Aşktın sen, çimene düşmüş ışık,
Ağrıda gizli sözümdün.
Bu yüzden parçalanarak yaşlanıyorum ben
Bu yüzsüz çağda, sen içimde duruyorsun büsbütün.
Birhan Keskin
***
Asansörden indiğinde derin bir nefes alarak adımlarını annesinin ofisinin olduğu tarafa yönlendirdi İz. Ne o ne de babası, çıkan haberler hakkında bir şey söylemişti; yalnızca Ebru'yla - menajeri oluyordu - kısa bir telefon konuşması yapmıştı ama yine de buraya gelip asayişi ne durumda olduğunu görmek istemişti. Onu görür görmez birbirine yanaşıp fısıldamaya başlayan kaçamak bir bakış atarken yüzünde manidar bir gülümsemeyle ona yaklaşmasını bekleyen Süeda'ya döndü. Kadın kaşlarını, yüzünü dünyanın en tatlı ifadesi şekline sokmak istermiş gibi havalandırırken "Beyzadem," diyerek tezahürat yaptı. İz, kadının bu halini mazur gördüğünü anlatır biçimde başını omzuna doğru eğip baktıktan sonra aradaki mesafeyi hızlı adımlarla kapattı. "Hoş geldin."
"Sü," diye mırıldanırken dudağının yalnız bir kenarına musallat olan yarım gülüşü kıyılarında tutmak ister gibi dişlerini birbirine bastırdı. Beş çocuk da kadına bu şekilde seslenmeyi tercih ediyordu, Süeda'nın da bundan şikâyetçi olduğu söylenemezdi. İz, kadının gözlerindeki afacan pırıltıyı fark ettiğinde irileştirdiği gözleriyle uyarma ihtiyacı hissederek devam etti. "Lütfen..."
Süeda, adamın taklidini yapar gibi kocaman kocaman açtığı gözleriyle İz'e bakarken "Hiç bakma bana öyle, bir taneciğim," diyerek kendini savundu. Ardından gazetenin magazin sayfasını eline alarak İz'in suratına savurarak haberi gösterdi. "Yalnız kız çok güzel." Olduğu yerde yaylanarak sabırsızca dudaklarını yalayan adama bakarken göz ardı ettiği bir şeyi hatırlamış gibi kaşlarını çattı. "Gerçi senin kadınların hep güzel olur."
Duyduklarından sonra kaşlarını kaldırarak Süeda'ya baktı İz. Birincisi, Sare onun kadınlarından biri değildi. İkincisi, evet, Sare kesinlikle onun kadınlarından biri değildi. Başını annesinin ofisine doğru çevirirken umursamaz bir sesle cevap verdi. "Asparagas."
"Ama kız hakikaten çok güzel."
İz'in vereceği cevap, aralanan kapı nedeniyle dudaklarında asılı kaldı. Dilara araladığı kapıdan başını uzatarak "Sü," diye seslendiği sırada adam, kızın gerçekten çok güzel olduğunu düşünüyordu. Evet, belki onun güzellik anlayışıyla uzaktan yakından alakası yoktu - kesinlikle yoktu - ama bu, Sare'nin güzel olmadığı anlamına gelmiyordu. Aksine, kızın neredeyse kusursuza yakın, bebeksi bir yüzü vardı. Yine de bu, istediği zaman son derece çekici ve tehlikeli bir hale bürünmesine engel değildi. Kanatlarının altında, cehennemden getirdiği taşları saklar gibi bir hali vardı ve İz, bu durumun hoşuna gitmediğini söyleyemezdi. Annesinin "Oğlumu azat etmeyi düşünüyor musun?" diye soran sesi geriden kulaklarına ulaştığında dikkatini toplamak için gözlerini birkaç kez kırpıştırmak zorunda kalmıştı.
Süeda'nın elini bir zarif bir şekilde uzatarak izin verdiğini işitti. "Senindir."
Annesinin ofisinden içeri girdiğinde masanın önündeki deri koltuklara kendini bırakarak rahatça gövdesini öne itti adam, bu hali kesinlikle Giz'i andırıyordu. Bakışlarını çevirerek sessizce annesinin bir şey söylemesini beklemeye başladı. Kadın önündeki dosyayı kapattıktan sonra ciddiyetle bakışlarını kaldırarak derin bir nefes aldı. İz onun ajansına bağlı bir menajerle çalışıyor olsa da bu işi bizzat yapmadığı için memnuniyet duyuyordu. Babasıyla zamanında yeterince uğraşmıştı, şimdi bir de oğluyla uğraşmak bünyesine ağır gelebilirdi. İz'e kaçamak bir bakış atarken ellerini masanın üzerinden birleştirerek "Bilmem gereken bir şey var mı?" diye sordu.
İz dudaklarını umursamazca bükerek karşılık verdi. Alt tarafı basit bir magazin haberiydi, adı büyük bir skandala karışmamıştı. Gündüz vakti, herkesin gidebileceği mekâna gitmiş, orada güzel ve genç bir kadınla biraz sohbet etmişti. Bunda bu kadar abartılacak bir şey olduğunu düşünmüyordu. O da Sare de bekâr insanlardı sonuçta, bir araya gelmelerinde ne gibi bir sakınca olabilirdi? İz, geçen gün kızın ona verdiği cevaptan sonra bir sevgilisi olmadığına neredeyse emindi. Onu sürekli bu tarz yerlerde, yanında biriyle görmeye alışık olmadığı için magazin basınının buna biraz fazla tepki verdiğini düşünüyordu. Bir süre magazinciler tarafından takip edilebilir ya da hayranları tarafından sıkıştırılabilirdi ama tüm bunlar Sare'nin baş edemeyeceği şeyler değildi; eğer öyle olsaydı kızın, oraya gelmemek için de bir yol bulabileceğine emindi. Gülümseyerek başını iki yana sallarken bakışlarını annesine kaldırdı. "No por ahora."* Şimdilik yok.
Dilara'nın kaşları şaşkınlıkla havalandı. "Şimdilik?"
İz dudaklarını ısırırken sabırsızca gözlerini devirdi. "Anneciğim, ne dememi bekliyorsun?" Kadının oturduğu yerde kıpırdanırken kaşlarını meydan okurcasına havalandırdığını fark ettiğinde gürültüyle iç çekerek anlatmaya başladı. Annesinin damarına basmak istemiyordu, hele de magazin sayfalarına manşet olmuşken. Bu durumu usta bir şekilde idare edip, İz'i meselenin dışında tutarak her şeyi halledeceğinden adı gibi emindi. İz'in de tek istediği buydu, bu tarz haberlerle uğraşmaktan sıkılmıştı. Sevde'yle ayrılalı en azından iki yıl olmuştu ama hala birileri, canları sıkıldıkça ikilinin bir araya geleceğine, birbirlerini sevmeye devam ettiklerine dair haberler yapıyordu. Eğer annesi olaya müdahil olmazsa bu haberlerin de uzamaya devam edeceğini biliyordu çünkü projesi nedeniyle Sare'yle görüşmeyi sürdürecekti ve onları bir arada gördükleri her an, herkesin aklına büyük puntolarla bugün okudukları haber gelecekti. "Kızın ismi Sare. Marmara Üniversitesi'nde, resim bölümünde okuyor. Geçen gün söyleyişiye gittiğimde tanıştık. Aramızda pek hoş bir konuşma geçmedi, hocası da bunu düzeltmek için proje konusu olarak beni seçmesini konusunda dayatınca..." Dilara'ya bakarken derin bir nefes alarak devam etti. "O gün de bu proje meselesini konuşuyorduk işte."
Dinlediklerini kısa bir süre zihninde tarttıktan sonra gözlerini şüpheyle kısarak uzunca bir süre oğluna baktıktan sonra cevabı çok iyi bilmesine rağmen sormadan edemedi Dilara. "Kızı oraya bilerek mi çağırdın? Çünkü kapıda paparazzi olduğunu biliyordun ve sen genelde öyle yerleri tercih etmezsin, İz."
Can yakıcı bir gülüş dudaklarını sararken dilini dişlerinin arasına alarak kaşlarını kaldırdı İz. "No voy a contestar eso."*Buna cevap vermeyeceğim.
Dilara başını eğerken gülümsemeden edemedi. "Bazen babana bu kadar benziyor olman, canımı sıkmıyor değil, Gece. Biliyor musun?"
İz başını geriye atarken kaşlarını çatarak annesine baktı. Bu sır değildi, pek çok konuda babasına benziyordu ama annesinin neden şimdi böyle söylediğine anlam verememişti. Göz göze gelmelerini sağladığında yüzüne sevimli bir ifade kondurarak gülümsedikten sonra başını yavaşça göğsüne doğru eğdi. "İspanyolca konuştuğum için mi?"
Kadın, yüzüne güzel bir gülümseme yerleştirerek kaşlarını kaldırdı. "Sınırlara riayet etmediğin için." Gülüşü, derin bir yankı halini alarak yüzünün çizgilerinde varlığını sürdürürken kendini düzeltmek istercesine yeniden konuştu. "Sınırlara, hiçbir şekilde riayet etmediğin için. Baban gibi pervasızsın. İnatçısın. Serserisin," dediğinde sesi, bunun kötü bir şey olmadığını anlatmak istercesine yumuşamıştı.
"Sana hayranım." Gülümseyerek ayağa kalktığında, uzanıp Dilara'nın ellerine derin bir öpücük kondurdu. "Babam gibi."
Aynı saatlerde Sare, bir mekânda Mevsim'le buluşmaya gidiyordu. Minivan Mercedes kafenin önünde durduğunda, kapısının açılmasını beklemeden aşağı indi. Onunla beraber inen adamlara bakarken gözlerini devirmeden edemedi. Bu dört adamı her gittiği yere beraberinde götürmek istemiyordu. Onların gözü sürekli üzerindeyken nasıl rahat hareket edebilirdi ki? Babasının, bunu bilerek yaptığına emindi. Sessizce iç çekerek yorgun göz kapaklarını araladı ve diğer üçü yokken de onun hem şoförü hem de koruması olana baktı. "Beni burada bekleyin."
"Sare Hanım, Göksel Bey yanınızdan ayrılmamamızı emretti."
Sare aldığı cevaba karşılık kaşlarını umutsuzca çatarak başka bir teklif sundu. "Bari hepiniz gelmeyin." Adamın gözünde ufak bir tereddüt gördüğünde, hiç duraksamadan konuşmaya devam etti. Onu ikna edebileceğini biliyordu. "Zaten içeride yabancı kimse yok. Mevsim'le buluşacağım. Yarım saat oturup kalkacağız. Bir şey yok."
"Peki, efendim."
Sabahtan beri duyduğu tek güzel şey buydu. Hafif bir gülümsemeyle başını salladıktan sonra girişe döndü. Babasının yanından ayrıldıktan sonra ne birini aramış ne de gelen mesajlara cevap yazmıştı. Sadece bir ara Gazel'in yanına gitmeyi düşünmüş ama sonra vazgeçmişti. Ne diyeceğini bilmiyordu, Gazel'i onun istediği gibi sevemediği için özür mü dilemeliydi? Adamın, haberin yalan olduğunu tahmin ettiğine emindi çünkü hayatına özel biri girecek olsaydı, onu ilk Ekin ve Gazel'le tanıştıracağını herkes biliyordu. Gazel'le tanıştırma meselesi, adamın ona karşı hislerini öğrendiği için gerçekleşmeyebilirdi ama Ekin'le mutlaka tanıştırırdı. Yine de onun neden kırıldığını anlayabiliyordu, bunun için ne yapması gerektiğini bilmiyordu sadece. Belki de oluruna bırakmalıydı. O çabaladıkça her şey üzerine üzerine geliyordu.
Mevsim'in yanına ulaştığında derin bir nefes alarak gülümsedi. Aslında sadece dudaklarını birbirine bastırarak gerilmelerine neden olmuştu ama bu kadarı için bile çabalaması gerekmişti. "Sare," diyerek ayaklandığında kıza sarılarak devam etti Mevsim. "Hoş geldin."
"Hoş buldum."
Karşılıklı oturduklarından gülümseyerek kızın elini tuttu Mevsim. Sare'nin, bu temasa, yani böyle sevgi dolu, yumuşak ve derin bir temasa ihtiyaç duyduğunu hissediyordu. Babası olacak o adam, yine tüm ışığını çekip almıştı kızdan; geriye sönmüş bir yıldız bir gibi köşelerinden ufalanmaya başlayan biçimsiz bir taş parçası bırakmıştı. Oysa Mevsim, Sare'nin dışarıdan içeriye koyulaşan gözlerindeki kahverengi ışığı seviyordu. Bu düşüncelerle sıcacık gülümseyerek sordu. "Nasılsın?"
"İyiyim," derken fazlasıyla umursamaz göründüğünün farkında değildi Sare. Toparlanıp gülümsedi. "Sen nasılsın? Ekin nerede? Tek mi geldin?"
"Ekin, Yasemin'le birlikte," dedikten sonra devam etti. "Gazel'le geldim, gelir birazdan o da."
Sare şu anda kalbinin ortasına bir bıçak saplansa kendini böyle hissetmezdi. Kısa bir an nefesinin kesildiğini hissederken oturduğu yerde huzursuzca kıpırdandı. Gazel'le böyle plansız bir şekilde karşı karşıya gelmek istemiyordu. Adamın, kafenin arkasında bir yerlerden onlara doğru geldiğini fark ettiğinde titreyen gözlerini Mevsim'e çevirdi. "Gazel'in geleceğini niye söylemedin?"
"Rahatsız olacağını düşünmediğim için, Sare. Ne oluyor?"
"Yok bir şey. Efla'yı bırakıp geldiğine şaşırdım sadece."
Gazel yanlarına geldiğinde ne diyeceğini bilemeden ayaklandı kız. Adama sarılıp tekrar yerine oturduğunda bakışlarını önüne eğmişti. Açıklama yapmak istiyordu ama nasıl yapacağını bilmiyordu. Mesaj atmaya gerek görmediğine göre demek ki konusunu açmaya da yeltenmeyecekti Gazel. Sare aslında için için buna seviniyordu, sabahtan beri olanlar düşünüldüğünde bu konu hakkında konuşmak istememesi normaldi ama konu yine de dönüp dolaşıp İz Gece Üstünel'e geldi. İşin açığı, bunu ne Sare ne de Gazel yapmıştı; Mevsim telefonuna gelen bildirimle kaşlarını şaşkınca çatmış, ardından bakışlarını kıza çevirmişti. "Haberlere baktın mı hiç?"
"Hayır," derken neler olduğunu anlamaya çalışıyordu Sare. "Bakmadım. Ne oldu ki?"
"Aynı şeyler," dedikten sonra sevimli bir tavırla gülümsedi Mevsim. Gazel'in Sare'yi sevdiğinden haberi yoktu; o nedenle adam hakkında konuşmakta herhangi bir sakınca görmüyordu. "Her yerdesiniz. İz Üstünel ve sen."
"Mevsim, Allah aşkına bir de sen başlama."
Mevsim omuzlarını geriye iterek hızla savunmaya geçti. "Ama çok hoş adam! Tamam, şimdi aranızda bir şey yok ama ileride ne olacağı belli mi olur?"
Sare, Gazel'e kaçamak bir bakış atarken "Mevsim," diye mırıldandı. "Lütfen."
Kız, Gazel'in yüzündeki acı dolu gülümsemeyi fark etmeden oyunbaz bir tavırla omzunu Sare'nin omzuna vurdu. "Sonra, Mevsim demişti dersin."