Melek Nisa Koçak
Çarşıda oyalandıktan sonra siteye geldim. Hemen Poyraz'ların binaya girip, onların daireye çıktım. Pınar teyze kapıyı açınca, bana sıkıca sarıldı. İçeriye geçip salonda oturmaya başladım.
Pınar teyzem hemen birşeyler ikram etmek istedi;
"Fıstığım, kahvemi istersin yoksa çay mı?
"Kahve ve sade Pınar teyzecim."
Pınar teyzem, kahveleri yapmaya gitti. Bu eve gelince hep içimi bir huzur kaplıyor. Buram, buram Poyraz kokuyor. Kendimi çok mutlu hissediyorum burada. Pınar teyze kahveleri yapıp getirince hemen bana sordu;
"Nisa, ne oldu güzelim size. Aranız bozuk galiba." deyince, benim hemen gözlerim dolmaya başladı.
"Teyze, lütfen şu oğlunu döver misin."
"Sana iyi gelecekse, döverim güzelim. Ama ne oldu. Sen bana anlat bakalım."
Okulda bana yaptığı herşeyi A'dan Z'ye anlattım. Pınar teyzem, tabikide bana hak verdi. Çünkü ben haklıyım. Oğlu beni üzdü.
"Nisa, üzülme kızım. Benim eşek sıpası mutlaka özür diler senden. Burnunu süründür biraz."
"Teyze, ben onu çok seviyorum. Sende biliyorsun bunu. Yıllardır çok seviyorum. Ama Poyraz'da herşeyde bana kardeş iması yapıyor, deliriyorum. Birde üstüne üstlük babam faktörü var. Babama kalkıp, Poyraz'ı seviyorum desem, çıta babamda yüksek malum. Ne tepki vereceğini kestiremiyorum. Hatta bu sabah, biraz atıştık. Sanırım Poyraz'a olan kızgınlığım babama patladı."
"Nisa, canım kızım sende biliyorsun ki, yıllardır benimde gönlüm senden yana. Erdal amcan da seni çok seviyor. Aranızda böyle birşey olduğunu duyarsa emin ol havalara uçar. Ama bende Poyraz'ı hiç anlayamıyorum. Seni nasıl bir duyguyla seviyor hala çözemedim."
"Ahh teyzem! İşte bende öyle. Bir bakıyorsun sevgilim gibi beni kıskanıyor. Tamam diyorum buda beni seviyor. Sonra hemen sen benim kardeşim gibisin, ondan öyle diyor. Pınar teyze, ben kafaya koydum Poyraz'a herşeyi itiraf edecem. Olabilecek herşeyi göze aldım. Ama sende al. Babam oğlunu bir tık hırpalayabilir." deyince, ikimizde güldük.
"Ne yapmak istersen ben senin yanındayım güzelim. Konuş madem, söyle artık Poyraz'a. "
"Teyze, senden çok iyi kaynana olur biliyorsun demi."
"Nisa, çok hayallerim var güzelim. Hele o hayalleri senle yaşamak için sabırsızlanıyorum."
"Teyze, emin ol bende bu eve sizin gelininiz, hatta bir kızınız olarak girmek istiyorum. Poyraz'ın sevdiği kız olmak istiyorum."
"İnşallah güzelim. Bende çok istiyorum."
O ara telefonuma mesaj geldi. Bakınca, Poyraz'dan olduğunu gördüm.
"Bak teyze, oğlun bana dayanamıyor ama, sürekli kardeşiz deyip ortalıkta geziyor."
"Aç bakalım ne yazmış."
Poyraz: Bu akşam, sitedeki cafeye geliyorsun. İtiraz istemiyorum. Daha fazla benim canımı sıkma.!!!
"Gördünmü teyze, ne kadar romantik bir oğlun var."
"Baya romantikmiş cidden. Nisa, sana hiç kıyamıyor. Ya cidden seni bir kardeş olarak çok seviyor, yada benim oğlum sana kör kütük aşık."
"Off ikinciyi tercih ederim teyze. Kıyamıyorum ben ona hiç. Bak şimdi akşama cafeye gitmeyi kendimi mecbur gibi hissediyorum."
"Git ama hemen affetme. Azıcık naza çek kendini."
"Allah'ım, insanın kayın valide adayıyla oğlunu çekiştirmek; harika bir duyguymuş."
"Ne zaman istersen, oğlumun dedikodusunu yaparım senle canım benim."
"Neyse teyze, ben artık kalkayım, müsadenle. Babamla da aram bozuk gibi. Onunda gönlünü almam lazım.
Pınar teyzeden çıkıp bizim eve doğru yürümeye başladım. Artık kafamda bazı şeyler var. Onları hayata geçirmem lazım. Poyraz'a olan duygularımı söyleyeceğim. Çünkü artık bu hisleri içimde yaşamak istemiyorum.
Eve gelip, hemen odama çıkıp üzerimi değiştirdim. Kimse yok evde. Nilda'yı da sanırım babam götürdü okula. Ben sabahki sinirle arabayı alıp çıkınca. Neyse mutfağa geçip, akşam için babama çok sevdiği elmalı turtadan yapayım. Canımın içiyle aramızdaki soğukluğu gidermek için büyük bir koz. Benim elmalı turtama asla hayır demez çünkü.
Mutfağa geçip, hazırlıklara başladım. Turtayı yaptım. Hatta akşam yemeğini bile yaptım. Annem, işten gelince birde yemek telaşesine düşmesin diye. Mutfakta işlerim bitince, odama çıkıp duşa girdim.
Duştan çıkınca telefonuma mesaj gelmişti..Bakınca Poyraz'dan geldiğini gördüm;
Poyraz: Sana birşey yazdım. Şu mesajıma cevap ver. Akşam Albay'dan Palandöken için izinde almaya gelecem. Haberin olsun.
Yine sınırları zorluyor. Babam sinirlenecek akşam eminim.
Ben: Tamam.
Kızgınım ona hemde çok. Bu kadar cevap bile yeter.
Poyraz: Senin tamamını ben....!!!!
Şuan kuduruyor eminim. Çünkü ona kısa cevap verdim. Hiç sevmediği şey, mesajına ok yada direk tamam yazmak. Beter ol Poyraz. Benim kalbimi kırdığın için sana müstahak.
Üzerimi giyinip, öylece uyuya kalmışım. Dün gece hiç uyumadım. Aniden uyku bastırdı.
Ne kadar uyudum bilmiyorum ama, annem bile gelmiş.
"Nisa, güzel kızım. Neden uyudun hasta felan değilsin demi annecim."
"Annem, hoşgeldin. Yok değilim. Dün gece hiç uyumadım. Sabahta erken kalkınca aşırı uyku bastırdı beni."
"Mutfaktaki hazırlığı neye borçluyuz."
"Annem, hepsi babam için. Sabah biraz ona çıkışmıştım. İçim içimi yedi bütün gün. Ama senin bu kocan, beni çok fazla zorluyor."
"Benim kocamın vardır öyle şeyleri güzel kızım. Neyse ben baba kız arasına girmiyorum. Kendiniz konuşup halledin. Birde Poyraz bana mesaj atmış. Yenge akşama müsaitmisiniz, yarım saat sizle birşey konuşmam lazım diye. Senin haberin varmı?"
"Var anne ama, bende bu konuda sizle Poyraz arasına girmiyorum. Gelince ondan öğrenirsiniz. Şuan hiç stres çekemiycem...Bu arada babam geldi mi?"
"Yolda, hadi sende kalk aşağıya gelde madem, karşıla babanı."
"Tamam annem. Hadi sen çık, ben hemen geliyorum."
Annem gidince bende hemen üstüme başıma çeki düzen verip aşağıya indim. Tam merdivenlerden indiğim esnada, kapı açıldı ve babamla Nilda geldi. Babam hiç bana bakmadı bile. Off off çok üzdüm ben bir tanecik babamı.
Nilda içeriye girer girmez bana çemkirmeye başladı;
"Kızım bak, beni delirtme. Bir daha okula gitmediğin günlerde arabayı alırsan, olay çıkar. Senin yüzünden babam ne kadar uğraştı, bugün."
Nilda öyle deyince, babam;
"Ben sizinle seve, seve uğraşırım babasının güzelleri. Hadi siz mutfağa geçin. Bende üzerimi değiştirip geleyim."
Neyse, babasının güzelleri dedi. Buda birşey. Sadece güzeli de diyebilirdi. Şuan onunda içi içini yiyor eminim. Ben mutfağa geçmedim. Babamı merdivenin başında bekliyorum. Onla konuşmam lazım. Çünkü işten geldi ve beni öpmedi. Bu bir ilk olabilir.
Beş dk sonra babam aşağıya indi. Önüne geçip durdum. O bana, bende ona baktım.
"Babacım, işten geldin ve beni öpmedin. Sen beni öpmezsen, benim içim hiç rahat etmez ki." dememle gözlerim doldu.
"Sakın o gözlerinden yaş akıtma. Bende ne yapacağımı bilemedim. Yine bana kızarsın sandım. Yoksa ben seni öpmeden ve kokunu içime çekmeden durabilir miyim."
"Babacım" diyerek, sarıldım. Bolca bu sefer ben öptüm. Oda sıkıca bana sarılıp, beni öptü.
"Babam, çok özür dilerim. Bu sabah ben sana öyle davranmak istemezdim ama oldu işte. Çok üzgünüm baba. Sana öyle davrandığım için özür dilerim. Seni kırmak şu hayatta en son isteyeceğim şey. Ama birşeyler üst üste gelince, galiba o an sana patladım.
"Asıl ben senden özür dilerim melek kızım benim. Galiba ben sabahki konu üstünden, çok üzerinize geliyorum. Bir daha aynısı olmayacak. Sana söz veriyorum. Ama bana bir daha atar gider yapma. Sen yada Nilda ile benim aram bozuk oldu mu, benim günüm berbat geçiyor."
"O zaman babacığım, madem gününün berbat geçmesine sebep oldum. Yaptığım turtayla gönlünü alabilirim.."
"Sen bana turtamı yaptın. Acaba ben her gün sana trip mi atsam?"
"Yok babam, atma. Ben sana her gün yaparım. Senle aram bozuk olunca, bende kötü oluyorum. Çünkü seni çok ama çok seviyorum. Babaların birtanesi."
Babam, bana sıkıca sarıldı ve mutfağa yemeğe geçtik. Annem bizim arayı düzelttiğimizi görünce çok sevindi. Aman ne olur bir daha, baba kız böyle olmayın. Ben arada kalıyorum. Baban hiç çekilmiyor Nisa. Sizlerle arası kötü oldu mu, bana sarıyor. Yaşlandı ve nazı hiç çekilmiyor diye annem tatlı bir sitem etti. Babam, altta kalır mı hiç, ben sana yaşlılığı gösteririm deyince, Nilda hemen biz çıkalım isterseniz gençler diye esprisini de yaptı.
Canım ailem, hep böyle mutlu ve huzurlu olalım. Babam yemeğini bitirip salona geçerken, Poyraz da gelecekmiş çaya onuda bekleyelim deyip içeriye gitti. Aslında Poyraz'ı göreceğim diye aşırı heyecanlıyım. Bugün onu hiç görmedim çünkü. Çok özledim uyuzu. Ben Poyraz'la da aram kötü olunca üzülüyorum. Aşığım onada. Onu da bam başka duygularla seviyorum.
Annemi de içeriye yollayıp, Nilda'yla mutfağı topladık. Tam bizde içeriye geçerken, kapı çaldı ben açtım. Yeni saç ve sakal tıraşı olmuş bir adet Poyraz beyle karşılaştım. Yapma işte be adam, böyle yakışıklı çıkma karşıma. Sanki babamdan beni istemeye gelmiş gibi hazırlanmış. Allah'tan salonla, dış kapının orası gözükmüyor.
"Hoşgeldin"
"Sağol meleğim. Bende iyim.. Halimi hatırımı sorduğun için ayrıca teşekkür ederim."
"Uzatma, küsüm sana. Neyini anlamıyorsun?"
"Ya sen küsünce çok tatlı birşey oluyorsun, biliyorsun demi."
"Geç Poyraz içeriye ve beni sinirlendirme."
Pis, pis sırıtarak içeriye geçti. Babam ve annemle görüşüp oturdu. Babamla sohbet etmeye başladılar. Babam, okuldan konu açınca, sözde hocam ya kendisi hemen beni şikayet etmeye başladı. Derslerime katılmıyor beni dinlemiyor bilmem ney diye.
Uyuz ya!! Yine olayı kendine çevirdi. Vallahi adamı sinir eder. Nilda'yla çayları hazırlayıp, yanlarına da turtaları koyup getirdik. Çayını verince, gözlerimin içine baka, baka aldı bardağını.
Sonra babamla konuşmaya başladı;
"Hakan amca, sebebi ziyaretim..." demesiyle içtiğim bir yudum çay boğazıma takıldı ve öksürmeye başladım. Manyak bu ya!! Sebebi ziyaretim diyerek, konuya mı girilir. Bana bakıp, iyi olup olmadığımı sordular.
"İyim ben. Çay çok sıcaktı, birden içince ağzım yandı." diyerek olayı toparladım.
Poyraz;
"Amca, bizim okulun Palandöken'e iki gün konaklamalı gezisi var. Yani Nisa için bu güzel bir deneyim olabilir. Bölümü için orda kayak sporları kısmında güzel şeyler öğrenebilir. Sonuçta okuduğu bölüm sportik faaliyetleri kapsayan bir bölüm. Bende gideceğim geziye. Yani bizlere zaten mecburi. Eğer iznin olursa, Nisa'da gelsin istiyorum. Ne dersiniz Albay'ım..?"
Babam, şaşırdı tabi. Birde konaklamalı. Babam kolay kolay izin vermez. Ama şuan bir kararsız kaldı gibi sanki iki gözümün çiçeği.
Babam, bana bakıp konuştu;
"Nisa, sen ne diyorsun kızım. Gitmek istiyor musun?"
Oha!! Harbiden şaka. Babam direk hayır demeden, bana fikrimi sordu. Ay şuraya bayılacağım şimdi.
"Baba, vallahi ben olayın tatil kısmına bakıyorum. Ben birşey öğrenme kısmında değilim. Sude de gidecek büyük ihtimalle. Onla orda çok eğleniriz diye düşünüyorum."
"Kızım, Poyraz eğitimsel bakıyor olaya, sen ise tatil. İnşallah sende bölümünü bitirip güzel şeyler başarırsın. "
"Aşk olsun baba. Tabikide başarıcam. Bu Poyraz başarmış ben neden başarmıyayım."
Bizimki, ben öyle deyince bana değişik baktı.
Poyraz;
"Evet amca, kararın nedir?"
"İyi madem, benim kızımın tatil yapası varsa yapsın bakalım tatilini. Gidin o zaman. Ama bak Poyraz, kızıma dikkat etmezsen oralarda, olacakları sen düşün."
"Aklın kalmasın Albay'ım. O iş bende."
Bak sen!! Aklı kalmasınmış. Beni yerden yere vuruyor sonra o iş bende diyor. Bir kaşık suda boğasım geliyor şu an bu adamı.
Poyraz bizimkilerden izin isteyip kalktı. Yolcu etmeye ben kalktım.
"Nisa, bu iş tamam. İzini aldık. Birlikte gidiyoruz."
"Ben senle gelmiyorum. Sude'yle gidiyorum. Sana hâlâ küsüm."
"Barışırız güzelim."
"Poyraz, yarın akşam bizim cafede senle birşey konuşmak istiyorum."
"Hayırdır Nisa. Sıkıntı yok demi."
"Bilemiyorum artık. Varmı, yokmu ona da konuşmadan sonra sen karar verirsin. Akşam sekiz gibi buluşalım." dedim. Oda onaylayıp gitti. Artık herşeyi göze aldım. Mecbur söyleyeceğim. Palandöken'e ya sevgili olarak gideceğiz. Yada aramızdaki bu güzel arkadaşlık da bitecek, iki yabancı gibi gideceğiz...