Sevmekten Utanma

1311 Words
"Tozun toprağın uçuştuğu bahar sezonu, hepimizi mayıştırırken; alerji sebebiyle kaşınan gözlerime gözlük yerine lens takmıştım bugün. İstedim ki Kutlu beni gözlüksüz görsün. Hem geçen sefer takma şunları, demişti bana. Ben de soğumuştum modelinden. 'Münevver! Bu taraftayım... Şşh!' 'Kutlu?' Etrafa baksam da onu bulamadım. Sadece bana seslenişini duyuyordum. Okula giderken bir yere kadar babam arabayla getiriyordu. Bir yerden sonra ben yürüyordum. Buralarda bir yerlerde Kutlu muhakkak çıkıyordu karşıma. İçimi bir heyecan kaplamışken etrafı süzmeye devam ettim. En sonunda ara sokağın önünden geçerken, burnuma gelen tanıdık kokuyla kolumdan tutup çekmesine izin verdim beni. Bedenimi onun ellerine rahatlıkla bıraktım. 'Her tutup çekenin kollarına koşacaksan işimiz var seninle.' 'Sen olduğunu hissettim.' Aceleci, susuz kalmış bir kurt gibi davranmak istedi dudaklarıma. Ama daha önce hiç öpememişti beni. Ne vakit yaklaşıp dokunmaya kalkışsa bir suçluluk hissine bürünüyordum. Hem okula bu halde nasıl girerdim? Son yılın son döneminde rezil olmaya niyetim yoktu. 'Beni hissettin demek... Ben de seni hissetmek istiyorum. Neden izin vermiyorsun?' omuzlarımdan ittirerek sırtımı ara sokağın grafitili duvarına dayadı. 'Sevgilin değil miyim ben? Bir ceylan gibi ürkeksin... Kaçıyorsun benden.' 'Hayır!' panikle çıkan sesimi işittiğinde ilkin afallasa da güldü hemen. Gözleri yüzümü süzerken eli de aynı anda çenemi okşuyordu. 'Öyle değil... Kaçmıyorum. Ama bu yaptığımız yanlış geliyor Kutlu. Utanıyorum.' Sanki hoşuna giden bir söz söylemişim gibi büyüdü gözünün siyahları. Alacalı mavisini neredeyse örtecekti. 'Sevmek, sevilmek utanılacak iş mi?' 'Sevmekten utanmıyorum ki...' yutkundum bahsi geçen kelimeyi söylerken. '...b-bu yakınlaşmadan... Utanıyorum.' Ana yoldan bir grup öğrencinin sesi gelince, uzun bedeniyle örttü beni duvarla kolları arasına sıkıştırıp. 'Hem sen de utanıyorsun.' 'Ben mi utanıyorum? Neyden utanıyormuşum ben?' 'Benimle sevgili olduğunu kimseye söylemiyorsun. Okulda da bakmıyorsun yüzüme.' Kalabalık geçince mesafe koydu aramıza. Pantolunun cebinden çıkardığı sigarayı yerleştirdi dudaklarına. İfadesindeki gizemin altında yatanı okuyamadığım için daha çok çekiliyordum ona. Mavi gözlerini dumanla örterek içindeki anlamı bastırıyordu sanki. 'Bazen şu saflığına akıl sır erdiremiyorum.' dumanı bana doğru üfleyip manidar bakışıyla güldü. 'Neden gizliyorum seni, düşünmedin mi hiç?' 'Neden?' 'Bir başkasının sende bulduklarımı görmesinden korkuyorum elma şekeri.' Sarf ettiği bu söz, beni yatıştırmaya yetmişti. Çekingen bir tebessümle saçımı düzelttim. Beni seviyordu. Kıskanıyordu haliyle... Kim sevmediği birini öpmek, sevmediği birine dokunmak isterdi ki? Beni seviyordu. Kutlu beni seviyordu..." Tamamen çökmüş bir vaziyette Betül'ün önüme koyduğu kahveyi kokladım. İçmeden, yemeden önce bir şeyleri koklama huyum vardı. Herhalde Kutlu beni herkesin içinde terk ettikten sonra, okulda uğradığım yoğun zorbalığın bir tesiriydi bu da. Sıranın altına bırakılan çöplerden çantama atılan sigara izmaritlerine kadar... "Mine Hanım, pek iyi görünmüyorsunuz bugün." Kötü olmam için pek çok sebebim yok muydu? Dün kapıma dayanan sapıktan, iş görüşmesine gelip beni hatırlamayan yahut hatırlamamış gibi davranan Kutlu'ya kadar... Beni nasıl... Nasıl hatırlamazdı? "Korkunç bir kâbus gördüm. Uyandım ama kâbus devam ediyor." Saçlarımı önüme dökerek yüzümü sakladım. Kahveden bir yudum alıp boğazımı ıslattım. "Uygar Bey, sizi sordu." Sesli bir şekilde güldüm ve başımı eğdim. Gözlerim dolmuştu. Hüzünlüydüm. Ama bu hüznün altını dolduramıyordum. Uygar'a verdiğim değer büyüktü. Başıma kırk bela açsa da kovamayacağım kadar bağlıydım ona. "Söyledin mi dediklerimi?" "Söyledim." "Ne yaptı?" Tebessümüm artmıştı şimdi. Kahveden bir yudum daha alıp Betül'e baktım. "Öncesinde öfkeyliydi. Güvenlik bürosuna gittiğimde onlar verdi haberleri. Uygar Bey gelip onlara yönlendirdiğiniz adayları sormuş." Keyifleniyordum iyice. "Eee?" "Sonra oraya bir dosya bırakıp gitmiş." Her şey istediğim gibi ilerliyordu. "Sonra?" "Sonra işte... Odaya girdim ve dediğinizi söyledim. Kağıtlarla ilgilenirken güldü sessizce. Hani şu meşhur bakışı var ya! Ondan yaptı işte." Ah, sarı tilki! "Cevap vermedi mi?" "Ben onun yanına uğrarım bir ara, dedi." Alacağı haberi duyunca böyle gülebilecek miydi acaba? Yoksa beni destekler miydi intikam yolunda? Daha Kutlu'nun, beni tanıyıp tanımadığını kestirememişken, Uygar'ı tanıma ihtimali aklımda geziniyordu. "Mesaj at, gelmesin." masadan kalktım kahvenin kalan kısmını kafama dikerek. "Ben şirkete gideceğim." "Emredersiniz efendim." *** Evden şirkete gittiğim süreyi, genelde ailemi arayarak geçirirdim. Annemin numarasını rehberde bulup bekledim bir süre. Fakat açılmayınca işlerinin başında olduğunu anladım. Bu yüzden sıradaki kişiye geçtim. Yani küçük kardeşim Tuğberk. Telefon hep elinde olduğu için açması uzun sürmedi. "Abla?" "Hayırsız birini arayayım dedim, aklıma sen geldin." Gülerek cevap verdi sözüme. "Yok be, arayacaktım yemin olsun." "Neredesin sen? Neden nefes nefesesin?" "Spordayım tam molaya çıktığımda aradın." Tebessümle camdan baktım. Geçip giden arabalar önümüzden akarken Tuğberk'i ne kadar özlediğimi fark ettim. Elimde büyümesi miydi ona bu kadar sevgi dolu olmamın sebebi? Neticede abim de vardı ama Tuğberk'i ayrı seviyordum. "Gelsene bende kalmaya. Film gecesi yaparız. Mısır patlatırım sana hem de bol tuzlu. Annemin samanları gibi olmaz!" "Abla gözümü açamıyorum yoğunluktan. Abim her güne bir iş yığıyor önüme." "Ah, o Kubilay yılanı yok mu! Bütün işi sana iteliyor değil mi?" Evet, görüldüğü üzere abimle pek anlaşamazdık. Kim sürekli eleştirip insanları yargılayan biriyle anlaşabilirdi ki? "Biliyorsun o da hırslı biri senin gibi." "Ben hırslı değilim ki Tuğberk. Ben sadece hakkımı isterim. Ama Kubilay hırsından gözü dönen köpekler gibi bize sarıyor." Telefonun karşı tarafında oluşan sessizlikle anladım durumu. İkimize de toz kondurmak istemiyordu Tuğberk. "Neyse neyse... Tamam. Hadi işine dön sen. Sesini özlemiştim ondan aradım. Annemi de al çık gel bir gün." "Tamam abla. İyi bak kendine, görüşürüz." Telefonu kapatır kapatmaz gözlerimi yumdum. Tüm bu gürültü arzum, kafamdakileri bastırmak içindi. Doktorun sosyalleş sözünü kendimce böyle mi yorumlamıştım, bilmiyorum ama kalabalık ortamlara girişip insan uğultuları arasında aklımı boşaltmak istiyordum. Tuhaftı ki, bu kalabalığın içerisindeki tek bir kişiyle bile sıcak ilişki geliştirmek istemiyordum. "Betül, sence... Sence dünkü adaylardan hangisini işe almalıyız?" İntikam arzum bakiydi. Ama öte yandan ya onu işe alıp şayet bir oyun oynuyorsa eline fırsat veriyorsam, diye de endişeleniyordum. "Kanaatimi duymak isterseniz efendim, birkaç not çıkarmıştım sizinle birlikte." Önüme koyduğu not defterine baktım. Bıcır bıcır, sevimli bir şekilde anlatıyordu kimin ne pozitif yanı olduğunu. Bilmiyordu ki kafamda bir intikamın tohumlarını yerleştirdiğimi. "Bu beyefendinin ailesi de var. Belki tüm gününü size harcayamaz ama koruma içgüdüsü daha yoğun olur, diye düşündüm Mine Hanım." Elimi sallayarak fikrini savuşturdum. "Yok, evli biri olmaz. Ama çok nitelikliyse dosyasını güvenlik kısmına gönder." Dudak büktü beğeniyle. "Bana kalırsa içlerinden en donanımlısı bu beyefendiydi." "Geçmişte boksla uğraşan adam var dördüncü sıramda." parmağıyla ismin üzerinden geçerken fısıldadım ben de. "Kutlu Kaan Feza"... "Bana pek güvenilir bir tip gibi gelmedi." dedim sanki hiç tanımıyormuşum gibi. "Ah, siz çok üstünde durunca... Ben de onu seçmek istediğinizi düşünmüştüm." yanına aldığı notlarda sadık, dürüst, güvenilir yazıyordu. İstemsizce güldüm bu ironiye. "Biraz ketum gibi sanki sizin aksinize." Kollarımı bağdaş yaparak iç çektim. "Evet, öyle görünüyor. O adama haber ver..." kolumdaki saate baktım. 13.44'ü gösteriyordu. "Tam 14.24'te burada olsun. Aksi halde işi rüyasında görür." "Kutlu Kaan Feza'dan mı bahsediyorsunuz?" "Evet." "Efendim... Bu trafikte nasıl yetişebilir? Hem siz... Siz pek anlaşamazsınız ketum insanlarla. İçi dışı bir kişileri bilerek seçtiğinizi sanıyordum." Tıpkı şuanki gibi aklından ne geçiyorsa olduğu gibi yansıtan insanları beraberimde çalıştırmayı seviyordum. Güven problemi yaşadığımdan beri çalışanları ince eleyip sık dokumak şart olmuştu. Başımı cama yaslayarak Betül'den gözlerimi kaçırdım. O ise sessizliği arzuladığımı anlayarak verdiğim komutu yerine getirmeye koyuldu. Kırk dakikada, bu trafikte şirkete ulaşabilir miydi? Ah, bu... Bu gerçekten de bana haz vermişti. Yüzümü bürüyen zevk sırıtışı müthiş bir hazzın doruğuna itiyordu beni. Ona kendi yaşadığım bütün korkunç hisleri tattırmak istiyordum. Tedirginlik, kaybetme korkusu, yalnızlık, başarısızlık... Ve daha bir çoğu! Her gece kâbuslara misafir olduğum bütün o boğucu hislerin kapanına onu da fırlatmak istiyordum. * "Mine Hanım, kutu tasarımlarını yapan ekibin bir sorusu olacak size. Onlarla ilgilenir misiniz?" Kaşlarımı çatarak aynı anda topuz yapıyordum saçlarımı. "Bir sorun yoktur umarım." "Hayır, hayır. Sadece üzerindeki amblem hakkında kararsızlar." "Pekala, iş başa düştü demek." "Mine!" yüksek ihtimalle bana öfkeliydi. Sesindeki o tonu fark etmemek elde değildi. "Mine, bir sorun var! Çabuk... Çabuk gel!" Uygar'ın seslenişine karşın gergince baktım ona doğru. Kumral çehresi sapsarı kesilmişti. Elimi kalbimin üstüne koyarak yatıştırmaya çalıştım daha duyacağım haberi öğrenmeden. Kötü haber almaya alışıktım. Bunu da... Bunu da atlatabilirdim. Bunu da atlatabilirdim, evet. Bir serçe misali göğüs kafesimde çarpan kalbimi kandırmak hayat felsefem hâline gelmişti. Adım adım yanıma geldiğinde anladım. Aslında Uygar'ın sesindeki o tını öfke değildi; gözlerine de alenen yansıyan korku, hayal kırıklığı ve endişeydi. Yanına koşup yaklaştığımda, kolumdan sıkıca tutarak eğildi kulağıma. Çalışanların bakışları üzerimizdeydi. "Onu gördüm... Kutlu'yu! Bizim şirketin önünde, kaza geçirmiş! "
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD