Bölüm 4 "Takipçi"
Kulağıma ulaşan anlamsız sesler, zaman geçtikçe daha anlaşılır bir hal alırken başımın ağrısıyla yüzümü buruşturdum.
Gözlerimi araladığımda bir hastanede olduğumu anlamıştım. Ne kadardır burada yatıyordum, bilmiyordum ancak bütün bedenim tutulmuştu. Kendime gelmeyi başardığımda başımı yana çevirmiş ve yatağımın ucunda öylece oturup beni izleyen Leonard ile karşılaşmıştım.
Gözlerimi bir iki kere kırpıştırıp görüş açımı netleştirmeye çalıştım. Uyandığımı gören Leonard çenesiyle yaslandığı ellerini serbest bırakarak, sandalyesini yatağa doğru yaklaştırdı.
"Merhaba." diye fısıldadığında kuruyan boğazımı ıslatmak amaçlı bir iki defa yutkunarak karşılık verdim.
"Merhaba."
"Nasılsın ?" Gözlerimi gözlerinden uzak tutmaya gayret ediyordum çünkü bakışları kalp ritmimi değiştirmeye meyilli gibiydi. Heyecandan burayı başımıza yıkmak en son istediğim şey bile değildi.
"İyiyim." Dedim küçük bir öksürük krizinden sonra. "Nerdeyiz ?"
"Okul reviri." Diye cevap verdi Leonard gözlerini beyaz tavanda gezdirip bana döndükten sonra.
"Ne hatırlıyorsun ?" Doğrulmak için kafamı kaldırdığımda, bana yardımcı olarak yastığımı dikleştirdi ve masmavi gözlerini tekrar üzerime dikti.
"Anna'nın beni yönettiğini.."
"Hayır." diye sözümü kestiğinde kaşlarını çatarak Leonard'da baktım.
"O seni değil, sen onu yönettin Debbie." İlk önce gözlerimi kocaman açmış ve daha sonra ise inanamıyormuşçasına gülmüştüm.
"Hayır, hayır bu imkansız. Ben yönetmeyi bilmiyorum."
"Bak Debbie, sana şöyle açıklayayım. Anna bir akıl yöneticisi ve senelerdir burada eğitim görüyör. Akıl yöneticilerinin aldığı iki eğitim vardır. Birincisi akıl yönetmek, ikincisi yönetildiğini anlamak. Anna'nın dediğine göre onu sen yönetmişsin. Güçlerini kullanmayı bilmediğin içinde.." Güçlerimi kullanmayı bilmediğimi bir başkasından duymak canımı sıkmaya başlamıştı. Demek güçlerimi kullanamadığım, henüz beceriksiz bir çömez olduğum bu kadar açıktı.
"Anladım." dedim üzerimdeki şaşkınlığı hala atamamışken. Bir süre ikimizde konuşmadık. Ben olayları idrak etmeye çalışırken, Leonard parmaklarıyla başını ovuyordu.
"Burada olduğun için teşekkür ederim. Ama solgun görünüyorsun. Gidip dinlenmelisin." Leonard parmaklarını başından çekip gözlerime bakmış ve daha sonra kafasını onaylar bir şekilde sallamıştı.
"O halde gidiyorum." diyerek yerinden kalktığında gülümsedim.
"Teşekkür ederim." Başıyla beni onaylayıp odadan çıktığında, çoktandır tuttuğumu fark etmediğim nefesimi serbest bıraktım. Yanındayken, gerçekten heyecanlanmıştım. Beni bu kadar heyecanlandıran şeyin bir vampir ile odada baş başa kalıp kalmamak olduğundan da emin değildim.
Saçma düşüncelerim, kapının açılmasıyla toz olup uçarken içeri giren kıvırcık saçlı hemşireye gülümsedim.
"Merhaba Debbie. Ben revir hemşiresi Dora. Serumunu çıkaracağım ve sende doğru evine yada yurduna gidip dinleneceksin. Anlaştık mı ?" Gülümseyerek onayladığımda yanıma gelerek serum iğnesini çıkarmış ve bant yapıştırmıştı.
"Arkadaşların dışardıda bekliyor. Ve söz verdiğim gibi doğru dinlenmeye gidiyorsun. Çünkü serumun ağır bir serum."
"Pekala, anladım." Dora, gülümseyerek odadan çıktığında içeri Claris girmişti.
"Debbie, ben gerçekten çok aptalım. Özür dilerim. Ben işe yarayacağını düşünmüştüm. Özür dilerim." İçeri sızlanarak giren Calris'e gülümseyerek baktıktan sonra kollarımı açtım.
"Gel buraya. Senin bir suçun olmadığını biliyorum." Claris ufak bir kahkaha atarak kollarımın arasına girmiş ve bana kocaman sarılmıştı.
"Hadi şimdi doğru yurda. Seninle gelmemi ister misin ?"
"Hayır, hayır benim yüzümden derslerden geri kalmanı istemiyorum." Claris gülümseyerek bana tekrar sarılmış ve geri çekilmişti.
"Bu arada Anna'da gelmek istedi ancak şu anda önemli bir derste. Çok özür diliyor."
"Ah, sorun değil. Onun bir suçu yok."
"İletirim."
Sonunda revirden çıkıp okul bahçesine ulaşmıştık. Claris çantamı ve deri ceketimi elime tutuşturduktan sonra bana tekrar sarılmıştı.
"Bu arada, seni Leonard kurtardı. Görmeliydin. Çok havalıydı." Son heceyi uzatarak söyleyip ellerini çenesinin altında birleştiren Claris'i gülerek izledim.
"Hadi şimdi doğru yurda." Onu onaylayıp sonunda okuldan çıkmayı başardığımda, yurda yürüyerek gitmeye karar vermiştim. Zaten fazla mesafe yoktu. Yürümek ve nefeslenmek iyi gelecekti.
Yolu biraz daha kısaltmak için ara bir sokağa girdim. Buraları fazla bilmediğim için nereden gidersem yolun kısalacağını bilmiyordum ancak buraları keşfetmez isem hiçbir zaman bilemeyecektim. Sonunda bir sokak arasına dalmış ve girdiğim sokağın oldukça boş olduğunu görmüştüm. Ne bir insan ne bir araba ne de küçük bir ışık vardı. Bunu sorun etmemiştim çünkü görebiliyordum. Kedi gözlerim her şeyi en ince ayrıntısına kadar görmememe yardımcı oluyordu.
Boş sokakta yürürken kulağıma gelen ayak sesleriyle arkamı döndüm. Sokakta benden başka kimsenin olmadığını görünce yanlış duyduğumu düşünerek kafamı iki yana sallamış ve önüme dönerek yürümeye devam etmiştim.
Yürümeye devam ettiğim sırada ayak sesleri daha da yakınımdan gelmeye başlamıştı. Panikle tekrar arkamı dönmüş ve tekrar kimsenin olmadığını görünce adımlarımı hızlandırarak yürümeye devam etmiştim.
Bu bir insan değildi. Emindim çünkü bu sokak bir insanın kolayca saklanması için elverişli değildi. Ama bu şey, her neyse takip edildiğimi anlamamı ister gibiydi. Korku iliklerime kadar işlenmişti.
Yurdun demir kapısını gördüğümde koşmaya başlamış ve kapının önüne geldiğimde biraz olsun rahatlamıştım. Her ne kadar serumun yan etkisi sansamda değildi. Hissetmiştim. Bu bir halüsinasyon değildi. Bu bir yan etki değildi. Gerçekti.
Soğuk demir kapıyı itip içeri girdiğimde ensemde bir nefes hissetmiş ve bedenimin baştan aşağıya titrediğini hissetmiştim.
Korkuyordum. Korkudan titriyordum. Son çağreyi yurda doğru koşup, sıcacık yatağıma uzanarak uyumakta aradım. Ama o burdaydı. Yatağımın baş ucunda.
Hissediyordum.