11.Bölüm

1421 Words
Leydi Estelle Seville’in Günlüğü… 1352 | Toledo - Kastilya Krallığı Kastilya kralı son yirmi beş gündür Burgos’taki sarayından dışarı adımını atmadı. Saray yüksek güvenlik önemleriyle koruma altına alındı. Sanki beni böyle durdurabilirlermiş gibi. Fakat şimdilik saraya dokunmayacağım. Korku içinde yaşamaya devam etmelerini izlemeye hoşuma gidiyor. Cadı konseylerini tek tek avlanmakla yetiniyorum şu an için. Ölümlüler sokağa çıkmadan önce kırk kez düşünür oldu. Yetmez. Asla yetmeyecek. Benden aldıkları cana karşılık milyonlarca can verseler yetmez. Altınlar yağdırsalar da üzerime durduramazlar beni. Oysa tek yapmaları gereken benden korkamamaktı. Beni kabul etselerdi kendilerinden biri olarak, sevgime sevgiyle karşılık verseler, beni elleriyle öldürmeselerdi, onlar da yaşamaya devam edebilirlerdi. Eğer öleceksem, asla tek başıma değil. Ben gideceksem, onlar da benimle gelecek. Öyle ya da böyle acımı paylaşmayı öğrenecekler. Fakat asla mutluluğu değil. Çünkü dünya artık kimsenin mutlu olamayacağı kadar kötü bir yer. ** Toledo | Kastilay Krallığı Bugün avcılarımın bir kısmını Burgos’a gönderdim. Saraydaki askerlerin yerine geçecekler. Fakat onlara emirlerim gizli kalmaları yönünde oldu. Henüz zamanı değil. Yarın Endülüs’e dönüyorum. El Hamra’ya da avcılarımı yerleştirmek istiyorum. Ardından Galiçyalılar için Santiago’ya geçeceğim. Sonra Lizbon… Paris… Kassel… Oldenburg… Stuttgart… Londra… Scone… Ve dünyanın geri kalanı. Yolun sonunda hep birlikte yanacağız. ** Lizbon | Portekiz Lizbon’dan demir aldık bugün. Kocam bir gemi satın aldı bizim için. Mürettebatı ortadan kaldıramadan çok tuhaf bir şey oldu. İçlerinden biri, avcımın emirlerine itaat etmeye başladı. Ancak bunu bilinçli yapıyor gibi değildi. Bir kuklaya benziyordu o haliyle. Gözlerinin içinde bakım emirler verdi avcım ve ölümlü adam bir kukla gibi harekete geçti. Bu müthiş bir keşifti! Tüm mürettebat kontrolüm altında artık. Bu harika oldu çünkü avcılarım arasında eğitimli denizciler yoktu. Şimdi ölümlüler benim için gemiyi ilerletiyorlar. Kendi türlerinin sonuna gidiyorlar şimdi. Avcılarımın bu yeteneği çok işime yarayacak! ** 1752 | Higland – İskoçya MARTIN Avcılarım yeni ölümsüz askerlerle birlikte çalışmaya başladı. Donovan klanı, lordun cesur savaşçıları ve yenilmez ordusuyla bilinirdi. Buraya gelirken hedefim klanla birlikte adamlarını da ele geçirmekti. Bu benim için düşmanlarıma karşı kazanılmış bir zafer olacaktı. Ancak adamların çoğu direnmeye devam ediyor. Lord Donovan’ın ardından sadakatleri onun komutanına. Edward Donovan. Yeni kölemin kocası… Karısına olanlardan sonra direnişi daha da artmıştı. Onu öldüremezdim çünkü bu adamları daha da kışkırtırdı. Karısıyla yaptığım anlaşmadan dolayı değildi elbette hayatta kalması. Ona ihtiyacım vardı. Kahretsin! Neden onunla anlaşmadan ve onu dönüştürmeden önce kadını daha iyi araştırmamıştım ki? Onu kocasını ikna etmesi için kullanabilirdim! Hoş, benimle işbirliği yapmaktansa kendisini tüm ailesiyle birlikte diri diri yakmayı tercih edebilirdi. Sebebi belki klanına sadakati veya bana olan öfkesiydi ya da her ikisi de. Fakat biliyordum ki bana asla yardım etmezdi. Adamı ikna etmenin bir yolu olmalıydı! Danışmanım bu sabah çocuklarını kullanmamı önermişti fakat bu teklifini hemen reddettim. Benim bile aşmayacağım bazı sınırlarım vardı. Çocuklar gibi. Avcılarım yeni askerlerimizle talim yaparken, ben de biraz kafamı toparlamak ve yeni bir strateji belirlemek için bir fırsat olarak gördüm bunu. Ahırlara doğru ilerledim böylece. Ormanda biraz dolanıp zihnimi açmaya ihtiyacım vardı. Atım Mercury benim için hazırlanmıştı çoktan. Hiç vakit kaybetmeden bindim atımın sırtına ve dörtnala ormana doğru yol aldım. Ancak henüz çok ilerleyememiştim ki bir ses çalındı kulaklarıma. “Yani annem artık bir ağaç mı baba?” diye soran bir kız çocuğunun sesiydi bu. “Hayır Lily, annen artık bir melek. Tanrı onu cennetine aldı. Fakat annen her zaman seni ve kardeşini koruyup kollayacak,” diye cevap verdi ona bir adam. Bu sesi hemen tanımıştım. Edward Donovan’dan başkasına ait değildi bu ses. Atımdan indim ve sessizce onlara doğru ilerledim. Kaleden nasıl çıkabilmişlerdi? “Ama o zaman neden annemin kolyesini ağaca verdin?” “Çünkü bu ağaç ona ve bana aitti. Bak, tam burada ikimizin adı yazıyor.” Şimdi iki çocuğuyla birlikte Donovan klanının komutanı görüş alanımdaydı. Ağacın üzerindeki bir noktayı gösteriyordu kızına. “Onun kolyesini buraya gömdük. Böylece onu anmak için her zaman buraya gelebiliriz.” Sıkıca sarıldı Edward çocuklarına. Karısı için bir anma töreniydi bu. Yas tutuyorlardı. Birden kendimi fazlalık hissettim bu sahnede. Ve sanki… Sanki vicdanım sızladı. Fakat bu mümkün değildi. Bir vicdanım yoktu çünkü benim. Ben avcıların en korkulanıydım. Martin Benson’dım ben. Kimseye acımazdım. Onları orada bıraktım ve atıma atlayıp yoluma devam ettim. Geri döndüğümde, birilerinin canı yanacaktı. Kaleden çıkmayı başarmışlardı! Buna izin veren her kimse cezasını çekecekti. Çünkü Martin Benson’dım ben. Kimseye acımazdım. ** 2021 | Highlands – İskoçya SOPHIE Uçak sonunda evim olarak bildiğim topraklara indiğinde sanki rahat bir nefes aldım. Uçtaktan çıkıp da Inverness havasını içime çektiğim an sanki yeniden kendime, özüme dönmüş gibiydim. Colin ve Genevive de bizimle gelmişlerdi. Hızla bizim için gönderilen arabaya binmiş ve yola koyulmuştuk. Yaklaşık bir saat sonra evde olacaktım. Bana öfkemi, nefretimi her gün yeniden hatırlatacak olan topraklarda. Bir saat benim için su gibi akıp geçti. Highland rüzgarı, yol boyunca bir an için bile kapatmadığım araba camından içeri girerek ciğerlerime doldu. Ve sonunda yol bitti. Beni etkisi altına alan her türlü büyü, lanet sona erdi. Evime dönmüştüm. Aileme. Hızla indik arabadan her birimiz. Ayaklarım toprağa değdiği anda, sert bir Highland rüzgarı gibi döndüm ona. Canavara. “Eve hoş geldin avcı.” İşte yeniden başladığımız yerdeydik. Wolvesley Kalesi’nde. ** Yarım saat sonra kalenin şimdilerde yemek odası olarak kullanılan salonundaydık. Artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Kalenin benim özel kullanımıma açık olan bölgeleri, tarihi atmosferle uyumlu modern bir dokunuşla dekore edilmişti. Wolvesley Kalesi artık benimdi. Bana aitti. Artık kalenin efendisi, leydisi bendim. Yoldan geldiğimiz için hemen bize yiyecek bir şeyler hazırlamıştı kalenin çalışanları. O sırada önümüzdeki günlerde nasıl bir yol izleyeceğimizi konuşmaktı planım. Fakat buna fırsatım olmadı. Kalenin çalışanlarından biri hızlı adımlarla yanıma yaklaştı “Leydi Sophie,” diyerek selamladı beni  ve çalan telefonumu bana doğru uzattı. “Telefonunuz. Tekrar tekrar çalınca size getirmek istedim.” Bakışlarımı telefonuma çevirdim. Kraliçe arıyordu. Bu anın gelmesini isteyip istemediğimden emin değildim. Martin'in Kraliçe’den ne istediğini deli gibi merak ediyordum. Buraya gelmeden önce onların konuşmasını sağlamıştım fakat konuşmanın içeri hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Telefonu elime alırken Martin'in ne sakladığını öğreneceğim gerçeği yüzünden tuhaf bir şekilde gergindim. Telefonu kulağıma götürdüm ve derin bir nefes alıp konuşmaya başladım. "Merhaba majesteleri." "Ben kraliçe değilim Leydi Sophie" dedi telefonun diğer ucundaki ses "İsmim Katharina Lucas" Ve vücudumdaki tüm kan sanki bir anda çekildi. “Sophie? Sen iyi misin?” diye sordu bir ses. Sanırım Genevive’e aitti fakat tam olarak emin olamıyordum. “Telefondaki kim?” diye sordu bir başka ses. Bu defa tanımıştım. Ona aitti. Martin’in sesiyle kendime geldim ve içinde kaybolduğum sessizlikten çıktım. “Merhaba,” diyebildim hafifçe yutkunduktan sonra. Ne kadar yutkunursam yutkunayım boğazıma takılan yumru bir türlü gidecekmiş gibi gelmiyordu. “Anlaşılan orada,” dedi Leydi Katharina. Kim buradaydı? Yoksa… “Şey… Ben aradım çünkü…” dedi ve bir süre duraksadıktan sonra konuşmaya devam etti “Kraliçe’ye benimle konuşmak istediğini söylemiş.” Biliyordu! Leydi Katharina, Martin Benson’ın yaşadığını öğrenmişti. Eski sevgilisinin. Bir zamanlar aşık olduğu adamın. Kendi elleriyle öldürdüğü adamın. Martin onunla konuşmak istemişti. Bunu öğrenmek içimde tuhaf bir hissin canlanmasına sebep olmuştu. Rahatsız olmuştum sanki… Sanki… Hayır! Hissettiğim tek şey bu gerçeği öğrenen kişi sayısının gittikçe artmasından dolayı gerilmekti. “Açıkçası ben daha öğrendiklerimin şokunu atlatamamışken benimle konuşmak istediğini öğrenmek dehşet vericiydi ve son bir haftadır bunu düşünmekten geceleri uyuyamıyorum. Kocam neyim olduğumu sorup duruyor ve… Tanrım ne çok konuşuyorum böyle…” derin bir nefes aldı. Aynı derin nefese benim de ihtiyacım vardı. Leydi Katharina’yla konuşuyordum. Martin’in eski sevgilisiyle konuşuyordum. “Sorun değil. Şey, sen, yani siz onunla mı konuşmak istiyorsunuz?” Hayır demesini istiyordum içten içe. Benimle konuşmak için aramış olmasını tercih ederdim. Neden onunla konuşmak isteyecekti ki zaten? Neden onunla konuşmasını istemiyordum ki zaten? “Dürüst olmak gerekirse bilmiyorum ama bunu yapmam gerek. O yüzden… Telefonu ona verebilir misiniz leydi Sophie? Martin’e…” Gözlerimi Martin’e çevirdim. “Telefonu ona verebilir misiniz leydi Sophie?” Bununla ilgili ciddi şüphelerim vardı. Kilitlenip kalmıştım. Neyim vardı benim böyle? Yine o büyü müydü bu yoksa? “Sophie? Neler oluyor? Kim o?” diye bir kez daha sordu Martin. Bunu yapmam gerekiyordu. Martin’in neden onunla konuşmak istediğini bilmiyordum ama madem Martin’le konuşmak için aramıştı, onunla konuşması gerekiyordu. Telefonu kulağımdan çektim ve yavaşça Martin’e uzattım. “Telefon sana,” dediğimde yüzündeki şaşkınlık görülmeye değerdi. Arayan kişinin adını söylediğimde, ona “Leydi Katharina arıyo,r” dediğimde yüzünün aldığı ifadeyse... Eh, o paha biçilmezdi işte. Öyle hızla kalktı ki yerinden oturduğu sandalye devrildi hiddetiyle. Telefonu bir hışımla elimden aldı ve şaşkın yüz ifadesini kaybetmeden kulağına götürdü. “Alo…” dedi neredeyse sesi titreyerek. Gelmiş geçmiş en korkulan avcıydı o. Cehenneme gidip gelmişti. Sesinin titremesi öyle tuhaftı ki! “Merhaba Kate” yüzünde hafif bir tebessüm belirdi ve bana bir bakış attıktan sonra ayağa kalkıp yemek odasından dışarı doğru ilerledi. O kapının ardında kaybolurken ben arkasından öylece bakakalmıştım. Gitmişti. Benim duymamı istemediği ne konuşacaktı ki onunla?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD