Zaman… Artık ne sabah var ne akşam. Demir kapının aralık kalmış köşesinden süzülen loş ışık bile dün gece mi, bu sabah mı, yoksa sadece kırık bir lambanın titreşimi mi… ayırt edilemiyor. Atahan’ ın zihni puslu. Göğsünde, omuzlarında, bileklerinde ağrılar yayılmış. Oturduğu kırık sandalyenin kenarlarına bağlanan elleri morarmış. Bileklerine kesik kesik ince kan izleri inmiş. Gözünün altı şiş. Dudakları kurumuş, çatlamış. Ağzında metalin paslı tadı. Bedeninin her yeri darbe almış gibi. Ama asıl yorgun olan ruhu. Bir avukat olarak hiç böyle bir şeye hazırlanmamıştı. Hukuku savunmuş, insan haklarını öğrenmiş, kelimelerle dünyaları değiştirmişti. Ama burada... bu çürük, nemli, çelik kokan depoda… hiçbir yasa yok. Sadece öfke var. Kin var. Ve en acısı da: Tanem ’in babası Korkut var.

