ARJİN Sabah güneşi konağın yüksek pencerelerinden süzülüyor, uzun perdelerin arasından içeri altın şeritler halinde doluyordu. Konağa gelmiştik ama herkes koşturmaca içindeydi. Sofranın üzerinde dumanı tüten taze börekler, mis gibi kokan zeytinyağlılar ve yeni demlenmiş çayın keskin kokusu vardı. Ama benim için dünyanın en büyük lezzeti, karşımda oturan adamın tebessümüydü. Ferman, çatalını bir kenara bırakıp hafifçe bana eğildi, parmaklarını saçlarımın arasından geçirdi. O bakışında hem koruyan bir baba şefkati, hem de sonsuz bir aşkla bağlı bir kocanın güveni vardı. “Bugün bağ evine babamın yanına gidelim mi?” dedi yumuşak ama ciddi bir sesle. “Ona da güzel haberi verelim. Torunu olduğunu duyunca belki yumuşar. Biliyorsun, Nazan meselesini ortaya çıkardığımız için içi bir nebze rahat

