Ne hissettiğimi bilmiyorum. Duygularım öyle birbirine karışmıştı ki yüzümdeki ifadede hüznün ve öfkenin baskın emareleri vardı. Ama şimdi, bu son söylediği... Sen artık benimsin.
"Seninim öyle mi?" Fırtına öncesi sessizlik gibi bir sınır vardı üzerimde. Asla geçemeyeceğim bir sınavdan sınanıyordum sanki. Neyi hazmedemediğimi de bilmiyordum. Bir adamın beni esir tutmasını mı hazmedemiyordum? Kimseye boyun etmeyen bir kadınken üstelik ben. Yoksa bir adamın bana 'Sen benimsin.' demiş olmasını mı? Kendime bile ait değilken ben.
Bir fırtına nüksediyordu içime. Zehir gibi, ilmek ilmek işliyordu kendini. İçimde bastırılmış o kadar fazla duygunun emaresi vardı ki eğer biri patlarsa tıpkı bir zincir gibi hepsi birbirini takip edecekti. Biri patlarsa bir fırtına kopacak, bir yangın çıkacak ve hiç kimse içinden sağ çıkamayacaktı. Ben bile.
"Benimsin Rima." dedi bu sözün beni ne denli öfkelendireceğini bilmeden. Bilse bile o kadar güzel bilmiyormuş rolü yapıyordu ki insan sarrafı ben, onun yanında kendime yakıştıramayacağım bir biçimde afallıyordum.
"Bana öyle bakma." dedi sert bir sesle, gözlerimin içine bakıyordu. Öldürmüyor ama öldürmekten beter ediyordu.
Güldüm alayla. "Sana ait biri sana nasıl bakmalı?"
"Böyle bakmamalı." dedi otoriter sesi.
İşin sonu, benim aleyhime sonuçlanacak olsa dahi hakkımı aramaktan asla vazgeçmezdim. "Ben sana ait değilim Barlas Karaman." Buraya kadardı. Benim de sakinliğim buraya kadardı. "Ben sana ait değilim! Anladın mı seni canavar ve her şeyin kendine ait olduğunu sanan hasta adam! Ben kimseye ait değilim!"
"Bana bir daha canavar dersek-"
Sözünü kestim sertçe. "Ne yapacaksın, öldürecek misin beni?"
Kulağıma eğildi. "Seni öldürmekten beter ederim Rima."
"Yap." dedim korkusuzca dikleştirerek başımı. "Ben bir erkekten çekinip geri adım atacak bir kadın değilim. Yap! Ne istiyorsan yap! Umurumda bile değil."
"Hiç merak etmiyor musun neden burada olduğunu?"
Aniden konuyu değiştirince afallayarak yüzüne baktım. O ise devam etti sözüne. "Hiç merak etmiyor musun nasıl oldu da sana dair her şeyi biliyorum? Nasıl oldu da sen bugün beni bitireceğibi düşünürken şimdi karşımda elin kolun bağlı duruyorsun?" Yüzünde bana psikopatça gelen tehlikeli bir gülümseme belirdi. "Nasıl elime düştüğünü merak etmiyor musun Rima Akalay?"
"Etmiyorum. Merak falan etmiyorum!" dedim gözlerinin içine baka baka yalan söylerek. "Çünkü sana olan nefretim, yaşanan her şeyin önüne geçiyor."
"Güzel yalan söylüyorsun." dedi sandalyesini çekip tekrar karşıma otururken. "Peki o zaman bunu da söyle: Benden neden nefret ediyorsun?"
Kaşlarım çatıldı. "Yaptıkların, senden nefret etmem için yeterli bir sebep değil mi?"
Güldü alayla. "Ne yapmışım sana Rima Akalay?"
Bilmiyordu.
Hayatta, ailemden kalan tek kişiyi öldürmüştü. Bilmiyordu. Birini öldürmek onun için öyle basit bir şeydi ki hatırlamıyordu bile!
"Önce sen söyle." dedim Alper'in bahsini açmamak için kendimi inanılmaz zor bir biçimde dizginlemeye çalışıyordum. "Ben neden buradayım? Ve sen benim planlarımı çökertmeyi nasıl başardın?"
"Merak etmediğini söylemiştin Rima Akalay."
Cevap vermek yerine dişlerimi kırarcasına sıktım. Bu hakaretim üzerine yüzündeki alaycı gülümseme genişledi. Onu ne zaman böyle görsem tırnaklarımı dudaklarına batırıp o gülümsemesini yerle bir etmek istiyordum ama elim kolum sanki ona karşı bağlıydı, gerçek anlamda bağlıydı, yapamıyordum; onun beni mahvettiği gibi ben de onu mahvedemiyordum.
"Bundan sonra Rima Akalay, bana bir şey söylerken iki kere düşün. Neden biliyor musun?" Sandalyesini bana doğru çekip yüzüme yaklaştı. "Çünkü ben, bana söylenilen hiçbir şeyi unutmam."
"İyi," diye mırıldandım karşısında bir sıfır yenik düşmenin verdiği mağlubiyet öfkesiyle. "Öyleyse benim senden ölümüne nefret ettiğimi unutmazsın Barlas Aslan Karaman."
"Ben unutmam. Ama sen unutursun."
"Ne demek bu?"
"Gün gelecek beni kendinden bile çok seveceksin demek."
Ağzımdan şuh bir kahkaha koptu. "Dalga mı geçiyorsun? Seni sevmek öyle mi? Ben mi seveceğim seni?" Başımı geriye atıp kahkahalarla gülmeye devam ettim. "Ben... Seni seveceğim öyle mi? Hem de kendimden bile fazla seveceğim seni, öyle mi?"
Ardından, yüzümdeki gülümseme sanki bir bıçak değmiş de kesmiş gibi aniden silindi. Bir anda ciddileşerek ciddi ve kasvetli bir sesle konuşmaya başladım. "Barlas Karaman. İki cihan birbirinden ayrılsa, dünya dönmeyi, güneş doğmayı bıraksa bile bir gün; ben seni sevmem."
Dişlerini sıktı. "Peki, dediğin gibi olsun." dedi soğuk bir ifadeyle başını sallarken. "Ama ya dediğin olmazsa?"
"Seni seversem mi?" Gülümsedim. "Bu imkansız ama bir gün seni seversem beni öldür. Çünkü seni sevdiğimi fark ettiğim an ben kendimi öldürürüm."
"Benden neden bu kadar nefret ediyorsun Rima?"
Çünkü kardeşimi öldürdün. Üvey bile olsa kardeşimi öldürdün. Yeryüzünde ailemden kalan tek kişiyi öldürdün. Tanrı seni affetsin ama ben etmem Barlas Karaman.
"Önce bana, nasıl oldu da bütün planlarımı önceden tahmin edebildiğini söyle."
"Tamam." dedi başını sallayarak. Gülse de kızsa da sesi bana karşı hep soğuk çıkıyordu. "Lider'in bana her şeyi anlattı, Rima."
Ağır bir küfür savurdum öfkeyle. Ardından kendi kendime mırıldandım. "O pislik herife güvenmemem gerektiğini bilmeliydim!"
Benim kısık sesle ettiğim ama onun da duyduğunu adım gibi bildiğim küfürlerimi umursamadan devam etti konuşmaya. "Lider senin yapacaklarından ve beni karşısına almaktan korkup bana her şeyi anlattı. Bir amaç uğruna beni piyasadan silmek istediğini ve her şeyimi elimden almak istediğini... Neredeyse her şeyi anlattı."
Adi herif! Şerefsiz Lider! Buradan kurtulur kurtulmaz ilk işim, seni elime geçirip bu yaptığının bedelini sana ödetmek olacak.
"Ama Lider'in bana söylemediği tek bir şey vardı." Yüzüme yaklaştı yavaşça. Beni yakmaya yemin etmiş gibi alev almış gibi bakıyordu gözleri. "O da senin, neden bana zarar vermek istediğindi. Sahi Rima Akalay, sen... Sen benden neden bu kadar nefret ediyorsun? Ben seni tanımıyorum bile."
Kalbim hızla atarken karnım hızla inip kalkıyordu aldığım sık nefesler yüzünden. Sorusuna cevap vermemeyi seçerek konuyu başka yere çektim. "Yemin ederim, yemin ederim ki o Lider'i öldüreceğim."
"Bence Lider'ine teşekkür etmelisin Rima Akalay. Zira o olmasaydı ve bana senin yapacaklarını önceden söylemeseydi sen şu an hayatta olmayacaktın."
Kaşlarım derin bir öfkeyle çatıldı. "Ne demek istiyorsun?"
"İkinci bir senaryo düşünelim. Benim, senin yapacaklarından haberdâr olmadığım senaryo." Duraksadı, gözledime delici bir ifadeyle bakıp ardından devam etti sözlerine. "Diyelim ki sen polise gittin ve beni ihbar ettin..." Güldü alayla. "Ama elinde bu ticareti benim yaptığıma dair kanıt olmadığı için ben, delil yetersizliğinden serbest kalırım. Ve serbest kalır kalmaz ilk işim, seni bulup sana işkence çektirmek olurdu."
Dehşetle baktım yüzüne. Ve bu dehşet hissini ona yansıtmamak için kendimi zorlayarak girdim söze. "Bunu..." dedim dişlerimi sıkarak. "Bunu gerçekten yapar mıydın?"
Soğukkanlı bir tavırla başını salladı. "Yapardım."
Tek kaşımı kaldırdım sorgularak. "Hani kadınlara zarar vermeyeceğini söylemiştin?"
"Eğer senin yaptıkların, benim huzurumu bozacak şeylerse..." dedi keskin bir sesle. "Yaparım Rima. Kadın olman, sadece sana vereceğim zararı azaltır ama asla sıfıra indirmez."
Yüzüme biraz daha yaklaştı. Nerede duracağını bilmiyordu. Sınırını bilmiyordu ve sınırını bilmediği her an, beni kendi yangınında küle çeviriyordu.
"Sana asla vurmam, sana dokunmam bile ama öyle bir noktaya getiririm ki seni, seni öldürmemi dilersin."
"Sen çok tehlikeli bir adamsın." Çenemi sıktım. Öyle öfkeliydim ki kelimeleri aklımda toparlayamıyordum bile. "Bunu biliyordum, tehlikeli olduğunu başından beri biliyordum ama... Ama bu kadarını beklemiyordum senden. Sen, bana anlatılan gibi değilmişsin; sen, bana anlatılandan betermişsin Barlas Karaman."
Yüzüme soğuk bir ifadeyle baktı ama cevap vermedi. Onun bu sessizliğini kullanarak komuşmaya devam ettim. "Peki..." Nefesimi kontrol etmeye çalışarak devam ettim sözüme. "Peki erkek olsaydım da aynı şeyi söyler miydin?"
"Asla." dedi tek seferde, keskin ve kesin bir sesle. "Eğer erkek olsaydın şu an benim ellerim kanlı, senin yüzün ise tanınmaz hâlde olurdu."
Gözlerim açıldı ve dehşetle yüzüne baktım. "Sen nasıl bir adamsın ya?!" dedim bağırarak. Ona sesimi yükseltiyor olmak ve onu kızdırmak beni kotkutmuyordu. O tehlikeliydi ama benim öfkem, onun tehlikesinde yanmayı göze aldıracak kadar bürümüştü gözümü.
"Git tedavi ol! Sadist, narsist, ruh hastası herif!"
Güldü alayla. "iltifatların için teşekkür ederim Rima Akalay."
Ardından bu muhabbetten sıkılmış ve bu lafın sonunu getirmek ister gibi devam etti konuşmaya. "Uzun lafın kısası; senin benim hakkımda planlar yaptığın gün, ben seni kendime tutsak etmeyi çoktan kafaya koymuştum. Çünkü yeryüzünde hiç kimse, beni ihbar edecek kadar cesur olamazdı."
Dudaklarım kıvrıldı ve keyifle baktım yüzüne. "Cesaretli insanları sevmiyorsun anlaşılan, Barlas Karaman. Sana korkaklar lazım."
Güldü alayla. "Sen zaten yanımdasın."
Yüzümdeki keyifli ifade bir anda silindi ve bağırmaya başladım. "Sen bana korkak diyemezsin!"
Ama o, benim bu bağırışımdan zerre kadar etkilenmeyip soğuk bir tavırla yüzüme bakmaya devam etti. "Bir korkak gibi kaçan sen değil miydin Rima Akalay?"
"Kendimi senin elinden kurtarmaya çalışıyordum!"
"Amacın ne olursa olsun kalıp savaşmalıydın. Ama sen bir korkak gibi kaçtın."
"Sen de bir korkaksın o zaman! Elimi ayağımı bağladın!"
"Kaçmaman için ufak bir önlem bu. Kalıp savaşmayı seçseydin ellerin böyle bağlı kalmazdı."
"Kalıp savaşsaydım bu adil bir savaş olmazdı."
Yüzünde verdiğim bu cevaptan hoşnut olmuş bir ifade belirdi. Bütün soğukluğuna rağmen bu bakışı ayırt edebilmiştim gözlerinden. "Benim üstünlüğümü kabul ediyorsun yani Rima Akalay?"
"Sana dair hiçbir şeyi kabul etmiyorum Barlas Karaman!" Onu sinirlendireceğimi bile bile ve bunu içten içe isteyerek devam ettim cümleme. "Canavar olman dışında."
Barlas'ın yüzündeki gülümseme 'canavar' lafını duyduktan sonra aniden silindi. Kaşları derin bir şekilde çatılırken "Sakın bana..." diye girdi söze onda daha önce hiç görmediğim kadar büyük bir öfkeyle. "Sakın bana bir daha canavar deme!"
Bu sefer gülme sırası bendeydi. "Olduğun şeyi kabul etmelisin Barlas Karaman."
Gözleri sanki yangın yeriydi. Öfkenin binbir tonuyla bakıyordu yüzüme. "Sen korkak olduğunu kabul ettin mi Rima Akalay?"
Bu sorusunu duymak, yüzümdeki gülümsemeyi bir bıçak gibi sildi. "Ben," dedim dişlerimin arasından tıslayarak. "Belki birçok şey olabilirim ama asla," Başım dikleşti hiddetle. "Asla korkak değilim!"
"Neyse ne." Bu konuyu derhal kapatmak ister gibi kasvetli bir sesle konuştu ve devam etti. "Şimdi itiraf etme sırası sende." Gözlerime, beni kül etmek ister gibi baktı. "Benden neden nefret ediyorsun, söyle."
"Hayır." dedim keskin bir sesle.
Söylemeyecektim ona. Alper'i sen öldürdün demeyecektim, bunu söylemeyecektim. Şayet ona bunu söylersem beni buradan gönderirdi ve bir daha asla yanına yaklaştırmazdı. Ve ben, intikamımı ondan alamazdım.
İntikamımı almak için kendimi, ilmek ilmek işlemem gerekiyordu onun hayatına. Benim kim olduğumu ve ne uğruna burada olduğumu bilmeyecekti, bilmemesi gerekiyordu. İsterse sicilinin ortaya dökecek, hakkımda her şeyi öğrenecek kadar güçlü bir adamdı ama Alper'le üvey kardeş olduğumu ortaya dökemezdi. Çünkü bu hiç kayıtlara geçmemişti.
"Seninle bir anlaşma yapmıştık Rima Akalay." Ona, onu neden öldürmek istediğimi söyleyececeğim deyip de söylememiş olmam onu sinirlenmişti. Bu hem sesinden hem de mahali yangın yeri gibi bana bakan gözlerinden belliydi. Ama umurumda değildi. Sinirlensjn istiyordum. Alper'i öldürüp de bana yaşattıklarını o da yaşasın istiyordum.
Onu daha da sinirlendirmek istercesine omuz silktim. "Anlaşmalar umurumda değil. Sana söz vermedim ve sözünü vermediğim bir şeyi tutmam." Yüzümde onun sinirini daha da bozmak isteyen bir gülümseme belirdi. "Bana inanmamayı öğrenmelisin Barlas Aslan Karaman."
"Öyle mi?" dedi bağlı kalmış ellerimi işaret ederken. "Öyleyse bana yalan söyleyemeceğini öğrenene kadar böyle kal Rima Akalay."
Ardından arkasına dönüp ilerlemeye başladı. Ciddi ciddi beni bu halde bırakıp gidiyordu!
"Hey!" dedim arkasından bağırarak. "Nereye gidiyorsun? Beni burada mı bırakacaksın? Hey! Gelsene!"
Yüzünü kısa bir anlığına bana çevirdi. "Sen bana dürüst olana kadar, burada kalmaya devam edeceksin."
"Seni öldürürüm." diye tısladım öfkeyle.
Elimdeki ve ayaklarımdaki iplere bakıp alayla güldü yüzüme. "Bu hâlinle bunu yapman pek mümkün gibi durmuyor."
Alanen dalga geçiyordu ve bunu öyle iyi yapıyordu ki beni deliye çevirmeyi bir şekilde başarıyordu.
"Kalbin yok senin!" diye bağırdım hiddetle. "Tehlikeli, kötü kalpli, acımasız herifin tekisin sen Barlas Karaman!"
"Sana yeterince tahammül gösterdiğimi düşünüyorum. Başkası olsa karşımda nefes alıyor olmazdı."
Başka bir şey söylememe izin vermeden kapıyı açtı. "İyi geceler Rima Akalay."
Tam kapıdan dışarı adımı atacaktı ki "Canavar!" diye bağırdım arkasından. Aslında küfür etmek istiyordum ona. Ağız dolusu hatta ağza alınmayacak küfürler dizmek istiyordum yüzüme ama kendimi güçlükle de olsa dizginliyordum. Çünkü ona canavar demem, küfürden bile daha derin bir emare bırakıyordu yüzünde. Deliriyordu sanki, ona canavar demem onu delirtiyordu. Geçmişte bu kelimeye dair bir yarası olmalıydı. Ne olursa olsun, umurumda değildi. Canını acıtmak istiyordum. Canını öyle yakmak istiyordum ki nefes dahi alamasın, içinde öyle bir boşluk yaratayım yerine ne koyarsa koysun dolduramasın...
Tam bir adım daha atıyordu ki "Canavarsın!" dedim bir kez daha; bu sefer daha yüksek bir tonda bağırıyordum, acımasız bir sesle üstelik. "Canavarsın sen! Canavar bir adamsın! Canavarlaşmışsın!"
Arkasını dönüp gidecekken adımları bir anda durdu ve yüzünü bana çevirdi. O an bana öyle bir baktı ki öldürecek sandım.
Doğru tahmin etmiştim. Bu kelime onda yara bırakıyordu. Canavar kelimesini sevmiyordu hatta ona böyle seslenmemden nefret ediyordu. Umurumda değildi. Acıyacaksa onun canı acısın, acı çeken ben olmaktan yoruldum çünkü. Bu saatten sonra onun canı yansın, gerekirse onun canı kül olsun ama bana ateş değmesin.
Hızla üstüme yürüneye başladı. "Eğer bana," dedi yüzünde daha önce görmediğim kadar büyük bir öfkeyle. Ardından hızlı bir refleksle alnıma silahıni doğrulttu. "Eğer bana bir daha o kelimeyle hitap edersen, bu tetiği çekerim." Çenemi sertçe kavradı. "Duydun mu beni?"
Alnımda silahın soğuk namlusu vardı. Ölüme ya bir ya iki adımım kalmıştı ama almak istediğim o intikam, her şeyden baskındı.
Korkmuyordum. Korkmayacaktım. Alper'i kaybettiğim günden beri kaybedecek hiçbir şeyim kalmamıştı. Canım dışında. O da benden gidebilirdi çünkü canımın bir parçası Alper yokken canımın tamamı olsa ne olurdu?
"Sen bir insanın başına gelebilecek en kötü şeysin. Kalbin yok. Sevgin yok. Seni seven de yoktur eminim." Güldüm alayla. "Sana gerçeği söylediğim için bana kızsan da umurumda değil." Ardından başımı dikleştirdim ve beni öldüreceğini bile bile son sözümü söyledim:
"Sen bir canavarsın Barlas Karaman."