptal davetler de safkanlardan uzak durmaya çalıştığım onca zamandan sonra ilk kez sevdiğim kişi ile mi olacaktım? Rio ile... Onunla dans edecek, ona dokunabilecek, dokunuşlarını hissedecektim.
"Prenses?"
Sesini yeniden duyduğum da vücut fonksiyonlarımı düzene sokmak için uğraşıyordum. Cidden şu an insan olsam kalp krizinden ölürdüm. Ama bu şok halimi ufak bir kalp ağrısı ile geçirirken yine de bir anlığına ayakta durmakta zorlandım. Dengemi kaybederken düşeceğimden emindim. Rio'nun elleri belimi kavrayıp düşüşümü engellerken ben hala konuşamıyordum, aksine durum daha vahim bir hal alıyordu.
"Mia, iyi misin?"
Rio ilk kez sadece ismimi söylüyordu. İşte şimdi gerçek bir kalp krizi geçirebilirdim. İç sesim devreye girerek hakaretlere başladı. 'Lanet olsun Mia. Kendine gelsen de Rio'u kaçırmasan. Sayende gidecek, kendine gel' Haklıydı. Durumu toparlayabilmek için olmaktan son derece memnun olduğum, Rio'un kollarından yavaşça uzaklaştım.
"Ben iyiyim. Sadece susuzluğum başladı, biliyorsun çok sık kan içmeliyim. Diğer safklanlardan daha zayıfım."
"Anlıyorum, prenses. O halde ben yardımcılarınızı çağırayım."
Bir an panikleyerek gideceği sırada, Rio'un bileğini tuttuğumda durmak zorunda kaldı. Bu cesur hareketimden ötürü kendimi kutlarken dönmeyen dilime kısa süreli bir lanet ettim. Biraz zorla da olsa dilimi çözdüğümde konuşmaya başladım.
"Şey... Çağırmana gerek yok, ayrıca bana kimse yokken sadece adımı kullanmaktan çekinme, diğerleri gibi değilim. Bunu biliyorsun"
"Evet, Mia. Ama ne yazık ki kurallar. Görevimi yerine getirdiğime göre artık gitmeliyim. Davette görüşürüz."
"Görüşürüz."
Rio odamdan hızla çıkarken peşinden bir süre kapatılan kapıya baktım. Ona gerçekten âşıktım, ama onunla olmam yasaktı. Belki de yasak olduğu için duygularım böylesine yoğundu. Yine de hayatımdaki tek yasak o da değildi ki.
Kapının sesi ile kendime gelirken yardımcı bu kez beklediğim şekilde gelen kişi yardımcı kızlardan biriydi. Elindeki kan dolu bardağı bana uzatırken, bardağı aldığım gibi içmeye başladım. Boğazım sanki birkaç saniye de daha da fazla kurumuştu. Kan boğazımdan akarken bedenimi yenilemesini an ve an hissettim. Boş bardağı kıza uzattıktan sonra durduramadığım için kapanış müziğinin çalmaya başladığı animasyona baktım. Şu an onun bile bana iyi gelmeyeceğini bildiğimden televizyona kapatıp, kitaplığa doğru yöneldim.
Gözlerimi kapanıp kitapların üzerinde parmaklarımı gezdirdim ve durduğum an gözümü açtım. Parmağıma değen kitabı alıp kapağını okudum, 'En Karanlık Gece'.
Büyük ihtimalle sabaha kadar bitecek olan kitapla yatağıma uzandım. Tüm dertlerimi geri de bırakıp, okuduğum her satırda gerçekliği biraz daha ardımda bıraktım. Kitap okumak bu yüzden güzeldi, kendini dış dünyadan soyutlamak iyi hissettiriyordu.
Narcissa
Bu gece planım gayet açık ve netti. Beni ısıran lanet safkanı bulup yok etmek. Peki, olan neydi? Başımı daha büyük bir belaya sokmuştum. Joseph'den hemen sonra Paul'u yok etmem gerekiyordu ama bu işi de beceremedim. Üstelik onun babama haber verdiği kaçınılmaz olandı. Şu an beni yok etmek adına bin bir planların yapıldığını bilerek evime gelmek gerçekten acı vericiydi.
Ama acı ile ilgili erken konuştuğumu duyduğum tek cümle bana gösterdi. Lanet safkanın önüme aniden çıkması ile resmen afallamıştım. O an hiçbir şey yapamadım, kanayan kolumda çabasıydı. Dudaklarımdan kelimeler yaşadığım şokun etkisi ile dökülmüyordu. Kan kaybettiğim için belki de halsizdim çünkü beni yatağa sürüklerken bile sadece az biraz çırpındım. Sonrasında da bağırdım.
"Lanet pislik bırak beni. Senin yüzünden yeterince hayatım karardı zaten..."
Kendimi yatağımda bulduğumda olması muhtemel şeylerin gerçekliğinin yarattığı korku ile çığlık atarken çırpınmaya devam ettim. Yeni bir diş izi olmazdı, olmamalıydı. Üstelik yatağımda, bedenim onun altındaydı. Eğer kanımı içmeye başlarsa sonumuz hiç iyi olmayacaktı, en azından benim açımdan.
"Rahat dur güzelim. İlk ısırıktan sonra zevk alacaksın güven bana."
"Bana güzelim deme lanet safkan! Kalk üzerinden bunu ısırdığın diğer kurbanlarına söylersin yeterince hayatımın içine ettin. Bırak beni!
-Çok konuşuyorsun güzelim. Buna hemen bir son verelim."
-Sen..."
Dudaklarıma kapanan dudaklarla bir anda dondum. Ne yapıyordu bu? Diş geçirmesini anlardım, ama öpücük... İç ses -Ne saçmalıyorsun, Narcissa. Diş geçirdikten sonra öpücükten çok daha fazlası ile tanışacaksın ve unutma bu ilkin olacak. Hemen seni becermesini falan mı tercih ederdin? Bence kıçını kurtarmayı dene.- mantıklı kelimeler beynimde yankılanırken yeniden debelenmeye başladım. Ama işe yaramadı tabi... İnatla öpmediğim için dudaklarıma dişlerini geçirdi ve doğruldu.
"Zor kızı oynuyorsun demek. Avcı olduğun için bir gerçeği açıklamama gerek yok her halde seni ısırdıktan sonra altımda zevkle inleyeceksin. Afrodizyak etkisine karşı koyman imkansız güzelim."
"Biliyorum, geri zekalı. Ama istemiyorum, daha nasıl anlatabilirim. Bilmem kaç yaşındaki beyninle kafan bunu anlamıyor mu?"
"Şu an üzerinde duran bir safkanı kışkırtıyor olman da güzel tabi. Kolay kız olsan zaten zevkli olmazdı. Şimdi kokunun kaynağına bakalım. Ama önce adını söyle ve bu arada adım Dawson. İnlerken lazım olur."
"Piç kurusu kalk üzerimden."
"Hakaretlerini umursamıyorum, neyse çok konuştuk hadi işe koyulalım."
Bu cümle tüylerimi diken diken ederken boynuma yaklaşan dişlerle derin bir nefes aldım. Deminden beri kafa tutuyordum ama şu an yalvarmaya başlayabilirdim. Yani en azından denemem gerekliydi. Başıma gelen onca felaketten sonra bir safkana yalvarmadığım kalmıştı oda olacaktı.
"Hayır, hayır bak dinle. Lütfen bunu yapma... Ben sevişmek istemiyorum. Çünkü şey..."
Ne diyecektim. Bakire oluşum bana acımasını sağlar mıydı? Belki de sapık safkan daha fazla gaza gelirdi. Ben durumdan nasıl kurtulacaktım!
-Bakiresin!
Başımı korku ile aşağı yukarı sallarken odayı safkanın kahkahası doldurdu. Aşağılık pislik benimle kafa buluyordu. Gerçi istediği kadar gülebilirdi. Sadece üzerimden kalkmasını istiyorum başka bir şey değil. İçimden ise kendime küfür ediyordum. Evet, suçum büyüktü, evden kaçmak, vampir avlamak ve bu salağın peşine düşmek... Of! Bakışlarımız kesiştiğinde pis sırıtışıyla bana bakıyordu.
"Umurumda değil, minik avcı. Daha fazla zevk alacağıma eminim ve ilkin için kesinlikle harika bir tercihim..."
"Hayır ama..."
Birden sertçe boynuma geçirilen dişle çığlık attım. İlk ısırığının aksine sol tarafıma dişlerini geçirmişti. Acı bedenimi ele geçirirken gözlerim dolmaya başladı. Bunun kesinlikle acı ile alakası yoktu. Deli gibi korkuyordum. Lanet olsun onun olacaktım. Bunun kaçışı yoktu. Kanımı içine doğru çekerken bedenimin yavaş yavaş ısındığını hissettim. Bu seferki korkudan değildi, resmen tahrik oluyordum. Dudaklarıma dişlerimi geçirsem de bir süre sonra istemsizce inledim. Boynumdaki dudakları kanımı içerken ellerini bedenimde hissediyordum ve o an tekrar inledim. Lanet olsun! Belki de şu an son mantıklı saniyeleri yaşıyordum. O an ise tek bir şey düşündüm. Umarım bu işin sonunda ölürdüm.
Dawson
Altımda çırpınan avcının mis kokusu sınırlarımı fazlasıyla zorluyordu. Daha önce böylesine kan arzuladığımı hatırlamıyorum. Aslında sadece kanını da değil, daha ötesinde güzel teninin tadını çıkarmakta istiyordum. Cinsellik ısırdığım her kadınla aramda olan doğal bir olaydan ibaretti, bunu biliyordum. Ama içimdeki bir anda ortaya çıkan bu tutku sahiden de kafamı karıştırıyordu. Ben düşüncelerimi sıralarken avcı kızın çırpınışlarına ve hakaretlerine maruz kaldım. Her bir cümleye ukalaca cevap verirken zevkim giderek daha da artıyordu. Avcı kızla konuşurken bile eğlenmek mümkündü ama elbette şu an içine girdiğimde alacağım zevki daha çok merak ediyordum.
Saniye, saniye boynuna yaklaşırken yeniden itirazını dinledim. Cümle kurarken zorlanması ve korku içindeki yüzü ile beni adeta şoka soktu. Avcı kız bakireydi! Böyle bir vücutla... O an avcıların böyle bir kızı elde edemediklerini düşünerek kahkaha atmaya başladım. Diğer yandan kızın bakire olması elbette beni durdurmayacaktı. Durduramazdı. Buraya ne için geldiysem onu alacaktım. Kızın boynuna odaklandığımda pansuman yaptığı sağ tarafını es geçerek sol tarafına dişlerimi geçirdim. Sivri dişlerim, yumuşak tenini delerken dilime değen ilk dalmayla afalladım. Tadı mükemmeldi. Kanı hızla emmeye devam ederken kızın inlemesini duydum. Bedeninin ısısındaki artış kanına karışan afrodizyağın devreye girdiğini gösterirken hareketini engellemek için kavradığım bileklerini serbest bıraktım. Nasıl olsa şu saniyeden itibaren kaçmaya çalışmayacaktı.
Ellerim yavaşça güzel bedeninde gezinirken kan emmeyi bir an bile kesmedim. Bedenimi ona bastırırken normalden daha hızlı sertleşmiştim. Avcı kız daha fazla inlerken dişlerimi boynundan çektim. Bu hızla gidersem benindeki tüm kanı kurutmam kaçınılmazdı. Böylesine iştahla beslendiğimi de hatırlamıyordum, bu kızda ne vardı?
Onun tahrik olmuş yüzüne bakarken ısırmak yerine dudaklarını öpmeye başladım. Kan işine bir süre ara vererek bedenine yoğunlaştım. Dudaklarını öpmeye devam ederken önce tişörtünü parçaladım. Öpücüklerim boynuna doğru inerken göğüslerinin arasına gelene dek öpmeye devam ettim. Teni de kanı gibiydi, etkileyici ve bağımlılık yaratacak kadar leziz.
Göğüslerini sutyeninden kurtarıp emmeye başladığımda saçlarımda hissettiğim ellerle sinsice gülümsedim. Avcı kız şu an tamamen transa girmişti ve ben fazlasıyla baştan çıkmıştım. Göğüslerini uzun bir süre emerek onu çılgına çevirdikten sonra beyaz tenine yeniden dişlerimi geçirdim. Biraz daha kanı bedenime kabul ederken pantolon düğmesini çözdüm. Yataktan biraz uzaklaşıp üzerinde ne varsa çıkardıktan sonra kıyafetlerimden kurtuldum. Onu bedenimin altına hapsettiğim ilk anda bedenimi saran elleri dokunuşları ile daha da tahrik olmamı sağlıyordu. Kızın ilki olduğunu anımsayarak önce dudaklarını uzun süre öpüp aynı anda ellerimle kadınlığına dokunmaya başladım.
Bedeni benim için yavaşça hazırlanırken ben artık sınırda geziniyordum. Dudaklarım boynundan aşağı doğru kayarken öpücükler ve hafif diş izleri bırakıyordum. Bacaklarının arasına gömüldükten sonra dudaklarımla kadınlığını öperken ona çığlık attırmaya başladım. Bu garip dürtü nereden çıktı bilmiyordum. Daha önce hiçbir dişinin bacak arasına başımı gömme zahmetine girmemiştim. Ama şimdi onun tadına dilimle ve dudaklarımla bakıyordum. İlginç olansa tadı hala rahatsız etmiyor, aksine güzel geliyordu. Özünü daha fazla tadarken avcı kızın hızla çekiştirdiği saçlarımla tatmin olduğunu fark ettim.
Hızla doğrulup elimin tersi ile ağzımı sildim. Kızın özü, boynundan emdiğim kanlar ile elime bulaşırken nefes nefese kalmış kızın gözlerine baktım. Afrodizyak etkisi geçmesin diye yeniden üzerine uzanıp boynuna dişlerimi geçirdim, ardından tek seferde kızın içine yerleştim.
Kulaklarım avcı kızın çığlığı ile dolarken bir süre kanını emdikten sonra dudaklarını öperken hareket etmeye başladım. Acı çekse de şu an ağzımın içinde zevkten inliyordu. İnlemelerini duymak için doğrulup onun gözlerine baktım. Kendimi her ileri ittiğimde inlemesi daha da artıyordu. Aldığım zevkse azalmıyor giderek artıyordu. Bir an neredeyse boşalmaktan bile vazgeçmek üzereydim. Bu an bitmesin istiyordum. Ama ne yazık ki bu kaçınılmaz sondu. Dakikalar sonra avcı kızın tatmin olduğunu hissettiğimden, bende kendimi onun içinde serbest bıraktım.
Kız yaşadığı anların ardından kendinden geçerken yataktan doğrulup çıplak bedenini süzdüm. Diş izlerini sırayla yalayarak boynundaki ilk ısırığı bilerek es geçtim. Onu sebepsizce kollarımın arasına çekerken, zevkin baş döndürücü etkisi altındaydım. Bu puslu etki biraz olsun azaldığında, kafam düşüncelerle dolarken eve geldiğimde görmezden geldiğim yarasına baktım.
Bu yarayı bir vampir yapmış olamazdı. Hiç bir vampir bıçakla gezmezdi. Muhtemelen avcılar onu ısırık yüzünden avlamaya çalışmıştı. Yani benim yüzümdendi. Daha önce umurumda olmasa da şu an umurumdaydı. Çünkü lanet kokusu hala oldukça keskindi ve sadece kanı değil, bedenini de istiyordum. Bu durumda tek bir seçenek vardı ona el koymak, avcılar evimi bulamayacağına göre onu da bulamayacaklardı. Avcı ise bana özel kan bankası olacaktı, tabi ben ondan sıkılana kadar.