AYRILIK

2402 Words
★ ''Destina Destina! Lütfen kendine gel, lütfen. Destina! '' ''Destina, uyan kızım. Bak her şey bitti, güvendeyiz. Aç gözlerini.'' ''Rahmi Bey doktorumu çağırsak, kendine gelmiyor bir türlü. Saliha bileklere biraz daha kolonya dökelim.'' Kısa süren bir çatışmanın ardından köşke girmiştik nihayet. Destina'yı kucağımda nasıl girdirdim köşke bilmiyordum. Salonun ihtişamlı koltuğunun üzerine yatırdığım baygın bedenine öylece bakıyordum. Rahmi Bey ve Ahmet köşkün etrafına insanlardan zırhlar yapıyor; Ayşe Hanım, Saliha Anne ve Zehra ise kendilerini bile toparlayamadan Destina'nın etrafında pervane oluyorlardı. Neler yaşatıyordun baba bu insanlara? Korumalardan biri hafif yaralanmıştı. İnsanların hayatlarının pul gibi harcandığı bir alemde yaşıyorduk maalesef. İnsanlar başka birilerini korumakla para kazanıyor, Allah'ın verdiği canı onun canına siper ediyordu. Peki ben ne yapıyordum? Kurşunların özensizce etrafa saçıldığı anda, canımı Destina'nın canına siper etmekle meşguldüm. Çünkü geçmişin suçunu şu dakika sadece kendi üzerime yüklüyordum. Yavaş yavaş gözlerini açan Destina'ya baktım. ''Korkma bebeğim, geçti yavrum ,geçti bak, amcan gereken bütün önlemleri aldı. Haydi iç şu suyu da kendine gel.'' Kan ter içinde kalmış kızcağızın saçları yüzüne yapışmış, ince ince inen gözyaşları çenesinin boğumunda hafif bir su birikintisi oluşturmuştu. Geldiğimden beri ilk defa açık kalan saçlar yanaklarına yapışarak yine bir zindana kendini hapsetmişti. Bir yandan bana bakıyor, diğer yandan ise içini çekip duruyordu. Ben de karşısında ezilip büzülüyordum; çünkü yapan şahısların köşkteki temsilcisi bendim ve Destina'da bunu gayet iyi biliyordu. ''Saliha doktoru aramaya gidiyorum, sen de git sakinleştirici bir şeyler getir Destina'ya, Zehra kızım sen de babaanneye bak, o da korkmuştur şimdi.'' Bir anda salonda ikimiz baş başa kaldık. Yanına yaklaştım ve sadece ikimizin duyabileceği bir şekilde konuşmaya başladım: ''Destina, özür dilerim gerçekten, inan haberim yoktu. Bu kadar ileri gideceklerini asla bilmiyordum. Sana bir şey olacak diye çok korktum.'' Kızın gözleri nemli bir şekilde bana bakarken, çene ve dudakları titreyip, buruşarak gözyaşlarının yanaklardan daha kolay inmesine yardımcı oluyordu. Konuşamadı, dudakları birleşti, ayrıldı, yine birleşti, tekrar ayrıldı. İfade etmek istediklerini asla kelimelere dökemedi. Ağladı, ağlaması sessizlikten vazgeçip yüksek sesli yakarışlara geçti. Sarıldım ona sıkıca, ben sarıldıkça ağlaması ve yakarışları daha da arttı. Ben sarılıyordum; ama onun kollar kenarlarda yığılmış, yere inik vaziyetteydi. Sarılmıyordu, gücü yoktu, belki de istemiyordu. ''Tamam, ağlama artık. Korkma da. Bak amcan korumaları artırdı, herkes iyi. Ailene ve sana hiçbir şey olmadı, olmayacak da.'' Konuşuyordum ama nafile. Ağlama nöbetine girmişti. Kollarım arasında o titredikçe benim de içim titriyordu. ''Şş, tamam! Bak geçti, bitti. Ağlama artık.'' ''Bitmedi, bitmeyecek. Her şey daha yeni başladı. Biliyordum olacakları, hissediyordum her şeyi.'' ''Kendini yorma, toparlan artık, iyisin, herkes iyi.'' Sarılıyor, sarılmamın yanında kollarını da sımsıkı tutuyordum. Ben onun hüznüyle meşgulken odaya giren Ahmet'i ikimiz de fark etmemiştik. İçeri girmesiyle yakamdan tutması bir oldu. ''Kime sarılıyorsun lan sen, kime?'' tak yedim bir yumruk soluma, tam toparlanayım derken bir yumruk da sağıma. Yere düşecekken koltuktan tutunup doğruldum ve ben de ona patlattım bir tane en okkalısından. O bana ben ona başladık tokat, yumruk, tekme Allah ne verdiyse. Destina arada bizi ayırmaya çalışıyordu; ama nafile. ''Hocam, Ahmet Abi. Durun lütfen. Amca, yenge!'' ''Öldüreceğim lan seni, gel buraya!'' ''Buradayım lan, bak bakalım kim kimi öldürüyor. Hadi gücün bu kadar mı?'' İkimizde de yaklaşık dört ayın kini varmış meğer. O vuruyor, ben savruluyorum; ben vuruyorum o savruluyor. Nihayet zor olsa da ayırdılar bizi. Rahmi Bey ikimizi de aldı karşısına, korumalar ve köşk ahalisi eşliğinde başladı sorgulama. '' Bu ne edepsizlik? Başımızdaki dertler yetmiyor, kurşunlar az geldi bir de sizle mi uğraşacağız? Kim başlattı kavgayı?'' ''Efendim ben...'' Kendimi ifade bile edemeden Ahmet atıldı söze: ''Rahmi Bey sizinle köşkü emniyete aldıktan sonra içeri bir girdim, neyse...'' diyerek tamamlamadan kesti sözünü. Kafasını gözünü çevirerek ellerini beline ve saçlarına götürdü. Rahmi Bey sözü tamamlatmadan durur mu? ''Neyse ne Ahmet?'' tabi ben de hemen savunmalıyım kendimi, sanki bir suç işlemiş gibi: ''Efendim ben sadece Destina'yı teselli ediyordum, çok korkmuştu o kadar olay yani.'' ''O kadar mı, sadece o kadar mı? Rahmi Bey, sımsıkı sarılmıştı Destina'ya. Hadsiz, ne cüretle sarılıp teselli ediyorsun ha? Sana mı kaldı, söylesene teselli etmek ?'' tekrar atıldı üzerime, ben de ona, yine ayırdılar bizi. Rahmi Bey ise kaşlar çatık bir şekilde uyarmaya devam ediyordu . Çevremizde herkes gergin ve korku doluydu, bir de bizim kavgamızı çekmekle uğraşıyorlardı. Derken Ahmet asıl bombayı Rahmi Beyin önüne atıverdi: ' Rahmi Amca bu Emre denen, adamlar gelmeden önce bizi uyardı, Destina'nın üzerine atıldı.'' sonra da yine benim üzerime yürüyerek devam etti: '' Nereden biliyordun hı, söyle nereden biliyordun saldırı olacağını?'' İşte şimdi yandığımın resmiydi. Nereden mi biliyordum, doğruluk abidesi olan zatı-şahanem maalesef burada yalan söylemeliydi. ''Ee gördüm adamları! Arabadan silahlarını uzatırken gördüm ve hızla size seslendim.'' ''Bak bak bak görmüş bir de, kimi kandırıyorsun lan şerefsiz?'' ''Ahmet, sus artık!'' ''Susamam Rahmi Bey, ilk geldiği günden beri bir gariplik var bu adamda, izin verin ne gerekiyorsa yapayım .'' Oradan Ayşe Hanım söze atıldı. Destina'yı hızlıca odasına çıkarıp yanımıza gelmişti. Kavganın ortasında kalmaktan zorla da olsa Destina'yı kurtarmıştı, şimdi de beni kurtarıyordu. ''Hop, Ahmet orada dur; artık ileri gitmeye başladın. Duymadın mı? Adamları gördüm diyor. '' ''Ayşe Teyze adam görme olayı falan değil, anlık oldu zaten her şey. Araba gelmeden önce bağırdı ve biz öyle kurtulduk. Adamlar geldiğinde bağırsaydı birkaçımızı morga kaldırmıştınız zaten.'' Ne diyebilirdim ki, sonuna kadar savunmasında haklıydı. Öylece izliyordum Ayşe Hanımla olan konuşmasını. Biraz duraksadı Ayşe Hanım, göz ucuyla bana baktı, sonra Ahmet' e döndü. ''Yeter Ahmet, bu konuyu kapatalım artık, derdimiz başımızdan aşkın, boş yere kafamızı bir de sen doldurma.'' ''Ahmet herkes yorgun zaten, sonra konuşuruz bu meseleleri. Herkes odasına geçsin artık.'' ''Ama Rahmi Amca!'' ''Tamam sonra konuşuruz dedik, hadi dinlenelim artık.'' Ahmet iki parmağını gözlerine götürüp beni işaret ederek 'iki gözüm üzerinde' diyordu. Ben de patlayan dudağımdan sızan kanları sile sile odamın yolunu tuttum. Ne gün geçirmiştik ama? ********** Günler birbirini kovalarken köşkteki her bir birey de kendi yalnızlığını kovalıyordu. Kara bulutlar gelen kışla köşkün üzerine çökmüş, duvarların soğukluğu insanların yüzüne vurmuştu. Destina ile de o günden sonra epey bir süre ders işleyemedik. Ders işlediğimiz vakitlerde de boş boş önündeki kağıdı karalıyor, evet veya hayırdan başka cümle kurmuyor, dersin süresi bittiğinde ise sessizce odasına gidiyordu. Arada yine kek getiriyor, o üzülmesin diye Metpamid yuta yuta kekleri yiyor, ikinci tabağı istiyordum. Kış bahçesine ve ahıra gittiği vakit ise elime küçük yazı tahtamı alıp onun peşinden koşuyordum. Ders anlatma bahanesiyle yanında bulunmama rağmen asla beni dinlemiyor, hızlı bir şekilde işlerini halledip köşke dönüyordu. Babam ve halamı soracaksanız durmadan arıyorlardı ; ama ben açmıyordum. Ahmet ve Rahmi Beyin belirlediği kişiler haricinde köşkten kimsenin çıkmasına izin verilmiyordu. Buna ben de dahildim. Ahmet'le de asla aynı ortama gelmiyordum. O günkü kavgamızın üzerine, o da benden uzak duruyordu. Bugün de yine sıradan günlerden bir gündü. Ayşe Hanım kollarını birbirine dolamış, düşünceli düşünceli köşkün etrafında geziyor, eline örgüsünü almıyor, ara ara mutfakta takılıyor, bazen yemek yapıyor, bazen de sebepsiz pirinçteki taşları seçiyor, seçerken bile dalgın bir şekilde tepsiye bakıyordu. Saliha Anne, köşkün günlük işlerini yaparken arada gizli gizli yüzünden düşen damlaları silip Ahmet'e dalıyor , Necdet Amca ise hiç yapmadığı bir şeyi, Ahmet'i alıp sürekli ağaçların arasına çekip dakikalar boyunca onunla konuşuyordu. Ortamda en rahat Zehra'ydı. Köşke yapılan saldırının gerginliği onun da üzerindeydi; ama sınavlarını bitirmenin verdiği geçici bir rahatlık vardı yüzünde. Yani tek konuşulabilir durumda olan oydu. ''Ne yapıyorsun Zehra, nasılsın?'' ''İyiyim çok şükür, siz nasılsınız?'' ''Herkes ne kadar iyiyse ben de o kadarım işte.'' ''Hocam, biliyor musunuz bir hafta sonra Destina'nın doğum günü var.'' ''Ya, ne güzel! Ne yapmayı düşünüyorsunuz ona? '' ''Her sene sade bir törenle kutlarız kendi aramızda (etrafa manalı manalı bakarak) hem burada en fazla ne yapabiliriz ki?'' ''Tamam o zaman ben de bir şey alayım ya da yapayım, ya heyecanlandım bak.'' kıza bakarak ağzım kulaklarımda sırıtıyordum. Sonra gözlerim Ayşe Hanımla Destina'ya çevrildi. Necdet Amca ve Ahmet'in yanına doğru gidiyorlardı. Necdet Amca Ahmet ve Destina'nın omuzundan tuttu ve hararetli bir şekilde bir şeyler anlatıyordu. Ne hikmetse ortamda tek mutlu Ahmet'ti. ''Zehra, ne konuşuyorlar orada biliyor musun?'' Zehra'da baktı ve suratını astı. Sonra bana döndü: ''Ne konuştuklarını biliyorum; ama size söylemem.'' ''Neden?'' ''Bir nedeni yok. Bunu söylemek bana düşmez çünkü.'' ''Zehra, Destina'nın benim için ne kadar önemli olduğunu biliyorsun değil mi?'' ''Bunu görmemek için kör olmak lazım Hocam; ama bu ateşte yanan siz olacaksınız.'' ''Hangi ateşte yanacağım ben ya da kimin yaktığı ateşte?'' ''İçinize düşen kıvılcımın her tarafı sardığı ateşte... Neyse bu kadar muhabbet yeter, işlerimi halledip yarınki sınava hazırlanmalıyım.'' ''Konuşuyorduk ama ateş mateş daha ne konuştuklarını söyleyecektin.'' bana gülerek eliyle bay bay yapıp uzaklaştı ve ben de arkasından seslendim: '' İyi çalışmalar sana.'' ''Size de iyi yanmalar.'' Zehra bana ne demek istedi, Necdet Amcalar uzunca ne konuştu hiçbir şey anlamazken yüzümde ince gülümseme Destina'ya ne hediye vereceğimi düşünmeye başladım. Sanırım ne hazırlayacağımı bulmuştum. ******** Nihayet bir hafta geçmişti. Bugün Destina'nın doğum günüydü. Hediyesini de tamamlamıştım. Hazırladığım hediyem Destina'ya vermek istediğim mesajı simgeliyordu, Mavi kuşumun da odamda neşeli seslenişleri bana ayrı bir ilham kaynağı oluyordu. Fazla detaylı bir hediye değildi bu; ama benim için çok önemli bir mesajlar içeriyordu. Hemen paketleyip küçük bir notla Destina'nın kütüphanesine bıraktım. Tekrardan odama doğru gidecekken Saliha Annenin ağladığını gördüm. ''Anne, niye ağlıyorsun sen ya, görüyorum arada yüzünü siliyorsun gizlice?'' ''Yok yavrum, biraz önce soğan doğradım o kadar.'' ''Ya ben soğan göremiyorum ortamda.'' burnumu bir iki çektim ''Koku alma duyumu mu kaybettim yoksa, soğan kokusu da almıyorum, lütfen söyle ne oldu?'' gözyaşlarını elimle sildim ve omuzlarından tuttum : '' Eğer beni oğlun olarak görüyorsan söyle ne oldu sana bugün?'' ''Gönülsüz bahçeye gül dikiyoruz be oğlum, daha ne olsun, yorma beni de işine git.'' Hiçbir şey anlamadım dediğinden; ama sanırım kötü bir şeydi. İçime bir sancı çöktü ve odama geçtim. Köşkte herkes toplandı; ama beni davet eden kimse olmadı. Muhtemelen pastalar yendi, hediyeler verildi. İçimdeki sıkıntıyı bastırmak için Destina'nın hediyeyi aldığındaki yüz ifadesini aklıma getirmeye çalışıyordum. Derken elinde bir pasta tabağıyla Ayşe Hanım odama geldi. ''Nasılsınız bugün Emre Bey?'' ''İyiyim, teşekkür ederim. Siz nasılsınız?'' ''Ben de iyiyim çok şükür. Buyurun Destina'nın doğum günü pastası.'' ''Oo pasta severim, ama Destina getirse daha da severdim.'' Ayşe Hanımın yüzü düştü birden ve konuşmasına devam etti: ''Emre Bey, inanın sizi öz evladım gibi sevdim ve size değer verdim. Yaşadığımız korkunç olay yaşayacaklarımızın fragmanı belki de. Artık köşke öğretmen almayacağız, sizi de yeni bir yere yönlendireceğiz.'' ''Öğretmen almayacağız, yönlendireceğiz derken... Ayşe Hanım neler diyorsunuz?'' ''Emre Bey ailece bir karar aldık. Sizin de hayatınızı bizimle tehlikeye atamayız. Hem artık Destina Ahmet'le çalışacak.'' ''Ya Ahmet öğretmenlikten ne anlar, hem de ne sıfatla?'' duraksadı biraz, sonra da içimi kavuracak sözleri yavaşça söyledi: ''Nişanlısı sıfatıyla Emre Bey, nişanlısı.'' O günkü kurşunlar beynimi delip geçseydi şu anki cümleden daha az acı verirdi. Çivi gibi çakıldım olduğum yere. ''Nişanlısı... Ahmet... Ne ara? Ne alaka ya? Ayşe Hanım benim Destina'yla konuşmam gerek, hiçbir yere gitmem, gidemem. Ne olur Destina'yla görüştürün beni.'' ''Destina da razı, konuşuldu, karar verildi. Lütfen siz de yolunuza bakın. Alın şu kağıdı yeni başlayacağınız yerin adresi var, hem de bir selamımız yeter. Öğrenci de çalışkan bir çocuk. Kalma zorunluluğunuz da yok.'' ''Alın o kağıdı tekrar cebinize koyun. Benim Destina ile konuşmam lazım.'' ''Emre Bey!'' ''Destina ile konuşmam lazım dedim Ayşe Hanım.'' ''Peki, ondan duyunca daha da içiniz acıyacak. Çağırıyorum o zaman.'' ******* Açık kapıdan yavaş yavaş içeri girdi. Yüzü mahzun ve mutsuzdu. ''Kapat kapıyı!'' Emir komutumla hiç sesini çıkarmadan kapattı kapıyı, gözlerini yere dikti, öylece karşımda duruverdi. ''Ahmet'le nişanlanıyor muşsun, bu muydu hayalindeki hayat?'' ...... '' Bıkmadın mı bu zindandan, yetmedi mi çektiklerin? Güzel yüzün kalın duvarların ardında yeterince solmadı mı?'' ...... ''Ne yapacaksın, Ahmet'e çocuk doğurup onlara da mı aynı şeyleri yaşatacaksın?'' ....... ''Cevap versene Destina, bir şey söyle bana.'' ....... ''İstemiyorum de, amcam zorladı de, bir şey de bana.'' Önümdeki masaya bir vurdum ve yerde bulunan nesneye ne olduğunu bile fark etmeden bir tekme attım. ''Söyle dedim, söyle!'' Ağlayarak zorla da olsa cevap verdi: ''Korkuyorum, yapmayın böyle şeyler.'' Hakikaten aşmıştım kendimi, onun yanında ne olursa olsun böyle davranışlar sergilememem gerekiyordu. Hızlıca kendimi toparlayarak devam ettim. ''Tamam sakinim, söyle zorluyorlar mı seni, aslında istemiyorsun değil mi?'' ''Hayır, istiyorum.'' ''Nasıl ya nasıl? Nasıl kabul edersin böyle bir şeyi? Ya tamam bak Allah'ın bana cezası olan bu kalbin elbet de birini sevecek; ama Ahmet değil, anlıyor musun değil!'' ........ ''Bak o günkü olanlardan korktun biliyorum; ama ben seni korurum. Yeter ki sınavına hazırlan. Yurt dışına gücüm yeter mi bilemem; ama seni buradan kurtarıp, halam ve babamdan koruyabilirim gerçekten. Bana inan ve güven. Kendimi siper ederim; sana bir şey olmasına asla izin vermem.'' ''Siz beni koruyamazsınız ,asla buna gücünüz yetmez.'' ''Nereden biliyorsun?'' ''Köşke saçılan kurşunlara engel olabildiniz mi?'' ''Ama siper oldum, kendimden vazgeçtim Destina. Hem sen Ahmet'i sevmiyorsun.'' ''Sevmek zor bir şey değil, severim, alışırım ona.'' '' Sevemezsin, alışamazsın. Alışsan, sevsen bu zamana kadar olurdu zaten. Ya sen ona bir gün bana baktığın gibi bakmadın.'' ''Siz sadece öğretmenimdiniz, yengem için bakıcım, aileniz için de muhbir. Vasfınız bu ifadelerden öteye geçmedi.'' '' Yengen veya ailemi bilemem; ama senin için hiçbir zaman sadece bir öğretmen olmadım. Ben, senin her şeyin oldum, saklasan bile gözlerinde bunu hissettim.'' gözleri buğulu buğulandı ağzımdan dökülen sözcükleri duyunca. Sustu, cevap vermedi yine. ......... ''Tamam sevmedin, sevmiyorsun ve sevmeyeceksin diyelim; ama git şu içine ettiğimin üniversitesine hayatını kurtar, bu hapishaneden kurtul, nereye bırakıyorsan oraya koy gönlünü, sev bir iti; ama Ahmet değil, değil ya değil.'' ''En doğrusu bu. Ahmet Abiyle ...yani Ahmet'le olmak zorundayım.'' '' Hiçbir şey yapmak zorunda değilsin, hele Ahmet'le olmak asla.'' ''Yenge ve amcama vefa borcum var ve şu an istekleri bu, ben de borcumu ödüyorum.'' ''Ne borcu ya, asıl onların sana borcu var. Hayatının yanlışını yapıyorsun Destina.'' ''Hayır, en doğrusunu yapıyorum.'' '' Doğru kime, neye göre? Kendini bile bile ebedi hapse tıkıyorsun, farkında mısın?'' ''Uzatmanın anlamı yok. Siz de kendi yolunuza bakarsınız. Hem sizinle ilgili tüm gerçekleri bile bile anlattığınız dersleri dinleyemem. Bunu beklemeyin benden. Ayrıca ...'' duraksadı bir süre. Söyleyip söylememe de kararsız kaldı; ama keşke söylemeseydi. ''Ayrıca ne?'' ''Ayrıca normalde alkol alan birisiniz. Burada almamanız bu gerçeği değiştirmez. Çok sigara içiyorsunuz, yanınızda kokunuzu içime çektikçe midem bulanıyor.'' Yıkıldım, kırıldım; artık kal dese de kalmazdım. Bu sözcükler kaldırabileceğimin kat kat üstündeydi. ''Peki! Ama son sözlerimi iyi dinle. Senden gram sevgi beklemedim. Asla davranışlarına anlam yüklemedim. Sen de ne gördüysem koşulsuz kabul ettim. Benim bildiğim sevgi, değiştirmek veya değişmek değil, olanı olduğu gibi kabul etmektir. Her zaman insanların dış yüzüne değil, gözlerinden yansıyan içine baktım Destina. Yüzüme her dudak buruşturarak baktığında ne kadar içim acıdı biliyor musun? Bundan sonra çevrendekilere şekline göre değil de içindeki güzelliklere göre muamele et olur mu?'' ........ ''Ayrıca doğum günü hediyen kütüphanede , Mavi Kuş ise sen de kalsın. Zamanı gelince salarsın. Onu da kendin gibi hapsetme, sakın.'' ''Hoşça kal...'' (Kütüphanedeki hediye ve kağıda yazılmış bir not: BİR MAVİ KUŞUN ÖZGÜRLÜĞÜYDÜ SANA DAİR DİLEĞİM SALIVER SAÇLARINI RÜZGARA, GÖRDÜKÇE ŞENLENEYİM...) EMRE... ***** SAĞLICAKLA KALIN..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD