Bölüm 3 "Olağanüstü Güçler Tarihi"
Kaçmak. Sanırım kurtulmanın en iyi alt elemanıydı. Kaçmak, savaşmaktan daha kolaydı.
Yüzüme vurduğum on avuç su hala rahatlamama yardımcı olmamış, arkasından yüzüme bir avuç su daha vurmuştum. Az sonra ilk dersime girecektim ve çok tedirgindim. Kontrol edemediğim güçlerimin çevreye zarar vermesinden çok korkuyorum.
Bugün kantinde olanlar kontörlüm dışında gerçekleşmişti. John denen çocuğa zarar vermek istememiştim, her ne kadar pisliğin teki olsa da. Ve şimdi bunu hiçbir suçu olmayan, masum birine yapacak olmaktan çok korkuyordum.
"Debbie, artık gitsek ? Derse geç kaldık."
"Üzgünüm Claris. Ancak o kadar insanla iç içe olmaya hazır değilim. Sen istersen önden gidebilirsin." Aynadan, Claris'in gözlerini devirdiğini görmüştüm.
"Saçmalama Debbie. Yanındayım. Ancak bu kadar korkman yada endişelenmen doğru değil. Sakin ol lütfen. "
Ruhsuzca gülümseyip başımı salladım.
"Ayrıca bu durumdan rahatsız oluyorsan, ki oluyorsun. Yakın bir arkadaşımın beyin yönetme gücü var. Bence seni kontrolünü kaybettiğin sırada sakinleştirebilir."
Kuşku dolu bir ses ile, "Sence işe yarar mı ?" diye sormuş ve ellerimi kurulamak için kopardığın kağıt havluları çöpe atmıştım.
Claris tuvalet kapısını açarken, omuz silkmiş ve ardından "Denemeden bilemeyiz." demişti.
Claris'in arkasından ilerlemeye devam ettiğimde, heyecan bedenime artık somut duygular yüklüyordu. Ellerim terlemeye bacaklarım titremeye başlamıştı. Okulu başımıza yıkmak istemiyordum, bu yüzden derin bir nefes almış ve telefonuyla ilgilenen Claris'in yanında yürümeye özen göstermiştim.
Claris sonunda telefonunu cebine atıp, onca kapının içinden birinde durduğunda, terleyen ellerimi kot pantolonuma sildim.
Claris destek olmak ister gibi elimi tutup gülümsediğinde içimin biraz olsun rahatladığını hissetmiştim. Onun varlığını, sevgisini, desteğini hissetmek rahatlamamı sağlıyordu.
"Derin bir nefes al Debbie. Biraz sonra yeni hayatının temellerini atacaksın." Claris'in gülümsemesine karşılık verdiğimde, kapıyı çalmıştı.
"Girin." Claris aldığı talimatla kapıyı açmış ve beni arkasına alarak sınıf kapısının önünde durmuştu.
"Bayan Rosalyn, 10 dakika geciktiniz."
"Biliyorum Bayan Echols. Ancak gecikmenin sebebi.." Claris aniden beni arkasından çekip yanına aldığında bütün gözlerin üzerimde olduğunu hissetmek gerilmeme sebebiyet vermişti.
"Taktim edeyim efendim, Debbie Gerristen."
Bayan Echols, sanırım beni daha önce görüp görmediğini analiz etmiş ve daha sonra kafasını sallamıştı.
"Boş bir yere geçin lütfen ve Claris bir daha dersimi kaçırma. Sebepleriniz her ne olursa olsun geçersiz kabul edilir."
En arkadaki boş sıraya yerleştiğimizde, elimdeki kitapları masanın üzerine bırakmış ve sınıfı incelemeye başlamıştım.
Duvarlar mavi ve siyah renge boyanmıştı. Tahta ise kara tebeşir tahtaydı. Sıraların yeni tahta sıra olduğu tertemiz olduğundan belliydi.
Kafamı sınıfı daha iyi inceleyebilmek adına yana çevirdiğimde aniden onunla göz göze gelmiştik. Vampir çocuk.
İflah olmaz dağınık kumral saçları ve iki metre öteden belli olan mavi gözleri kalbimin atışını hızlandırmıştı.
Hemen kafamı önüme eğmiş ve saçlarımın görüş alanımı kapamasını sağlamıştım. Derin bir nefes verdiğinde bayan Echols'ın sesi kulaklarıma ulaşmıştı.
"Bayan Gerristen ?"
Kafamı kaldırdığımda Bayan Echols'ın bana baktığını görmüştüm.
"Evet, efendim."
"Bize biraz kendinizden bahsedin." Echols, öğretmen masasının ucuna oturmuş ve kollarını bağlamıştı. Bir kaç saniye sonra dudaklarımı aralamayı başarmıştım.
"Ben Debbie. Debbie Gerristen. Holms Kasabasından geliyorum. Belirli güçlerim var." Echols konuşmak istemediğimi anlamış olacak ki, daha fazla irdelememiş ve direkt derse geçmişti.
"Evet arkadaşlar. Tanımayanlar ve aramıza yeni gelenler için kendimi tanıtayım. Ben Marin Echols. Olağanüstü Güçler Tarihi öğretmeniniz. Artık derse giriş yapabiliriz umuyorum."
Gözlerim, Leonard'ın olduğu tarafa doğru kaydığında, ellerini birleştirip çenesini üzerine koyduğunu görmüş ve aniden gözlerini bana çevirdiğinde hemen kafamı başka yöne çevirmiştim.
"Konumuz Doğa Tanrıları. Doğa Tanrıları, doğada var olan güçlü elementlerin ve hava olaylarının insanlara geçişi ile başlamıştır. Bir çok türü vardır. Su Tanrısı, Toprak Tanrısı, Ateş Tanrısı, Yağmur Tanrısı ve daha fazlası. Ancak bir türü vardır ki en güçlüsüdür."
Yan gözle tekrar Leonard'a baktım. Ancak bu sefer bana bakmıyordu. Yanaklarımdaki nefesi dışarı üfleyip Bayan Echols'ı dinlemeye devam ettim.
Öğrencilerden biri heyecanla konuştu.
"Şimşek Tanrısı !" Bayan Echols öğrenciyi başıyla onayladığında ardından başka bir öğrenci konuşmuştu.
"Bayan Echols, Şimşek Tanrısı neden bu kadar güçlüdür ?" Bir kız öğrencinin sormuş olduğu sorunun cevabını merak ettiğimden Olağanüstü Varlık Tarihi öğretmenimizi dinlemeye devam ettim.
"Çünkü Leilah, Şimşek Tanrısı en güçlü elemente sahiptir ve sadece bununla bitmez. Refleksleri doğuştan güçlüdür, savaşma içgüdüsüyle doğmuştur ve en güçlü olanıdır."
Başka bir öğrenci parmak kaldırdığında, Bayan Echols öğrenciye söz hakkı verdi.
"Bayan Echols, acaba Şimşek Tanrısı'nın kim olduğu biliniyor mu ?"
"Ah, tamda o kısma geliyordum Emma. Şimşek Tanrısı'nın kim olduğu bilinmiyor. Çünkü kaçırıldı." Sınıftan çıkan bir şaşırma nidasıyla birlikte bayan Echols konuşmaya devam etmişti.
"Vampirler ve Doğa Tanrıları ölümsüz olduğundan, adil savaşabilen tek varlıklardır. Ancak Şimşek Tanrısı doğduğunda bu kural yok oldu. Çünkü yeni doğan tanrı o kadar güçlüydü ki, yeni doğmasına rağmen kendini belli ediyordu. Bu yüzden vampirler adil oynamaktan vazgeçip Tanrı'yı kaçırdılar. Böylece aralarındaki savaş dahada büyüdü ve güç savaşına döndü."
"Şimşek Tanrısı'nı diğer tanrılardan ayıran özellikler nelerdir ?"
"Akıl yönetebilirler, eşyaları yerlerinden oynatabilirler, eğitim görmeden dövüşüp, silah kullanabilirler ve karanlıkta görebilirler."
Kaşlarımı çatmış ve idrak etmeye çalışmıştım. Karanlıkta görebilmek mi ?
Bayan Echols ve bir erkek öğrenci konuşurken aralarına girdim.
"Karanlıkta görebilmek, sadece Şimşek Tanrısı'na ait bir özellik mi ?" Bayan Echols'un kaşları çatılmıştı.
"Bunu bilmiyorum Bayan Gerristen. Üzgünüm." Daha sonra masanın üstündeki kitapları toparladı ve sınıfa döndü. "Ders bitmiştir. Çıkabilirsiniz."
Nefesimi üfleyip arkama yaslandığımda Claris kolumu dürttü.
"Kantine benimle gelir misin ?" Boşalmaya başlayan sınıfa göz gezdirip, kafamı onaylarcasına salladım.
Kantine indiğimizde, aniden karşımıza çıkan kızıl saçlı kız ile duraksamıştık.
"Bir sorun mu var ?" Kız sorduğum soruya kafasını sallamış ve kollarını birbirine bağlamıştı.
"Evet var. Türünü bile bilmeyen beceriksiz bir kızın bu okulda olmasına katlanamıyorum?"
Kafamı sinirle sağa sola sallamış ve "Ne?" diye sormuştum.
"Duydun beni. Arkadaşının ardına saklanan bir beceriksizi bu okulda istemiyorum."
Ettiği garip ve sinir bozucu laflar ile sinirlerim tepeme çıkmış ve çoktan kantindeki masalar sallanmaya başlamıştı.
Sakinleşmek için yumruklarımı sıkmıştım.
"Bu kadar yeter. Yönet şimdi onu Anna."
"Yapıyorum, ama olmuyor." Anlayamayarak Claris'e baktığımda sinirlerim iyice gerilmiş ve kantindeki bir iki ampulun patlamasına sebebiyet vermiştim.
Ve tam o sırada vampir çocuğun buraya doğru geldiğini gördüm. Tam kantinden çıkıp gideceğim sırada Claris kolumdan tutup beni durdurdu.
"Özür dilerim Debbie. Anna'nın seni sinirlendirip daha sonra da yönetmesini ben istedim."
"Benim bu kadar hassas olduğum bir konuyu nasıl herkesin içinde...!"
Claris
Debbie'yi yönetmesi için Anna'ya durumu bildiren kısa bir mesaj atmış ve ufak bir yardım istemiştim. Anna ise kabul etmiş ve kurduğumuz plana uymuştu.
Ve Debbie bana kızmakta sonuna kadar haklıydı.
"Benim bu kadar hassas olduğum bir konuyu nasıl herkesin içinde...!" Debbie'nin sözü aniden kesilir ve gözleri tamamen kehribar rengini alırken, şaşırarak Anna'ya dönmüş ve onunda aynı durumda olduğunu görmüştüm.
Tam o sırada etrafımıza toplanan kalabalığı yarıp geçen Leonard ve arkadaşları görünmüştü.
"Tamam!" Diye bağırdım endişeni kalabalığı yatıştırmak için. "Herkes sakin olsun. Anna sadece onu yönetiyor. Anna yönetmeyi bırak !" Anna yönetmeyi bırakmadığında sinirle nefes almış ve yüksek sesle tekrar etmiştim. Ancak beni duymuyor kehribar rengi gözleriyle Debbie'ye bakıyordu.
"Anna ! Yönetmeyi bırak !" Tam o sırada Leonard vampir olmanın vermiş olduğu güçle Anna'yı hızla duvara itmiş ve Debbie ile aralarındaki kontağı kesmişti. Anna hızla duvara çarpıp yere düştüğünde kalabalıktan bir çığlık koptu. Ardından Leonard başında bekleyen iki çocuğa gidip Anna'ya bakmalarını söylemişti. İki çocuk aceleyle Anna'ya doğru yürüdü.
Debbie'nin gözleri eski güzel rengine geri döndüğünde derin bir nefes almıştım.
Ancak Debbie etrafına anlamsız bakışlar artıyor, olduğu yerde sallanıyor ve dengede duramıyordu. Gözleri açıktı ancak bilinci yerinde değil gibiydi. Endişeyle ona doğru bir adım atmam ile Debbie'nin bedeninin yere yığılması bir olmuştu.
"Debbie !" Çığlık attığımda, Leonard benden önce davranarak Debbie'yi
kucaklamış ve aceleyle revire doğru koşmaya başlamıştı.