"İlk Karşılaşma"
Yasemin Aktaş
Her sabah olduğu gibi bu sabah da erkenden kalkıp hazırlandım ve işe gitmek için yola düştüm. 23 yaşında, 1.60 boylarında, esmer, ela-yeşil karışımı bir göz yapısı olan biriyim. Bir şirkette ön muhasebe elemanı olarak görev yapıyorum. Babamın iş yeri battığı için üstümüze yığınla borç kaldı. Tüm aile fertleri; abim, babam, annem ve ben dört koldan çalışıyoruz.
Yolda öylece hızlı hızlı yürürken, aklıma mahallemiz geldi... Küçük ama sevgisi büyük, komşuluğun aileden öte olduğu mahallemizdeki evin arkasında, topraklı boş bir arazi var. Orada her hafta sonu kızlı erkekli voleybol maçı yaparız. Çoluk çocuk, gençler, annelerimiz; kısacası herkes izlemeye gelir ve çok heyecanlı olur.
İşte yine o mahalle voleybol maçımızın olduğu vakit geldi. Mahallenin kızları, erkekleri, kadınları hepimiz takım hazırlığına koyulduk.
Birden komşumuz, çok sevdiğim Hatice abla, "Yasemin!" diye seslendi.
"Buyur Hatice teyze," dedim.
"Canım, Batman'dan ablamın iki oğlu iş nedeniyle birkaç günlüğüne buraya geldiler. Ben onları da getirdim, gelin siz de oynayın, azıcık açılırsınız diye. Umarım sıkıntı olmaz."
"Yok Hatice teyzem, ne sorunu, aşk olsun!"
Hatice teyze yeğenlerini tanıştırdı:
"Bu yeğenim Aras, küçük olanı," dedi. Tokalaştık.
"Bu da diğer yeğenim; Azad," dedi.
Azad telefonla konuşuyordu. Birkaç saniye sonra arkasını döndü. İlk bakışta değişik, tuhaf bir hissiyat oldu. Tokalaşırken onun da gözlerimin içine doğru baktığını gördüm ama umursamadım.
Maç başladı; her zamanki gibi kapışmalı gidiyor. Tabii ki bizim bu yakışıklı iki misafiri bizim şaşkoloz kızlar hemen, "Bizim takımda olsunlar, sizin takım zaten iyi," diyerek kendi takımlarına aldılar.
Maç öyle böyle çekişmeli giderken, Azad efendi sürekli topu bana sertçe atıp sayı alma derdindeydi. Hoş, neden böyle yapıyor pek anlamadım ama neyse...
Yine beyefendi smaca kalktı ve topa sertçe vurarak yüzüme gelmesine sebep oldu. Artık ne kadar sinirlendiysem, normalde misafir birine asla yapmayacağım bir davranışla, "Ne yapıyorsun sen gerizekalı!" dedim.
Azad, "Teyzem de senin bu mahallenin en iyi, en güzel, en aklı başında, en terbiyeli kızı olduğunu söylemişti fakat görüyorum ki karşındaki kişiyle küfürlü konuşabiliyorsun," dedi.
"Canım, doğru! Teyzen beni iyi anlatmış, doğru da anlatmış ama işte gel gelelim ki öküz gibi davranan kişiler oldu mu o çizgimden çıkıyorum."
O an sinirle üstüme üstüme gelen Azad, "Haddini bil! Hem 'gerizekalı' hem 'öküz'... Amma abarttın, alt tarafı bir top geldi. Kendini beğenmişlik yapma," dedi.
Herkesin içinde bana öyle bağırınca istemsizce gözlerim doldu.
O an Hatice teyze araya girip, "Gençler tamam, sakin olun," dedi.
"Hatice teyze, yeğenin haddini aşıyor!" dedim ve direkt ağlamaya başladım. Neden böyle oldu, ben de anlamadım.
Ağladığımı görünce sanırım vicdana geldi beyimiz ve "Özür dilerim, ben seni kırmak istemedim," dedi.
Hiçbir şey demeden çekip gittim. Daha fazla durursam daha çok ağlayacaktım, emindim.
O olayın gecesi hiç uyumadım. Hep o ilk karşılaştığımız anı düşündüm; bana yaptığı gıcıklığı... "Ne oluyor Yasemin? Kaba saba biri işte, yat uyu kızım, mal mısın?" diye kendi kendime söylendim.
Ertesi sabah telefonuma Hatice teyzeden mesaj gelmişti.
Hatice Teyze: Canım, güzel yavrum; öğlen müsaitsen seni kahveye bekliyorum. Bizim yeğen çok mahcup, özür dilemek istiyor.
Ben: Tamam Hatice teyze, senin hatrın için geleceğim. Öpüyorum çok.
diyerek yazıp çıktım uygulamadan.
Öğlen kahveye gitmek için saçlarımı açıp düzleştirdim. Buz mavisi kot pantolon ve üstüne yine aynı tonlarda kot gömlek giyip hafif bir makyaj yaptım. Neden böyle bir hazırlığa girdim, onu da anlamadım ama kime saygısızlık yaptığını görsün istedim. Sonuçta aura ve özgüven bende tavan!
Yaklaşık iki saat sonra Hatice teyzelere gidip kapının zilini çaldım. Bingo! Azad efendi kapıyı açtı.
"Oooo, hoş geldiniz efendim. Bayağı şıksınız. Her kahve içmeye davet edildiğiniz eve böyle mi gidiyorsunuz, yoksa bana has bir durum mu?" diyerek zırvaladı.
"Saçmalama. Bak, zorla ağzımdan kötü söz çıkartacaksın ama ben çizgimi bozmayacağım. Ve gel gör ki, bu benim her zamanki halim," diyerek elimle Azad'ı hafifçe iteleyip salona geçtim.
Diğer kardeşi Aras da oradaydı.
"Hoş geldin Yasemin," dedi.
"Hoş buldum."
"Nasılsın? Dünden beri biraz da olsa sinirin geçti mi abime karşı?" diye sordu.
"İyiyim ama sevgili abine karşı olan sinirim hâlâ aynı," diye cevap verdim.
Arkadan Azad, "Şey, yalnız güzelim, ben de buradayım ve duyuyorum. Bari ben buradayken beni kardeşime kesme," dedi.
Sinir tepeme geldi! "Güzelim" mi dedi o bana? Hem de bana!
Arkamı bir hışımla dönmemle Azad'la çarpışmam bir oldu. Allah'ım, bu çocuk kas değil, demir yapmış mübarek! Esmer, uzun boylu, kara kaşlı, kara gözlü olmak yasaklanmalı! Bir de güldü mü o düzgün dişleri inci gibi parlıyor, insan mest oluyor. Birden kendime geldim; "Ne oluyor Yasemin, saçmalama!" diye içinden geçirdim.
"Sen bana baksana delikanlı, hayırdır ya? 'Güzelim' falan, ne oluyorsun? Sen yürek mi yedin?"
"Yooo..."
"Peki nedir bu abuk subuk konuşmalar?"
"Tamam, tamam, özür dilerim. Hem dün için hem de şu an için kusura bakma, ayıp ettik."
Aras araya girdi:
"Ettin abi, ettin! 'Ettik' değil, ayıbı sen ettin. Ben de Yasemin'e hak veriyorum; ben olsam böyle kuru bir özrü kabul etmem, yemeğe falan çıkarırım."
"Bu kadar saçmalık yeter, ne yemeği? Amma abarttınız. Bu arada Hatice teyze nerede?"
Azad, "Markete kadar gitti, şimdi gelir," dedi.
Hatice teyze de marketten gelince kahvelerimizi içmeye başladık. Aras abisiyle ilgili sürekli imalar, manalar, nutuklar sallıyor; bir şeyler çıtlatıyordu. Hadi bakalım... Batman'da bütün kızlar peşindeymiş bilmem ne, civar aşiretlerin en yakışıklısıymış... "İyi de bundan bana ne kardeşim!" diyesim geldi ama sustum.
Sonra birden Aras, "Yasemin, biz yemek konusunda ciddiyiz. Yani İstanbul'u pek bilmiyoruz; hem gezdirmiş olursun hem de güzel bir restoran falan varsa yemeklerinin tadına bakmış oluruz," dedi.
Hatice teyze, "Evet Yasemin, ne güzel olur kızım. Bu deliler 'Teyze gezelim edelim,' diyorlar ama benim vaktim yok. En iyi sen eşlik edersin benim bu iki haylaza," dedi.
Utana sıkıla, "Tamam Hatice teyze," diyebildim.
Kaşla göz arası Aras benim numaramı aldı, ben de onunkini. Bu Aras abisine göre daha neşeli, daha matrak ve halden anlayan bir çocuk. Tam kayınço olacak kalitede biri... Ayy Allah'ım, ben neler diyorum? Tam ağzıma kürekle vurmalık oldum!
Ertesi gün Aras'la yoğun mesajlaşma sonucu, yemeklerinin tadına güvendiğim bir restoran için sözleştik. "Ben iş yerinden direkt geçerim, siz atacağım adrese konumla gidin, orada buluşuruz," dedim. Aras, "İyi, iyi, böyle daha iyi oldu," dedi. Manyak mıdır nedir, ne iyi olduysa...
Ben mekana geldiğimde ne Aras vardı ne de Azad. Hemen Aras'ya mesaj attım.
Ben: Aras Bey, acaba ne zaman teşrif edersiniz? Geldim, kök saldım, ağaç oldum; şimdi meyve falan vermeye başladım.
Gıcığın Kardeşi: Ha ha ha! Bir ara hatırlat da güleyim, olur mu? Ben motoru bozmuşum, gelemiyorum ama abim yolda, geliyor. En fazla 10 dakikaya orada olur.
Ben: Saçmalama! Sen gelmiyorsan ben de gidiyorum. Sen iyi olunca buluşuruz. Ayrıca ben senin abini çekemem.
Gıcığın Kardeşi: Ya reis, amma abarttın. En fazla 1 saat katlanacaksın. Tanısan sen de seversin abimi.
Ben: Bir kaşık suda boğmayayım da, sevmesi kalsın!
diyerek yazıp çıktım uygulamadan. Beş dakika sonra içeri Azad girdi. Allah'ım! O heybetine yakışır şekilde siyah bir takım elbise, içine beyaz gömlek giymiş; saçlar o biçim, bir de elinde çiçek...