Destina'yı karşımda görünce kalbimin atış sesini Seyfi duyar diye korktum; zira şu an Seyfi'nin gereksiz konuşmalarını hiç çekemezdim. Yüzümün aldığı hal karşıdan nasıl görünüyor bilemem ama kalbimin durumu içler acısıydı. Destina ile göz göze geldiğimde gururumun ne kadar zedelendiğini daha da anladım.
''Bizi içeri davet etmeyecek misin, Emre Bey?''
''Tabi affedersiniz, şöyle buyurun.''
Ayşe Hanım ve Destina içeri geçerken korumalar dışarıda kalmak istedi. Ayşe Hanım evimin içini detaylı incelerken Destina bana doğru dönmüş benden gelecek bir hareketi bekliyordu. Seyfi ise sanki evimin bir üyesi gibi içeri girmiş, meraklı gözlerle Ayşe Hanıma ve Destina'ya bakıyordu.
''Sen nereye Seyfi?''
......
''Ağzını kapat ağzını.''
''Ne ağzı?''
''Ağzın fazla açık. Diğer daireler seni bekliyor. Hadi!''
Zor bela Seyfi'yi de gönderince Ayşe Hanım, Destina ve ben salon mudur, yatak odası mıdır belli olmayan odamda öylece kaldık. Konuşmaya biri başlasa diye herkes birbirinin gözüne bakarken ayakta kaldıklarını son anda fark ettim ve oturmaları için yer gösterdim. Oturulacak kadar düzgün bir yer bulabilmem ayrı bir mucizeydi.
''Hoş geldiniz tekrar, burası benim küçük yuvam, ailemden bana kalan tek yer. Ortam dağınık biraz kusura bakmayın.'' Ayşe Hanım yavaşça evimi süzerken Destina gözlerini bir an olsun benden ayırmıyordu.
''Aman Emre Bey, bekar adamsın. Kadın eli değen ev ile erkeğin evi bir olur mu? Hem de habersiz misafiriz, asıl sen kusurumuza bakma.''
''Ne kusuru Ayşe Hanım, ne ikram edeyim size; çay, kahve. Kahvaltı hazırlayayım mı, aç mısınız?''
''Ne kahve, ne de çay hiçbir şey istemiyoruz. Biz seni almaya geldik Emre Bey. Köşke geri dönmeniz bize en büyük ikram olacak.'' Ayşe Hanımın sözleri üzerine Destina'nın gözleri geldiğinden beri ilk kez gözlerimden ayrıldı ve yerde boş yere duran halıma çevrildi. Ellerini birbiriyle ovuşturmaya başladı. Uzunca Destina'nın mahcup hallerine baktım.
'' Emre Bey, bir cevap vermeyecek misin?''
''Ayşe Hanım, ailemden sonra ikinci ailem oldunuz. Sıcak yuva özlemimi o köşkte giderdim ben. Gerek sizi, gerekse Saliha Anneyi o kadar sevdim ve özledim ki.''
''O zaman geliyorsun bizimle.'' Destina ile gözlerim tekrar buluştu ve onun büyüyen göz bebeklerinin içine baka baka:
''Gelemem Ayşe Hanım.'' dedim bir çırpıda.
''Ama neden?''
Destina ise gözlerinin içi dolup dolmamak arasında kararsız kalırken buğulu bir şekilde öylece bakıyordu bana.
''Sizin öğretmene ihtiyacınız yok ki Ayşe Hanım, zaten Destina'nın kendisi bir öğretmen. Hanımefendinin arşa çıkmış egosu yeter ona.''
''Hocam ben...''
''Şş, sözümü bitirmedim daha. Ayrıca nişanlı bir kıza ders anlatmam sizce ne kadar doğrudur?''
''Nişanlı falan değilim.'' diye sesini yükselti. Ayşe Hanım ise ikimize de şaşkın bir şekilde bakıyor, cevap vermek istiyor; ama söz dalaşına girdiğimiz için bir türlü fırsat bulamıyordu.
''Değilmiş, bak bak. Kovmadın mı beni? Dersi nişanlım anlatacak diye, pek bir hevesliydin. ''
''Nişanlanmaya mecburdum.''
''Aaa, lafa bak lafa! Mecburmuş. Küçük hanım sen o köşkün gizli hanım ağasısın, kimse mecbur olmadığın şeyi yaptıramaz sana.''
''Nereden biliyorsun neye mecbur olup olmadığımı?''
''Ay yeter, susun artık! Emre Bey, Destina nişanlı değil, sizden memnunduk, tekrardan öğretmene ihtiyacımız vardı geldik. Şimdi bizimle geliyor musunuz, gelmiyor musunuz?''
Destina bütün hırsıyla bana bakıyordu, ben de bütün kızgınlığımla ona bakıyordum. Ayşe Hanıma döndüm ve:
''Gelmiyorum.'' dedim. Ayşe Hanım Destina'ya dönerek:
''Hadi kızım, gidelim o vakit.'' dese de Destina direk gibi dikilerek olduğu yerden kımıldamıyordu.
''Yenge beni hocamla beş dakika yalnız bırakır mısın, lütfen?''
''Kızım gelmeyeceğini söylüyor, ne yapacaksın ki?''
''Yenge, lütfen beş dakika ver bana.'' Ayşe Hanım ise 'peki' deyip korumaların yanına giderek bizi yalnız bıraktı.
''E gitti yengen, ne diyeceksen de ve git. Hı dur pencereyi açayım Mazallah miden bulanır ya sigara kokusundan etrafa kusma bir de durduk yere.'' diyerek bir hışımla açtım penceremi.
''Dün de alkol aldım ha hem de bol miktarda, kafam bi milyon yani. Ne diyorsan de ve git köşküne burası çok tekin değil bak.''
.....
''Alo, sana diyorum! Burada mısın?'' sessizliğine devam ede ede evi incelemeye başladı. Gözleri tabloya gelince durdu ve tablonun yanına geldi:
''Neden resmimi ters astın?''
''Seni görmek istemediğim için olabilir mi?''
''Görmek istemiyorsun evet; ama asmışsın.'' gülümsedi sakince. Sanki bir ton laf saydığım o değildi.
''Asmış olabilirim, o kadar emeğim var sonuçta. Ne yapaydım, çöpe mi atsaydım?''
Yanıma geldi ve önümde durarak yaklaşabildiği kadar yaklaştı. Of, kalbim daha fazla hızlanırsa dayanamaz, dururdu. Niye böyle yakın oluyordu ki, tebessüm ede ede gamzelerini niye gözümün içine sokuyordu ki?
''Çok mu kırdım seni?''
''Size ne oldu?''
''Siz yok artık, seninle mücadeleye sonuna kadar hazırım.''
''Ama artık ben hazır değilim.''
''Sen beni ilk gördüğünden beri hazırsın.''
''Artık kimle, neyle mücadele ediyorsan Ahmet'le et, ben yokum.''
''Ahmet Abim, sadece abim.'' Elini tuttum, kalbime götürdüm. Avuçlarımla sıkıca bastırdım ellerini kalbime.
''Burayı kaç defa kırdın biliyor musun? Bilemezsin. O kadar çok kırdın ki parçaları toplayamıyorum. Şimdi evine git ve seni seven bir kalbi daha kırma, Ahmet'le mutlu olmaya çalış. İnan gerçekten en doğru tercihi yaptın.''
''Ahmet Abim tercihim değil zorunluluğumdu. Sana söylediklerim ise sadece gitmeni kolaylaştırmak içindi. '' elini bıraktım ve bıraktığım anda yana doğru bir boşluğa düşer gibi düşüverdi.
''Başardın o zaman. Yazık dışarıdakileri bekletme. Ne kadar konuşsan da boş, gelmeyeceğim seninle.'' gözleri dolu dolu bakarken içim o kadar ezildi ki. Hayatımda hiç kimseye git dememiştim çünkü, hem de Destina kadar çok sevdiğim birine git demek yapacağım en son şeydi. Ağzımdan çıkanlar Destina'dan çok belki de bana acı veriyordu.
''Peki gidiyorum; ama şunu iyi bil ki seni bekleyeceğim. Çünkü sen benim son ümidimsin. Onu da söndürüp karanlıkta bırakma olur mu? Hoşça kal.''
Arkasına dönüp sessizce gidiverdi. Ben ise kendimi yatağa sırtüstü atıverdim. Saatlerce tavanıma baktım, baktım. Destina'yı düşündüm, sonra halamı, babamı, Ayşe Hanımı ,babaanneye verdiğim sözümü, Ahmet'i... Sahi Ahmet ne durumdaydı ? Hem köşke gitsem Ahmet'le yüz yüze nasıl bakacaktık? En iyi kararı verdin Emre, dinlen biraz hadi. Of!
*******
İki gün önce köşkte...
Saliha Hanım bir yandan yemek yaparken diğer yandan gözyaşlarını eşarbına siliyordu. Oğlunun haline o kadar üzülüyordu ki, Ahmet'in Destina'nın yanından boynu bükük her gelişine içi eziliyordu. Daha on beş gün olmuştu karar alınalı; ama görünen köy kılavuz istemiyordu. Ahmet de kendisiyle birlikte bu köşke hizmet etmiş, Rahmi Bey ve ailesini kendine aile bilmişti. Destina ise Zehra gibi, Ahmet'e kardeş olmuş, ona abi demişti. Yanlışa yanlış deme er kişinin karıydı ve bu yanlışı da Saliha Hanım çok iyi biliyordu.
''Ne oldu Saliha, yemeğin suyunu gözyaşlarınla mı dolduruyorsun?''
''Aman Ayşe Hanım, ocak gibi benim de içim kaynayıverdi işte!''
''Niye ağladın, söyle bana. Çekinme benden. Sen benim bacımsın, kolum kanadım, sırdaşım, dert ortağımsın. Ağlamana asla dayanamam.'' Ayşe Hanım konuştukça Saliha Hanım'ın gözyaşları daha da çoğalıyordu.
''Ayşe Hanım, ne olacak bu çocukların hali. Ahmet Destina diye yanıp kavruluyor, Destina da o yanına yaklaştıkça kaçıyor. Oğlum sevdiğini alacak diye bir yandan mutlu oluyorum, diğer yandan da sevdiği kadar sevilmediği için üzülüyorum. Bekleyelim alışır, her şey düzene girer diyoruz; ama bu iş sanki başından yanlış geliyor bana.''
''Haklısın Saliha; ama ne yapacağız inan ben de bilmiyorum.'' Saliha Hanım aklına bir fikir gelmiş bir şekilde atıldı:
''Ayşe Hanım, Rahmi Bey'e söylesek de Ahmet'i yurt dışına mı gönderse?''
''Olur mu Saliha? Ahmet sizin tek oğlunuz. Hem benim de evladım sayılır, elimde büyüdü. Gurbete nasıl göndeririz sürgün eder gibi?''
''Peki, ne yapacağız Ayşe Hanım, günden güne evladımın eridiğini mi seyredeceğiz? Ayrıca (ağlayıp hıçkırarak) bu intikamın içinde evladım da kül olacak diye korkuyorum.''
''Hayır, sakın korkma. Evlatlarımıza hiçbir şey olmayacak, bulacağım bir çare.'' diyerek Saliha Hanımı teselli eden Ayşe Hanım biraz düşündükten sonra aklına güzel bir fikir geldi.
''Bak aklıma ne geldi? Gebze'de bir fabrikamız açıldı ve Rahmi oraya yetişemiyor, başına güvenilir birileri arıyor. Söylesene Ahmet'ten daha güvenilir kimi koyabiliriz ki? Hem evladından uzak kalmazsın hem de Ahmet yeni güzelliklerle buluşur. Ne dersin?''
''Ay Allah senden razı olsun Ayşe Hanım? Peki Destina'yı nasıl unutturacağız ona?''
''Fabrikada çok güzel bir mühendis var, tam senin gelinin olmaya layık. Ahmet'e yakın yere koyduracağım onu. Bulursam fotoğrafını göstereyim. '' gözlüklerini takıp mühendisin whattsapp profiline bakan iki hanımefendinin de gözleri ışıl ışıl parlıyordu artık. Ahmet bu duruma ne derdi koca bir meçhul tabi.
******
Yatakta sırt üstü ne kadar uyudum bilmiyorum; ama her yerim tutulmuş gibi ağrımaktaydı. Kapımın tak tak sesiyle doğruldum yataktan. Ney bu ya, evim yol geçen hanı olmuştu adeta. Açtığım an karşımda babam ve grubu içeri doluştular birden.
''Yine mi yatıyor musun lan sen?''
''Ne yapayım baba, halay mı çekeyim?''
''Oğlum, yaşıtların iş arıyor, buluyor, çalışıyor. Kapı gibi diploman var ya senin. Bizim işimize yaramadın bari kendi kendine hayrın olsun.''
''Baba o diplomayı sizin için aldım ya, koca koca emelleriniz için unuttun mu?''
''Aldın da ne oldu hıyar? Bir bok yedin sanki, eline yüzüne bulaştırdın. Bir insan ana tarafına çeker de bu kadar mı çeker?'' yüzümde muzip bir gülümseme oluştu birden. Babamın emeline ulaşamaması ve benim de işine köstek olmam öyle bir haz vermişti ki tarifi imkansızdı.
''Sen gül gül. Yakında ben de güleceğim.'' diyerek pis sırıtışını attı ve ''Yarın zaten intikam da son atışı atacağız. Artık hayatına keyfince devam edebilirsin.'' dedi. Aklımdan babamın yapabileceği bütün kötü senaryolar hızla geçerken içimi bir sıkıntı kapladı.
''Son atış derken?''
''Şu senin kız var ya...''
''Eee!''
''Yarın sınavı varmış.''
''E devam et.''
''Sınavı varmış işte.''
''Tamam, sınavı var da ne olmuş baba beni deli etme de söyle?''
''İşte sınava doğru giderken köşkten hareket eden bütün araçlar bom! Ahhhaha!''
''Yapamazsın.''
''Hıh, sen öyle san!''
''Yapamazsın baba, bu kadar kötü olamazsın.''
''Neyse evlat, görüşürüz sonra.'' babama tek bir kelime bile edemedim. Normalde yakasına yapışıp baba demeyip koca bir yumruk savururdum; ama elim ayağım tutamayacak hale geldi. Pencereden apartmandan çıkışını, sokağın ortasında bana bakarak telefonla konuşmasını izledim.
''Söyledin mi Ayhan yarın ne yapacağımızı?''
''Söyledim abla, merak etme. Hemen koşacak köşke.''
''Tamam. Emin ol kızı ve istediğimiz her şeyi bize Emre getirecek. Kalbini ferah tut.''
''İnşallah abla, inşallah!''
Kimle ne konuştu bilemem; ama tek bildiğim şey hemen hazırlanıp Destina'nın yanına gitmem gerektiğiydi.
*****
Valizleri açtım ne bulduysam tıktım. Zaten her şey koltuğun altında olduğu için zor olmadı toparlanmam. Yol geçen hanı kapım yine çaldı ve daimi üyem Seyfi evime teşrif etti.
''Ne yapıyorsun, nereye bu hazırlık?''
''Köşke gideceğim.''
''Bu saç ve sakalla mı?''
''Ne varmış saçımda sakalımda?''
''Berduş gibisin oğlum, hem kıyafetini de güzel giy. Tıraş edeyim seni.''
''Vaktim yok Seyfi, gitmeliyim.''
''Dur lan bir saate hazırsın, otur önüme.''
Seyfi'nin maharetli ellerine kendimi bıraktım. Dalgacı falandı; ama iyi adamdı Seyfi ve güzel bir dost. Saçımı sakalımı düzenledi, duş alırken kıyafetlerimi ütüledi. Giyindim ve aynada ben bile kendimi tanıyamadım.

Saçımın ve sakalımın çok kısalmamasından o kadar mutluydum ki. Aynada kendime bakmak ne kadar hoşuma gitmiş olsa da yarını düşündükçe daha da hızlı hareket ediyordum. Seyfi'nin çağırdığı taksiye bindim. Takside oturup yolu izlerken babamın ne kadar şerefsiz biri olduğunu, halamın içinin nasıl soğuyacağını, Ahmet'le karşılaşınca nasıl davranmam gerektiğini, Destina ile yakınlığımı nasıl ayarlayacağımı, yarın olacakları nasıl önleyeceğimi, bir de mantıksızca bu kravat takma eylemini niye gerçekleştirdiğimi düşünüyordum. İçimin sızısı vücudumdaki ter oranını artırdığı için kravatı boynumdan çıkarıp çantama bıraktım.
Köşkün devasa kapısının önünde indim ve taksiyi gönderdim. Tam korumalara selam verecekken iki tane iri yarı adam apar topar beni alıp siyah arabanın içine attılar. Gözümü bağlayıp bilmediğim bir yere doğru sürdüler . Gözümdeki siyah kumaş parçası açıldığında sandalyeye bağlı bir vaziyette depo gibi bir yerde buldum kendimi.
''Efendim, dediğiniz adamı getirdik. Hazırız.'' dedi adamlardan biri.
''Kimin itisiniz lan siz? Adam kaçırılır mı lan böyle? Yiğitseniz karşıma teker teker çıkın.'' diye bağırıp çağırıyordum ama nafile. Adamlar mum heykel gibi karşımda öylece dikilip duruyordu.
''Kimsin lan sen, adam gibi gel karşıma?'' derken Ahmet geldi, dikildi karşımda.
''Duydum ki köşke geri dönüyormuşsun?''
''Sana ne bundan?''
''Öyle kolay mı bir gidip bir gelmek?''
''Ne istiyorsun Ahmet, derdin ne senin?''
''Derdim mi?''
Bağlı olduğum sandalyenin etrafında bir tur atıp karnıma ağır bir yumruk salladı.
''Aah!''
''Sence?'' deyip suratımın sağ tarafına ''Sence derdim ne benim?'' deyip bir de sol tarafıma yumruk attı. Kafam sersemleyip düştü yere, sonra kafamı zorla toparlayıp sırıttım Ahmet'e doğru.
''Derdin Destina değil mi? Senin olmadı diye kuduruyorsun.''
Afili bir yumruk daha yedim karnıma.
''Onun bana ait olmadığını düşünüyorsun; ama o hep benimdi küçük zavallı.'' bir yumrukta burnuma yedim, burnum kırıldı sanırım. Yere kan dolu bir tükürük attıktan sonra:
''O senin sadece kardeşin; çünkü sana hala abi diyor. Çok acı bir durum. Buradan bakınca benden daha zavallı gözüküyorsun.'' diyebildim nefesim kesile kesile. Yüzünü buruşturarak acı acı baktı yüzüme.
''Destina benim neyim biliyor musun? Çocukluğum, ergenliğim, gençliğim, her anım, her yaşım. Onun her haline ve her yaşına ben tanık oldum. Ispanağı hiç sevmez biliyor musun? Ispanaklı yemekleri sadece vitamini için yer, yüzü buruşur hafiften; ama bunu yalnızca ben bilirim. Kek yapmayı çok sevse de ıspanaklı yapmaz asla. Utandığında yanaklarında süzülen tutam saçları olmasa da boş elini sanki saç varmış gibi kulaklarının arkasına götürür. Bunu da yalnız ben bilirim. Geceleri manzara olarak şehrin ışıklarına, gündüzleri ise denizden tarafa bakar. Altı yaşından bu yana piyano çalmaz, neden çalmaz kimse bilemez; yalnızca ben bilirim.''
''Peki o senin bunları bildiğini biliyor mu?''
''Bilmiyor; ama şunu çok iyi biliyor: Onu ne kadar çok sevdiğimi. ''
''Hıh!'' deyip güldüm ve güldüğüm an bir yumruk daha yedim karnıma.''
''Bu dayağı niye atıyorum sana biliyor musun? Köşke gittiğinde Destina'ya yan gözle her bakışında aklına gelsin diye. Çünkü o bir tek benim; sadece benim.''
''O asla senin değil. O kalbinin istediği kişinin.'' dedim ve aç köpek gibi saldıran adamlarına sevk edildim. Yediğim dayaktan sonra apartmanımın önüne kum çuvalı gibi bırakıldım. Yardımıma gelen Seyfi ' Hastaneye götürmeliyiz.' dese de kabul etmedim. Köşke gitmeli, Destina'yı yarın olacaklardan korumalıydım. Baygın vaziyette Seyfi'nin yardımıyla köşke geldim. Korumaların ve Seyfi'nin desteğiyle zorla ayakta dururken Destina'yı gördüğüm an bulunduğum yere yığıldım.
******