Boğaz’ın derinlikleri, İstanbul’un gürültüsünden ve ışıklarından çok uzakta, zifiri bir karanlığa gömülmüştü. Selin, Kaan’ın demir gibi sert kollarında, buz gibi suların içinde aşağıya doğru süzülürken ciğerlerindeki son oksijen kırıntılarını da kaybediyordu. Üzerindeki güneş yanıkları, tuzlu suyun yakıcı etkisiyle daha da şiddetleniyor, teni adeta etten sıyrılmış gibi sızlıyordu. Ama asıl acı, Kaan’ın bakışlarıydı. Kaan, onu kollarında taşırken yüzünde hiçbir ifade yoktu. O sıcak, kehribar sarısı gözler gitmiş; yerini, derin okyanusların dibindeki buzulları andıran, soluk ve ölümsüz bir maviye bırakmıştı. Göz bebekleri, yılanımsı dikey çizgiler halinde, Selin’in yüzüne değil, sanki onun varlığına, onun *tehlikesine* odaklanmıştı. Kaan artık hissetmiyordu. *Buzdan Kalp* durumu, Arsen

