Sizi Götürmeye Geldik
Yaklaşık bir hafta geçmesine rağmen, Ayben silahlı saldırı olayının etkisinden kurtulamamıştı. İçinde büyüyen bir sıkıntı, her geçen gün biraz daha ağırlaşıyordu. Birilerine anlatma isteği duysa da, bunu yapması mümkün değildi.
O gece, yaşadıklarını kafasından atamadığı için sabaha kadar uyuyamadı. "Madem uyuyamıyorum, kalkıp kahvaltıyı hazırlayayım," diye düşündü. Kocasını uyandırmamak için sessizce yataktan kalktı.
Çöp poşetini dün akşam hazırlayıp atmadığını hatırlayınca, poşeti aldı ve kapıyı açtı. Sabahın serin havası yüzüne çarpınca ürperdi. Hemen kapının arkasındaki askıdan yeşil kabanını aldı, üzerine geçirip kapıyı sessizce kapattı. Elindeki çöp poşetiyle dışarı çıktı. Hava açık ve serindi; sokak lambaları sönmüş, gökyüzü gri-maviye dönmüştü. İnsanlar ağır ağır işe, okula yetişmeye çalışıyor, gecekonduların aralarından yükselen odun, kömür dumanı karışımı bir koku sabah havasına siniyordu.
Ayben, kendi halinde, düşünceli adımlarla çöp tenekesine doğru yürüdü.
Sokakta erken uyanan birkaç köpek vardı. Ayben'i görünce, elinde yiyecek bir şey olduğunu sanarak peşine takıldılar. Genç kadın, köpeklerin beklentilerini karşılayamayınca içi burkuldu. Adımlarını yavaşlattı ve onlara seslendi:
"Haydi bakalım, yerinize dönün. Bende size göre bir şey yok."
Çöp kutularının yanına geldi ve elindeki poşeti içine bırakırken köpeklerin gözlerindeki hayal kırıklığına üzüldü.
Eve dönerken yolun köşesinden belediye otobüsünün kırmızı burnunu gördü. Ayben adımlarını yavaşlattı ve otobüsün önünden geçmesini bekledi. İşe gitmek için birkaç kişi otobüs durağında bekleşiyordu. Durakta duran yolcular sırayla otobüse binmeye başlamıştı.
Ayben, soğuk havada yıpranmış ayakkabılarıyla hızlı adımlarla yürüyordu. Eve beş on metre kalmıştı ki, sokak başından bir minibüs hızla yaklaştı. Tekerleklerin uğultusu sabahın sessizliğini yırtarcasına yankılandı. Minibüs, Ayben'in neredeyse dibinden geçerken bir an için dengesini kaybetti. İçgüdüsel bir hareketle yan tarafa sıçradı. Kalbi şiddetle çarpmaya başlamıştı. Öfkesini tutamayıp arkasından bağırdı: "Ne insanlar var ya! Öküzler! Az kalsın bana çarpıyordu, özür dilemek bile yok!" Söylenerek üstüne başına bakındıktan sonra eve doğru yürümeye başladı tekrar. Fakat birkaç adım sonra, az önce yanından hızla geçen minibüsün birkaç metre ilerisinde durduğunu gördü. Şoför, direksiyon başında geriye dönmüş, dışarıyı kontrol ediyordu. O sırada minibüsün içinde telaşlı bir konuşma sürüyordu.
"Kesin o kadın mı?" dedi şoför, gözlerini dikiz aynasından ayırmadan.
Ahmet gözlerini kısarak dışarı baktı.
"Tanıyorum ben onu," dedi, kendinden emin bir sesle. "Bir yanlışlık yok, ta kendisi. Hadi, oyalanmayalım."
Yan kapı ağır ağır açıldı. İçeriden iki adam indi. İlk inen, uzun boylu, bıyıklı genç bir adamdı. Yüzünde tanıdık bir ifade vardı. Hafif bir tebessüm, ama bakışları sert ve ölçülüydü. Ayben'in midesi burkuldu. O adamı tanıyordu. Azmi Bey'in işyerinde görmüştü.
Ayben, hızla eve doğru yürümek istedi ama adamlar ona doğru yaklaşmaya başlamıştı. Ne yapacağını bilemeden olduğu yerde durdu. Kalbi atışlarını hızlandırmış, nefesi sıklaşmıştı. Cebindeki anahtarı bulmaya çalıştı ama sanki parmakları uyuşmuş, hareket etmiyorlardı.
Adam, sanki onu korkutmamaya çalışıyormuş gibi, ellerini yarı havaya kaldırarak sakin bir şekilde yaklaştı. Kadına yakın bir mesafede durdu ve cebinden bir kimlik kartı çıkarıp gösterdi.
"Ahmet! Merak etmeyin Ayben Hanım," dedi. Sesi nazikti ama içeriği telkin edici olmaktan çok, tehdit doluydu.
"Azmi Bey'in selamı var. Sizi götürmeye geldik."
Ayben bir adım geri çekildi. Nereye kaçabilirdi ki? Az ileride kapısı kapalı bir evi, yatakta uyuyan bir kocası ve hemen dibinde yabancı adamlar... İstem dışı başını çevirdi, etrafta yardım isteyebileceği kimse var mı diye baktı. Ama sabah telaşıyla koşturan insanlar, onun varlığından bile habersizdi. Kimse başkasının derdine bakacak durumda değildi.
"Ne... ne istiyorsunuz?" dedi, sesi ince ve güçsüz bir tonda.
Ahmet sabırla gülümsedi.
"Sizi koruma altına almamız gerekiyor," dedi. "Bunun için bizimle gelmelisiniz."
"Niye sizinle geliyorum? Ne söyleyecekseniz burada söyleyin ve gidin!" diye tersledi Ayben, korkusunu bastırmaya çalışarak.
"Beni uğraştırma! Zaten kapıyı çalıp, kocana söyleyecek ve seni alıp götürecektim. Kocanın bana karşı çıkacağını düşünüyorsan, çok yanılıyorsun!" Sesinden kesinlik ve tehdit fışkırıyordu.
Ayben, iki adam arasında sıkışmış kalmıştı. Panikle etrafına baktı; sokaktan geçen insanlar, sabah telaşı içinde başlarını önlerine eğmiş, hiçbir şey görmemeye yeminli gibiydi. "İmdat! Adam kaçırıyorlar!" diye bağırmak için ağzını açar açmaz, sıcak ve sert bir el ağzını kapattı. Sırtından kavrayıp geriye, minibüsün içine doğru çekti. Ayakları yerden kesilmiş gibiydi; kaçacak, bağıracak hâli kalmamıştı. Bir an, bütün direncinin kırıldığını hissetti. Artık itaat etmekten başka çaresi yoktu.
Motor yeniden homurdanarak çalıştı. Minibüs, gecekonduların arasından, sabahın büyümekte olan kalabalığına doğru hızla ilerledi.
Patronun Evi
Minibüs, şehrin arka sokaklarında kardan dolayı buz tutmuş yollarda hafifçe savrularak ilerledi. İki katlı ve dış cephesi ahşap Osmanlı kaplamalarıyla süslenmiş bir evin önünde durdu. Ayben, inmeye hazırdı; fakat nereye getirildiğini ve neyle karşılaşacağını bilmiyordu. Geçtiğini sandığı korkusu, minibüs durur durmaz içini yeniden kemirmeye başlamıştı.
Şık giyimli genç bir kadın kapıyı açıp onu içeri buyur etti. Ayben, kapıdan adımını attığında gösterişli hol karşıladı onu. Üst kata çıkan ahşap merdivenlere doğru yönelirken adımları ağırlaştı. Her basamakta içindeki huzursuzluk biraz daha arttı. Kristal avizenin solgun ışığında tavana yansıyan titrek gölgeler, bu ağır duyguyu daha da koyulaştırıyordu. Evin gösterişli zenginliği, onun üstünde baskı kuruyor; fakat Ayben, duygularını belli etmemek için kendini zor tutuyordu.
Merdivenlerden çıkınca hemen sola döndüler. İlk odanın önünde durdular. Uzun saçlı, bıyıklı genç adam ceketinin düğmelerini çekiştirerek toparlandı. Kapıyı hafifçe tıklattı ve ardından saygılı bir ifadeyle eşiğe adım attı. Ayben, olup biteni sessizce izliyordu; başına ne geleceğini bilmeden, içten içe ürkek bir bekleyişe gömülmüştü.
"Azmi Bey, Ayben Hanım'ı getirdik efendim," dedi. Azmi Bey, geniş bir kanepede yarı oturur vaziyette yatıyordu ve gözle görülür şekilde iyileşmişe benziyordu..
"Çabuk geldiniz Ahmet. İçeri gelin," dedi Azmi Bey. Ayben'i sırtından iterek içeri soktu Ahmet. Genç kadın odanın içine birkaç adım attı, ancak daha fazlasını yapmak uygun gelmedi. Bir an neden buraya getirildiğini düşünmeyi bırakıp evdeki detaylara odaklandı.
Azmi Bey, Ayben'e dikkatle baktı. Bir an, söylediklerini seçmekte zorlanıyormuş gibi hissetti ama bu kısa anlık bir duraksamadan ibaretti.
"Hoş geldin kızım," dedi kalın ve boğuk bir sesle. "Otur, ayakta bekleme," diyerek elini hafifçe sağdaki sandalyeye doğru hareket ettirdi. Ayben, çekinerek etrafına baktı ve en yakın sandalyenin ucuna oturdu, adeta tutunur gibi. Yaşlı adamın konuşmasıyla içi ürpermişti, bir anda duyguları değişmişti. Az önceki rahatlığını kaybetmişti.
"Bizim çocuklar seni korkutmadı umarım," dedi Azmi Bey.
"Hayır efendim," diye yanıtladı Ayben.
"İyi, bunu duyduğuma sevindim," dedi. "Neden buraya getirildiğini merak ediyorsundur, değil mi?" diye sordu Azmi Bey, konuşmasına devam etmeden önce Ayben'in gözlerinin içine bakarak. "Bir iş insanı ya da zengin biri olunca dostların olduğu kadar düşmanların da olur," dedi Azmi Bey, sözlerini tartarak.
Ayben, patronu dikkatle dinliyordu. Konuşmasından iyi biri gibi görünüyordu.
"Ne yazık ki, tanık olduğun olay düşmanlarımızın bir oyunuydu. Güzellikle başaramadıklarını tehditle yapabilmek için kalleşçe yollar izlerler bazen..." Azmi Bey, yanındaki sehpanın üzerindeki kristal su bardağını aldı. Birkaç yudum su içip, boğazındaki kuruluğu hafifletmeye çalıştı. "Özür dilerim kızım, biraz konuşunca boğazım kurudu. Bu tür olayları genellikle kendi aramızda hallederiz, ancak bu istenmeyen başka olayların da yaşanmasına neden olabilir. Bu yüzden adaletin gereğini yerine getirebilmek için, bu adamlar hakkında suç duyurusunda bulunduk. Eğer gerekirse, mahkemede senin de gördüklerin hakkında şahitlik yapmanı istiyorum."
Ayben, yaşlı adamın dikkatli ve boyun eğdiren bakışlarını üzerinde hissederek huzursuzlandı. Onun aklından geçenleri okumak istediği duygusuna kapılmıştı. Yerinde huzursuzca kıpırdandı; bu gözlerden rahatsız olmuştu. İçinden, "Sabah sabah neden böyle aceleyle buraya getirildim?" diye düşündü.
"Mecbur kalmadıkça seni şahitlik için çağırmayacağız, endişelenme... Ne diyorsun kızım? Tamam mı?" dedi Azmi Bey ve Ayben'in bir karar vermesini bekledi. Bu sırada Ahmet'i yanına çağırdı. Ahmet hızla patronun yanına gitti; bir eliyle ceketinin düğmesini saygıyla tutarken, diğer eliyle başını eğmiş, patronunun kulağına fısıldadıklarını dinliyordu. Arada başını aşağı yukarı sallayarak onayladığını gösteriyordu.
Patron, Ahmet'i uzaklaştırdıktan sonra bakışlarını yeniden Ayben'e çevirdi. Bu durum oldukça açıktı. Büyük olasılıkla Ayben'den olumlu bir yanıt bekliyordu. Bu tür insanlar "hayır"ı kolay kolay kabul etmezdi.
"Ben daha önce hiç mahkemeye gitmedim," dedi Ayben korkuyla. "Mahkemede ne söylenir, nasıl söylenir bilmiyorum. Size zarar verecek bir şey söylerim diye korkuyorum..."
Yaşlı adamın yüzünde ilk kez bir gülümseme belirdi. "Kızım, sadece gördüklerini, tanık olduklarını anlatman yeterli. Senden yalan söylemeni istemiyoruz," dedi. "Gerekirse çocuklar seni mahkemeye götürüp getirir. Tamam mı? Anlaştık mı?" diye ekledi, kesin bir onay istediğini belli ederek.
Genç kadın başını sallayarak, "Tamam, anlaştık," dedi.
Azmi Bey'in yüzünde birden bir şey hatırlamış gibi bir ifade belirdi.
"Kızım, hatırladığım kadarıyla sen o gün iş arıyordun, değil mi?"
"Evet efendim."
"Senin bizim şirketimizde çalışmanı çok isterim. Eğer hâlâ iş arıyorsan, tabii," dedi.
Ayben, duyduklarına sevinçle karışık bir şaşkınlıkla baktı. Yanlış duymuş olabileceğini düşünerek cesaretini topladı:
"Anlamadım efendim... İş teklifi mi yapıyorsunuz bana?"
Azmi Bey hafifçe gülümsedi. "İş aramıyor muydun? İşte sana iş," diyerek eliyle içinde bulundukları, görkemli şekilde döşenmiş odayı gösterdi. "Bizim yanımızda çalışmak ister misin?"
Ayben böyle bir teklifi hiç beklemiyordu. Şaşkınlık içindeydi, ne diyeceğini bilemiyordu. Kararsızlıkla yaşlı adama baktı, söyleyeceklerinin onu kızdıracağından endişe ediyordu.
"Bir karar vermeden önce eşimle konuşmam iyi olur. Bu benim tek başıma verebileceğim bir karar değil..." Aslında çok şaşırmış ve bir o kadar da sevinmişti, ancak bu sevincini göstermek istemiyordu çünkü ayıp olurdu.
"O işi bize bırak, gerekeni yaparız. Ama eşinle konuşmak istiyorsan, tabii ki konuşabilirsin kızım." Azmi Bey, önündeki telefonu Ahmet'e doğru uzattı.
Ayben Yok !
Azmi Beylerde bunlar yaşanırken aynı saatlerde Ali de tembelce yatağında geriniyordu. Perdenin engelleyemediği gün ışığı odayı doldurmuştu. Kolunda duran saate telaşla baktı. Bir daha baktı. Saat sekiz buçuğa mı geliyordu? Bu salak kadın acaba onu neden uyandırmamıştı? Telaşla yataktan doğrulup ayağına terliklerini geçirdi. Pijamasının bacaklarındaki rahat bolluğu içinde hızla banyoya koştu. Bu sırada evin içindeki sessizlik gerçekten ağırdı. Ayben televizyonu açmamıştı. Acaba elektrik mi kesik diye, yüzünü yıkamayı yarıda kesip elektrik düğmesine elini attı. Şak diye banyodaki lamba yanınca bu onda bir soru işareti uyandırdı. Hemen elini yüzünü sildi ve mutfağa koşturdu. Her şey akşamdan kalmaydı ve masanın üzeri çıplaktı. Kahvaltı da hazır değildi. İyice gerilmeye başlamıştı şimdi. Sabah sabah bu kadın nereye giderdi? "Kız Aybenn!" diye bağırdı mutfaktan çıkarken. Zaten evin tamamı iki oda bir salondu. Aceleyle oradan oraya telaşlı ve giderek artan bir öfkeyle baktı. Yoktu!
"Bahçede bakayım bari, nereye gider bana haber vermeden bu kadın?" Söylenerek kapıyı açtı. Genç kadın orada da yoktu. Ne olduğuna kafa yorarken elini saçlarından geçirdi. İşe de geç kalmıştı. Patrona ne diyecekti! Gerilmişti bir yay gibi. Dokunsan ok, yaydan fırlayacak gibiydi Ali'de. İçeri girdi, kapıyı çarparak kapattı. Pantolonu telaşla bacağına geçirmeye çalışırken telefonun sesine yöneldi. "Kötü bir haber olmasa bari," diyerek eline aldı telefonu. Arayan Ahmet'ti.
"Al başına belayı," dedi kendi kendine. "Patrona kesin benim geç kaldığımı söylediler."
"Alo?" Ürkek ve merak karışık bir sesle Ahmet'e cevap verdi. "Ali, Azmi Bey seninle konuşmak istiyor, bir dakika," dedikten sonra telefonu saygılı bir ifadeyle, hafifçe öne eğilerek Azmi Bey'e uzattı.
Ali'nin bacakları titremeye başladı Azmi Bey'in adını duyunca.
"B...ku yedim ben. Kesin kovacaklar beni... Salak kadının yüzünden işten atılacağım..." diye hızla düşünürken, patronun boğuk sesi kulağında yankılandı:
"Ali, günaydın!"
Ali bir an afalladı. Azar beklerken 'günaydın' sözünü duymak onu büsbütün şaşkına çevirmişti.
"Gü-günaydın efendim," diyebildi güçlükle.
"Neler oluyordu sabah sabah?" diye aklından geçirdi.
Ayben, Azmi Bey'in gözünün önünde kocasıyla konuştuğunu duyunca afalladı. Bu adam Ali'yi nereden tanıyordu? Kafası iyice karışmıştı. Yüzündeki şaşkın ve endişeli ifadeyi Ali'yle konuşmaya devam eden Azmi Bey fark etti. Genç kadının endişelenmemesi için her şeyin yolunda olduğunu, merak etmemesi gerektiğini anlatmak istercesine hafifçe yana doğru başını eğerek bir işaret yaptı. Genç kadın bu işareti anlamıştı. Biraz olsun rahatlar gibi oldu ama yine de bu iki adam arasındaki ilişkiyi anlamlandıramıyordu. Konuşmanın sonunda neler olacağını merak etti.
"Pekâlâ Ali. Ayben Hanım bugün misafirimiz, ama yarın burada işe başlayacak. Merak etme, birazdan çocuklar onu eve bırakır..."
Azmi Bey telefonu sehpanın üzerine yavaşça bıraktı. "Duydun işte," dedi, Ayben'e dönerek. "Ali'yle konuştum. Artık burada çalışman için hiçbir sorun kalmadı. Birlikte gider gelirsiniz. Kocan da biliyorsun bizim şirkette çalışıyor. Şimdi seni Aysel Hanım'la tanıştıralım; o sana işle ilgili her şeyi anlatır."
Ayben, sessizce patronu dinledi ve bir oldu bittiyle işe alındığını anladı. Bir an durakladı. Her şeyin çok hızlı gelişmiyor muydu? Her şey çok ani ve beklenmedikti. İçinde bir ses, "Bir dakika, ne oluyor burada?" diye bağırıyordu. Bu adamlar onu buraya getirmişti. Şimdi de bir sözleşme imzalatmadan, sorgusuz sualsiz işe alıyorlardı. İçinde bir ses, "kaç" diye bağırıyordu. Ama başka bir ses, daha baskın bir ses, "akıllı ol" diye fısıldıyordu.
Azmi Bey'in emrivaki tavrı, alışık olmadığı bir şeydi. Bu kadar kolayca kabul edebileceği bir durum değildi. Ama öte yandan, kendisine sunulan bu imkanlardan faydalanmamak da bir hataydı. "Böylesine göz alıcı bir yerde çalışmak," diye düşündü, "Bundan faydalanmamak aptallık olur."
Birden aklına Ali geldi. Kocası, işiyle ilgili konuşmayı ve bilgi vermeyi pek sevmeyen biriydi. Demek ki bu denli zengin bir yerde çalışıyordu. Neden bu zenginliğin en ufak bir parçasından bile yararlanmamıştı ki? Gerçekten de aptalca davranıyordu.
Aysel Hanım, Azmi Bey ile konuştuktan sonra Ayben'i odasına götürdü. Kendisine tahsis edilen çalışma odasında gösterişli bir koltukta otururken, Ayben karşısındaki deri koltukta oturdu. Yaşlı kadın, genç kadını tepeden tırnağa dikkatlice süzdü. Ayben'in doğal güzelliğine hayran kalmıştı. Ayben, bu dikkatli bakışlardan rahatsız oldu. Hiçbir konuşma olmayan sessiz bir ortamda bu incelemelerden rahatsız olması normaldi. İçgüdüsel olarak kendini saklamak istercesine omuzlarını hafifçe yukarı çekti. Aysel Hanım, şaşkınlığını üzerinden atarak Ayben'in bilgisini sınamak için çeşitli sorular sormaya başladı. Aldığı cevaplardan oldukça etkilendi. Ayben sıradan biri değildi, donanımlıydı ve kendine güveni fazlaydı. "Ali ile nasıl evlenmiş bu?" diye düşündü içinden. "Belki de kaderin bir cilvesi!"
Aysel Hanım'ın bitmek bilmeyen konuşmaları ve ardı arkası kesilmeyen soruları Ayben'i iyice rahatsız etmişti. İçinden, "Acaba beni geri zekalı mı sanıyor?" diye geçirdi. Nihayet konuşması sona erince, Aysel Hanım masanın altına gizlenmiş bir düğmeye bastı. Kısa bir süre sonra kapı tıklatıldı ve içeri zarif giyimli genç bir kız olan Işıl girdi. Aysel Hanım, Ayben'i işaret ederek, "Kendisi yeni asistanım olarak benimle çalışmaya başlayacak. Mutfağa uğrayın, kahvaltısını yapsın. Ardından şoför onu evine bıraksın," talimatını verdi.
"Elbette efendim," diyen Işıl, Ayben'le birlikte odadan çıktı. Birlikte merdivenlerden inip sol tarafa yöneldiler. Karşılarında şık ve kullanışlı bir şekilde düzenlenmiş geniş bir mutfak vardı. Işıl, ocak başında yemek hazırlayan orta yaşlı bir kadının yanına giderek Ayben'i tanıştırdı.
"Kadriye Hanım, tanıştırayım: Ayben Hanım, Aysel Hanım'ın yeni asistanı. Kahvaltı için geldi," dedi.