MUHTEMELENAŞK

1962 Words
Bugün Emre Hoca olmadan geçen beşinci gündeyim. Kek yapma derdim yok, hafif genzimi yakan sigara kokusu yok, kıvırcık saçlarına ikide bir giden eller, ağız dolusu yenilen yemekler, yerken de bizimkilerle konuşmayı ihmal etmeyen dudaklar yok, arada dalıp uzun uzun bana bakan, baktıkça da utandıran kişi yok. Müştemilattan gelen gitar sesi yok, garip garip arkamda gezen, asla anlamasa da hayvan ve çiçek bakmaya çalışan, cebinde sigarasını ve çakmağını saklayan, midesi bulansa bile kekimi Metpamid yutarak yiyen yok. Saçlarımı açınca hayranlıkla bakan, göz göze gelince gözleri mahmurlaşan, konuşurken kelimeleri birbirine giren yok artık. Mavi kuşun sahibi, fırçaların efendisi, yengemin ve Saliha Teyzenin manevi oğlu yok. Yokluklarla dolu bir güne daha başlayalım bakalım. ***** Bugün sekizinci gün ve Emre Hoca artık yok, umut ışığım, kurtuluş anahtarım, neşem, gülme sebebim, ne yapsam ne söylesem elimden tutmak isteyenim, gece odamı şenlendirenim, her daim yüzü gülenim yok. Üstü afili olsa da çorabı eziğim, kuru ekmek versen de zevkle yiyenim yok. Yağmurdan ayrı, kardan ayrı, rüzgardan ise apayrı zevk alanım yok. Babaannemin beni emanet ettiği, ailesinin tek varisi, intikam amacıyla gönderilen; ama intikamın i'sini bile bilmeyenim yok. Uzun kollarıyla sıcacık sarılan, şekli garip; ama içi garibanım yok. Yoklar içindesin Destina. **** Bugün on birinci gün... Artık günler de geçmiyor. Ahmet Abim ders anlatmak istiyor; ama ben onunla çalışmak istemiyorum. Çünkü artık okumamın da anlamı yok. Hı hala abi diyorum; çünkü benim gözümde nişanlım diyeceğim biri yok. Onu da üzüyorum. Çiçeklerle gelmiş bugün. Kırılmasın diye aldım çiçekleri, teşekkür edip vazoya bıraktım. Çiçek vermeden gönlümde çiçek açtıranım yok. Nişan için gün bekliyorlar. Verebileceğim bir günüm yok. Günlerimin ışığı, gecelerimin ayı, yağmurdan sonraki gök kuşağım, rengarenk tablom, anne ve baba sıcağım yok. Daha ne kadar dayanabileceksin Destina bu yokluğa? **** Bugün on dördüncü gün ve ben hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Anne, baba ne olurdu hayatta olsaydınız? Ben de bu mecburiyeti yaşamazdım. Emre Hocayı istiyorum hem de hiç tahmin edemeyeceğim bir tutkuyla. Onun kalbini öyle kırdım ki ayaklarına kapansam yine de gelmez. Rencide ettim onu; ama gitsin diye bile bile yaptım. Ah Destina ahh! Ne vardı el ele verip çıkaydın yola. Rüyanda gördüğün yılan ısırırsa ısıraydı Destina, en fazla ölürdün ya. Ölüm bile böyle yaşamaktan kat kat iyidir. Kalbim öyle bir atıyor ki, her atışında ayrı bir acı veriyor içime. Yaptığı tabloya bakıyorum ona olan hasretim geçsin diye. Kıymetini bilemediğim günlere feryat ediyorum. Hayatta insanın karşısına kaç defa böyle güzellik çıkar ki ve ben kendi ellerimle bu güzelliği mahvettim. Şu an köşkte herkes üzgün, meğer köşkü o dolduruyormuş. Simya bile onu arıyor. İki mutlu olan vardı köşkte; nişan tarihi vermediğim için artık onlar da üzgün. Ahmet Abim ve Amcam tabi ki. Saliha Teyze ve Necdet Amca da çok üzgün. Kim ister ki oğullarını abilikten öte sevmeyen bir kızla evlendirmeyi? Allah'ım şimdi bir de onlar için ağlayacağım. Kapat defteri Destina kapat kalemin bile acıyor haline. **** Tak tak tak! Tak tak tak! Hım! Yastığa yapışmış yüzümü iyice gömerek apartmanın görevlisi olup kendini yönetici zanneden Seyfi'ye ana avrat küfretmekle meşguldüm şu an. Çalar çalar gider diye bekledim; ama nafile. Tak tak tak! ''Alooo! Oradasın biliyorum, açsana kapıyı!'' ''Ne var ne Seyfi, niye çalıyorsun alacaklı gibi kapıyı?'' ''Ekmek getirdim sana, ben de olmasam açlıktan öleceksin. Al ye de yüzüne renk gelsin.'' ''Sana ne benim yüzümün renginden. Ver ekmeği. Sigara da aldın mı?'' ''Zıkkım iç. Günlük iki paket deviriyorsun, alsam daha içeceksin. Tanımasam aşk acısı çekiyorsun sanacağım.'' ''Haydi Seyfi haydi, servise devam et, yorma o güzel kafanı benimle, haydi işine.'' ''Akşam zıkkımlanacaklarını istersen ben de sana işine bak derim. Ha (kahkahayla gülerek) bir işin kaldıysa. Sahi sen orada dört ay nasıl kaldın? Bakkal Mehmet Amcayla iddiaya girmiştik senin adına. Ben iki ay dediydim, o da dört ay. Beş yüz liraya mal oldun bana.'' ''İyi olmuş, bir daha iddiaya falan girmezsin benim adıma. Git servisine hadi.'' Hangi görevli bu kadar özgüvene sahip olabilirdi bilmiyordum; ama bu yakınlığı ona ben verdim. Bu daireyi babam on sekizime girip yurttan ayrıldığımda vermişti bana. Seyfi de aynı sene yirmi yaşında görevlisi olmuştu buranın. O zamandan beri tanır beni. Arkadaşlarımı, yaşam tarzımı, kısaca her şeyimle alakadardır. Apartman görevliliğinin yanında benim bakıcılığımı da görev bilmiş kendine. Seyfi'yi de gönderdiğime göre kahvaltıma başlayabilirim. Tak tak tak! ''Allah'ın cezası Seyfi yine ne istiyorsun?'' Tak tak tak! ''Off ! Daha kavanozdaki zeytinime bakıp Kemal Sunal repliği yapacaktım. Ne istiyorsunuz sabah sabah ya?'' Kapıyı açmamla babam ve saz ekibi içeri doluştular. ''Beceriksiz, bir işi de halledemedin. Eline yüzüne bulaştırdın. Gördün mü başka öğretmen de almıyorlarmış. Ne yaptın lan köşkte, başka öğretmen bile istemiyor bunlar?'' ''Ben yapmadım, siz yaptınız. Kendi oğlunun da orada olduğunu bile bile tarattın. Nasıl babasın sen ya?'' Söylediklerim umurunda mıydı ki? Ayağını uzatmış kırılmaya yüz tutmuş sehpama, son kalan zeytinimi yemekle meşguldü. ''Can yakmaya değil, can korkutmaya tarattık orayı. Niyet farklı olsaydı sağ adam kalmazdı.'' ''Eee, muradına erdin mi peki? Kına yakaydınız bir yerlerinize.'' ''Ne biçim konuşuyorsun lan babanla it herif? Zaten Rahmi şerefsizi de tersanedeki gemileri yakmış, ama zaten batık gemilerdi onlar, beni zarara uğrattığını düşünüyor salak! Bilerek koymuştum oraya, zafer kazandığını düşünsün diye.''konuşurken ağzından tükürük, ekmek ne varsa savruluyordu etrafa. Yeme iştahım vardı azıcık, ona da noktayı babam koymuştu. ''Yine geleceğim buraya, biraz arkadaşlarla düşünelim bakalım son hamlemiz ne olacak?'' ''Aman düşünün ha, beni de rahat bırakın düşünürken olur mu?'' kapıyı hızlıca çarpıp gitti. Sofraya boş boş baktım uzun süre. Ah Saliha Annem ne güzeldi kahvaltıların, böreklerin. Köşkte en büyük nimet sendin benim için. Çevirdim yüzümü pencereden dışarıya. Hiçbir yere gitmek istemiyordum. Sanırım bir süre Seyfi'yle iyi geçinmeliydim. Ne de olsa tüm ihtiyaçlarımı ona aldıracaktım. Köşkten getirdiğim eşyalarıma çevirdim yönümü. Valizi açıp içindekileri koltuğun altına boşaltırdım onda sorun yoktu da ya bu tabloyu ne yapacaktım? Kimseye satamazdım, hediye de edemezdim. Köşkte de bırakamadım, yakmak istedim, kıyamadım. En iyisi duvara asmaktı. Astım; ama şu an kalbimin kırıkları seven yüreğimi acıttığı için bakamadım. Tersini çevirdim, evet en iyisi böyle durmasıydı. ***** On beş günü hiç dışarı çıkmadan geçirdim. Gördüğüm tek surat insan namına Seyfi'ydi. Hatta kartımı verip paramı bile ona çektiriyordum. Seyfi ne kadar benimle uğraşsa da düzgün insandı. Asla kimsenin parasına göz koymazdı. Helal parayı kendine lokma ederdi. Bu sabah da Seyfi'yi beklerken aynada uzunca baktım yüzüme. Yanaklarım biraz çökmüştü, saçım ve sakalım uzunken daha da uzamış yüzümü kaplamıştı. Üzerimde gri salaş tişörtüm, altımda ise baksırımdan anca bir parmak uzun şortum ile ultra rahat bir şekilde geziyordum evimin içinde, derken yine kapım çalındı. Tak tak tak! Açtım kapıyı, baktım ki tek Seyfi değil bu sefer. Yanında üniversiteden arkadaşım Gökhan. ''Bak sana kimi getirdim?'' ''Hoş geldin demeyecek misin Emre bana?'' ''Hoş geldin.'' dedim istemsizce. Gökhan'la aslında hiçbir problemim yoktu. Arkadaşlık ilişkilerinde problemin kökeni sadece bendim. Belki de kimseye bağlanmak istemedim. Köşktekilere bağlandım ne oldu, yanan ben oldum. ''İçeri alsana, niye kapıda tutuyorsun adamı?'' ''Hı tabi geç buyur Gökhan.'' pek alışkın olduğum bir durum değildi bu. Üniversiteden arkadaşlarımın hiçbiri evimi bilmezdi. Bir tek Gökhan arada sırada kapımı çalmıştır. Seyfi de oradan tanıyordu Gökhan'ı. Kısık bir sesle yöneldim Seyfi'ye: ''Sen mi çağırdın?'' ''Hee, ne var, evde deli mi olaydın dura dura?'' ''Sonra görüşeceğiz senle.'' ''Hıı hı!'' Gökhan içeriye girip meşhur kanepeme yerleşmişti bile. ''Arayıp sormuyorsun hayırsız. Telefonlarımı da açmıyorsun. İnsan sorar bu arkadaşım ne yaptı, nereye atandı, öldü mü, kaldı mı?'' ''Ya yoğundum, hayat meşgaleleri işte. Gördüğüm kadarıyla iyisin, çalışma yerin de İstanbul, bana kolaylıkla gelebildiğine göre.'' ''Evet, İstanbul'da doğu görevi olan bir yere atandım, inan hiç beklemiyordum. Sürpriz oldu bana. Seyfi haber verince sana geleyim dedim.'' ''İyi yapmışsın. Kahve yapayım sana, içelim beraber.'' ''Olur, içerim.'' ''Şekerli, şekersiz.'' ''Şekerli olursa sevinirim.'' ''Okey, hemen hazırlıyorum.'' dedim, başladım hazırlamaya. Gökhan da uzunca evimi inceliyordu. ''Niye bıraktın işi?'' ''Öyle gerekti.'' ''Sana birkaç özel ders ayarlayalım bir yandan da sınava hazırlanırsın olmaz mı?'' ''Şu an öyle bir düşüncem yok. Kafayı dinleyeceğim biraz. '' Gökhan tabloya doğru ilerledi, eline aldı. ''Ne kadar güzel bir resim, ne güzel çizmişsin. Ayrıca çizdiğin kız da çok güzel.'' ''Sağ olasın. Öyle gereksiz bir çalışma işte.'' ''Gereksiz diye mi ters astın, ben götüreyim o zaman?'' ''Gereksiz olabilir; ama bir anısı var. Götürmene izin veremem.'' aldığı şekilde geri astı duvara. ''Tamam, işte yerinde yine. Bu akşam ne yapıyorsun, var mı planın?'' ''Var.'' ''Ne peki?'' ''Sandviç yapacağım, çay demleyeceğim. Netflix'den birkaç film izleyeceğim. '' ''Hahah! Planlara bak sen. Hepsini iptal ediyorsun, akşam kulübe gidelim seninle.'' ''Gitmeyeceğim.'' gideceksin, gitmeyeceğim, gideceksin, gitmeyeceğim derken akşam kendimi gece kulübündeydim maalesef. ***** ''Yavaş iç yavaş.'' ''Bana ne oğlum, getirmeyeydin. Şimdi de yavaş iç deme bana.'' bardağın birini tık kafama dikip, diğerini istedim. Karşıda dizili kadınlar, uzun süredir beni görmedikleri için şaşkın şaşkın bakıyorlardı bizden tarafa. Yönümü özellikle o taraftan kaçırıp yeni bardakta yeni tatlar almaya çalışıyordum. ''Senin tayfa bakıyor bu tarafa, orta yaş grubu. Götürmeyecek misin birini eve?'' ''Saçmalama, hiçbiriyle yatmadım bu zamana kadar.'' ''Ne yaptın, satranç mı oynadın?'' bardağı masaya çarpıp ses tonumu yükselttim. ''Bana bak Gökhan tepemin tasını attırma, yatmadım dediysem yatmadım o kadar.'' ''Tamam ya tamam, sakin. O zaman farklı bir şey var sende , bu zamana kadar olmayanından. Lan aşık mı oldun yoksa ?'' bu sefer ses tonum daha alçak bir haldeydi. Yalan söylemekte zorlandığımı da herkes bilirdi. ''Yok öyle bir şey.'' ''Anlamıştım zaten, kim o şanslı kız. A yoksa resmini çizdiğin kız mı?'' ''Onu da nereden çıkardın?'' ''Anladım ben. Söylesene kim, nereli, ne yapıyor, nerede tanıştınız, hadi anlat merak ettim?'' ''Boş ver, anlatsam da boş. Olmayacak bir duaydı, zaten olmadı da .'' ''Lan yoksa öğrencine mi aşık oldun pu?'' ''Evet, oldum, olamaz mıyım? Benden 5-6 yaş küçük sadece ve seneye üniversiteli, tabi okuturlarsa. Beklerdim, okulunu bitirir öyle evlenirdim, bekle demesi bile yeterdi benim için. Demedi, git dedi.'' ''Sen o yüzden köşkten ayrıldın.'' ''Nişanlanıyor lan hem de istemediği biriyle, boş yere. Beni de kibarca, kendi lisanıyla kovdu köşkten. Ayyaş dedi bana.'' işaret parmağımla kendimi göstererek ''Bana bana düşünebiliyor musun bana?'' ''Ee değil misin zaten?'' ''Değilim tabi, orada gram alkol almadım hatta içme isteği bile duymadım; çünkü unutmak istediğim hiçbir şey yoktu o köşkte. Her anımı hafızama kazımak istedim. Her şey çok güzeldi, sıcacık bir ailem olmuştu. Şartsız şurtsuz, sadece ben olduğum için seven insanlar bulmuştum. Sigarama laf etti lan sigarama. Midesi bulanıyormuş hanımefendinin.'' ''Yani Emre sen de birinin ateşiyle öbürünü yakıyorsun be kardeşim, kız haklı yani.'' ''Yakmıyorum, en azından orada yakmıyordum. Lan ben sırf o rahatsız olur diye günlük yarım pakete düşürdüm sigarayı, bu ne demek biliyor musun? Neyse benim kafamı rahatlatmam lazım.'' ''Ne yapacaksın? Hop sana diyorum, rezil etme bizi burada.'' ''Yok lan azcık bağıracağım sadece.'' deyip attım kendimi sahneye. Aldım elime mikrofonu insanların şaşkın bakışları içerisinde. Döndüm vokalist kıza ''Güzel söyle, tamam.'' dedim ve: ''Başlıyoruz hep beraber 'Muhtemelen Aşk' söylemeye!'' (Müziği açınız) Muhtemel aşk için Attım kendimi Yolculuk nereye Bilmeden kendimi ....... Ahh! Muhtemelen aşk ....... Keşke çocuk kalsam Hiçbir zaman büyümesem Atsam kendimi yuvarlansam tepelerden Ah! Muhtemelen aşk ....... Ahh! Muhtemelen aşk ....... Muhtemel aşk için virane oldum Viran-ı aşk ömrüme Divane oldum ........ Bu arada Destina'yı düşünüyordum. Acaba canı yanıyor muydu? Ahmet'e alışmış mıydı? Sevmeye başladı mı? İçimdeki yangın, yanardağdan çıkan volkan lavları gibi şarkıyla dışarı çıkıyordu. Sahi Destina şu an benim hissettiklerimi hissediyor muydu? Ah! Muhtemelen aşk **** ''Hayır olmuyor olmuyor! Ne yapsam bu parça buraya oturmuyor.'' diyerek fırlattı binli yapbozu Destina. Her yere dağıldı parçalar. Bunu gören Ayşe Hanım hemen koştu yanına: ''N'oldu kızım?'' ''Yenge yapbozu ne yapsam da tamamlayamıyorum. Parçalar oturmuyor hiçbir yere.'' ''Kızım sen binli yapbozu bir haftada bitirirdin, olmayan yapboz mu başka şeyler mi?'' '' Yenge içim yanıyor, dayanamıyorum artık.'' diyerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı Destina ve devam etti: ''Emre Hocasız yapamıyorum, bir yanım eksik. Dayanamıyorum Yenge . Boğazımda bir yumru var sanki, gitmiyor hiçbir yere.'' ''Peki Ahmet ne olacak kızım?'' ''Bilmiyorum, inan bilmiyorum.'' ....... Aşık oldum sandım Hiç canım acımadan Bir tebessüm yüzüme Koşarken patikadan Ah! Muhtemelen aşk ........ Ahh! Muhtemelen aşk ........ Muhtemel aşk için Virane oldum Viran-ı aşk ömrüme Divane oldum ******** Gözümü yine Seyfi'nin kapı çalmalarıyla açtım sabaha. Nasıl sızmışsam açılmıyor mübarekler. Tak tak tak! ''Patlama Seyfi, Allah'ın bana özene bezene seçtiği cezası, kalbimin çöp tenekesi...'' Açtım kapıyı, gelen Seyfi'ydi ve yanında da Ayşe Hanım ile Destina. *******
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD