Bir his.
İçimde fırtınalar koparan, kalbimi oyup geçen sarsıntılı bir his. Dehşetten beter, ölümü andıran bir his.
Tehlike. Ateş rengi gözlerinden bana bakan tek ifade. Karanlık bir ateş olduğunu bağırıyor sanki yüzüme. Ölüm gibi bakıyor. Öldürmüyor ama ölmekten beter ediyor.
"Adımı..." dedim fısıltıyla. Sesim sanki çıkmıyordu. "Adımı nereden biliyorsun?"
Bana bakan gözlerinde alaycı bir ifade belirdi. Sonra bu alaycı ifadesi gittikçe yayıldı, dudaklarına sıçradı. Alayla güldü yüzüme. "Ben her şeyi bilirim, Rima."
Ardından yavaşça eğildi kulağıma doğru. Bana yaklaşması, cayır cayır yanan bir ateşe dokunmak gibiydi. 'Bana yaklaşma!' diyerek bağırmak istiyordum ona ama dudaklarım kıpırdamadı.
"Senin beni polise ihbar etmek istediğini de biliyorum," dediği an bir ürperti yayıldı ensemden aşağı. Ve o, benim bu ürperişimden haberdârmış gibi keyiflenmiş bir sesle devam etti cümlesine. "Senin beni öldürmek istediğini de biliyorum."
"Sen..." Yutkundum. Bakışlarımda öfke vardı, içimdeki yangını gizliyordum. "Nasıl?" diye sordum verecebileceğim tepkiyi unutmuştum. Aklım durmuştu. Aklım sanki çalışmıyordu. Ne oldu bana? Ne oldu? Bilmiyorum. Lanet olsun, bilmiyorum!
"Aleda Rima Akalay..." dedi yüzündeki alaycı gülümsemeyi sürdürerek. "Ne kadar güçlü bir ceylan olursan ol, aslanla baş edemezsin."
"Seni," diye fısıldadım nefretle. Öfkeden titreyen ellerimden beklenmedik bir hızla belime yerleştirdiğim silahı çıkardım ve göğsünün ortasına doğrulttum. "Seni öldürürüm!"
"Yapamazsın." dedi yüzündeki keyifli gülümseme genişlerken.
"Ne?" Dehşetle baktım yüzüne. "Ne saçmalıyorsun?!" Silahı daha sert bastırdım. "Seni öldüremem öyle mi?" Alayla güldüm yüzüme. "İnan bana seni öldürmek, tetiği tek çekişime bakar."
"Yapamazsın." dedi bir kez daha, hâla gülüyordu.
Ona silah doğrultan, onu öldürmek isteyen birinden bile zerre korkmuyordu. Hatta ona doğrultulmuş bir silaha rağmen hâlâ gülebiliyordu. Nasıl bir adamdı ya bu? Nasıl bir adamsın sen Barlas Karaman da sana silah doğrultan birini bile ciddiye almıyorsun?
Çenemi sıktım, başım dikleşti öfkeyle. Ardından "Neden?!" dedim hiddetle. "Seni neden öldüremezmişim?"
"Çünkü Rima," diye fısıldadı yüzüme. "Nereden vuracağını bilmiyorsun." Bileğimden kavradı elimi ve hafifçe sağa yaklaştırdı. "Buradan, kalbimin tam üstünden vuracaksın. Ama tek kurşun yetmez çünkü kalbi koruyan kaburgalar var. Art arda ateş etmen lazım. Karşındakinin nefesini kesene kadar, karşımdaki gözler kapanana kadar durmayacaksın. Ve ellerin bir kez olsun titremeyecek." Bileğimi daha sert avuçladı. "Ama senin ellerin titriyor Rima Akalay."
"Sen..." diyebildim sadece. Artık zihnimdeki hiçbir kelime, onu anlatmaya yetmiyordu. Sen, diyebilmiştim ona ama devamı yoktu.
"Yetmez. Bütün bunları bilsen bile hâlâ beni vuramazsın. Çünkü birini vuracaksan; vuracağın yere değil, karşındakinin gözlerinin tam içine bakacaksın." Çenemi kavradı ve başımı kaldırıp ona bakmamı sağladı. "Ama sen gözlerini benden kaçırıyorsun Rima Akalay."
Sen... Nasıl bir adamsın sen Barlas Karaman? Sen... Beni mahvettiğinij farkında değil misin? Tutuştuğumu görmüyorsun, nasıl bir acı ve öfke içinde kıvrandığımın farkında bile değilsin. Yanıyorum ve sen... Sen bir kibrit de sen atıyorsun alevlerime. Yapma. Zaten yanmışım, beni bir kez daha yakma.
"Öldürürüm. Gözlerine bakmasam da öldürürüm. Ellerim titrer, gerekirse seni titreyen ellerimle öldürürüm. Ama yaparım. Öldürürüm seni Barlas Karaman."
Tetiği çektim ve ateş ettim.
Bir saniye düşünmeden yaptım bunu. Gözlerine bakmadım, ellerim titremeye devam etti ama her şeye rağmen o tetiğe bastım.
Ama ateş etmedi.
Silah ateş etmedi!
Bu silahı bana Lider vermişti. Silahım var dememe rağmen bu en iyi silah diyerek zorla elime tutuşturmuştu.
Aptal Lider! Bu bana ikinci ihanetindi.
"Ne oldu?" dedi alayla. "Yoksa silahın ateş etmedi mi?"
"Sus!" diye bir çığlık infilak etti dudaklarımdan. Kendimde değildim, yemin ederim kendimde değildim. Öyle bir öfkeydi ki bu hissettiğim sanki beni kırk yerimden bıçaklıyordu.
Elimdeki silahı sertçe yere fırlattım. Zeminden büyük bir gürültü koptuğunda kulağımı çınlatan bu gürültüyü umursamadan onu karnından ittirdim. Kontrol edemiyordum; kendimi, aklımı, hareketlerimi, hiçbir şeyi... Kontrolü kaybetmiş gibi bir öfke vardı içimde. Hayatımda bundan daha büyük bir öfke yaşadığımı hatırlamıyordum.
"Sen nasıl bir adamsın ya? Nasıl bir adamsın sen? Böylesine acımasız, böylesine güçlü ve böylesine tehlikeli."
Art arda ona isabet ettirdiğim darbelerim çok güçlüydü ama o sanki demirdendi. Etkilenmiyordu, onun canı sanki hiç acımıyordu ve her vuruşumda ben zarar görüyordum, ellerim alev alır gibi yanıyordu. Ona vuran bendim ama benim canım acıyordu.
Tam ona bir kez daha vuracaktım ki bileklerimden sertçe kavradı beni ve üstüme yürümeye başladı. Geri adım atmazdım asla ama öyle bir bakıyordu ki gözleri ayaklarım, cesaretimin önüne geçti ve geriye doğru adımlamaya başladım. Korkmuyordum ondan. Ama bana öyle bir bakıyordu ki... Ölüm gibi. Hatta ölümden betermiş gibi. Tehlikeli. Çok tehlikeli.
Sonunda beni köşeye sıkıştırdığında ellerini tırın metal duvarına yaslayarak beni arasına aldı. Yüzüme yaklaştı. Sınırını bilmiyordu, nerede duracağını bilmiyordum sanki bütün sınırlar sadece onundu, her şeyi o belirliyordu; çok tehlikeli bir yangındı ve yaklaştıkça yaklaşıyordu. Geride küllerin esamesini bırakmamaya yemin etmiş gibi yaklaşıyordu.
"Yeryüzünde bana vurma cürretini gösteren ilk ve tek insansın Rima Akalay. Tebrik ederim. Ama cesaretin fazlası zarar ve senin cesaretinin fazlası ölümü çağırıyor." diye fısıldadı yüzüme. Dudaklarıyla yüzüm arasında bir santimlik bir mesafe vardı. Elimi, elinin arasına alıp duvara yasladı ve beni iyice köşeye sıkıştırdı. "Aslana meydan okumaya çalışan bir ceylan gibisin. Ama artık çok geç çünkü şimdi aslanın pençesindesin."
"Hayır, yanılıyorsun. Çünkü ben," dedim ona meydan okuyan bir tavırla başımı dikleştirerek. "Asla pes etmedim, etmem. Beni bir yangın durduramaz çünkü o yangın benim. Beni bir fırtına durduramaz çünkü o fırtına benim. Beni karanlık durduramaz çünkü o karanlık benim." İşaret parmağımı sertçe çarptım göğsüne. "Beni sen durduramazsın çünkü mevzu kötülükse ben senden beterim."
"Kibrinin karşılığını veremediğin sürece ne söylersen söyle Rima, sen artık aslanın pençesindesin."
"Bana Rima deme!" dedim öfkeyle. "Benim ismim Aleda."
Aleda Rima Akalay.
"Rima, dişi ceylan yavrusu demek." Güldü alayla. Biraz daha yaklaştı yüzüme ve beni biraz daha köşeye sıkıştırdı. "Yavru ceylan, Aslan'ın pençesinde şimdi." Nefesi bir ateş gibi yüzüme değdi ve son sözünü söyledi: "Senin hikayen burada bitti Rima."
İçimde fırtınalar koparıyordu. Beni böylesine etkilemesine izin vermemeliydim ama bir şekilde beni tuzağına çekiyordu. Beni mahvediyordu. Ama hayır, ne yapmaya çalıştığını biliyorum Barlas Karaman. Buna izin vermeyeceğim.
"Senin bitti demen hiçbir şeyi değiştirmez." Başımı dikleştirdim hınçla. "Çünkü ben bitti demeden bitmez."
"Çoktan bitti." Gül kurusu dudaklarını süsleyen o alaycı gülümsemesi genişledi. "Yolun sonundasın."
Öfke. Kontrol edemeyeceğim kadar büyük bir öfke ve bir kırılma noktası. Yolun sonundaymış gibi hissettiren bir kırılma noktası. Yolun başında dikenlerle yürüdüğüm yolda, yolun sonunda kanlar içindeydim. Eğer burada durursam ölecektim ama devam edersem kurtulma şansım vardı. Onun eline düşmek, hiç şüphesiz bana verilecek en kötü cezaydı.
Öfkeyle ittim onu. Öyle bir öfkeyle, öyle bir hınçla, öyle bir şiddetle itmiştim ki sanki etten kemikten değil de demirdenmiş gibi bir heybetle duran adam, bu öfkem karşısında geri çekildi.
Bir saniye. Belki daha az. Onun elinden kurtulmam için bir saniyelik bir mühletim vardı ve onu kullanmıştım. Öyle bir hızla koşmaya başladım ki beni elinden saniyeler içinde kaçırdı. Tırın bir buçuk metrelik olan yerden yüksekliğinden hızla attım kendimi yere ve son gücümle koşmaya devam ettim.
Sonra bir bağırış duydum arkamdan. Adamlarına sesleniyordu. "Hiçbir yere gidemez! Çabuk yakalayın onu!"
Bağırışını duyduğum an ensemden aşağı bir irkilme hissi yayıldı bedenime. Ormanda yankılanacak kadar güçlü ve iç ürpertecek kadar tehditkâr bir sesi vardı. Bu adam baştan aşağı tehlike doluydu, her şeyiyle karanlıktı, her şeyiyle yangındı. Durduramıyordum. Ona karşı gelmek bir fırtınanın ortasında dik durmaya çalışmak gibiydi.
Derin bir nefes sesi döküldü dudaklarımdan ve etrafa baktım. Orman ıssızdı. Eğer içine girersem beni yakalayamazlardı. Tam tekrar koşmaya başlayacaktım ki güçlü bir kol beni kavrayıp sertçe kendine doğru çekti.
"Sen benden kaçabileceğini mı sanıyorsun?"
Onun sesi.
Onun kokusu.
Oydu. Bulmuştu.
"Nasıl?" diye bağırdım öfkeyle.
"Cehennemin öbür ucuna da gitsen bulurum seni Rima."
"Cehennemin öbür ucuna gitmeme gerek yok çünkü cehennem zaten tam karşımda duruyor. Cehennem sensin Barlas Karaman. Benim cehennemim sensin."
Göğsüm aldığım sık nefesler yüzünden hiddetle inip kalkarken ani bir refleksle cebimden bıçağı çıkartıp boynuna doğrulttum. "O zaman şimdi, benim yarım bıraktığım işi bitirme zamanı Barlas Aslan Karaman."
Bıçağı tam boynuna bastıracaktım ki bıçağın keskin tarafını eliyle sertçe kavradı. Elinden kan damlama başladığında "Patron!" diye bir ses duydum arkamdan.
Ve sonra; arkamda, yüzünü göremediğim kişi tarafında başıma öyle sert bir darbe yedim ki elim ayağım çekilmiş gibi bir güçsüzlük yaşadım. Kırarcasına bir güçle elimde tuttuğum bıçak bir anda elimden kayıp düştü, birkaç saniye içinde gözlerim karardı.
Gözlerimi kapattığım an, dengemi kaybedip yere kapaklanacaktım ki onun güçlü kolları, beni bir tüy gibi kavrayıp kucakladı.
Ve kulağıma fısıldadığı o son cümle...
"Bu saatten sonra hiçbir güç seni elimden alamaz Rima Akalay. Çünkü sen artık benimsin."