Ev, küçük ama bir o kadar sıcacıktı. Ahşap duvarlar, geçmişten gelen anılarla dolu gibiydi. Dışarıda, sabahın ilk saatlerinde korumalar, tüten semaverde çay demlemiş, dumanı gökyüzüne karışırken içlerini ısıtan bardakları ellerinde tutuyorlardı. Serin Karadeniz havası, çaydan yükselen buharla birleşince huzurlu bir an yaratmıştı. Ada, babaannesinin ılımlı tavrına şaşırmıştı. Asiye Sultan, düğün lafını duyunca adeta yumuşamış, gözlerinde bir sevinç parıltısı belirmişti. Yıllardır Kenan’ın memleketten bulduğu onca kızı geri çevirdiğini bilen Ada, abisinin bu inadını hep hayretle izlemişti. Ama şimdi, Kenan altın tepside gelini önüne getirip “Al, düğün yap!” diyordu. Bu, Asiye Sultan için bulunmaz bir nimetti; torununun evlendiğini görmek onun en büyük hayaliydi. “Babaanne, ben nerede yatac

