Acı... Göğsünde yedi gümüş merminin açtığı yaraların sızısı, Arda’yı derin bir kâbustan çekip çıkardı. Beyoğlu’ndaki güvenli evin loş odasında, eski kadife koltukta doğruldu. Nefes almak, ciğerlerine cam kırıkları doluyormuş gibi geliyordu. Üzerindeki sargılar kanla sıvanmıştı. Ama asıl acı göğsünde değil, odanın ortasındaydı. Selin’in bedeni, ahşap masanın üzerinde nöbet geçiriyordu. Kadın, sırtını kasmış, dişlerini o kadar sıkıyordu ki dudaklarından sızan kan çenesine akıyordu. Göz kapakları şiddetle titriyor, teni bir an altın sarısına, bir an da zifiri siyaha dönüyordu. İki zıt enerji, aynı bedeni parçalamak üzere savaşıyordu. "Kaan..." diye inledi Arda, yavaşça ayağa kalkmaya çalışırken. "Selin, dayan!" Tam o sırada, odanın ağır meşe kapısının altından siyah bir duman sızdı. D

