Bugün ders işlemeye hiç niyetim yoktu. Ayşe Hanımdan iznimi alıp odama yayıldım ve hiç dışarı çıkmadım. Müzik eşliğinde resim çizmek beni kendime getirirdi herhalde. Bugün de kovulmaya dair 'Gitmelisin' kelimesini duymak istemiyordum. Bunun için en iyisi ortada olmamaktı. Açıkçası Destina ne durumda merak ediyordum; ama onu görmeyen sahip bir güçte de değildim. O kendisiyle baş başa kalmalıydı, ben de kendimle kalmalıydım. Açtım müziğimi, elimde sert bir kahve; en siyahından ve acısından, bana dün geceyi anımsatacak cinsten. Aslında sert bir içkinin şu an avuçlarımın içindeki fincanda olmasını isterdim; ama sanırım artık içkiden de vazgeçiyordum, birçok şeyden vazgeçtiğim gibi.
Her gün yeni bir şeylerden vazgeçiyorum
Dün de canımdan vazgeçtim sonuna kadar
Değersin her bir saat yeniden ölsem de
Kaldı ki ben kimim ki ölmüşüm kalmışım...
Şarkılar bazen daha anlamlı geliyordu insana. Zamanında yurdun soğuk odalarında aile kavramından vazgeçmiştim. Hiçbir zaman aile kurmaya dair hayal kuramadım bu yüzden. Ev kavramım da olmadı, hiç misafir ağırlamadım mesela. Kaldığım ev benim için yağmurdan, güneşten koruyanım, kardan, buzdan kıçım donmasın, gece sızayım o kadardı yani.
Matematik Öğretmenliği bölümünü okurken üzerime planlar kurulunca öğretmenliğimden de vazgeçtim. Köşkten ayrılınca mesleğimi ne kadar yapabilirim koca bir soru işareti. Hıh! Şimdi de pek yapabildiğim söylenilemezdi. Artık yavaş yavaş yaşadığım şehirden de vazgeçiyordum. Eğer buradan kovulursam, Rahmi Bey kafama mermiyi sıkmazsa tabi, doğru başka bir şehre ya da ülkeye kaçardım. Belki de bir arkadaşımın yanına. Lan Emre arkadaşlarından da vazgeçtin ya sen, sahi kaç arkadaşım vardı benim? Sigaran bitmiş yak bir tane. Bu aralar baya azalttım, sanırım sigaradan da vazgeçiyorum.
Peki Destina'dan vazgeçebilir miyim? Dün ondan vazgeçip de mi anlattım gerçekleri, yoksa kendimden mi vazgeçtim? Ne güzel diyor şarkıda Çelik Abi 'Can fazla gelir sen varken hücrelerimde' gerçekten artık canım da fazla geliyor, gerçi ondan çoktan vazgeçtim.
Affedersin halime itiraz etsem de
Can fazla gelir sen varken hücrelerimde
Haykırırım isteyenin bir yüzü kara
Vermeyenin nur olsun böyledir bizde
Neyse biraz da resmime odaklanayım. Az kaldı, bitmek üzere. Son dokunuşlarımı yapıyorum. Bu resmi kendim için çizdim. Kızla bir fotoğrafım bile yok, bari kendimle bunu götüreyim. Kimseler görmesin diye de nasıl saklıyorum ama. Bazen fırçamdan kıskanıyorum o derece yani. Saçları düz mü dalgalı mı, kızıl mı kumral mı? İnanın ona her bakışımda ayrı bir detay yakalıyorum.
Köklerinden omzuna kadar düzken sonra omuzunda dalgalanarak iniyor aşağıya. Yağmur yağarken gördüm de rüzgarda savrulurken hiç görmedim saçlarını açık bir şekilde. Eğer görsem böyle olurdu herhalde. Teni mi? Beyaz hem de bembeyaz, az bi ben var yüzünde tek tük, yoksa çil mi onlar? Ama nasıl da yakışıyor güzelliğine.
Dudakları koyu pembe ya da kırmızı bilemedim şu an. Bazen kıpkırmızı oluyor, ısırıyor mu acaba arada? Yoksa soğuk çalması mı? Emre Emre kız soğuğa mı çıkıyor sanki? Salak kızın dudağına bakınca yapışmaktan başka bir şey düşünmediğinden rengini seçememişsin; ama koyu bir renk. Ya yanakları? Nasıl pembeleşiyor utanınca? Makyaj yapmıyor değil mi, allık falan sürmüyor galiba.
Gözleri, ah gözleri nasıl da kocaman? Dünyayı bir bakışta görür o iri iri gözlerle. Kirpikleri ya, ilk bakışta uzunluğu belli olmuyor açık renkte olduğu için; ama bir rimel sürse varya of ki ne of... Yay gibi, yüreğime yüreğime vurur. Gözlerinin içi buğulu buğulu, içine işliyor insanın. Gülünce ya hafif kısılması, yanağında küçük küçük oyuklar oluşması hem de iki yandan. Çenesi yapısı o kadar zarif ki, çizerken en ince fırçamı kullandım kıvrımı bozulmasın diye. Saçlarını az bir kısa çizmişim; ama olsun. Sizce bu kızdan vazgeçebilir miyim?
Öyle bir yaşamak ki, ne türlüdür sorma
Uzakta yaşamak, yakınlardan yakın
Şimdi bir tek şey kalmış becerebildiğim
Bir sevgi bir sevmek var gönlümün içinde...
Hah! Her yerim boya olmuş, kot pantolonum, tişörtüm, elim, avucum, parmak ve tırnaklarım. Elimden gelse şu an hayatımızı da rengarenk boyardım. Zaten artık tek resim çizmeyi becerebiliyorum bir de Destina'yı sevmeyi. Uzakta yaşasam becerebilir miyim acaba sevmeyi? Gözden uzak olan gönülden de uzak olur derler, doğru mu acaba bu söz? Gitsem ikimiz için iyi olur mu, unutabilir miyim onu? Hayatımdan hiç geçmemiş gibi geride bırakabilir miyim? Ya ona bir zarar verirlerse, ya dünden daha fazla incinirse, gözlerindeki pınarlar kurumadan yeni pınarlar gelirse? Belki Ahmet ona iyi gelir, korur her şeyden onu. Ah Emre saçlarını boya ettin, ne diye sinirden elini saçına sürüyorsun böyle. Düşündün sadece, olmadı öyle bir şey. Hem Destina Ahmet'i istemiyor, annesi de buna müsaade etmez.
Kapım çalıyor, kim ki şimdi gelen?
''Kimsiniz?''
''Hocam girebilir miyim?''
Allah'ım Allah'ım, ne olur şimdi olmaz, olamaz? Niye geldi ki?
''Müsait değilim? Sonra görüşsek?''
Emre normalde havalara kadar zıplayıp, güle oynaya kapıyı açardın, düştüğün hale bak. Resmi ne yapacağım şimdi, nasıl saklayacağım?
''Lütfen, çok vaktinizi almayacağım.''
Lütfen diyor ya!
''Tamam, dur da.''
Kızı bekletiyorum, ben Destina'yı bekletiyorum. Tarihe geçecek bir olay. Resmi alayım şuraya koyayım, yok buraya koyayım, olmuyor, kurumadı da hem. Ne yapayım, hıh battaniyeyi üzerine atayım. Evet, oldu sanırım. Git Emre, kız vazgeçmeden kapıyı aç.
Kapıyı hemen açtım, öylece gözlerine bakakaldım. Çok, hem de çok şaşkındım. İçeri buyur edemedim, dilim lal oldu sanki.
''İçeri almayacak mısınız?''
''Ha tabi, gel buyur.''
Etrafa baktı yine, sonra bana döndü, uzun bir sessizlik ve bakışmanın ardından ikimiz de aynı anda:
''Şey!''
''Ben!''
''Siz başlayın.'' diyor ben de ''Sen başla.'' diyorum.
Konuşmayı başlatacak taraf olmaya karar verip sözü devraldım:
''Amcanlar işe gitti herhalde.''
''Evet gittiler.''
''Zehra, kapı da mı?''
''Yok, onun bugün sınavı var, arkadaşına çalışmaya gitti, sonra üniversiteye gidecekmiş.'' bana uzun uzun açıklamalar yapıyordu ne sorarsam. Destina'nın bu halini rüyamda görsem hayra yormazdım vallahi.
''Ayşe Hanım ve Saliha Anne ne yapıyor, çarşıya mı gittiler?''
''Hayır, köşkteler.''
''Ama sen rahatlıkla geldin buraya.''
Ee Emre amma uzattın! Gelmişse gelmiş işte, ne var bunda? Hem sevinmen lazım bu duruma.
''Yengeme söyledim, haberi var burada olduğumdan.''
İlk defa odamdaki koltuğa baktı; ama benim gibi bir öküz oturmaya davet edip ona koltuğu göstermedi. Nasıl aklıma gelsin ki, şu an şokun şokunu yaşıyordum.
''Oturabilir miyim?''
'' Tabi, buyur.'' koltuğun üzerindeki kül tablamı kaldırdım ve Destina'nın oturmasına hazır hale getirdim. Odamda birkaç dağınıklıktan başka hiçbir kusur yoktu, ha bir de battaniyeye sarılı tablo ile içi dağınıkça açık olan yatağı saymazsak.
''Dün konuştuklarımızdan çok etkilendim; ama kafamda oturmayan şeyler var.''
Hay o güzel kafana senin, bu zamana kadar ne oturdu ki zaten. Biz erkekler dümdüz düşünürken kadınların kafa yapısı İtalya'daki Masone Labirenti mübarek. Bana biri anlatsa dün anlattıklarımı 'Bunu nasıl yaptın baba?'' diye ağlar olayı kapatırdım. Bu kızın zekası bana göre fazla hem de çok fazla.
''Ne o oturmayan şeyler? '' Boğazımdaki adem elmasım yutkunmamın etkisiyle inip kalkarken acaba yine ne soracak, hangi öküzün altından hangi buzağıyı arayacak diye düşünüyordum.
''Kağıtta birine sesleniyordu, yani bana yaptıklarının aynısını yapacağım diyordu. İnsan ölmüş birine niye böyle desin ki? Nefesindeyim diyor, yaşayan birinden bahsediyor.''
Emre Emre aklına turp sıkayıp Emre! Neden düşünmeden konuşursun ki, ne diyeceksin şimdi, hadi bakalım çık işin içinden çıkabilirsen.
''Hımm bilemedim ki, belki tek baban değildir bunu yapan, başka birileri de vardır olamaz mı?''
Kızın yanında inandırıcı cümleler kurarken diğer yandan elime, koluma ve ayaklarıma hakim olmaya çalışıyordum. Yalan makinesi gibiydi mübarek, her an ötecek diye korkuyordum.
''Hayır, bizzat yapana seslenmiş sanki. Bu sabah amcama verdim notu, sapsarı kesildi, eli ayağı titredi. Yapana baban demeseniz amcamdan şüpheleneceğim, size olayı yanlış anlatmış olabilirler mi?''
Saf saf Destina'ya baktım, ne cevap vereceğime dair fikrim yoktu. Direkt lafı değiştirmek geldi aklıma:
''Yine siz diyorsun.''
''Lafı değiştirmeyin lütfen, o sinirden olan bir durumdu. Öğretmenime nasıl sen diyeyim. Hem soruma cevap verin?''
Sinirden değil de samimiyetinden ve sevginden sen demeni isterdim ama neyse. Düşün Emre düşün seri bir şekilde, evet buldum sanırım:
''Babaannen, babaannen olmasın notun muhatabı. Belki babanla halamın evlenmesini o istememiştir, olamaz mı?''
Babaanne aklıma nereden geldi bilmiyorum, bir bok mu yedim, ne ettim hiçbir fikrim yoktu. Destina ise halıya bakarak uzunca düşündükten sonra koltuktan kalktı, sanki bir bilmeceyi çözmenin heyecanıyla seslendi:
''Buldum , evet buldum.''
''Neyi buldun?''
''Babaannemin yıllarca 'Senem Senem' diye seslenişinin nedenini. Demek ona yaptıklarının ıstırabını çekiyor içinde. Amcam da gerçekleri bildiği için öyle tepki verdi.''
''Hıh aynen öyle oldu ya.'' ben de şom ağzımla az kalsın amcasının babası olduğunu da haykırmadan olayı kapatmanın zevkini yaşıyordum. Biraz ona karşı üzgün takılsam da içimde halaylar çekiyordu duygularım.
''Bitti mi kafandaki sorular?''
''Tam değil, ama biraz dinlenmeliyim? Dünden beri çok yıprattım kendimi.''
''Yıpratma sen de, geçmişte olmuş bitmiş, sen geleceğe bak, dersine odaklan.''
'' Odaklanayım da nasıl, söyleyin bana? Bu kadar bela varken başımızda bir de siz varsınız tabi.''
''Ben derken, lafı yine gitmeme getireceksin.''
''Gitmeniz gerekmiyor mu? Geliş amacınızı öğrendim sonuçta, bu saatten sonra nasıl ders çalışmamı beklersiniz ki sizinle?''
Ben kıza 'Bana sen de' derken sizler havada uçuşuyor, gitmeme dair naralar atıyordu. Benimki de yani yüzsüzlüğün daniskasıydı. Kız günlerdir defalarca kovuyor, bense senin düşmanının soyundanım deyip kalacağımı söylüyordum.
''Destina, sana hiçbir şey yapmayacağım, sadece dersini çalışacaksın ben de seni olası kötülüklerden koruyacağım. Bırakacağız halam, baban ay yani amcan (oh daha fazla toparladım yine) ne yaparsa yapacaklar. Biz alttan işimizi göreceğiz.''
''Bilmiyorum, ne yapacağımı inanın bilmiyorum.'' Gözlerini pencereme doğru çevirdi ve epey bir süre bakakaldı. Üzgün hali zorla da olsa anlık neşeye çevrildi:
''Az az kar yağıyor, bakın.''
''Evet, umarım tutar yerlere.''
''Ay evet. Biliyor musunuz, karda sucuk mangalı çok severim?''
Yüzündeki tebessüm o kadar güzel ve masumdu ki bu haline bakınca anlamsızca sırıttım.
''Kar tutsun, yapalım biz de mangal.''
''Ya gerçekten yapar mıyız? '' Ellerini birbirine sürttü ve gülüşüne eşlik eden gamzelerle gözlerimin içine baktı.
''Yaparız canım, neden yapmayalım?'' Sonra odanın ortasındaki battaniyeye sarılı ilginç nesneye gözlerini çevirdi:
''Ya geldiğimden beri soracağım da soramadım, bu ne?''
''Ney ne?''
''Bu ya battaniyeye sarılı ayakta olan şey.''
Aha Emre, oğlum asıl şimdi rezil oldun, hazırla lan bavulu!
''Hiç ya öyle bir şey işte.''
''Tiner, yağlı boya kokusu falan var. Resim mi yaptınız, ay ne olur bakayım?''
''Sonra baksan, daha bitmedi.''
''Ama lütfen, kıracak mısınız beni?''
''Seni kıracağıma kafamı kırarım; ama bunu gösteremem, kesinlikle gösteremem.''
''Hocam, ne olur ya!'' dedi ve battaniyeyi hızlı bir hareketle açtı, bense:

''Hayır Destinaaa, hayır!'' dememle kaldım. Resme şaşkınca uzun bir süre baktı baktı. Sonra bana doğru döndü gözlerimin içini iyice süzdü. Uzun bir süre hiçbir şey söyleyemedi, ben ise boynuma kadar kızarmış, sevdiği kıza yazdığı küçük notlar yakalanmış ortaokul öğrencisi gibi suçlu suçlu yanında kalakaldım. Titreyen dudaklarından yavaşça iki kelime çıktı:
''Beni çizmişsiniz.'' bense ne diyeceğimi bilemeden mahcup bir eda ile cevap verdim:
''Evet, seni çizdim.''
''Peki de neden beni çizdiniz?''
''Hani git diyordun ya, gidersem elimde bir fotoğrafın bile yok, senden bir hatıra kalsın istedim öylesine.'' baktıkça bakıyordu gözlerime, içimse ayrı bir tuhaf oluyordu şu an. Sonra dudakları tekrar hareket etmeye başladı.
''Niye yan profil çizdiniz, yani size bakarken değil de böyle yandan?'' yakın olan bedenimi ona daha da yaklaştırdım, gözlerinin en derinine doğru baktım ve içimden ne geçiyorsa söyleyiverdim:
''Seni bana bakarak çizemezdim; çünkü benim fırçamın gücü buna yetmezdi ve eğer bir gün gidersem bu resme yani o gözlere asla bakamam.'' diyebildim.
Başını eğdi, yanakları sıcak sobanın yanında oturmuş gibi kıpkırmızı oldu ve ''İyi günler'' diyerek yavaşça odamı terk etti.
******
Destina odamdan gitti ve ben saatlerce öylece resme bakakaldım. Battaniyeden biraz dağılmıştı renkler. Olsun toparlardım.
Dışarı baktığımda yerin karla kaplandığını gördüm. Saliha Annenin yanına gittim ve akşama ne yiyeceğimizi sordum.
''Oğlum, hasta değil miydin, dinlensene biraz daha.''
'Yok Saliha Anne iyiyim ben. Akşama yaptığın yemekleri koy dolaba, Ben sucuk ekmek alayım da bir mangal yapalım olmaz mı ha?''
''Nasıl istersen oğlum. Necdet Amcan da közü hazırlasın o zaman''
''Tamam Anacım ben korumalardan biriyle inip malzemeleri alayım olur mu?''
''Olur oğlum, ben de Ayşe Hanıma haber vereyim.''
''Tamamdır o vakit.'' dedim korumalardan biriyle alışverişi yapıverdim. Tarifsiz bir heyecan vardı içimde. Yav bir sucuk ekmek anca bu kadar yoğun duygular yaşatabilirdi insana. Aynı zamanda da Saliha Anneye 'Anacığım' demenin lezzeti vardı dudaklarımda. Geldiğimizde sağ olsunlar her şeyi hazırlamışlardı. Destina ilk defa saçlarını açarak inmişti aşağıya, üzerine de resimde çizdiğim şalını almış, siyah triko elbisesini giymişti. Ne de güzeldi.
Tüm korumalar, köşkteki herkes aşağıdaydı. Kurulmuş masada, pişen sucukları ekmekle gömüyorlardı mideye. Bir Asuman Babaanne yukarıdaydı. Rahmi Bey ve Ayşe Hanım da bu ziyafetten o kadar mutlu olmuşlardı ki bu mutlulukları yüz ifadelerinden gayet net okunuyordu. Biraz Ahmet memnun değildi; onu da takan yoktu. Bir yandan pişirip diğer yandan da ekmeğimi yerken telefonumun titreşim sesiyle irkildim ve babamdan gelen mesajı okumaya başladım:
'' Neredesin, arıyoruz ulaşamıyoruz sana. Hemen bir köşeye çekil ve kendini emniyete al. Ateş edilecek köşke.''
''Destina!''
Ekmeğimi fırlattığım gibi Destina'ya koştum. Başından tuttuğumla masanın altına aldım ve üzerine kapandım. ''Herkes masanın altına geçsin ''diye bağırdım ve kurşunlar vız vız etrafa saçılırken ben kucağımda yığılan Destina'nın sapsarı kesilen yüzüne bakmakla meşguldüm.