Bazen insan hayat dursun ister, dursun ki saatte akrep ve yelkovan tik tak seslerine ara versin, dinlensin. Onların da mola verme hakkı olmalı değil mi? Yaşamım boyunca sadece bir dilek hakkım olsa ve gerçekleşeceğini bilsem biraz önce geçen zaman diliminin ömrümden silinmesini isterdim. Benden altı yaş küçük olan, öğrencim dediğim ama asla o gözle bakamadığım bir kızın elinde hacıyatmaz oyuncağı gibi düşüp düşüp kalkmaktan artık yoruldum. Sabır eğer cennete götürürse bu işin sonunda cennetliğim Allahualem.
Donup kaldığım şu saniyelerde elimdeki zarfı açıp bakmadan, içinde ne yazdığına dair hiçbir fikrim olmadan, direkt suçluluk psikolojisine bürünerek yatağıma öylece çakılı kaldım. Beynime gelen 'Lan zarfı açıp bir baksana!' komutuyla şimşekler bir anda odamı aydınlattığında anca zarfı açtım.
''Sağında, solunda, önünde, arkanda; kısaca her yerdeyim.
Bana yaptıklarını aynısıyla ödetmeye geldim.
SENEM''
Yataktan fırladığım gibi dışarı attım kendimi. Köşke ulaşmak üzere olan Destina'nın kolundan tutup odama doğru sürükledim. Kolunu ellerimin arasından kurtarmak için büyük mücadele verse de nafileydi. Şu anda yüreğimin ezilmesi Destina'nın kolunun parmaklarımın arasında ezilmesinden daha acı vericiydi.
''Bırak kolumu.''
''Konuşacağız seninle.''
''Ne konuşacağız? Bırak kolumu dedim sana!''
İnada inattı artık, mücadeleyse mücadele. Neyi, ne kadar bildiği umurumda değildi. Ne kadar dirense de odaya ulaştık, onu içeri fırlattım ve kapıyı kapatarak önüne geçtim.
''Çekil kapının önünden yalancı, düzenbaz adam. ''
''Konuşacağız dedim o kadar.'' Şimdiye kadar asla bakmadığım sertlikte Destina'ya baktım. Korkuyor muydu? Hayır; ama yüzünde belli bir tedirginlik vardı.
''Seninle konuşacağım hiçbir şey yok. ''
''Var, hem de çok şey var. Gizli bir kinin var bana karşı. Ne yaptım ben sana, hı? Söylesene ne yaptım?''
Omuzlarından tutacağım vakit kollarını ellerimden kurtardı.
''Ne mi yaptın? Evet daha hiçbir şey yapmadın. Eğer fırsat verirsek de çok şey yapacaksın. Köşkte işi garantiledin ve hemen çalışmalarına başladın.''
''Ne çalışması ya? Ya bu dünyada ailene ve sana en son zarar verecek insan benim daha tanımadın mı beni Destina?''
''Gayet iyi tanıdım seni. Zarfta da notla her şey açık açık ortada. Muhbirlik yapmaya gelen yalancının birisin.''
''Bu zarfta bana dair hiçbir şey yok?''
''Çekil kapının önünden dedim ,senin gibi birine hiçbir açıklama yapmak zorunda değilim. Konuşmam gerekenleri gereken kişilerle konuşacağım.''
''Birincisi küçük hanım buradaki notta beni suçlu çıkaracak zerre bilgi yok. İkincisi ben net olmayı severim, kafanda kurgular oluşturup da benim üzerime yürüme. Neyse derdin söyleyeceksin artık.''
''Sana söyleyeceğim hiçbir şey yok dedim. Çekil kapıdan ya bağıracağım az kaldı.''
''Bakıyorum da artık siz sen oldu ha, öğretmenlik kavramı ve gösterdiğin saygı bitti öyle mi? İyi ben de ona göre davranırım sana.''
Yanına doğru yanaştım, o da uzaklaştıkça uzaklaştı. Ben yaklaştım o uzaklaştı derken duvara iyice yanaştı; artık kaçacağı hiçbir nokta kalmamıştı. Dayadım elimi duvara iyice hapsettim bir kafes gibi, eğildim eğilebildiğim kadar.
''Zaten bu öğretmenlik boynumu büken ağır bir yüktü, beni özgür kılarsın böylece.''
Mahcup gözlerle gözlerimin üzerinde gezinirken yanaklarına da alın daha da alı ekleniyordu. Ses tonu bu sefer düştü ve senler yine size dönüştü.
''Siz neden özgür değilsiniz ki? ''
Dudağına bastırdım parmağımla:
''Şşşşş! Sakın, sakın bir daha siz deme. Geri o yükü bana yükleme.''
Bir kızın yanında bir erkeğin ağlaması ne kadar zordur biliyor musunuz? Ağlayamadan gözlerim dolu dolu baktım gözlerine. Gözyaşlarımı yine içime içime akıttım. Bağırmak üzere olan, dışarı çıkmak isteyen hırçın kız birden niye sakinleşti anlam veremeden öylece baktım. Sonra tekrar dışarı çıkmak için bir hamle yaptı ve ben kollarından tutup sıkıca tekrar yasladım duvara.
''Kollarım acıyor.''
''Affedersin!'' dedim, ne kadar sıktığımın farkında bile değildim. Gözleri gözlerimin içine içine baktığında kaşları ortada çizgi oluşturacak şekilde çatılıp aynı zamanda şefkat gösteren bir hal aldı. Evet, bir tek ona, şu an ne sorarsa gerçekleri söyleyebilirdim.
''Siz kimsiniz?''
''Ne olur siz yok artık?''
''Tamam; ama dürüstçe tüm sorularıma cevap vereceksin. Niye buradasın, seni kim gönderdi?''
Parmaklarımı saçlarıma daldırıp elimi belime koyarak odada gezinmeye başladım. Benden bir açıklama bekleyen biri vardı karşımda. Ben ise neye nereden başlayacaktım bilemiyordum. Gerçeklerin ne kadarını söyleyeceğimi bilmiyordum.
''Benim hakkımda ne biliyorsun?''
''Gösterdiğiniz kadarını, bir de hissettiklerim.''
''Siz yok demiştim.'' Koltuğu gösterdim.
''Otur da öyle konuşalım.''
Kapıya doğru bakarak sanki 'anlatacaklarını anlat da hemen çıkacağım gibi' baktı.
''Böyle iyi.'' dedi. Ben ise kafamla onaylayarak yatağıma oturdum. Sakinleştiğim anda konuşmama devam ettim.
''Hissettiklerin neler, şüphelerin mesela, tek tek sor cevaplayayım. Cevaplayayım da anlamsız zıtlaşmamız bitsin artık.''
''Tamam, başlıyorum. Öz geçmişiniz...''
''Şşşş siz yok.''
''Of tamam öz geçmişin ile gerçek bilgilerin neden tutarlı değil?''
Öz geçmişimde ne yazdığına dair en ufak bilgim yoktu, okumaya bile gerek duymamıştım; ama bu soru basitti hemen toparlayabilirdim olayı.
''Tutarlı olmayan şeyler ne mesela?''
''Yabancı dil İngilizce ve Fransızca yazıyor; ama Fransızca bilmiyorsun.''
''KPSS'yi kazanamamış biri olarak işe ihtiyacım vardı, ben de ona dair buraya girmemi kolaylaştıracak küçük yalanlara başvurdum.''
''Girmeni kolaylaştıracak küçük yalanlar ... Niye cevap verirken ayakların oynuyor, elin ensende, yüzünde haritalar çiziyor?''
Durdurdum elimi, ayağımı. Bu kızın zekası beni her geçen gün daha da kendine bağlasa da yoruyordu bazı zamanlar.
''Yahu sana ne elimden ayağımdan Allah Allah, düzgünce sor ne soracaksan?''
Öfkelendi birden, ses tonunun sertliği belirginleşti, sorular daha zor yerden gelmeye başladı:
''Salep içerken gelen kadını nereden tanıyorsun?''
Haydaaa! Nelere dikkat ediyor bu kız? Tanıdığımı da nereden çıkardı?
''Hangi kadını?''
Kapıya doğru koşarak odayı terk etmeye çalıştı; ama kapıyı kapatıp önüne geçerek yine gitmesine engel oldum.
''Yalan söylüyorsun? Gideceksin buradan, seninle ders çalışmak istemiyorum.''
''Dur bir dakika!'' eliyle beni çekiştirip odadan çıkmaya çalışıyordu ben ise verdiğim cevaba pişman olarak doğruları haykırmak istiyordum. Tam o sırada:
''Destina, lütfen dur. Konuşalım biraz daha. Hem daha ne sordun da ne öğrendin ki ?''
Ben yalvar yakar peşinde çabalarken kapı çalındı ve ikimizde irkildik.
''Destina çabuk amcanla yengen geldi, hemen köşke gelmelisin.''
Gelen Zehra'ydı ve Destina'nın buraya kolaylıkla gelebilme nedeni anlaşılmıştı. Tam telaşla odamdan çıkacakken kolundan çektim yine.
''Gece üçte odandayım, tüm sorularını cevaplamak için.''
İki gözünü gözlerimde gezindirdi.
''Kütüphaneye gel.'' dedi ve büyük bir yangının içine beni atarak köşke doğru yol aldı.
Şu an odamı terk etmesine bile dayanamazken nasıl onu bırakıp gidebilirdim. Kıpkırmızı, pancar gibi olmuştum, ayaklarım takır takır yere çarparken elim diğer elimi eziyor, parmaklarım birbirine işkence ediyordu. Ya kıza doğruları söylesem halama, babama ne diyecektim; ya Rahmi Bey ve Ayşe Hanım ne yapacaktı? Of en fazla beni vururlardı da ölürdüm ya. Öleyim ya vallahi öleyim, daralıyorum artık ya! Aç bir sigara be Emre! İçini yakmaktansa sigaranın küllerini yak savur etrafa.
******
Gecenin üçüne on kala, yani buluşmamıza on kala, belki de hayatımın bitimine on kala, kar havasının hakim olduğu buz topraklara basa basa, nefesimi derin derin alıp vererek ilerledim köşke. Ağır vücuduma rağmen tüy hafifliğiyle merdivenleri çıktım. Kütüphaneye geçtim usulca. Ayın düşen ışığıyla oda zorlukla aydınlanıyordu, inanın içimde o kadar ışık yoktu. Evet, hazırdım sanırım tüm gerçekleri Destina'ya söylemeye. Belki de bu bir veda konuşması olurdu bilemiyorum; ama gerçekleri haykırmalıydım bu gece.
Hayat gerçekten ağır geliyordu bana artık. Verilen sorumluluklarla, kaldıramayacağım sözleri vere vere kendi kendimi bitirdim. Bu gece belki doğru bir geceydi hayatı sağlam bir yere bırakmak için. Doğru dakikalarda, doğru insanın yanında...
Ben yine düşüncelerin girdabında dolanırken odayı aydınlatan ayın yanına başka bir ışıldayan ay eklendi. Upuzun saçları yanağının bir yanını kapatırken diğer tarafı da kulaklarının ardına gizlenmişti. Kalçasına doğru akan bu nehrin altına benzeyen parlaklığı gecenin zifiri karanlığında bile göz kamaştırıyordu. Giydiği uzun geceliği diz kapaklarıyla ayak bileklerinin arasında dengeyi bulmuştu, geceliğin ortasında duran motif bile bana öyle farklı görünüyordu ki şu an. Onun karşısında nasıl ayakta durabiliyordum bilmiyordum. Karşıma dikilip bakınca iri iri gözlerle yine kelimeler zihnimde çorba oldu, dilim ne söylediğini bile fark etmeden kekelemeye başladı:
''Gel-dim, buyur.''
''Anlat bana her şeyi en başından, lütfen yalansız.''
Gözlerime bu sefer kinini, öfkesini geride bırakarak bakıyordu, hissediyordum. Beni gerçekten ön yargısız dinleyecekti bu gece. İçindeki merhamet pınarını açarak sulayacaktı beni. Nasıl, nereden başlayacağımı bilemeden kelimelerin ve içimdeki sevginin gücüne sığınarak başladım sözlerime:
''Destina!'' dedim, yutkundum önce ve sonra devam ettim:
''Neye, nasıl başlasam bilmiyorum; ama şunu bil ki sana bu dünyada en son kötülük yapacak kişi benim. Ya ben neyim biliyor musun? Sadece bir piyon, önden gönderilen, etrafı gözetleyen, en fazla iki adım atabilecek ve yutulsa da hiçbir önemi olmayacak bir piyon. Hayatta inan karşımdaki insanların gözünde göreceğim mutluluktan başka hiçbir beklentim olmadı. Senden yana da öyle. Zaman zaman seni kıracak kelimeler sarf etsem de inan hiçbirini bile isteye yapmadım, hep tutamadığım dilimden süzüldü hepsi.''
Elini omzumdan dirseğime doğru sürttü.
''Biliyorum, bunların hepsini biliyorum. Ne olur bana bilmediklerimi anlat.''
Bilmediği o kadar şey vardı ki. Hangi gerçeği anlatsam oradan bir yanı kırılacaktı ve ben Destina'nın üzülmesini asla istemiyordum:
''Eğer anlatırsam kırılır, incinirsin.''
''İnan hayatta yalandan daha fazla inciten bir şey yok dünyada, lütfen dinliyorum.''
''O kadın var ya, hani salepçide gördüğümüz...''
''Evet!''
''İşte, o benim halam.''
Gözlerinin elalarına ilk bulutlar gelmeye başladı. Yüreğinin nasıl attığını karşısında hissedebiliyordum, onu daha fazla yıpratmamak için devam ettim:
''Zamanında sizin aileden biri ona bir kötülük etmiş.''
''Kötülük derken, ne etmiş?''
''Düğün gününün sabahı onu feci şekilde terk etmiş.''
''Bizim aileden derken kim?''
Baban mı deseydim amcan mı? Ne diyecektim, tercihimi babasından yana seçtim, hem de yalan değildi. Amcan deseydim, kalbindeki amca sevgisini de gömecektim ve amcasını sevmemesi babasını sevmemesi demekti. Zorla tek bir kelime döküldü ağzımdan:
''Baban.''
Elini ağzına götürüp ilk hıçkırığı geldi boğazından, gözünden ise ilk damlalar döküldü. Elimi yüzüne götürerek yaşları sildim. Ağlamasına asla dayanamazdım:
''Anlatacaklarım seni yaralayacaksa, gözünden böyle pınarlar akacaksa ne olur bilme daha iyi; çünkü ben buna asla dayanamam.''
''Asıl bilmemek beni kahrediyor, devam et lütfen sonra ne oldu babam bırakınca onu?''
''Evlenmedi hiç, yıllarca insanlara, aynalara küstü. İntikam tohumları büyüttü içinde, büyük büyük yeminler etti sonra. Babanın neyi var neyi yoksa istiyor kendince. Bana ise, yani ailenin tek erkek torununa bir görev yüklediler bu intikama dair. Peki ben bu yükü kaldırabiliyor muyum? Hayır, baksana ilk engelde öttüm her şeyi.''
''Ne görevi peki bu?''
''Köşke girip olan biteni anlatma...''
''Yani tahminlerimde doğruydum öyle mi?''
''Evet.''
''Peki bir şey soracağım, o gün halana beni bilerek mi gösterdin?''
''Hayır hayır, kesinlikle! İnan benim bile haberim yoktu halamın orada olduğundan.''
''Halana yaptıklarının aynısını bana da yapmak istiyorlar.''
''Buna asla izin vermem, veremem. Hem yok öyle bir şey. Onların derdi senin ailenle.''
''Bazen kader ağlarını öyle bir örüyor ki hocam işte bir babanın vebali boynunu büküp bir ömrü hapsedebiliyor.'' ağlamaları artınca iki kolumla sardım, göğsüme yasladım onu. Sesini yükseltmeden usul usul ağladı göğsümde.
''Sana bir şey olmayacak, asla olmayacak. İnan buna asla izin vermeyeceğim.'' diye diye başını okşadım usulca.
Ayırdı başını göğsümden, elleriyle vücudumu iterek yine acı efkarını haykırdı yüzüme doğru.
''Gidin. Ne olur size yalvarıyorum gidin buradan. Görmüyor musunuz her gün daha da bir hançer saplanıyor içime? Ya ben yıllarca burada, kafeste büyüdüm ya, ben buna alışkınım. Bana acıyı da, sevmeyi de, özgürlüğü de, hırsı ve kini de siz tattırıyorsunuz. Bir gün çıkarıp dışarı kendi başına hareket etmeyi gösteriyor, diğer gün ölmüş babamdan bahsedip geçmişin zindanına hapsediyorsunuz. Ayaklarınıza mı kapanayım hı? Ne olur gidin, lütfen gidin. ''
...
''Yarın amcama her şeyi anlatacağım. Hem sizin için hem de benim için bitecek bu işkence.''
''Gidemem, eğer bir gün buradan gidersem o da gerçekten istediğin zaman olur.''
''İstiyorum, anlamıyor musunuz istiyorum, hemen gitmenizi istiyorum.''
İyice yaklaştım yanına tuttum elinden götürdüm ağzına:
''Burası gitmemi istiyor.'' sonra ağzından kalbine doğru sürerek indirdim elini:
''Burası ise kalmamı. Eğer bir gün burası git derse, işte o zaman giderim Destina.''
Elini hırsla ayırdı ellerimden hızlıca çıktı dışarı. Bunlar benim hissettiklerimdi sadece, hisler yalan söyler miydi, bence söylemezdi.
********
Destina, Ah Destina!
Sen ölmüş babana ağıtlar yakarken, amcanla yengenin boynunda yük olduğunu hissederken asıl yükü öz baban yüklemiş boynuna. Şu an gözyaşların sayfalarda mürekkebi dağıtırken asıl dağılan harfler değil de hayatınmış Destina. Ya nasıl yaptılar bu kötülüğü o kadına, nasıl yaptın baba? Hocam söylediklerinin hiçbirinde yalan değildi, bugün her zamankinden daha sahiciydi. Peki ben bu gerçeği intikam için gönderilen adamdan mı duyacaktım ha?
Ağla Destina, karnına ağrılar gire gire, boğazına yumrular düğümlene düğümlene ağla. Belki saf gözyaşların geçmişte yapılan kiri temizlemeye yeter.
Peki Emre Hoca'ya dilin git dese de kalbine söz geçiremeyişin... Biraz da buna ağla be Destina! Zaten hapissin yüreğini de hapsetme. Engel ol kalbinin ritmine. Sen akıllı bir kızsın Destina; ama aklın ilk defa yeniliyor sana. Tek çare Emre Hoca'nın gitmesi. Onu gördüğün her gün ayrı bir düğüm ekleniyor boğazına. Biliyor musun öyle hissediyorum ki çevremdeki tek doğru insan ve onun da yanından gitmesi lazım. İşte senin hayatın bu kadar yalan be Destina. Bugün çevrene karşı ördüğün duvarların kapısına bir kilit daha vurdun. İnan bu hayat bir gün sona erecek sen de özgür olacaksın be Destina. Şimdi uyuma vakti, uyumak kısa sürede olsa belki unutturur gerçekleri.