Bölüm 16

1081 Words
Saatin geç olması dolayısıyla trafiğin olmaması eve yirmi dakika içinde gelmeme olanak sağlamıştı. Siteye girerken sitenin güvenliğine başımla selam verdim. Adam şaşkınca üzerime bakıp selamımı aldığında ben de üzerime baktım. Pelerinin hâlâ üzerimde olduğunu görünce başımı inanamıyormuş gibi iki yana salladım. Arabayı yaşadığım sitenin otoparkına park edip, yaşadığım binaya girdim. Her gün spor olsun diye çıktığım merdivenleri bugün çıkamayacağımı fark ettiğimde asansöre binip altıncı katın tuşuna basıp, omzumu yasladım ve kollarımı göğsümün altında bağlayıp beklemeye başladım. Pelerini hâlâ çıkarmamıştım. Neyse ki güvenlik dışında kimseyle de karşılaşmamıştım. Oturduğum semt gayet nezih bir yerdi. Bana kalsa buradansa her gün hır gürün çıktığı bir mahallede yaşamayı tercih ederdim, zira polis olamama rağmen kaostan aşırı zevk alan bir tarafım vardı, ama görev yerim İstanbul olunca annemin ısrarıyla babamın daha önce yatırım amaçlı aldığı bu binaya taşınmıştım. Sevindiğim tek şeyse kira derdimin olmamasıydı, yoksa maaşımı ev sahibine bırakıp çıkabilirdim. İstanbul'da ev kiraları maaşlarımızla eş gidiyordu çünkü. Hadi ben neyse tek başımaydım, bir şekilde bakardım başımın çaresine ama ailesini geçindirmek zorunda olanla için geçekten üzülüyordum. Allah yardımcıları olsun demekten başka da bir şey gelmiyordu elimden ne yazık ki. Asansör durduğunda ellerimi çözüp, yaslandığım yerden doğruldum asansörden ayrıldım. Dairemin önüne geldiğimde sırt çantamdan evin anahtarını çıkarıp, kapıya yaklaşıyordum ki kapının önündeki paspasın üzerinde gördüğüm ayak çamurlu ayak iziyle silahımı cebimden çıkardım ve yavaşça eğilip izi inceledim. En az postal kadar derin kauçukları olan bir erkek ayakkabısıydı, yüksek ihtimalle bottu. Geriye dönüp baktığımda asansörden itibaren var olduğunu görmüştüm. Başımı kaldırıp güvenlik kamerasına baktığımda kayıtta olması gereken kameranın, kayıtta olduğunu bildiren kırmızı ışığı yanmıyordu. Yani her kim girdiyse organize çalışıyordu ama buraya sadece bir kişi girmişti ya da diğerleri iz bırakmadan girmeyi tercih etmişti. Bir diğer ayrıntı izler tek yöndü, yani her kimse şuan evimdeydi. Tekrar eğilip izi incelediğimde 42 -43 numara büyüklüğünde olduğunu gördüm. İçimi ürperten bir diğer ayrıntı da kameralar kadar detaya inen birinin ayak izlerini bırakacak kadar dikkatsiz olmadığını düşünüyordum. Yani evime giren her kimse benim onu fark etmemi istiyor gibiydi. Derin bir nefes aldım ve anahtarı kilide takıp çevirdim. Diğer elimde hâlâ silah vardı. Kapıyı açıp elimle itekledim ve geriye çekildim. Her hangi bir hareket görmeyince yavaş adımlarla içeriye girdim ve kapıyı arkama alarak koridora girdim. Direkt karşıdaki salona yöneldiğimde odada sehpanın üzerinde olan abajurumun ışığını açıp kapatıyordu. Bu fiili gerçekleştirdiğini bizzat görmesem de duvara yansıyan ışık ve ipin çekilip bırakılma sesi bana bunu düşündürüyordu. Yavaş adımlarla salona girmeye başladığımda bir taraftan da arkamı hissetmeye çalışıyordum. Asansördeki yorgun halim gitmiş, yerine tüm algıları açık bir beden gelmişti. İçeriye girmek için ışığı kapatmasını bekledim, ışık kapanır kapanmaz içeriye adımladım. Salona girdiğimde silahımı hızla abajurun yanındaki tekli koltuğa çevirdim. Ay ışığı sayesinde kendisini göremesem de gölgesini görüyordum. Koltukta oturmuş, kolu da sehpaya doğru uzanmıştı. Işığı açtığında yüzü de ortaya çıkmıştı. İlk başta gördüklerim bana zihnimin bir oyunuymuş gibi gelse de, değildi. Karşımdaki adam yüzde yüz gerçekti. "Cinayet bürodan komiser Gonca Kandemir," deyip yarım bir gülümsemeyle baktı yüzüme, bu hem tanıdık hem de olabildiğince yabancı olan yüz. "Tebrik ederim, sınavı başarıyla geçtiniz." ayağa kalkıp karşıma geçti ve yüzüne doğrulttuğum silahı umursamayarak tokalaşmak için elini uzattı. Ben ise dediklerine mi, yoksa bizzat adamın kendisine mi daha çok şaşırmam gerektiğini bilmiyordum. Dediklerine şaşırıyordum çünkü ne sınavından bahsettiğini bilmiyordum. Adamı gördüğüme şaşırıyordum çünkü bu adam bizzat zaman yolculuğu yaptığım gece benim ölüm emrimi veren adamdı. İnsan zihni çok tuhaftı; ona binlerce oyun oynayıp bütün bunların gerçek olduğuna da insanı kolayca inandırabilirdi. Sanırım başıma gelen şu an tam olarak buydu. Zihnim benimle fena halde dalga geçiyordu. Aksi halde içine bulaştığım iş boyumu aşar nitelikte bir işe benziyordu. "Kimsin sen, ne işin var evimde?" gözlerimi gözlerinden ayırmazken tokalaşmak için kaldırdığı elini indirdi. Bakışlarımı eline indirmesem de hareketlerini görüyordum. Elini giydiği takım elbisenin iç cebine doğru uzatıyordu ki, silahımı daha çok yaklaştırdım. "Kaldır ellerini, hareket etme!" uyarımla ellerini omuz hizasında kaldırıp teslim olurmuş gibi yaptı ama yüzü beni ciddiye almadığını gösteriyordu. Tavırları karşısında sinirimin bozulmasıyla kaşlarımı çattım. "Sakin olun komiserim, kimliğimi gösterecektim sadece." dediğinde çatılı kaşlarımı düzeltmeden başımla kimliğini çıkartması için izin verdim. "Yanlış bir hareketini görürsem, alnının çatına yersin mermiyi." başını sallayarak tekrar ceketin cebine uzandı. Yüzündeki ukala gülümseme sinirimi bozuyordu. Cebinden çıkardığı siyah deri cüzdanı gördüğümde vermesi için sol elimi uzattım. Cüzdanı avucuma bıraktığında silahı indirmeden, sol elimle aralayıp içindeki resmi kimliğe baktım. "Ulusal Güvenlik Teşkilatı mı?" kimlik her ne kadar resmi mühürlü bir kimlik olsa da böyle bir kurumun varlığından haberdar değildim. "Evet, muhtemelen duymamışsındır. Oldukça gizli bir kuruluş." dediğinde silahımı indirsem de tedbiri elden bırakmış değildim. "Evimde ne aradığınızı sorabilir miyim?" aklımda onlarca soru vardı ve her birini bir an önce sormak istiyordum. "Oturalım mı?" sorusunu başımı onaylayarak cevapladım. Normalde bu teklifi ev sahibinin yapması gerekirdi, tabi misafiri izinsizce girmemiş olsaydı. O kalktığı tekli koltuğa otururken, ben de hemen çaprazında kalan gri renkli kanepeme oturdum. Vücudumu ona bakacak şekilde döndürdüm ve beklemeye başladım. "Sizi dinliyorum." "Daha önce de söylediğim gibi, sınavı geçtiğin için seni teşkilatla tanıştırmak adına buradayım." sözleri, düzelen kaşlarımı sorgularcasına çatmama neden olmuştu. "Her hangi bir sınava başvurduğumu hatırlamıyorum." sesim de bir şeyleri sorguladığımı belirtir nitelikteydi ki, ben birçok şeyi sorguluyordum. "Bu başvurabileceğin bir sınav değil Gonca." samimi konuşması dikkatimden kaçmamıştı. "İstersen en başından başlayayım; böylece kafan da karışmamış olur. " dediğinde başımı sallayarak onu onayladım. "Bağlı olduğum kuru, yani UGT, 46 yıl önce devletin derin yapılanmaları tarafından kuruldu. Bu teşkilatın kurulması senin de keşfetmiş olduğun zaman geçidinin bulunmasından bir yıl sonrasına tekabül ediyor." deyip arkasına yaslandı ve kollarını koltuğun kolçaklarına yasladı. "Yani devlet bu durumun farkında mı?" aradaki bağlantıyı kurduğumda hayretle mırıldanmıştım. "Devletin görünen yüzü değil, ama derin devlet farkında ve durumu ülkenin lehine olacak şekilde kullanmaya çalışmak için bizim birimi kurdu." tamam, bu işin boyumu aştığının zaten farkındaydım ama bu denli büyük boyutlarda olduğu asla tahmin edemezdim. "Nasıl bir kullanımdan söz ediyorsunuz?" derin bir nefes alıp yerinde dikleşti. "Gonca bundan sonra anlatacaklarım devlet sırrı. Sana bunları anlatıyorum, çünkü artık sen de bu sırrın bir parçasısın. Ve en az benim kadar bu sırrı saklamakla yükümlüsün." söyledikleri kafamı kurcalasa da bölmedim ve konuşmasını bitirmesini bekledim. "Kullanım şekline gelecek olursak... Biliyorsun 16. yüzyıl Osmanlı'nın Afrika topraklarının çoğuna, Ortadoğu'nun ise tamamına sahip olduğu bir dönem. Ortadoğu'da ise bugünün vazgeçilmez hazinesi olan petrol rezervleri mevcut. Bizim amacımız ise o topraklarda bulunan bu madeni Anadolu topraklarına aktarmak." sözlerini toparlamak için kısa bir es verdiğinde, gözlerim hayretle açılmıştı. "Ne yani Ortadoğu'da bulunan petrolü mü çalıyorsunuz?" bu işin akla mantığa sığar bir yanı yoktu. "Ülkemizi kalkındırmak için gereken bütün hamleleri yapıyoruz, diyelim." ağzımdan alaylı bir 'hah' sesi çıktı. "Bu düpedüz çalmak." dediğimde umursamıyormuş gibi omuzlarını silkeledi. "İstersen öyle diyebilirsin tabi." sesi de tavırları kadar umursamazdı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD