Depodaki hava, önceki iki güne göre daha farklıydı. Bu kez sıcak değildi sadece. Nemliydi. Boğucuydu. Paslı teneke kokusu ciğerlere kadar sızıyor, rutubetin iç gıcıklayan ağırlığı derinin altına işliyordu. Atahan duvara zincirlenmişti. Bilekleri yara içindeydi. Kurumuş kan, çatlamış dudaklarının kenarına kadar inmişti. Gözlerinin altı çökmüş, vücudu titriyordu. Artık zaman algısını kaybetmişti. Gece mi gündüz mü bilmiyordu. Ayak sesleri duyuldu. Bu kez hızlı değil, ağır ağır yaklaşıyordu. Karşısında Korkut belirdi. Elinde bir tepsi vardı. Üzerinde bir şişe su, bir parça ekmek ve biraz çorba. Bu sahne Atahan ’ın halüsinasyon gördüğünü düşündü önce. Korkut’ un o soğuk yüzünde farklı bir ifade vardı bugün: Sahte bir şefkat. “Bugün güzel bir gün, değil mi Atahan?” dedi yumuşakça. “Senin için

