Otoparkın bir sönüp bir parlayan ışıkları altında, "Benimle geleceksin!" emrini duymak bütün bedenimi huzursuzca titretmişti. Kolumu kavradı ve alelade bir eşyayı tutarmış gibi arabasına çekti beni. "Bırak! Oğlum arabada... Lütfen! Onu... Onu anneme bırakayım!" biçare seslenişim karşılıksız kaldı. Bileğimi sıkı sıkı saran bu adam, beni aracına çekmeyi sürdürdü. O an, arabanın camına vuran Milhan'la göz göze geldim. Onun yakarışları, elime orantısız bir kuvvet verdi. Oğluma zarar gelme ihtimalinin o yoğun korkusuyla aklıma gelen ilk yalanı söylemekten çekinmedim. "Arabada... Cüzdanım var... En azından onu alayım. Tamam mı? Cü-Cüzdanım... Onu almama izin ver." Beni dinlemediği gibi, aynı zamanda peşinden sürüklüyordu. Arabasının kapısını açtığı anda elimi kendime doğru çekip bağırdım: "San

