Kaan Arsen'in kalbi, yedi dakika önce durmuştu. Ama o, hâlâ ayaktaydı. Tarabya'nın yağmurla ıslanmış ormanında, yaşlı çınar ağacının altında duruyordu. Üzerine vuran yağmur damlaları, tenine değdiği an buharlaşıyordu. Gözleri, zifiri bir siyahlığın içinde dikey çizgilerle parlıyordu. Nefes almıyordu. Nefese ihtiyacı yoktu artık. Selin, onun önünde, yosunlu toprağın üzerinde diz çökmüştü. Titriyordu. Kaan'ın kanı, onun vampir özünü yeniden canlandırmış, onu ölümden kurtarmıştı. Ama bedeli... Bedeli çok ağırdı. "Kaan," diye fısıldadı Selin, sesi kırık bir camın üzerinde yürür gibi çıtırdadı. "Beni duyuyor musun?" Kaan, başını yavaşça Selin'e çevirdi. Gözlerindeki o dikey çizgiler, Selin'in yüzüne odaklandı. Ama o bakışta, daha önce hiç olmayan bir şey vardı: *Hiçlik.* "Sel... in." Kaan

