Kaan Arsen, o gece ilk kez kâbus görmedi.
Yatağında, lüks dairesinin en üst katında, Boğaz'ı seyreden camların önünde uzanırken, zihni garip bir sessizliğe gömülmüştü. Selin'in dişleri boynundayken hissettiği o yakıcı haz hâlâ damarlarında dolaşıyordu. Parmaklarını boynundaki iki küçük deliğe götürdüğünde, derisinin altında hafif bir sızı hissetti. Ama bu acı değil... bir hatıraydı.
Saat gece yarısını çoktan geçmişti. İstanbul, aşağıda neon ışıklarıyla parlıyordu. Ama Kaan'ın zihnindeki sis bir türlü dağılmıyordu.
Gözlerini kapattığında, Selin'in altın-kırmızı gözlerini gördü. O gözlerdeki kadim yalnızlığı, yüzyılların getirdiği yorgunluğu, tarifsiz bir açlığı... Ve o an, Kaan anlamıştı: Bu kadın, sıradan biri değildi.
Telefonu çaldı. Arda'ydı.
*"Efendim, barın bodrumundaki kan fanuslarını laboratuvara gönderdik. Sonuçlar... efendim, sonuçlar imkânsız."*
"Nasıl imkânsız?" Kaan'ın sesi, odanın sessizliğinde yankılandı.
*"Kan örneklerinin hepsi suçlulara ait, efendim. Cinayetliler, hırsızlar, tecavüzcüler... Ama ilginç olan şu: Bu kanların hepsi en az elli yıl eski. Bazıları yüz yıllık. Ama taze görünüyorlar. Sanki... sanki zaman içinde bozulmamışlar."*
Kaan, telefonun ahizesini sıktı. "Viktor," diye fısıldadı. "Selin'in geçmişindeki adam."
*"Efendim, bir şey daha var. Barın güvenlik kameralarında, Selin'in yüzü net görünmüyor. Sanki kamera, ona odaklanamıyor. Ama dün gece, saat tam on ikide, kamerada bir silüet belirdi. Uzun boylu, siyah paltolu bir adam. Ve efendim... o adam, Selin'le konuşuyordu."*
"Ne dediler?"
*"Ses kaydı yok efendim. Ama dudak okuma uzmanına izlettik. Adamın dediği tek bir cümle vardı: 'Arsen kanı, vampirleri yok eder.'"*
Kaan'ın nefesi kesildi. Telefonu kapattı. Camdan dışarıya, İstanbul'un sisli silüetine baktı. İçinde tuhaf bir boşluk, tarifsiz bir açlık vardı.
*Arsen kanı, vampirleri yok eder.*
Peki ya Selin? Selin bir vampirse... Kaan'ın kanı onu yok edecek miydi?
Ve o an, Kaan'ın zihninde tek bir düşünce yankılandı:
*Ben ne oluyorum?*
---
Selin, Beyoğlu'nun arka sokaklarında, bodrum katındaki odasında oturuyordu.
Elleri titriyordu.
Yüzyıllardır elleri hiç titrememişti. Ama şimdi, Kaan'ı ısırdıktan sonra, parmak uçlarında hâlâ o adamın kanının sıcaklığı dolaşıyordu. O kan... O kan, Selin'e sadece besin değil, *güç* vermişti. Yüzyıllardır hissetmediği bir güç.
Masanın üzerindeki cam fanuslara baktı. İçlerindeki kan, koyu kırmızı, neredeyse siyahtı. Suçluların kanı. Adaletsizlerin kanı. Selin'in yüzyıllardır besin kaynağı.
Ama artık o kanlar, ona yetmiyordu.
Çünkü Kaan'ın kanı farklıydı. O kan, Selin'in içindeki o ilkel avcıyı tamamen uyandırmıştı. Ve en tehlikelisi... O kan, Selin'e *umut* vermişti. İki yüz kırk yedi yıl sonra ilk kez, Selin yeniden hissediyordu.
Kapı çaldı.
Selin irkildi. Yüzyıllardır kapısı hiç çalınmamıştı. Çünkü kimse, onun adresini bilmiyordu.
Yavaşça ayağa kalktı. Kapıya doğru yürüdü. Adımları, insanüstü bir sessizlikle yere değiyordu. Kapının arkasından, tanıdık bir koku geldi.
Yağmur. Eski kütüphane rafları. Ve hafif bir demir.
Kan.
Selin, kapıyı açtığında, karşısında Viktor'u buldu.
Viktor, siyah paltosunun içinde, sokak lambasının ışığında parlıyordu. Yüzü, Selin'in hatırladığı gibi yakışıklıydı. Ama gözleri... Gözleri, Selin'in hatırladığından daha karanlıktı.
"Selin," dedi Viktor. Sesi, yağmurun sesine karışıyordu. "Onu ısırdın, değil mi?"
Selin, cevap vermedi. Sadece Viktor'a baktı.
Viktor, Selin'in önünde durdu. Yüzündeki gölgeler, sokak lambasının ışığında kayboldu. "Selin," diye tekrarladı Viktor, sesi tehlikeli bir fısıltıya dönüşerek. "Onu ısırdın. Ve şimdi... o değişiyor. Ama sen bilmiyorsun ki..."
"Ne bilmiyorum?" diye sordu Selin, sesi buz gibi soğuktu.
Viktor, gülümsedi. O gülümsemede hem acı hem de tarifsiz bir kin vardı.
"Arsen kanı," dedi Viktor, sesi yağmurun sesine karışarak. "Sadece vampir yapmaz. O kan... o kan, vampiri de *yok eder*."
Selin, Viktor'un sözlerini duyduğunda, bir adım geri çekildi. Yağmur, yüzünden süzülüyordu. Ama bu sefer, o yağmur soğuk değildi. Sıcaktı. Kaan'ın kanının sıcaklığıydı.
"Ne diyorsun?" diye fısıldadı Selin, sesi titreyerek.
Viktor, Selin'e bir adım daha yaklaştı. Yüzündeki gülümseme silindi. Yerini, kadim bir ciddiyet aldı.
"Kaan'ı vampir yaparsan," dedi Viktor, sesi odanın cam duvarlarında yankılanırcasına alçaktı, "o seni yok eder. Çünkü Arsen kanı... Arsen kanı, vampirlerin sonudur."
Selin, Viktor'un sözlerini duyduğunda, dizlerinin bağı çözüldü. Yağmurun altında, ıslak asfaltın üzerinde çömeldi. Ve ilk kez, iki yüz kırk yedi yıl sonra, Selin ağladı.
Çünkü Selin, Kaan'ı seviyordu. Ve Kaan'ı vampir yapmak... Kaan'ı yok etmek demekti.
Viktor, Selin'in yanından geçti. Yağmurun altında, karanlığa doğru yürüdü. Geriye dönüp bakmadı. Sadece son bir söz bıraktı:
"Seçimini yap, Selin. Ya onu sev... ya da onu yok et."
---
Kaan, o gece ilk kez rüya gördü.
Ama bu rüya, sıradan bir rüya değildi. Bu, bir hatıraydı. Selin'in hatırası.
*Rüyada, İstanbul'un fethinden hemen sonraydı. Yıl 1454'tü. Selin, o zamanlar başka bir isme sahipti. Leyla... Bir Osmanlı paşasının kızıydı. On yedi yaşındaydı. Uzun, siyah saçları, altın rengi gözleri vardı. Babası, onu zengin bir tüccarla evlendirmek istiyordu. Ama Leyla, aşkı seçmişti.*
*Sevdiği adamın adı Mehmet'ti. Bir Yeniçeri'ydi. Yakışıklı, cesur, iyi kalpli... Leyla ile Mehmet, gizlice buluşuyorlardı. Galata'nın arka sokaklarında, tarihi kiliselerin gölgelerinde... Aşkları, yasaktı. Ama gerçekti.*
*Bir gece, Mehmet Leyla'yı bekliyordu. Ama o gece, Mehmet yerine başka biri geldi. Siyah paltolu, yakışıklı bir adam. Viktor...*
*"Leyla," demişti Viktor, sesi kadife gibi yumuşaktı. "Seni ölümsüz yapabilirim. Ama bedeli ağır olacak."*
*Leyla, Viktor'a bakmıştı. Gözlerindeki kadim yalnızlığı görmüştü. "Neden?" diye sormuştu.*
*"Çünkü seni seviyorum," demişti Viktor. "Ve seni kaybetmek istemiyorum."*
*Leyla, o gece bir seçim yapmıştı. Ya Mehmet'le ölümlü bir hayat... Ya da Viktor'la ölümsüz bir aşk.*
*Seçimini yapmıştı.*
*Viktor, Leyla'nın boynuna dişlerini geçirmişti. İlk ısırık... İlk dönüşüm... İlk acı...*
*Leyla, kan kaybederken, gözlerinin önünde Mehmet'in yüzü belirmişti. Ve ağlamıştı.*
*Sonra, her şey değişmişti.*
*Leyla, Selin olmuştu.*
*Ve Mehmet... Mehmet, çoktan ölmüştü.*
Kaan, rüyadan ter içinde uyandı.
Nefes nefese kalmıştı. Gözlerini ovuşturdu. Boynundaki iki küçük deliğe dokundu. Hâlâ sızıyordu.
Ve o an, Kaan anladı.
Bu rüya, sadece bir rüya değildi. Bu, Selin'in hatırasıydı. Ve Kaan, o hatırayı görüyordu.
*Kan bağı...*
Selin'in kanı, Kaan'ın damarlarında dolaşıyordu. Ve o kan, Kaan'a Selin'in geçmişini gösteriyordu.
Kaan, yatağından fırladı. Aynaya baktı. Gözlerindeki o kehribar-siyah parlaklık, şimdi daha derindi. Ve Kaan, ilk kez gülümsedi.
"Selin," diye fısıldadı. "Seni bulacağım. Ve seni kurtaracağım."
Ama Kaan, bilmiyordu ki...
Kurtarmak istediği kadın, aslında onu yok edecekti.
---
Sabah oldu.
Kaan, ofisine gitti. Arıkan Holding'in Levent'teki merkez binasının otuz ikinci katı, İstanbul'un üzerinde süzülen bir cam kale gibiydi.
Masasının üzerinde, Arda'nın hazırladığı dosya duruyordu. Selin. Üç sayfa boşluk. Üç sayfa, bir kadının yokluğunu kanıtlayan belge.
Ama artık Kaan, o boşluğu doldurabiliyordu.
Çünkü Selin'in kanı, Kaan'ın damarlarındaydı. Ve o kan, Kaan'a Selin'in geçmişini gösteriyordu.
Telefonu çaldı. Arda'ydı.
*"Efendim, Viktor'la ilgili bir bilgi bulduk. Viktor, 1453 yılında İstanbul'da görülmüş. Ve efendim... o tarihten beri, her on yılda bir İstanbul'da beliriyor. Son görülmesi, dün gece."*
"Nerede?"
*"Galata'da, efendim. Selin'in bodrum katındaki odasının önünde."*
Kaan, telefonun ahizesini sıktı. "Viktor, Selin'in yaratıcısı," diye fısıldadı. "Ve Selin'in ilk aşkı..."
*"Efendim, bir şey daha var. Arsen ailesiyle ilgili eski kayıtları inceledik. Ve efendim... Arsen ailesinin kanında, vampirleri yok edebilecek bir güç olduğu yazıyor. Ama efendim, bu kayıtlar 1453 yılına ait. İstanbul'un fethine..."*
Kaan, telefonu kapattı. Camdan dışarıya, İstanbul'un sisli silüetine baktı.
Ve o an, Kaan'ın zihninde tek bir düşünce yankılandı:
*Ben, Selin'i kurtarabilirim. Ama onu kurtarmak için... onu yok etmem gerekebilir.*
Dışarıda, İstanbul'un üzerinde şimşek çaktı. Gök gürültüsü, camları titretecek kadar yakındı. Ve Kaan, o gök gürültüsünün arasında, Selin'in fısıltısını duyduğunu sandı:
*"Seni seviyorum, Kaan. Ama seni vampir yaparsam... seni yok edeceğim."*