Kan Bankası

2320 Words
Narcissa Göz kapaklarıma değen güneş ışığının rahatsızlığı ile yatakta hafifçe kıpırdandım. Gözlerimi açmakta gerçek anlamda zorlanıyordum, aslında üşeniyorum demek daha doğru olurdu. Hissetmeye başladığım ağrının sinsi bir zehir gibi tüm bedenimi ele geçirmesine sessizce izin verirken, ağrının nedenini ilk başta anlayamadım. Sanki tüm gece boyunca babam, yani lider Tyrone ile antrenman yapmış gibi hissediyordum.  On dört yaşıma girdiğim andan itibaren beni her gece kesintisiz olarak çalıştırmaya başlamıştı. Avcıların aksine doğuştan gelen herhangi bir dayanıklılığım ya da gücüm yoktu. Açığı sadece eğitimle kapatabilirdim ve yeni yetme bir avcıya yetişmek için önümde sadece iki yılım vardı.  Her avcının yaptığı, eğitmen seçimini bende yapacaktım. Babamdan başka kimseyi istemiyordum. Yine de her zaman en güçlü avcıları seçen babamın gözüne girmek tek sorunum değildi. Diğer avcılarında beni bir şekilde kabul etmesi gerekiyordu. Zaten tüm bu çalışmaların odak noktası tam olarak buydu. Babamın öngörüşü ile hayatına geçirdiği bu durum, onun haklılığı ile son buldu. Avcı seçimlerinde hiç kimse olmamam için bir sebep öne sürememişti. Yine de tüm bunlar neredeyse on yıl önce yaşanmamış mıydı? Şimdi hissettiğim bu ağrının nedeni neydi?  Sonunda gözlerimi açtığımda yavaşça yan döndüm. Yatakta başka birinin varlığı ile gözlerim en başta irileşmiş olsa da aklıma Nestor'un gelmesiyle bir an için sakinleşmiştim. Bücürle bazı geceler sohbet ederken uyuya kalırdık ama bücür bu kadar ağır kütleli değildi. Dahası beynime yavaşça dolan gerçekler ile şoka girmem de çok uzun sürmedi. Gece olanlar... İçine düştüğüm durum... ...Gece... Kendimi sıkıyordum. Hayır bunu yapamazdım, yapmamalıydım. İlkim lanet olası bir safkan ile olmamalıydı. Bakire olmamla bile alay eden bir pislik ile birlikte olmaktansa ölmeyi tercih ederdim. Dişlerimi dudaklarıma geçirdiğimde kanın bedenimden damla, damla çekildiğini hissediyordum. Artık acımıyordu, acı yoktu. Çok daha başka bir şey vardı, lanet olası tüm bedenimi ele geçiren sıcaklık.  Kalp atışlarımın korkudan değil heyecandan attığını fark ettiğimde dudaklarımdan bir inilti kaçırdım. Beynim bunu kabul etmiyordu, istemiyordu. Ama bedenim... Neden beni dinlemiyordu? Elbette neden, neden diyerek kafamı şişirmeme gerek yok. Nedenini bal gibi biliyordum. Ama kabullenmek istemiyordum. Benden beslenirken beni böylesine çaresizce zehirliyor olması sinirimi bozuyordu. Çaresizlik bana göre değildi. Belki de sırf bu nedenle ellerim benden izinsiz üzerimdeki erkeğe dokunurken ben beynimin içinde savaş veriyordum.  Ne kadar istemiyorum desem de her bir dokunuş ve öpücükle arsızca çıkan seslerim tam tersini gösteriyordu. Vücut ısım daha fazla artarken bir noktada beynimin içindeki sesimi de kaybettim. Durdurmak ya da geri çevirmek gibi bir şansım yoktu, kanıma karışan afrodizyak yüzünden ben artık ben değildim.  Üzerimdeki safkan benim sahibim olacaktı. Çıplak bedenime sahip olan dudaklar ve diş izlerinin arasında inlerken Dawson diye mırıldandım. Tıpkı onun istediği gibi... Transa girmiş halim tamamen erkeğin kontrolüne geçtiğinden istediğim tek şey zevk almak olmuştu. Göğüslerimde hissettiğim öpücüklerle daha fazlasını istediğimi göstermek istercesine saçlarını kavradım. Oda bana uyarak hareketlerini daha da sertleştirirken göğsümdeki ısırık yüzünden ufak bir çığlık attım. Dayanamıyordum onu istiyordum, bacaklarımın arasındaki sızı giderek daha da artarken kadınlığıma değen dudaklar yüzünden hafifçe irkildim. Bedenim titrerken hissettiğim dil yüzünden çığlık atıyor, patlayacak gibi hissediyordum. Dakikalar sonra ise bedenimin infilak ettiğini hissettim. Nefes nefese bir halde kalbim göğsümden kaçmak istercesine çarparken gözlerim kararmaya başladı. Gözlerim netlik kazanırken sislerin içinden çıkıyormuş gibiydim. Sanki beynim yeniden devreye girecek gibiydi ama yeniden hissettiğim ısırık yüzünden inlemeye başlamam oldukça kısa sürdü. Bedenim az önce istediği sonuca ulaşmamış gibi tekrar aç olduğunu vurguluyordu ve bu kez Dawson'ı içimde hissettim.  O an beynimde felaket çanları çalsa da hissettiğim acıdan kısa süre sonra zevk almaya başladım. Hissettiğim her darbede sadece inliyordum ve ısrarla onun adını haykırmaya devam ediyordum. Dudaklarımı sömüren dudakları öperken, dudağıma geçirilen dişlerle bende onu ısırdım. Bu durum hoşuma gidiyordu yani o an için güzeldi. Tatmin olduğumu hissettiğim de ise bedenim kapatma düğmesine basılmış gibi kendinden geçti. ...Şimdiki zaman... Hatırladığım her bir detay nefesimi keserken zorla da olsa derin nefesler almaya çalıştım. Bu gerçekten olmuştu. Ben sapık, iğrenç, pislik safkan bir vampir ile birlikte olmuştum. Kanımı içmiş, bundan zevk almış, dahası bedenimi kullanmıştı. Ağrıyan bedenime inat doğrulup yastıkların altını kontrol ettim. Burada bazı geceler kaçıp tek kaldığım için evdeki belirli yerlere özellikle yatak odama silahlar yerleştirmiştim ve yastığımın altında mutlaka bir bıçak bulundururdum.  Hala orada olmasını umut ettiğim bıçağı gördüğümde hafifçe gülümsedim. Öfke ile bıçağı alırken yanımda uyuyan adi herifin kalbine sokmak için hamle yaptım. Ama daha bıçak bedenine değmeden elim kaskatı kesildi. Elim onun üzerindeydi, bıçak ise tam kalbinin üzerinde sadece sadece bir kaç santim gerekliydi. Ama ben hareket edemiyordum.  Neler oluyordu?  Ben vampirleri avlamakta tereddüt etmezdim. Bir safkan öldürmenin düşünmesi bile harika hissettiriyordu. Dawson'ı hiçbir vampiri öldürmek istemediğim kadar çok öldürmek istiyordum. Ama yapamıyordum. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım bıçağı kalbine batırmayı beceremediğim için sinirle uyandığımdan beri içimde tuttuğum çığlığın çıkmasına izin verirken aynı anda hırsla yanımda uyuyan vampire tekme attım.  Normalde mümkün olmayacak bir şey o uyuduğu için gerçekleşirken yere düşmesi ile hızla kalkarak üzerine çıktım ve tekrar bıçağı saplamak için hamle yaptım. Bu kez kolum kaskatı kesilmeden Dawson kolumu tuttu ve bıçağı elimden alıp odanın bir köşesine fırlattı. Bende aynı anda bağırmaya başladım. "Aşağılık herif!" "Bebeğim... Daha öncede ateşli bir gecenin ardından sonra oyun oynamak isteyen kadınlar olmuştu. Hatta onlarla geceden bir hareketli zamanlar geçirdim. Yine de hiç biri bıçak kullanmak istememişti. Ama olsun bundan şikayet edecek değilim. Buradan bakıyorum da manzaram oldukça güzel üstelik üstte olmak istediğini söyleseydin, benim için mahsuru yoktu" Dawson'ın saçma gelen sözlerini dinledikten sonra bir an için düşündüm. Manzara derken ne demek istemişti? Bir anda kalçamda hissettiğim elle üzerime bakmam bir oldu. Lanet! Ben çıplaktım ve kendim bu pisliğin üzerine çıkmıştım. Neredeyse ışık hızıyla yarışır bir şekilde kalkarak kendimi yataktaki çarşafa sarararak yatağa oturdum. Aynı anda da Dawson ayaklandı.  Gözlerim onu takip ederken gördüğüm çıplaklıkla gözlerimi sımsıkı kapattım. Afrodizyak etkisi ile o bedeni görmüş, dokunmuş, hatta ve hatta öpmüş olabilirdim. Ama şimdi kesinlikle görmek istemiyordum. Dahası niye yanaklarımın yandığını hissediyordum. Ateşim mi çıkıyordu? Gerçekten sinirliydim. Aslında ağlamak istiyordum.  "Bende sadece vampirleri bu kadar hızlı sanıyordum. Hem acele etmene ne gerek vardı. Tüm gece boyunca her yerini en ince detayına kadar gördüm." Dawson'ın kelimelerinin ardından yatağa yaklaşırken ona öfkeli bir şekilde bakıyordum. Etkili olmadığını biliyor olsam da şimdilik bir şey yapamıyordum. Bu şansı o uyurken kaçırmıştım. Düşüncelerimin arasında, yatak hareketlenirken çarşaf bedenimden zorla koparıldı.  "O yüzden manzaramı kapatma minik avcı." "Ben senin manzaran değilim! Hem istediğini de aldın defolup gitsene..." Hızlı bir hamleyle beni altına aldığında bedenim onun altında hapis kaldı. İşte bu fazlaydı yine mi benden beslenecekti? Arsız domuz! Doyumsuz pislik! Yüzü yüzüme yaklaşırken gözlerimin içine baktı.  "Aslında planım gitmekti ama başka planlarım var. Duş alıp giyinebilirsin. Aslında çıplakta kalabilirsin..." "Kesinlikle olmaz..." Konuşurken aynı anda onu itekledim ve üzerimden kalktığından hızlı bir şekilde odada bulunan banyoya kendimi attım. Her ne kadar kapıyı kırmakta zorlanmayacağını bilsem de kapıyı kilitledim. Suyu ayarlayıp altına girdikten sonra saçlarımı hızlıca şampuan ile köpürttüm. Ardından duş jeli ile bedenimi yıkamaya başladım. Lifin değdiği her bir noktada Dawson'ın dokunuşlarını hatırlayarak ürperiyordum.  Bu heyecan değildi daha çok iğrenç hissediyordum. Sertçe ovmaya başladığım bedenimdeki morlukları gördüm. Göğsümde ve göbeğimde... Adi herif sadece boynumdan değil o kısımlarımdan da beslenmişti. Ama diş izleri yoktu. Elim istemsizce beni ilk ısırdığı noktaya gittiğinde oradaki diş izini hissettim. Geceki her bir ısırığı geçirse de ona bile, bile dokunmamıştı. Ölüm emri almama neden olan ısırığı...  Hoş artık geçirmiş olsa ne işe yarardı? O hergele Paul çoktan ısırılan bir avcı olduğumu herkese yaydığına göre beni aramaya başlamış olmaları muhtemeldi. Onu hatırlamam kolumdaki yarayı hatırlamamı sağladı. Onlarla yaptığım kavgadan yara almıştım ama şu an kolum hiç bıçak değmemiş gibi görünüyordu. Bunun nedeni de Dawson olmalıydı ama yine de şu an derdim bu değildi. Derdim evime yerleşip, kendi yatağımda bana o sivri dişlerini kullanarak sahip olan safkanı yok etmekti. Hızlı düşünmem gerekiyordu. Dönüştürülen bir vampir olmadığı için oldukça güçlüydü. Aslında lanet olsun öldürülen hiçbir safkana da benzemiyordu. Hepsinin bir zayıf noktasını bulabiliyordum ama iş Dawson'a gelince aklıma hiçbir şey gelmiyordu. Belki kokum işe yarardı. Gerçi bunun bir oluru olmayabilirdi. Sonuçta gece boyunca kokumun, her şeyin tadını çıkarmıştı. Başka bir şey düşünmeliydim. Guruldayan karnımı duyduğumda derin bir nefes aldım, bir bu eksikti. Ben en son ne zaman yemek yemiştim? Bir ara pizza yemiştim sanki ama sonrasını hatırlamıyordum.  Kendimi bornoza sarıp kapının kilidini açarak odamı gözetledim. Boş olduğundan emin olduğum da hızla iç çamaşırlarımı üzerime geçirip koyu mavi kot üzerine, kırmızı bir tişört giydim. Karnım yeniden guruldadığı anda ise sinirle mutfağa geçtim. Mutfağımda Dawson sandalyede hiç bir şey olmamış gibi oturuyordu. Mutfakta bir safkan kulağa son derece ilginç geliyordu ama yaşayan kişi olarak beni sadece rahatsız ediyordu. "Hala neden buradasın sen? Siktir olup gitsene!" "Planlarım var demiştim, minik avcı. Hazır olduğunda gidebiliriz." "Gitmek derken? Seninle hiçbir yere gelmiyorum." "Benimle gelir misin diye sormadım minik. Gidiyoruz dedim ve gidiyoruz." Üzerime atılan iki adımın sonrasında kendimi onun elleri arasında buldum. Beni çuval gibi sırtına aldı. Dünyadaki tek beyin özürlü safkanın beni ısırmasına izin verdiğime hala inanamıyorum. Diğer yandan niyetini de merak ediyorum. Bir safkan neden bir avcıyı yanında sürüklemek isterdi ki? Ama diğer yandan tezgahın kenarındaki bıçağa gözüm takılıyor. Onun dikkatini dağıtmak istemiştim ama bunu kendi sağlamıştı. Bıçağı ufak bir hareketle elime geçirdiğimde sırtından da olsa kalbini hedef almak istedim ama yine o kasılma baş gösterdi. Ben kendime içimden küfürler ederken ufak bir hedef değişikliği içerisinde bıçağı omzuna soktum. Yaşasın! İşe yaramıştı. Onun kanı akarken aldığım hazla mutlu bir kıkırdama döküldü dudaklarımdan ama Dawson da hiçbir tepki yoktu. Sanırım korkmam gerekiyordu.  Bedenimi oldukça yavaş hareketlerle mutfak tezgahına oturttuktan sonra gözlerimin içine baktı.  -Aferin minik... Bana sabah seksi için harika bir neden verdin, her ne kadar bir nedene ihtiyacım olmasa da..." "Pa-Pardon?" "Kan, seks, yatak, sen ve ben anlamış olmalısın." "Anladım. Ama bu tekrar olmayacak. Onun yerine ölüm fermanımı hazırlamaya ne dersin. Ben sonuçta senin gibi bilmem kaç yaşında bir safkanı yaraladım yani bunun cezası ölüm olmalı dimi." "Ölüm senin için ödül olur. Çıplak bedenin ise benim için ödül ve ben kendimi şımartmayı severim hadi işe koyulalım." "Hayır, hayır..." Başını boynumdan uzak tutmaya çalışırken birkaç arabanın aynı anda fren sesini duydum. Bu mantıklı değildi, çünkü bu sokakta sıradan insanlar yaşıyordu. Zaten bu evi almamın bir sebebi de buydu. Diğer yandan aklıma sadece avcılar geliyordu. O anda Dawson'ın avcılar diyerek hırladığını duydum. Yaşasın beni kurtaracaklar diye bağırmak istedim. Hoş muhtemelen kurtarıp gömeceklerdi ama olsun. Dawson'ın beni yatağa atmasındansa ölmeyi tercih ederdim. "Avcılardan nefret etmem için bir neden daha sabah eğlencemin içine ettiler. Ama üzülme evimde kaldığımız yerden devam edeceğiz..." "Anlamadım!"          _Dawson_ Minik avcı yüzüme soru dolu bakışlarını odaklarken, sırtımdaki varlığını neredeyse unuttuğum bıçağı çıkardım. "Anlamadığın ne anlamıyorum. Evime gidiyoruz... Yeterince basit bir cümle..." "Ben senin evine gelmek istemiyorum." "Cevabının önemli olmadığını yeterince gösterdim sanıyorum." Bu defa kızın cevap vermesini beklemeden onu tekrar sırtıma aldım. Diğer yandan gelen avcıların yerlerini ve sayılarını kontrol etmeye çalışıyordum. Kokuları ve kalp atışlarından sekiz kişi olduklarını anladım. Aslında şu an onları yok edebilirdim. Sabah olsa da, güneş ışığının beni öldürmesi gibi bir durum değildi. Sadece gecelere nazaran gündüzleri biraz daha zayıf hissettiriyorduk. Hepsi buydu. Ayrıca şu an onlarla uğraşmakta istemiyordum.   Hızımı kullanarak kızı arabama bindirdiğimde kaçmaması için emniyet kemerini sıkıca bağlayarak şoför koltuğuna geçtim. Kızın çığlık atma ihtimaline karşı hızla bulunduğumuz yerden uzaklaşırken onun şikayetlerini dinliyordum. "Neden beni yanında sürüklüyorsun? Seninle hiç bir yere gelmek istemiyorum. Beni avcılara bıraksan olmaz mıydı?" Avcıyı cevapsız bırakarak gazı daha da köklerken neredeyse tüm trafik kurallarını hiçe sayıyordum. Kız ise susmak nedir biliyordu. Birkaç defa emniyet kemerini çözmesine engel olduktan sonra bir noktada frene basarak arabayı durdurdum.  "Ne söylediğin umurumda bile değil! Ne istediğinde de öyle, Nancy! Evime gidiyoruz. Konu kapandı." "Seninle gelmek istemiyorum. Adım, Nancy'de değil." "Biliyorum. Sadece evini karıştırırken kimliğinde gördüm. Hem adının önemi de yoktu. Sana miniğim ya da kan bankam diyeceğim." -Benim bir adım var, Narcissa! Miniğin değilmi!" -Aferin miniğim çok çabuk gaza geliyorsun. Demek adın Narcissa. Kan bankam için güzel bir isim" "Ben senin kan bankanda değilim!" Sinirli yüz ifadesiyle Narcissa'a doğru yaklaştığımda onun koltuğa doğru gerilemesini umursamadan daha da yaklaştım. Dudaklarına yakın bir noktada nefesini yüzümde hissederken, gülümsedim. "Şimdi Narcissa. Aramızda bir anlaşma olduğunu farz edelim. Ben seni avcılardan gizliyorum sende bana kanını veriyorsun anlaştık mı?" "Seçme şansım olsa, avcıları tercih etmiştim zaten. Ama anlaşılan bu da soru cümlesi değil." "Doğru soru bir formalite cevap ise isteğim dışında olursa kabul edilemez." "Adisin! Hem... Bulunduğum yerde iyiydim." "İyi mi? Seni buldular." "Sen! Hepsi senin yüzünden, yarama pansuman yapıp motordan kurtulacak ve yerimi değiştirecektim." "Güzel fikirmiş." Konuşma sonrası arabayı tekrar çalıştığımda bu defa sessizlik içinde geçen yolculuğu tamamladım. Ormanın içinde konumlandırılmış evime gitmek için arabayı yeterli mesafede durdurup indikten sonra Narcissa'nın kapısını açtım. "İn." "Gelmek istemiyorum." İtirazını görmezden gelerek kızın kemerini çözerek kucağıma aldım. Sadece saniyeler içinde onu evime getirdiğimde, koltuğun üzerine oturmasını sağladım. Hızım normal bir insanın baş dönmesine sebep oluyordu.  "Sonunda evimdeyiz." "Seni! Başım dönüyor." "O halde sus ve kendini toparlamaya bak. Kendine geldikten sonra istediğin odaya yerleşebilir. İstediğin yiyeceği yiyebilirsin. Sonuçta beslenmene dikkat etmeliyiz." "Ne demek istiyorsun?" Kulağıma gelen açlıktan guruldama sesi ile ufak bir kahkaha attım. Aç haline rağmen hala benimle kavga etmeye çalışıyordu.  "Evet beslenmene dikkat etmeliyiz ki bende senden güzelce besleneyim. Sonuçta kansız bitkin bir banka işime yaramaz." "Ben senin besili hayvanın değilim, piç kurusu." "Al işte yine ağzın bozuldu, keyfine bak miniğim ben birazdan dönerim. Sense evden çıkmıyorsun." Hızla evden ayrılırken kızın arkamdan ettiği küfürleri duyuyordum. Ama umurumda değildi. Bu iş gerçekten hoşuma gitmişti. Narcissa ile çok eğlenecektim. Hayatıma Rio ve Mia dan sonra yeni bir eğlence kaynağı katılmıştı. Ormandan çıktığımda önce arabayı yok edip, ardından markete uğradım. Reyonlarda bulunan her çeşit yiyeceklerle market arabasını doldurduktan sonrada eve geçerken telefonum çaldı. Telefonu açıp kulağıma götürdüğümde gene ne oldu diye merak ettim. Rio umarım can sıkıcı yeni bir haber vermezdi.  "Dawson." "Söyle, Rio." "Partiye iki gün kaldı aklından çoktan çıktığına eminim. O yüzden hatırlatıyorum."  "Aslında evet aklımdan çıkmış ama merak etme orada olup kıçını kurtaracağım. Sonuçta o gece Mia'nın değil senin de kıçın tehlike de..." "Dalga geçme Dawson tüm bunların nedeni sen kıçını tahta oturtmak istemediğin için oluyor." "Bu kadar kıç sohbeti yeter merak etme iki gün sonra oradayım."  "Tamam görüşürüz." "Görüşürüz." Telefonu kapattığım da Narcissa'ı düşündüm. İki gün sonra birkaç gün bensiz kalacaktı. Her halde bu onu mutlu ederdi diğer yandan onu zincire vurup mu gitmem gerekirdi? Buna sonra karar verecektim. Şimdilik karnı guruldayan avcının beslenmesi ile ilgilenmeliydim. Sonuçta onun beslenmesi benim damak tadıma yarayacaktı. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD