Acı. Öyle keskin bir acı ki sanki bedenim alev alıyordu. Hatırlayamadığım birkaç şey sayıkladım ama ne sayıkladığım belli olmuyordu. Sanki korkunç bir kabusun içindeydim ve aldığın her nefes içime batıyordu. Sonra bir anda, dehşet içinde açtım gözlerimi.
Ve karşımda, kabusun ta kendisini gördüm:
Barlas Aslan Karaman.
"Demek uyandın Rima Akalay." Güldü alayla. "Bir an hep böyle kalacaksın sandım."
Gözlerimi kısıp öfkeyle yüzüne baktım. "Neredeyim? Nasıl buraya geldim?" diye tısladım dişlerimin arasından. "Sen bana ne yaptın Barlas Karaman?" Bu sefer bağırıyordum.
Bilincim yavaş yavaş toparlanırken ve aklıma birer birer yaşananlar dolarken o an yeni yeni fark ediyordum bir sandalyaye sert bir şekilde bağlı olduğumu. Kendimi kurtarmak için ellerimi ve ayaklarımı hızlı ve güçlü bir şekilde oynatmaya çalıştım ama öyle sert bağlamışlardı ki değil kendimi çözebilmek, beni bağladıkları ipi bir milim dahi yerinden oynamıyordu.
Bu sefer çok daha büyük bir öfkeyle ona bakıp hiddetle bağırmaya başladım. "Hemen," dedim dişlerimin arasından tıslayarak. "Hemen beni çöz!"
"Emredersin." Alayla gülümseyip başını salladı. "Başka bir istediğin var mı?"
Kaşlarımı çattım. "Sen benimle dalga mı geçiyorsun?!"
"Evet." dedi gayet rahat bir tavırla.
"Barlas Karaman!" Bağırıyordum hâlâ. "Beni hemen çöz!"
"İlk defa biri bana bağırma cürretini gösterebiliyor." Gülümsemesi hızla silinirken sırtını geriye yaslayıp ellerini, sanki bir şey düşünüyormuş gibi kirli sakallarında gezdirmeye başladı. "Ve işin daha da ilginç tarafı, bu kişi karşımda elleri kolları bağlı bir şekilde duruyor."
Takdir ettim doğrusu. Sen cesur bir kadınsın Rima Akalay.
Bana Rima deme! Benim ismim Aleda!
Ben sana nasıl istersem öyle hitap ederim.
Kimsin ya sen? Kimsin sen?!
"Akif!" diye seslendiği an anında bir adam belirdi kapının önünde. Ellerini önünde kavuşturup Barlas'ın önünde saygıyla eğildi.
"Buyur Patron. Emret ne istersen yapayım."
"Rima benim kim olduğumu merak ediyor. Sen anlat ona Akif, kimim ben?"
Alanen dalga geçiyordu.
"Sen," dedi Akif denen adam, başını bir anda dikleştirerek. "Sen bu alemi dize getiren kişisin Patron."
Barlas Karaman, duyduğu cevaptan hoşnut bir şekilde gözlerini Akif'ten çekip bana çevirdi. "Şimdi anladın mı Rima Akalay, kimmişim ben?"
"Değil bu alemin," diye bağırdım öfkeyle. "İstersen ebediyetin hâkimi ol! Bana ahkam kesemezsin! Ben sana diz çökmem. Sen bana sözünü geçiremezsin."
"Patron." Akif dehşetle bana baktı. "Ne diyor bu kadın?"
Barlas Karaman ise alayla gülüyordu. "Sen ona bakma Akif. Kafasına darbe aldığı için saçmalıyor."
"Nefret ediyorum senden!" diye tısladım dişlerimin arasından. "Buradan bir kurtulayım ilk vazifem, yarım bıraktığım işi tamamlayıp seni öldürmek olacak!"
"Patron!" dedi Akif, bu sefer daha büyük bir dehşet içindeydi. "Bu kadın nasıl bötle konuşabiliyor seninle?"
"Darbe etkisi onda cesaret yarattı herhâlde." Gözlerime alaycı bir ifadeyle baktı. "Merak etme, düzelir birazdan."
"Hayır, ona inanma." dedim başımı Akif'e çevirerek. Neyse ki bu ruh hastaları başımı da bağlamamıştı. "Siz aptallar benim başıma taşla vurmadan önce de ben böyleydim. Hatta hatırladığım kadarıyla en son patronunuza bıçak çekiyordum da patroncuğunuza bir şey olur korkusuyla saldırdınız bana. İyi hamle aferin size. Başarılı korumalarsınız ama onu benden koruyamayacaksınız."
Barlas Karaman'ın yüzünde alaycı gülümseme benim bu sözlerimden sonra daha sa genişledi. "Hem bu kadar güçlü hem bu kadar saf olmayı nasıl beceriyorsun sen?" Ardından gülümsemedi keskin bir şekilde aniden silindi. "Sen gerçekten bana zarar verebileceğini düşündün mü?"
Bu sefer de benim yüzümde alaycı bir gülümseme belirdi ve başımla onun elindeki yarayı işaret ettim. Ona çektiğim bıçağın, beni durdurmak için keskin tarafını tutmaya çalışırken teni kesilmiş ve esmer teninde derin bir yara oluşmuştu. "Yarana bakılırsa anlaşılan zarar vermeyi başarmışım."
"İzin verdim çünkü sana."
Öfkeyle kaşlarımı çattım ve tam ağzımı açacaktım ki benden önce söze girip beni susturdu. Ama bu sefer bana değil, Akif'e konuşuyordu.
"Akif, Rima'nın kafasına taşla vuran kişi kimdi?"
"Yusuf vurdu usta."
"Bana hemen onu çağır." dedi emreden bir ses tonuyla.
Akif başını eğdi, ardından "Emredersin usta." deyip hızla ayrıldı salondan.
Akif gidince başımı hızla ona çevirdim. "Nesin sen kral falan mısın? Adamlar utanmasa önünde diz çökecek sana olan korkularından." Nefretle baktın yüzüne. "Canavar seni."
Bıkkın bir nefes verdi, bakışları öfkeliydi. Anlaşılan ona 'Canavar' demem hoşuna gitmemişti. "Sen hiç susmaz mısın?"
"Mevzu sensen asla!"
"Eğer kendi susturma yöntemlerimi senin üzerinde denenemi istemiyorsan o sesinin ayarını kontrol et."
"Denesene." dedim bilerek üstüne giderken. "Kendi susturma yöntemlerini üstümde desene!" Güldüm alayla ve ardından "Hadi!" diye bağırdım yüzüne. "Hadi, ne durduruyor seni?!"
Dudaklarından bir kez daha bıkkın ve sabır dileyen bir nefes sesi yükseldiğinde Akif denen izbandut koruma ile birlikte Yusuf denen şahıs girdi. "Beni emretmişsin, buyur usta."
Bu ses bana tanıdık geliyordu. Dün kafama darbe almadan önce bağıran kişiydi bu.
"Bu!" dedim öfkeyle bağırarak. "Başıma taşla vuran kişi bu!" Yerimden kalkamayacağımı bilsem de sandalyenin üzerinde debelenip ayağımı art arda sertçe yere vurdum. "Senin yüzünden bayıldım ben aptal herif! Sen ne cürretle başıma taş atarsın? Dua et elim kolum bağlı eğer olmasaydı tek yumrukta bana attığın o taşın iki katı canını acıtarak bayıltırdım seni!"
Barlas Karaman, bu tepkim üzerine çaktırmadan gülse de ardından yüz ifadesini tekrar o soğuk, sert ve ait olduğu karaktere dönüştürdü. "Ben de onu buraya onun için çağırdım zaten." dedi ve bir bacağını, diğerinin üstüne dik gelecek şekilde koydu. "Yusuf benim sert kurallarım var ve bunu size her defasında söylerim. Bunlardan biri de neydi hatırlıyor musun?"
Sesi öyle soğuk ve ürperticiydi ki içimde tuhaf bir irkilme hissettim.
"Neydi usta?" dedi Yusuf başını korkuyla öne eğerken. Bu adamdan o kadar çok korkuyorlardı ki onun karşısında ağızlarını açıp tek kelime ederken bile on kere düşünüyorlardı. Nasıl bir adamsın sen Barlas Karaman?
"Kural bir!" diye bağırdı hiddetle. "Ne olursa olsun, bir kadına asla vurulmayacak."
"Ama usta sana bıçak çekiyordu-"
Sözünü kesti. "Orası benim meselem, sen buna karışamazsın! Ama sınırını aştın Yusuf! En katı kurallarımdan biriydi bu, ne olursa olsun bir kadına vurulmayacak demiştim!"
Yusuf üzüntüyle başını salladı. "Haklısın usta. Benim hatam. Onun sana bıçak çektiğini görünce-"
Tekrar sözünü kesti. "Sebepler beni ilgilendirmez." İşaret parmağıyla kapıyı işaret etti. "Kovuldun."
"Ne?"
"Ne?"
Akif ile Yusuf bu soruyu dehşetle sorarken bu paradoksa ben de katılıp "Ne?" dedim onlarla aynı anda.
"Ne duyduysanız o." Sesi soğuk ve kasvetliydi.
Şaşkınlıktan kimseden ses çıkmadı o an. Barlas Karaman ise her zamanki kasvetinden ve soğukluğundan sessizdi. Üstünden birkaç saniye ya geçti ya geçmedi, Barlas yine aynı soğuklukta bakışlarını korumalara çevirip "Kapıyı kapatın ve dışarı çıkın." dedi.
İkisi de aynı anda kapıdan çıkarken Yusuf'un ağzından kovulmakla alakalı tek bir söz dahi çıkmadı. Barlas Karaman'ın dudaklarından düşen her cümle hatta her kelime onlar için bir emirdi. Sorgulayamazlardı, itiraz edemezlerdi, Barlas Karaman ne derse herkes onu yapmak zorundaydı.
"Nasıl bir adamsın ya sen?" dedim inanamayarak. İç içe geçmiş onlarca duygu arasında öfkem baskın gelince istemsizce kaşlarımı çattım. "Sen böyle kafana göre herkesi kovar mısın?"
"Sence bu kafama göre bir sebep mi?" O da kaşlarını çattı. "Üstelik darbeyi yiyen kişi de sensin."
"Evet, darbeyi yiyen ben olduğum için olayı biraz büyütmüş olabilirim; kabul." dedim kendimden beklemediğim bir sakinlikle. "Fakat o adam bunu seni korumak için yaptı. Ona zarar verecek, onunla kavga edecek kişi benim. Seni koruyan birini neden kovuyorsun?" Saniyelik bir es verip kimsenin konuşmasına izin vermeden devam ettim. "Üstelik de ben senin düşmanınım. Onu, seni kurtardığı için tebrik etmen lazımken bana vurduğu için onu kovuyorsun."
"Kendi ağzınla söylüyorsun," Sinirlenmişti. "Sana vurdu!"
"Ama seni kurtarmak için yaptı bunu."
"Eğer vurduğu kişi kadın değil de erkek olsaydı ne yapacaktın?"
Başını salladı olumsuz anlamda. "Kovmazdım."
"Güldürme beni. Sen kadınlara değer veriyor olamazsın!"
Ayağa kalktı ve karşımda durdu. Ona bakmak için kafamı kaldırmak zorunda kaldığımda işaret parmağını bana doğrultmuştu. "Eğer öyle olmasaydım Rima Akalay, şu an sen karşımda nefes alıyor olmazdın."
Neden yapıyorsun bunu Barlas Karaman? Neden beni böyle bir ateşin ortasında cayır cayır yakıyorsun?
"Gerçekten mi?" dedim hiddetle. "Tam sebep bu olamaz. Bana doğruyu söyle, onu neden kovdun?"
"Çünkü benim olana kimse zarar veremez." Yüzüme yaklaştı. Nefesi yüzüme değdiği an, tenimi cayır cayır yaktı. "Ve sen Aleda Rima Akalay... Sen artık benimsin."