Bölüm 2

1132 Words
Bana doğru yaklaşan adımlarla kafamı kaldırıp elinde dosyalarla gelen Arif'i görmüştüm. Yerimde dikleşip beklemeye başladım. "Komiserim maktulün kimliğini tespit ettik. Kemal Güler, 39 yaşında, evli ve iki çocuk babası. Görünürde küçük bir antika dükkanı işletiyor Daha önce tarihi eser kaçakçılığından üç kez tutuklanmış." diyerek kısa bir es verdiğinde ben devraldım konuşmayı. "Adli tıpla ilgili bir gelişme var mı?" "Ben de tam ondan bahsetmek üzereydim komiserim; detaylı adli tıp raporu en az üç güne çıkarmış fakat yara konusunda uyardığımız için o kısmı inceleyip kısa bir bilgi aktarımı yaptılar bana. Dediklerine göre yarada cinayet silahının deriyle ilk temasının olduğu noktada çok küçük kumaş parçaları bulmuşlar. Mikroskopla incelediklerinde oldukça eski, dayanıksız kumaşlar olduğunu söylediler." başımı tamam manasına gelecek şekilde salladım. "Ailesine haber verdiniz mi?" başını onaylar biçimde salladı. "Verdik komiserim, cesedi teşhis etmeleri için arkadaşlar adli tıbba götürmüşlerdi. Oradan da buraya gelecekler. Hatta gelmek üzeredirler." dediğinde başımı salladım. "Geldiklerinde toplantı odasına alıp bana da haber verin." direktiflerimi sıraladığım sırada üzerimdeki bakışları hâlâ hissediyordum. Arif baş selamı verip yanımdan uzaklaştığında Arda'nın bakışlarını umursamayıp cinayetle ilgili düşünmeye başladım. Yara izinin içinde kumaş parçalarının olması demek, adam öldürüldüğü sırada üzerinde başka bir kıyafet olması demekti. İyi de öldürdüğün birinin kıyafetlerini niye değiştirirsin ki?! Kıyafetlerini gasp ettiler desem, Arif kumaşın değersiz bir parça olduğunu söyledi. Belki de kıyafetler gizli bir örgütün üniforması gibi bir şeydi, örgüt bir şekilde adamın öldürülmesine karar verdi ve yaptıkları ayin veya toplantı sırasında adamı öldürdüler. Bu adamın kıyafetlerindeki tuhaflığı açıklasa da bulunduğu noktaya nasıl geldiğini asla açıklamıyordu. Adamın tarihi eser kaçakçılığından hüküm giymiş olmasının yanı sıra tarihi bir mekanda cesedinin bulunması da bir hayli manidardı. Resmen davayı neresinden tutsam elimde kalıyordu. Sinirle saç diplerimi ovalarken, bana doğru gelen Arif ile eğildiğim masadan doğruldum. "Komiserim, maktulün eşi ve kardeşi geldiler. Dediğiniz gibi toplantı odasına aldım." dediğinde başımı sallayıp ayaklandım. Ben önden toplantı salonuna doğru yol almışken Arif de arkamdan beni takip ediyordu. Toplantı odasına girdiğimde içeride oturan otuzlarının ortalarında, saçları yer yer beyazlamış ağlayan bir kadın ve hemen yanında kadını teselli etmeye çalışan ama aynı zamanda kendisi de yıkılmış görünen otuzlarının başında bir adam vardı. Muhtemelen kardeşiydi çünkü makdül ile aralarındaki benzerlik bariz bir şekilde ortadaydı. Hemen onlara yönelip elimi uzattım. "Komiser Gonca Kandemir." deyip içeriye girişimle birlikte ayaklanan ikiliyle tokalaştım ve elimle oturmaları için işaret verdim. Arada bir kaç sandalye boş bırakarak karşılarında kalan koltuklardan birine oturdum. Arif de hemen yanımdaydı. "Öncelikle başınız sağ olsun. Her ne kadar şu an bunun sırası olmasa da davanın ehemmiyeti dolayısıyla ne yazık ki bekleyemeyiz. Bildiğiniz gibi Kemal Güler bir cinayete kurban gitti." dediğimde kadının yükselen ağlama sesleri dolayısıyla söyleyeceklerime kısa bir es vermek durumunda kalmıştım. Kayın biraderi olan adamın sırtını sıvazlaması sonucu biraz sakinleşen kadınla derin bir nefes alıp tekrar konuşmaya hazırlandım. Her ne kadar cümlelerimi özenle seçmeye çalışsam da durum ortadaydı. Sarf edilen sözler her hâlükârda karşıdaki insanı üzecekti, tabi üzüntüsü samimiyse. En nihayetinde herkes şüpheli durumundaydı. "Eşinizi en son ne zaman gördünüz?" kadın düşünmek için bir süre sessiz kaldı. "Sanırım üç gün önceydi." istemsizce kaşlarım çatıldı. "Peki bu süreçte telefonla görüştünüz mü?" başını olumsuzca salladı. "Üç gündür eşinizden haber alamıyorsunuz ve polise başvurmak aklınıza gelmedi mi yani?" kadın nemli gözlerini yüzüme çevirdi. "Çok sık yaşardık bunu. Ben gidiyorum diyerek gider ve günlerce gelmezdi. İlk zamanlar arasam da ulaşamayınca ben de artık aramayı bıraktım." işler iyice tuhaf bir hal almaya başlamıştı. "Peki döndüğünde nerede olduğuna dair bir şey söylüyor muydu, ya da en son gitmeden önce bir şey dedi mi?" kadın tekrar düşünceli hale büründü. Sonra aklına bir şey gelmiş gibi yüzü aydınlandı. "Normalde sorsam da söylemezdi ama son gideceği gün çok keyifliydi. Hiçbir şey sormadığım halde 'Büyük bir iş yakaladım. İş değil, av av! Hem de bu avın aslan payı benim. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.' diyor, sevinçten resmen yerinde duramıyordu." kadın sustuğunda yerimde dikleştim. "Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı konusunda haklıymış." yanımdaki Arif'in sessiz ama alay dolu mırıltısını neyse ki sadece ben duymuş ve uyarı dolu bakışlarımı üzerine göndermiştim. Kendine gelerek oturduğu yerde dikleşti ve gözlerini benden kaçırdı. Tekrar kadına döndüm. "Söz konusu büyük işin ne olabileceği konusunda bir fikriniz var mı?" muhtemelen yine tarihi eser kaçakçılığıyla alakalı bir durumdu ama net bilgilere ihtiyacım vardı. Kadın başını olumsuzca iki yana sallarken bakışlarım yanındaki adamı buldu. Masanın üzerinde ayrık bir şekilde duran ellerini sorumu duyar duymaz birbirine kenetlemişti. Bakışlarımı üzerinde hissedince gözlerini kaçırmıştı. Artık emindim, bu adam bir şey biliyordu. "Sizin bir fikriniz var mı?" diye sordum kendimden emin bir şekilde. Bu adama 'itiraf et, kurtul' mesajımdı. Tabi anladıysa... "Abimin sabıkası illa ki elinize geçmiştir. Daha önce tarihi eser kaçakçılığı yaptığını biliyorsunuzdur." başımı sallayarak dediklerini onayladım. Fakat kadın duyduklarıyla şaşırmışa benziyordu. Ne yani eşinin suçlarından haberi yok muydu? "Bilmediğiniz şey ise... Abimin bu işi yapmaya devam ettiğiydi. Muhtemelen bahsettiği iş onunla ilgiliydi." deyip başını eğdiğinde gözlerimi üzerine diktim. "Şuan bildiğin bir suçu polise bildirmediğin için hakkında soruşturma açılacak farkında mısın? Hatta soruşturma mukabilinde yardım ve yataklıktan hüküm bile giyebilirsin." dedim tehditvâri bir ses tonuyla. Adamın gerginliğini buradan bile hissedebiliyordum. "Kasten saklamadım, tehdit etti beni." kaşlarım çatıldı tekrardan. Yalan söylüyor gibi görünmüyordu. Tavırları kendini çok çabuk ele veriyordu. "Kim tehdit etti, abin mi?" diye sordum inanmıyormuş bir tavırla. "Hayır, ortağı." meseleyi eşeleye eşeleye kendimi tavuk gibi hissetmeye başlıyordum artık. "Olayı doğru düzgün anlatır mısın?" ses tonum sertleşmişti. "Birkaç ay önce abimden borç istemek için akşam saatlerinde dükkana gittim. Çırağı oradaydı ama abim içeride değildi. Nerede olduğunu sorduğumda çırak depoda olduğunu söyledi. Depo dükkanın hemen altındaydı. Çırağın çağırmasına müsaade etmeyip ben girdim. Kapıya yaklaştıkça içeriden iki kişinin konuşma sesleri geliyordu. Dinlemeyip direkt içeri girdim. O sırada abimin ortağı Mithat'ın elinde basit bir antikacıda bulunmaması gereken bir parça gördüm. Zümrüt taşlarla süslenmiş çok değerli bir kolyeydi. Abimden dolayı ben de bu işlerden biraz anlıyorum, oradan biliyorum kolyenin değerli olduğunu aslında. Saray işi gibi duruyordu. Beni görür görmez Mithat elindekini hemen sakladı. O an anladım yine aynı çamura battıklarını, kızdım abime. o sırada Mithat devreye girip orada olanları unutmamı yoksa başımı yakacağını söyledi." "Peki o seni tehdit ederken, abin bir şey demedi mi?" olayı hala tam anlamıyla anlamlandıramamıştım. "Her ne kadar ortak olduklarını söylesek de; aslında abim de çekinirdi Mithat'tan. Mithat onun hep akıl hocası olmuştur." sözlerini bitirdiğinde ben de elimdeki deftere gerekli notlarımı almıştım. "Peki sizce bunu Kemal Güler'e kim yapmış olabilir? Bildiğiniz bir hasmı, düşmanı falan var mıydı?" adam başını olumsuzca sallarken bu kez de kadına baktım. "Aslında Kemal ailesiyle işini birbirine pek muhatap etmezdi. Dükkanına bile yılda en fazla iki kez gitmişimdir. Sabıkası olduğunu bile şuan öğreniyorum. Yani bir düşmanı falan vardıysa da bunu bize asla anlatmazdı. Oldukça ketum bir yapısı vardı. İlk başlarda her şeyi sorgulasam da bir yerden sonra ben de alıştım bu düzene." kadın konuştukça kaşlarım istemsizce çatılıyordu. Bir insan hiç mi merak etmezdi bu adam ne yapıyor, ne ediyor diye?! En nihayetinde kendisini aldatma ihtimalini bile göz önünde bulundurmamış mıydı da olayın önünü arkasını kurcalamamıştı?! Pes demekten öteye gidemiyordum ne yazık ki.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD