Sultanahmet Meydanı’nda sabahın ilk ışıkları, tarihi taşların üzerine acımasız bir netlikle düşüyordu. Selin, Kaan’ın göğsüne kulaklarını dayadığında, o korkunç sessizliği tüm iliklerine kadar hissetti. Kalp atışı yoktu. Nefes alışverişi yoktu. Kaan Arsen, tıbben ölmüştü. Ama Selin’in avuçlarının altında, Kaan’ın boynundaki o kadim Arsen mührü, güneşin ışığı altında kör edici bir mor renkte parlıyordu. Mühürden yayılan soğukluk, Selin’in parmaklarını uyuştururken, Kaan’ın teni de yavaş yavaş buz kesiyordu. Damarlarındaki kan donuyor, cildi mermer gibi beyaz ve sert bir hal alıyordu. Selin, kan bağı aracılığıyla Kaan’ın zihninin derinliklerine baktığında, orada bir karanlık değil, donmuş bir okyanus gördü. Arsen soyunun kadim büyüğü, bedeni tamamen yok olmaktan korumak için Kaan’ı "bu

