Başım dönüyordu.
Herkes gülüyordu, şarkı söylüyordu ama sesler birbirine karışıyor, kulağımda uğultu gibi çınlıyordu. İçtiğim o şey... normal değildi. Kalbim küt küt atıyor, göğsüm daralıyordu ama bir yanım sanki dans etmek istiyor, diğer yanım kaçmak...
Ayaklarım beni konağın içine götürdü. Koridorlar bulanık, ışıklar titrek. Hangisi benim odamdı? Bir kapıyı açtım, karanlıktı ama yumuşak bir döşek görünce kendimi içeri attım.
Elbisemin arkası çözülmüştü ve daha fazla aşağıda durmak istemiyordum, kendimi iyi hissetmiyorum.
“Biraz uzanayım…” dedim kendi kendime. “Azıcık sadece…”
Fakat tam yatağa ilerlerken banyonun kapısı açıldı ve asla beklemediğim biriyle karşılaştım.
Ferman Ağa.
Ceketinin önü açık, gömleği buruş buruş. Yüzü terli, gözleri kıpkırmızı. Bir elimle yatağa tutunurken ona bakakaldım. Kaçmak istemedim. Aksine... bir adım attım.
“Arjin?” dedi kısık sesle. “İyi misin sen?” ama onun da pek benden aşağı kalır yanı yoktu. Baya sarhoştu. Tamam o alkol almıştı da sarhoş olmuştu ya bana ne oluyordu? Neden böyle berbat bir hale gelmiştim?
“Elbisemin arkası çözülmüş,” dedim gülerek ama sanki kendi üstümde yoktu o elbise.
Bir adım daha attım. Yüzüm onun göğsüne yakındı artık. Başımı kaldırdım, gözlerine baktım. Neden bilmiyorum... ama ellerim göğsüne gitti. Parmaklarım kumaşa takıldı.
Ferman’ın nefesi değişti. Sanki dünya durdu.
Ne olduğunu bile anlamazken belimden kavrayıp birden kendine çekti beni. Sertti, sıcak. Burnu saçlarımda. Nefesi enseme değdi.
“Arkadaşından önce senin tadına bakayım diye mi geldin Kızıl bela?” diye fısıldadı kulağıma.
İçim ürperdi. Geri çekilmedim.
Bir elim göğsüne kondu, ama itmek için değil. Kalp atışını hissettim. “Ben... ne yaptığımı bilmiyorum galiba,” dedim mırıldanarak.
“Ben de,” dedi. Ama geri adım atmadı.
Bir şeyler yanlıştı, biliyordum. Ferman ağa... Aşağıda kına gecesi olan arkadaşımın yakında kocası olacak kişiydi. Neden şu an bu haldeydik? Üstelik Ferman ağa sert, insanların yanına yaklaşmaktan korktuğu bir ağaydı.
Arkadaşım Nazan ile evlenecekti. En yakın arkadaşımın nişanlısı ile bu denli yakın olmam hiç doğru değildi ama kendimi durduramıyordum.
Eli bel oyuntumda gezinirken başım hala dönüyordu. Eğer o beni tutmasa şuraya bayılırdım. İçtiğim şeyde ne vardı böyle?
Benim... Benim de bir sözlüm vardı. Eğer Ferman ağa ile böyle yakın olduğumu görürse öldürürdü beni. Ailemi de tüm cihana rezil ederdi. Urfa’da dışarı çıkacak yüzüm kalmazdı.
Ama ne benim zihnim ne de onun zihni geri çekilme talimatı vermiyordu.
“Gözlerin yakından çok daha güzelmiş Kızıl Bela.”
O öyle diyince bir anda yeşil gözlerimi kırpıştırdım. Evet, gözlerim güzeldi. Öyle söylerlerdi...
Hafif sendeleyince belimi daha sıkı sardı ve arka ipleri çözülmüş olan elbisemin sağ askılı aniden koluma doğru düştü. Böyle olunca da iri göğüslerim iyice ortaya serildi.
“Anlaşılan büyük ve güzel olan tek şey gözlerin değilmiş.” demesiyle nefesim daha da hızlandı. Aptal gibi sırıtıyordum sadece. “Eğer burada daha fazla kalırsam son irade kırıntılarım da gidecek Kızıl bela ve... Seni sertçe sikmek zorunda kalacağım. O yüzden, git yat.” diyerek beni ittirecekti ki buna engel oldum ve bir anda kollarımı boynuna doladım.
Bunu ne bok yemeye yaptım bilmiyorum. “Sözünün eri ol Ferman ağa.” diye fısıldadım tutkulu bir şekilde. Onun yüzünden tam üç tane vardı. Üç Ferman ağa... Pek yakışıklı. “Sertçe dedin...” derken dilim zar zor dönüyordu ve ne dediğimi bile bilmiyordum.
Allah’ım ne oluyordu bana?
Ferman Ağa’nın gözleri adeta karardı. O mavi gözler şu an ucu bucağı olmayan okyanus gibiydi. Bir anda sertçe beni duvara ittiğinde ağzımdan bir inleme döküldü. Üzerimde ki elbise kırmızı sırtı açık, göğüs dekolteli ve yırtmaçlı bir elbiseydi. Kına gecesi olduğu için giymem sorun olmamıştı.
“Siktir, sen kaşındın!” dediği gibi bir anda dudağıma yapışınca nevrim döndü. Zaten başım dönüyordu şimdi daha da beter olmuştu. Sıcacık dudakları dudaklarımın üzerinde hüküm sürerken dili yavaşça ağzımın içerisine sızdı.
Daha önce hiç deneyimlemediğim bu his karşısında ne yapacağımı şaşırmıştım. Tam anlamıyla afalladım.
Öyle sert bir şekilde öpüyordu ki beni sanki yıllardır istediği ve bulamadığı o arzuyla öpüyordu.
Ne kadar sert olduğu önemsizdi şu an benim için çünkü hissetmiyordum bile doğru düzgün. Bir eli yırtmacımın açıkta bıraktığı bacağıma giderken yavaş yavaş yukarı çıkmaya başladı. Diğer eliyle de göğsümü yoğururken ben duvara yaslanmış vaziyetteydim.
“Bu kadar iri memelerin olduğunu nasıl görmem...” diye fısıldadı dudaklarından birazcık uzaklaşırken.
“Sonuçta arkadaşımın nişanlısısın. Benim memelerime neden baksın?” derken bir yandan da kıkırdıyordum.
“Arkadaşından önce seni sikeceğim ama,” derken sertçe yutkundu. Arkadaş derken bile tiksinir gibiydi. Bu durum mu hoşuna gitmemişti yoksa arkadaşımla ilgili miydi anlamadım. Umurumda değildi. Açıkçası hiçbir şey umurumda değildi. Hayat şu an benim için lay lay lomdu.
“Hmm, doğru.”
Daha fazla oyalanmak istemiyor olmalı ki eli iyice yukarılara çıktı ve külotumun üzerinde durdu. Yani tangamın.
“Off,” dedi genizden gelen boğuk bir inleme şeklinde. “Şuna bak nasıl da ıslanmışsın, nasıl da sıcacıksın... Bir de tanga giymişsin” derken zevkten delirecek gibiydi. “Gel de sikme şimdi lan! Bu aleti kaldırdın ya helal olsun sana.” derken ne demek istediğini anlamıyordum. Sanki imkansızı başarmışım gibi konuşuyordu.
“Şimdi sen daracıksındır da...” derken sertçe yutkunmuştu.
“Hıhım, kimse girmedi içime.” dedim yine kıkırdayarak. Başım her geçen saniye daha da dönüyordu. O da sarhoşluktan hafif yalpaladı.
“Bir dahakine duvarda sikerim seni ama şu an ayakta zor duruyorum amına koyayım.” dedikten sonra bir anda sertçe belimden kavrayıp bu sefer beni yatağa attı ve bacaklarımı aralayıp arasına yerleşti. Bir yandan da soyunuyordu.
Kaslı bedeni karşısında nefesim kesilirken ne kadar yakışıklı olduğunu düşündüm. Hem kalıplı, hem kaslı hem de uzun boyluydu. Tam istediğim gibi...
Tamamen soyunduğunda gözlerim bir an aletine takıldı. Sanki o an gözüme dünyanın en büyük şeyi gibi geldi. “Kobra gibi.” dediğimde bir kahkaha patlattı.
“Kobra ha, sevdim.” derken benim zaten ipleri çözülmüş olan elbisemi de bir çırpıda çıkardı. Sonrasında hiç beklemeden göğüslerime yumuldu.
Dolgun memeli ağzına alırken diğerinin de ucuyla oynuyor beni kendimden geçiriyordu. Ben daha ne olduğunu bile anlamamıştım ama kadınlığım fevkalade sızlıyordu. Daha önce hiç böyle bir şey yaşamadım. İlk kez bu sızı oluyordu.
“Tam ağzıma layıksın,” diye fısıldaya fısıldaya yavaşça aşağılara indi. Göbek deliğimden iyice aşağılara indikten sonra bir anda tangayı kenara sıyırıp diliyle hassas bölgeme darbe atınca gözlerimin önünde o an sanki havai fişekler patladı.
“Ahhh! Ferman!” diyerek inlemem onu daha da azdırmış olmalı ki bir parmağı yavaşça içime girerken bir yandan da yaladı.
“Adımı inlemeye devam et.”
Ve ben ona itaat ettim. Sonrasında her şey çok hızlı gelişti. Tam boşalmak üzereyken buna engel oldu, tangamı yırtıp attı ve aletini girişime yaslayıp bir anda kendini içime itti. Çığlık atacakken eliyle ağzımı kapattı. Çığlığım avuç içlerine hapsoldu. “Şşş, birileri duysun istemezsin yavrum.”
Gözümden bir damla yaş süzülürken acıyı ilk kez bu kadar saf haliyle hissettim. Bekaretin bozulması neden bu kadar acı veriyordu ki?
"A-acıyor," dedim zar zor avcunun içine doğru.
"Geçecek, tadını çıkar. O pesbembe bal kutun benim olacak Arjin. Sen de benim olacaksın Kızıl bela! "
İçimde yavaş yavaş gel gitler yaparken bir süre sonra bu hisse alıştım ve bu sefer tırnaklarımı sırtına sapladım. O da bu yaptığım ile inlerken iyice hoşuna gitti sanırım.
“Sözünü tut hadi Ferman ağa.” dedim yeniden ama bu sefer daha büyük bir şehvetle. “Sertçe sik beni.”
Asla demeyeceğim sözler ediyordum, bu ben değildim...
Ve ben, o gün içeceğime atılan ilaç yüzünden, bekaretimi en yakın arkadaşımın evleneceği adama verdim. Üstelik benim de sözlendiğim bir adam vardı...
Biri bana bir oyun oynamıştı ve bu oyun hayatımı kaydıracaktı.