"Nikah Tarihi"
Artık hayatımda yaşadığım pek çok şeye şaşırmıyordum, alışmıştım sanırım. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Hayatım boyunca sokağından bile geçmediğim konağın kapısında duruyordum, kapının tepesinde yarım halka şeklindeki taştan halkanın üzerinde büyük harflerle ASPARŞAH KONAĞI yazıyordu.
Mardine döndüğümden beri yapmam dediklerimi yapmış olmaz dediklerim olmuştu, biri de buydu işte. Demekki bu konağa ilk adımı bugün atacaktım öyle mi?
Arabadan inişimle Cahit ve bir kaç konak adamıda yanımda yerini almıştı bile.
Sabah konağın avlusunda benden yardım isteyen bana sığınan gözü yaşlı kadının sesi, dedikleri acısı hâlâ kulaklarımda ve beynimde dolaşıyordu, kızı için canını hiçe saymış ölümü bile göze almış bir kadındı, annemde kendim için görmek istediğim her şeye sahip olan kadın benden yardım isterken canımı ne derece yaktığının farkında bile değildi. İlk sözleri yanına vardığımda şunlar olmuştu, "Sen diğer hanımlar gibi değilmişsin diye duydum, kızımın suçu yoktur onun kanına girdi pislikler, o suçsuz yalvarırım yardım et Hanımım," Güçsüzce yere ayaklarımın ucunda çökmesiyle bende onunla birlikte soğuk zemine dizlerimi yaslamış ellerini tutmuştum, "Yalvarırım yardım edin." Sözlerinin ardından ise dayanamayarak, "Yalvarmayı bırak lütfen, ben Allah'ın izniyle ne gerekiyorsa yaparım ama yalvarmayın lütfen." demiştim, şaşırsada hiç durulmayan yaşları ile kafasını sallamıştı bilinçsizce.
Kızı için birilerinin ayaklarına kapanmasına gerek yoktu annemin sadece benim için karşı çıkması yeterli olurdu ama artık bunlarında önemi yoktu.
Şu an buradaysam elbette o kız içindi kendime pek bir yararım olmasada en azından insanlara yardım edebilmeliydim ve birazdan Aşiret Ağa'larının olduğu toplantıyı bölecek o kız için verilecek olan kararı iptal edecektim, yani bir diğer anlamıyla ben birazdan en az on iki kişilik bir Aşiret toplantısını basacaktım.
Tabiki de on iki olmayacaktı bunlar sadece söz hakkına sahip olanlardı bu tür toplantılarda en büyük, en akıllı, törelere sahip çıkan Aşiretin Ağa'larına söz hakkı tanınıyordu, tanımayanlarda olayları izlemek için geliyor gerektiği yerde konuya dahil ediliyordu. Asparşah Konağı ilk defa bir hükme sahne olmuyordu tıpkı bizim konaktada olduğu gibi.
Hava sıcak, esen hafif rüzgar ondan daha sıcaktı konağın olduğu sokak dar değil aksine geniş bir sokaktı sol tarafıma doğru baktığımda bir çok lüx arabanın sıralandığını gördüm, millet komple içerideydi ve benimde artık girmem gerekiyordu.
Ama fazla heyecanlıydım hele de daha dün burnuna kafa attığım adamı göreceğim için, ne söyleyecek nasıl karşılayacaktı hiç bir fikrim yoktu.
Siyah ama arkasının topuğuna kadar gümüş işlemeli yılan motifli olan stilettomu karşımda duran konak kapısına yönlettim, üstümde bordo belden oturtmalı aşşağısı bol dizlerimin uzerinde biten bir elbise vardı ve ilk iki adımdan sonra bizi fark eden hatta beni izleyen tanımaya çalışan adamlardan biri bize doğru gelmesiyle yolun ortasında durduk, basında peştemal sarılı ve siyah şalvarlı orta yaştaki adam karşımda durdu, güneşin altında fazla durmaktan esmerlikten yanmaya dönen teni olan ve orta yaşlarda bir adamdı bu.
"Sizde kimsiniz bacım, girmek yasaktır şimdi avlu erkeklerde dolu, sen şimdi git sonra gel en iyisi." diyen adama tek kaşımı kaldırıp sorgulayıcı bir şekilde baktım, "Sonra gelecek birinemi benziyorum ben, bizimde işimiz erkeklerle zaten çekilin siz yoldan." sert sesime karşın duruşu dikleşti ancak lafından dönmedi, "Olmaz bacım başımı yakma benim ortalık karışık zaten şimdi olmaz diyorum siz gidin sonra gelin ben haber ederim sizden," dedi sonra kaşlarını çatarak yüzümü inceledi yapmamış gibi, "Adınız neydi bu arada bacım?" diyede sordu merakla.
Derin bir nefes aldım sıkıntıyla Cahit'e baktım omuz silkti, göz devirdim. Çok sıkıyorlardı bazen sanki ne yapıcam ben kadın başıma. Önümdeki benden biraz kısa olan adama döndüm tekrar, "Gerçi bacım senide bir yerden çıkarıcak gibiyim ama." demesiyle dayanamayıp hızla cevap verdim.
"Gece Riva!" gözleri şaşkınlıkla irileşti yüksek sesle söylediğimden kapının her iki yanında duran adamlar ve içerdeki Aşiretlerin tek tük olan adamlarıda duymuştu beni ama umursamadım, "Madem çıkaramadın bari arabaların plakasına bak abicim, şimdi çekilin lütfen önümden daha fazla geç kalmadan." dilini yutmuş gibi hiç bir şey diyemediğinde yanından geçtim konağın kapısındaki iki merdivenide çıktım kapıdaki adamlar elini itmek için kapıya koydular ancak eli kapıdayken durdular ikiside birbirlerine tedirgin bakışlar attı ve bana döndüler, "Sadece tek bir adam girebilir içeri Hanımağam." öyleyse tek bir kişi gelebilirdi tabi bunun için söylememe gerek bile yoktu, adam büyük demir kapıyı iterek açtı. İçeri adımladığım an büyük bir ürperti kapladı bedenimi.
Büyük bir avluya açılmıştı kapı büyük bir konağın avlusuna, bakışlarım yerden ileriye doğru süzülüp karşıya dikildi etrafa dizilen sedirlere yerleşen adamlar tam karşılarında yerde dizleri üzerinde iki beden biri erkek biri kadın.
"Ne olursa olsun bu kız artık namussuzdur ve namusunu temizlemek zorun-" konuşan orta yaşlardaki adamın konuşması topuklu ayakkabının ortama yaydığı tok sesten dolayı kesilmişti. Onunla birlikte tüm bakışlar bana döndüğünde ben sadece abimle göz göze gelmiş ve gülümsemesi sayesinde kendimi dik tutmuştum.
Adımlarım yerde oturan iki kişinin hemen arkasında, Aşiret Ağaların karşısında durmuştu. Hepsi şaşkın ve ne olduğunu kavramaya çalışır şekildeydi, bir kişinin kararan bakışlarıda vardı tabi.
Bakışlarımı konağın etrafına çevirdim, bizim konaktan daha büyük bir konaktı, yaklaşık 3 katlı olan konağın ilk katı boydan boya balkonluydu terası büyüktü sanırsam, konak u şeklindeydi büyüklüğü ve ihtişamı göz kamaştırıcıydı, sol tarafımda kalan ilk katın balkonunda korkulukların önünde olan kadınlarla göz göze geldim tek tek, demek toplantıyı oradan izliyorlardı, Güneş'in kin dolu bakışlarını Gurbet hanımın nefret dolu bakışlarını Mara'nın şaşkın görünmesine rağmen hoşnut olmayan ifadelerine rağmen Zara'ya ve Lalezar hanıma ufak bir tebessümle selam yolladım, fazlaca şaşkın olsalarda onların bana diğerleri gibi bakmaması içten içe hoşuma gidiyordu. Diğer kadınları tanımadığımdan es geçtim ve önüme döndüm.
"Selamun Aleyküm Ağalar." Dedim düz bir şekilde. En az 25 kişilik bir topluluk vardı karşımda, tam karşımda kasım kasım kasılan ve burnunda yara bandı olan Boran Ağa, sağında Bertan Ağa solunda Kalender Ağa ve abim varken aralarında genç adamlarında olduğu heyet kurulu vardı.
Çı heyeteke yarabbi!
"İzinsizce böyle bir ortama girmekte ne demektir," diye yüksek sesle konuşan orta yaşlardaki adama döndü bakışlarım kilolu göbekli 40'lılarda bir adamdı, ona karşı cevabımı vermem bile gerek kalmadan, "O ses tonuna dikkat et Mirzo." Diye cevapladı baskın bir şekilde Boran Ağa, keskin bakışları adamın üzerindeydi.
Demek Mirzo denen adam buydu?
"Önce Allah'ın selamını almasını bilin." dedi Bahoz Çorakoğlu, Boran Ağa'nın yakın arkadaşı Çorakoğlu Aşiretinin ağası, "Ve Aleyküm Selam Riva."
Zaten çoğu beni tanımıştı arada bir kaçı tanımıyordu onlarda tanımış oldu bu sayede, insanların bakışları bir bana bir babamla abime kayıyordu, babam gergindi ne yapacağını bilmiyor gibiydi, vereceğim tepkilerdende korkuyor olabilirdi abim ise gayet rahattı çünkü zaten geleceğimden haberdardı. Beni getirten oydu zaten. Onu bu konuyla ilgili aradığımda kalk gel sivri zekanla sen hallet demişti. Kesinlikle bu işlerden nefret ediyordu.
Gözümün önüne düşen saç tutamını kulağımın arkasına yerleştirdim havanın sıcaklığından ensemde topuz yapmıştım. Boynum açıkta kalmıştı ama göğüs oluğum açık değildi, buna elbette takılmazdım ama karşımda Boran Ağa varkende aklıma gelen direkt bu olmuştu, bana sorgulayıcı bir şekilde bakarlarken konuşmam gerektiğinin farkındaydım elbette, "Buraya gelmemin sebebi vereceğiniz karar, Zeynep için buradayım vereceğiniz kararın saçmalığını bozmak için." dedim kendimden emin ve net bir şekilde, önümde sırtı bana dönük olan kızın gerildiğini farkettim şaşırmış olmalıydı muhtemelen, yanındaki adamında omuzundan geriye bana başını kaldırmasıyla tiksintiyle baktım ona.
"Biz zaten buraya bunun için toplandık Gece, sana gerek yoktu. Hadi sen git." Boran Ağa'nın sözleriyle tırnaklarımı avucuma geçirdim, "Nasıl halledecektiniz peki suçsuz bir kızı öldürerek mi yoksa tecavüzcüsüyle evlendirerek mi!" Dedim çıkışarak, kaşları havalandı hafif bir uğultu yükseldi etraftan, sanırım ayıplanıyordum şu an, "Çünkü ben hiçbir şekilde hakkaniyetli davrandığını ve davranacağını düşünmüyorum!"
Çenesi kasıldı dizinin üzerindeki eli yumruk olurken daha da sıktı parmak boğumları beyazlaştığında bakışları burada olmamdan fazlasıyla rahatsız olduğunu söylüyordu.
"Sana bunu düşündüren ne peki?" Diye sorduğunda rahat bir tavırla, dişlerimi birbirine geçirdim.
Bana meydan okuyordu ne olduğunu anlatamazdım herhalde.
"Ne olduğunu benden iyi biliyorsun bence Boran Ağa!" Dedim bastıra bastıra. Aramızda öyle şeyler geçiyordu ki bakışırken kimse anlayamıyordu.
Bu sırada Bertan Ağa ve babam aynı anda girdi lafa;
"Bak gelinim-"
"Gece, kızım-"
Daha sonra Bertan Ağa lafı babama bırakmıştı başıyla konuş işareti yaparak, "Biz doğru olan neyse onu yapıcağız sen merak etme, hadi git." Dediğinde dudağımın kenarı hafifçe kıvrıldı ve başımı olumsuzca salladım.
Başımı dikleştirdim ve bakışlarımı kor gibi kırmızılaşmış kehribar rengi gözlere çevirdim, "Bu kızın anası bugün kapıma geldi ve benden yardım istedi bana resmen yalvardı." Sesim sertleşmiş ve yükselmişti, "Ben kapıma sığınan kimseye sırt çevirmem, yardım isteyenlerden elimi çekmem, Bazılarımızın aksine!" Gözleri dalgalandı, aramızda o kadar mesafe yoktu elbet ama yinede doğru tanımlamamışta olabilirdim lakin gevşeyen eli dizinin iç kısmına yuvarlandı yavaşça, bu beden dilinde pes ediş ya da çöküştü. Boran Ağa gerçekten herkese yardımcıda olsa bana uzatmadığı o el yüzünden hiç bir zaman onu affetmeyecektim.
"Yinede buraya gelmen yanlıştır, elinin hamuruyla erkek işine karışma, gitte akşama evin erkeklerine yemek yap sen." kaşlarım havalandı, bu adamın nasıl bu kadar iğrenç olduğunu düşündüm, Mirzo Ağa'mız resmen kaşınıyordu.
"O dilin yediğin yemekleri tatsın istiyorsan düzgün konuşacaksın yoksa büyük falan dinlemem keser eline veririm." Diye kükredi adeta Boran Ağa, sesi avluda yankılanırken üst kattaki kadınların tepkilerini merak etsemde bakmadım. Mirzo Ağa fazlasıyla korkmuş irileşen gözleriyle yerinde küçülmüştü resmen.
"Yerini ve hududunu bil Mirzo her şeyden önce kime laf ettiğine bak dikkat et o dilin ayağına dolanmasın." Babamın kızgın seside ortama karıştığında konudan baya uzaklaşıyorduk.
Diğer Ağalar onun kadar tepkili değildi ama yinede hoşnut olmayanlar vardı elbet, "Evet senin gibi aciz erkekler karınlarını bile doyuramadığı için küçük gördüğü biz kadınlara düşüyor iş malesef." dediklerimle bozarmış mora dönmüştü ama gözlerinin arkasındaki saf öfkede görülebilirdi. "Zaten başımıza ne geliyorsa vicdanımızdan geliyor."
Bakışlarım dibimdeki adama kaydığında elinin yanındaki kıza gittiğini gördüm, olduğu yerde ruhsuz gibi duran kıza yere yasladığı elini süreyerek dokunacakken öne doğru adımladım bir iki adımda, geldiğimi henüz fark etmeden yerdeki elinin üzerine bastım sertçe, bağırdı sesi etrafa yayılırken ayağımın ucunu çiğner gibi çevirdim bir kaç kez üstünde. Çığlıkla irkilen kızın hâlâ yüzünü göremesemde biraz daha sürünerek ondan uzaklaştı, bize şaşkınca bakan insanlara bakmak yerine acıyla yüzünü buruşturan adama baktım sıska bir şeydi aslında, "Çek ayağını!" ayağımı yavaşça çektim.
"O elin yanlış yerlere kaymasın, yoksa acımam!" Tehditvari sesimle şaşkınlıkla kalakalırken elini ovmaya başladı, "Ben yanlış bir şey yapmadım, suçlu gibi bakmayı kes." Dedi tersçe. Bu haline histerikçe güldüm, "Birazdan görecez yanlış mı yapmışsın doğrumu yapmışsın." Yutkundu korkuyla ve birazda o kayarak açtı arayı.
Başımı kaldığımda gözlerim karşımdaki adamların arasında birine takıldı tanıdık bir siması var gibiydi ama kesinlikle hatırlamıyordum adamı, oda bana bakıyordu hatta geldiğimden beri fazlasıyla bakıyordu bir kaç kez takılsamda umursamamıştım oysaki, aramızdaki tuhaf bakışma dikkat çekmemesi için ondan çektim gözlerimi lakin çoktan en olmayacak kişiye takılmıştı bile. Boran Asparşah, öfkeliydi bir şeye değil bir çok şeye ama belkide en çok buna, bir adama bir bana bakarken bile belliydi bu ancak cidden fazla kısa sürmüştü aslında.
Sonunda boğazını temizlemek için iki kere öksürdü, "Madem sende katılmak istiyorsun bu toplantıya o halde tamam, müsade veriyorum." Dedi Boran Asparşah sert tok sesi ile ortamda hüküm sürenin kendisi olduğu konuşmasada belli ederek. Diğerleri aralarında kulaktan kulağa konuşmaya başlamışlardı, onlarda ilk defa böyle bir şeye şahit oluyordu belliki ve aralarından 45'li yaşlardaki adam konuştu, "Böyle bir ortamda bulunması doğrumudur Boran Ağa, söz hakkına sahip olması?" Gayet sakin bir şekilde dile getirmişti bunları ama yinede ayrımcılık yapılmasına tahammül edemiyordum asla;
"Ne o yoksa çok önemli töre kitaplarınızda geçmiyor mu bu." Kinayeli ses tonuma karşın geriye yaslandı, ben ise duruşumu bozmadım, "Ben Riva Aşiretinin Hanımağasıyım, bundan sonra ister kabul edin ister etmeyin benimde sözüm pek çok yerde geçecek." Sesim konakta yankılandı abim gayet rahat ve memnun bir şekilde izlerken beni deli ediyordu, babam ve Bertan Ağa ise gergin duruyorlardı.
"Tıpkı şimdi olduğu gibi."
Son sözümü de söylediğimde yerdeki adam başını kaldırarak bana ters ters baktı, burada olmamdan ve müdahalede bulunmamdan hoşlanmadığı belliydi ama ne yazık ki hoşuna gitmeyecek pek çok şey olacaktı.
Boran Ağa duruşunu dikleştirdi, "O halde konu şöyle, Sinan Zeynep ile birlikte olduğunu söylüyor Zeynep'de Sinan'ın ona tecavüz ettiğini söylüyor. Zeynep'in babası kızının namusun temizlenmesini istiyor, Sinan'da zaten Zeynep'i seviyormuş bu yüzden ona sahip çıkmayı kabul ediyor. Herkesin hem fikiride bu yönde ikisinin evlendirilerek Zeynep'in adının temizlenmesi." Boran Ağa'nın kurduğu her kelimede boğazım biraz daha düğümlendi, anneside kızının temiz olduğunu böyle bir şey yapmayacağını ona zorla dokunduklarını iddia ettiğini söylemişti.
"Ama ben bu tekliften yana değilim, ben adil bir insan olmak için çabalarım her zaman ve Zeynep böyle bir şeyi kabul etmezse bu iş olmayacaktır kesinlikle." Diye tamamladı kendini Boran Ağa bakışları benden ayrılmazken.
Bakışlarım yerdeki bitik haldeki Zeynep'e düştü hayattan vazgeçmiş gibi hali vardı omuzları çökmüştü. Sanki her şey onun için bitmiş gibiydi.
"Bende kabul etmiyorum kimse tecavüzcüsüyle evlenmek zorunda falan değil, herkesin namusu kendinedir!"
Dediklerimle pek çok kişi bundan dolayı rahatsızca kıpırdandı, tam o sırada Sinan denen pislik baş kaldırdı bana, "Ben kimseye zorla dokunmadım, isteyen oydu şimdide sahip çıktığıma dua etsin." Dedi sinirle, arada kıza kayan bakışları karşılıksız kalsada gözlerindeki o ışıltı görünebiliyordu. Dudaklarım söyledikleri ile kıvrıldı, "Kimse senden ona sahip çıkmanı istemedi babası bile bu olayı duyurmamaya çalışırken o yüzden mi kalkıp gündem yaptın Mardin'e." Dediklerimle gözleri büyüdü şaşkınlıkla.
"Sen benim oğlumu mu suçluyorsun! Tecavüzcü değil benim oğlum. Kirli olan o kızdır." Diye hiddetle araya giren sandalyede başa oturan yaşlı adamlardan biri, yerdeki kıza tiksintiyle baktı, bu olay benimse öfkemi katladı, "Nerden biliyorsun! Yanlarında mıydın." Diye bağırdım öfkeyle ona, dumura uğradı dediklerimle diğer herkes gibi. Sanırım kendimi biraz dizginlemem gerekiyordu.
Zeynep'in şaşkın bakışları ilk defa bana döndüğünde kaldırdığı yüzüne baktım fazlasıyla masum bebek gibi bir yüzü vardı lakin fazlasıyla solgun ve beyaz ve yüzü yer yer morarmıştı, "Sen anlat asıl olayı, bu kezde bana." Dedim ona güven vermek istediğim bir şekilde gözlerinden yaşlar aktı sessizce.
"Bu neyi değiştirirki, yine olan bana olucak, herkes yanımdaki pislik herife tek kelime etmeyecek o emeline ulaşırken hayatı yok olan ben olacağım." Dedi boğuk çıkan sesi ile, dedikleri ise bana fazlasıyla tanıdıktı onu anlıyordum aslında.
"Artık karar vermeniz lazım, en doğru olan ikisinin evlenmesi boşa kan dökmeye gerek yok." Bu sözleri sarf eden Mirzo'ydu. Diğerleri bile onun kadar söz söylemezken o kendini bir şey sanır gibi sürekli laf arasına girip kendi karar vermeye çalışıyordu, sonuçta olduğu konuma gelebilmek için neler yapmıştı öyle değil mi.
"Onunla evlemektense ölmeyi yeğlerim." Dedi buz gibi sesiyle Zeynep, Sinan gerildi ve kızgınlık dolu gözleri onu buldu ama Zeynep ona karşılık bile vermedi, "Sen bu namussuzlukla söz hakkına sahip değilsin, sakın konuşma sen kimsinki." Diye karşılık verdi aniden Mirzo. Zeynep'in babası çökmüş bir şekilde köşede öyle otururken içim gitmişti haline.
"Sen kimsinde söz hakkına sahipsin o zaman Mirzo Ağa." diye çıkıştım hızla ona, kaşları çatılırken ağzı açıldı, karşısında bir kadını ezerken başka bir kadın tarafından onca adam önünden ezilmek onu hezimete uğratıyordu herhalde. "Arkanda ki 10 kişilik Aşiretine mi yoksa ne idüğü belirsiz oğluna güvenerek mi böyle konuşuyorsun?"Gözleri irileşirken etraftan azımsanmayacak saşkınlık nidaları yükseldi öyleki üst balkondaki kadınlardan birinden, "Oov." Diye bir ses duyduğuma emindim.
Boran Ağa ile ister istemez göz göze geldiğimde yüzündeki hayranlık duruşumu sarstı fazlasıyla yoğun bakışları altında şimdi nasıl rahat olabilirdim ki?
Mirzo bozarmış morarmış yüzüne rağmen, "Kadınsın diye ses etmiyorsak birşey sanmayasın kendini, yaşının yettiği yeri saygını bil Kalender Ağa'nın kızısın diye konuşmuyor-" lafını kesen Boran Ağa'dan önce abim olmuştu, "Asıl sen orada oturmaya devam etmek istiyorsan konuşmana dikkat et." Abimin keskin sesi onun daha da hırçınlaşmasına neden oldu dişlerini sıktı ve gerisin geri yaslandı koltuğa.
"Yeter artık herkes bir sakinleşsin, siz gelmeden önce karar verilmişti zaten," diye konuştu ortalarda bir adam o da fazla genç sayılmasada yaşlı değildi 35'lerde bir adamdı, "İkisininde evlenmesi yönünde karar."
Gözlerimi sakin kalmak için kapadım.
"Doğru kızın namusunun temizlenmesi lazım gelir." Dedi bir başkası.
"Ya kız tecavüze uğramış ne evlenmesi!" diye patladım bir anda.
"İstediğini söyledi ama oğlum." Dedi Sinan'ın babası.
"Kızda istemediğini tecavüze uğradığını söyledi. Neden erkek söyleyince inanılıyorda kız konuşunca ses edilmiyor inanılmıyor."
"Tecavüze dair bir kanıt yok, bu durumda ya kız öldürülecek ya da başka bir adamla evlendirilecek," dedi acımasızca az önceki 35'li yaşlardaki adam, "Ki muhtemelen onu alacak olanda yaşlı ve karısı olan biri olur." Diyede tamamladı kendini. Yüzüm dehşetle açıldı adeta ne kadar rahatça birileri hakkında konuşabiliyor ve kararlar verebiliyorlardı.
"O yüzden en iyisi, oğlum'dan başkası değildir, yatsın kalksın buna şükretsin. Altına girerken bir şeyi yoktu evlenirken mırın kırın edemez!" dedi Sinan'nın babası, iğrenerek baktım suratına.
Öylemi der gibi başımı salladım, Zeynep'in hıçkırıklarını duyduğumda içim parçalansada sakin kaldım ve Boran Ağa'ya baktım direkt kaşları çatıldı anlamış mıydı ondan bir şey istiyeceğimi sonuç olarak son sözü o söylerdi.
"O halde ben ikisininde ölümünü istiyorum, topraklarımızda hiç bir erkek bekar bir kıza bu şekilde kız istesede yaklaşamaz bu bir çeşit zinadır dinen, madem namusunuza bu kadar düşkünsünüz o halde erkeğinde suçlu olduğunu kabullenin ve onunda ölümü hakkettiğinin bilincine varın!" insanlar şokla bakakaldıklarında böyle bir şeyi beklemedikleri kesindi lakin mecburdum, "O yüzden ben ikisininde ölümünden yanayım. Adil bir karar olsun!"
Boran Ağa'da bunu beklemediğinden kaşları havalanmıştı.
"O kadar zamandır onca olay oldu bir kere böyle bir çözüm duymadım ben." Dedi hayretler içersinde o tanıdık gelen adam. Şivesi tıpkı diğerleri gibi ağırdı.
"Tüm hesabı kadınlara kesmeyi bıraksaydınız duyardınız." Etraftakilerin sesi uğultusu kesilmiyordu. Karşımdaki adamin yüzüne tatminkar bir gülümseme yayıldı. "Kalender Ağa epey haklıymış, bir keresinde Bertan Ağa'ya benim kızım dara gelmez, susmak ne bilmez on erkeğe bedeldir derdi..." Baştan aşağı süzdü beni. Rahatsız oldum. "Haklıymış."
"Değil mi?!" Diye bağırarak Boran Ağa girdi araya. Bakışlarımız aynı anda döndü ona. Boran Ağa sert çehresini adama dikmişti, "Konu Zeynep ile Sinan dedikoduya meraklıysan yukarı kadınların yanına çık! Yabancılamazsın!" Bu baya ağır olmuştu işte ama adam zerre alınmadı aksine güldü. O sırada Bahoz'un Boran Ağa'yı uyardığını farkettim ancak onu dinlediği falan yoktu.
"Severim seni Boran bilirsin." Dedi sırıtarak adam. Boran Ağa sabır dileyerek döndü önüne. Daha doğrusu bana.
"Söylediklerinde yanlış bir şey görmüyorum, o yüzden ölümlerinden yana olanlar el kaldırsın." Dedi tok sesi ile. Dedikleri benide şaşırtsa umarım ne yaptığını ya da yapmaya çalıştığımı tahmin etmiştir diye düşündüm.
Bahoz Çorakoğlu, en başında tanıdık siması olduğunu düşündüğüm adam, babam, onlarla birlikte bir kaç kişide kararsız olsalarda el kaldırıp beni onayladı ve tabiki Boran Ağa'da, yani toplam 8 kişi beni onaylarken geriye kalan 4 kişi oylanmadan yenildi, Sinan'ın babasının ve Sinan'ın gözündeki korku ve telaş gözle görülürdü, tıpkı Mirzo gibi.
"Bunu nasıl kabul edersiniz!" diye itiraz eden aynı anda Mirzo ve babasıydı.
"Eğer oğlunun tecavüz ettiği kanıtlansaydı ya da itiraf etseydi bu kadar acımasız olmazdık. En azından bir şansı daha olabilirdi." Her ne kadar sakin bir şekilde dile getirsede dilinin ucunda çok daha öldürücü kelimeler olduğuna emindim Boran Ağa'nın.
Sinan olduğu yerden kalkmak isterken omuzuna konulan elle yere sertçe geri oturtturuldu. Bunu yapan ise Cahit'ti.
Tekrar geri çekildi Cahit ve Sinan baş kaldırdı itiraz eder bir şekilde, "Ben kabul etmiyorum böyle bir şeyi. Ben bu kıza her türlü sahip çıkmak için geldim kendimi öldürtmek için değil!" diye bağırdı.
"Sırf seni defalarca kez reddettim diye böyle bir oyuna girdin sen!" diye patladı bir anda Zeynep ona karşı buraya geldiğimden beri ilk defa böyle görüyordum, ikiside dizleri üzerinde doğrulmuş aralarında hatrı sayılır mesafe olmasına rağmen karşı karşıyaydılar, "Sırf seninle evlenmek zorunda kalayım diye, ama ben sana yar olmaktansa ölmeyi seçtiğim için şu an buradayız, aklınca namusumu kurtaracam bahanesiyle alacaktın beni ama ben buna izin vermem ölsem yine vermem!" diye bağırdı sesi tüm avluda yankılandı yüzünde donuk bir ifade vardı öleceği için zerre kadar korkmayan bir kızın ifadesiydi bu gözlerinden akan donuk yaşlarda buna delaletti.
Bu söyledikleri benim gibi herkesi şaşkına uğratmıştı, bu pisliğin sırf onunla evlensin diye bu tür oyunlara girdiğine inanamıyordum sırf evlenmek zorunda kalsın diye kıza zorla tecavüz etmişti! Ama cezası neyse çektirecektim ondan emindim işte. İki kişi geldi içeri ikiside Boran Ağa ile anlaşmış gibi onun gözlerine baktı herkes o adamların neden geldiğini elbet biliyordu, Sinan korkuyla kafasını iki yana sallarken onun babası ayaklanmış ve oğlunun yanına gelmek için hareketlendi lakin oturan adamlar onu kollarından yakalayarak tuttular, Zeynep'in babası ise oturduğu yerde her şeyi donuk bir şekilde seyrediyor gibiydi, kızı ölücekti ve o boş bakışlarla olanı biteni seyrediyordu.
"Oğluma dokunmanıza izin vermem, bu orospu onun altına bilerek yattı, benim oğluma dokunamazsınız bu töre nerde yazılır!" diye bağırdı Sinan'ın babası.
"Baba yardım et yalvarırım istemiyorum ben artık kimseyi." Diye bağırarak ona gitmek istesede yerinden bile kalkmasına izin vermemişlerdi; iki cellat tipli adamlardan biri kafasına silahın soğuk namlusunu yerleştirdiği an dona kalmıştı o sıska bedeniyle.
Zeynep dizleri üzerine dik bir şekilde oturdu sırtı dikti ama onunda kafasınada silahı dayadılar, "Hanımağam geri çekilin isterseniz." Diye kulağımın yakınında konuşan Cahit'e bakmadan, "Gerek yok." Diye cevapladım.
"Boran Ağa bu yaptığın yanlıştır, adamın suçu yoktur görmez misin." Diye uyarıda bulundu aralardan bir adam, ama dinlemedi bile Boran Ağa onu, gözlerinin hedefi sadece bendim ve bunu ona bakan herkes farkedebilirdi, etmişlerdi hatta. Herkes tedirgindi.
Sinan korkuyla babasına bakıyordu babası ise oğlunu öldürtmemek için direniyordu, Abim ise tedirginlik içerisinde duruyordu bu hamlemi kimse beklemiyordu anlaşılan. Sinan'ın kafasına dayatılan silah ile korkuyla titriyordu adeta, ben ise gayet soğuk kanlı bir şekilde duruyordum. Nasıl yaptığımıda bilmiyordum üstelik.
"Mirzo! Sana o kadar parayı boşuna mı verdim lan ben kurtar oğlumu." Diye kükredi adeta Sinan'ın babası, Mirzo Ağaya doğru.
Herkes şok üstüne şok yaşarken Mirzo oturduğu yerde küçülmüştü adeta, o anda abimle göz göze geldik yüzündeki geniş gülümsemeye aynı şekilde karşılık verdim bunu farkeden ise Boran Ağa olmuştu kaşları çatık sekilde şu an ortamdaki olayları çözmeye çalışıyordu.
"Bu da ne demek Mirzo! Sen rüşvetmi alıyorsun töreyi nasıl satarsınlan sen." Bağırdı Boran Ağa oturduğu yerden Mirzo'ya yükselerek aralarında bir kaç kişi vardı ve tam çaprazında kalıyordu. Mirzo'nun sesi dahi çıkmıyordu.
"Tek yaptığının bu olduğunu mu zannediyorsunuz siz." Diye araya girdim yüksek sesle, gözleri birer ok gibi bana döndü Boran Ağa'nın tıpkı Mirzo gibi.
"Yalan söylüyor bu karı." Diye sonunda bağırarak sesini çıkardı Mirzo. Boran Ağa ise öfkeyle ayağa fırladı adeta, "Kes lan sesini!" ona doğru adım atmasını engelleyen abim ve Bahoz olmuştu, "Ağır ol Boran Ağa önce şunları halledelim sonra onada sıra gelecek." Dedi abim Boran ters ters bakmakla yetinirken istemeyerek çöktü geri yerine. Tek laf etmelerini bırak seslerini yükseltmelerine bile izin vermiyordu bana, bu durum istemsizce hoşuma gitmişti. Ama acaba bunları söylerken yukardaki kadından haberi var mıydı? Ya da bilakis mi yapıyordu?
"Yeter oylama yapıldı ve sonuç ortada ikiside ölecek bunu kabul etmeyen varsa kapı orada çekip gitsin." Diye gürledi taptaze olan öfkesiyle sesi tüm konakta duyulucak kadar gürdü sert bakışlarını tek tek herkesin üzerinde gezdirdi, "Bir daha geri dönmeyeceğinizi bilerek çıkın bu kapıdan." Son sözleri herkesin birbirine bakmasına ve uğultulu sesler çıkarmasına neden olmuştu ama sonuç olarak kimsede itiraz edemedi.
Yerdeki ikiliye döndü bakışları bana anlık bir şekilde değdikten sonra, "Şimdi... Başla." Diye komut verdi Sinan'ın başındaki adama, silahın tetiği suspus olan avluda yankılandı önüme sıcak bir şekilde esen hafif rüzgardan dolayı düşen saçımı omuzumdan geriye ittim düzleştirdiğim için birer kızak misali dümdüz iniyordu belimden aşağı. Adam tetiği basmak için hareketlendiği esnada Sinan'ın sesi tekrar duyuldu avluda, "Ben yaptım!" diye bağırdı can havliyle, anında yüzümde bir gülümseme belirdi ve yine aynı anda Boran Ağa ile göz göze geldik dudağının kenarı yukarı doğru kıvrıldı sakin bir yavaşlıkla.
"Onu kandırdım, kaçırdım ve zorla sahip oldum. Be-ben tecavüz ettim sırf bana mecbur kalıp evlensin diye. Haklıydı." Bu dedikleriyle babası omuzlarını düşürerek dizlerinin üzerine çöktü yıkılmışlıkla, bilindik tanındık bir aileydi ve tecavüzcü diye anılmak kanlarına dokunucağından böyle bir oyuna başvurmuş saklamıştı muhtemelen olayı. Kıpırdamadan durduğum yerde hareketlendim ve zaten yakınımda olan Zeynep'in yanına vardım başına dayanan silahı elimin tersiyle ittim yavaşça. İkiletmeden geriye çekildi adam, "Günahsız bir kıza dokunmakta ne demektir arsız pislik herif." Diye bağırdı Bahoz, "Şimdi kurtulduğunu mu zannediyorsun sen ha?!" diyede bağırdı.
Sinan korkuyla salladı başını, "Olamaz eğer kızın suçu olmasaydı tecavüz kanıtlansa beni daha basit bir cezayla bırakıcağını söylemişti Boran Ağa." dedi kızgınlıkla.
Boran Asparşah olduğu yerde daha da rahat yayıldı üzerindeki kumaş yelek gerildi uzun boylu ve kalıplı cüssesi sayesinde yanında oturanlardan daha büyük daha güçlü dik ve sert duruyordu. "Kararları hep olduğu gibi yine en son ben veririm hüküm benimdir ve Törede asla müsamaha göstermeyeceğim şey TECAVÜZDÜR! Nasıl kadınlar namus dediğiniz şey yüzünden öldürülüyorsa sizde öldürüleceksiniz!" Öyle bir tınıda söylediki. Sesi öfkeliydi tehditvariydi ölüm kokuyordu affı olmayan kan kokulu ölüm. Dedikleri ile onu ilk defa taktir etmek istemiştim, her ne kadar benim için çabalamamış olsada.
"Kalk hadi," dedim Zeynep'e. Titreyen ellerinden iyi olmadığı belliydi daha 19 yaşındaydı ve başına gelenler berbattı annesi her şeyiyle ona kucak açsada babası utancından bakmayacaktı yüzüne annesi bana anlatmıştı o yüzden onun için yapıcaklarım bunlarla sınırlı değildi. Ağlamaktan kızarmış ve şişmiş gözleri bile masumiyetini saklamıyordu. Titreyen elini ona uzattığım elime bıraktı ve titreyen dizlerine rağmen doğruldu yavaşça, aynı hızda arkama geçti üstelik benimle neredeyse aynı boydaydı.
"Buda demek oluyorki tek suçlu bu pisliktir, Zeynep'i Riva Aşiretinin himayesi altına alıyorum bundan sonra tek bir kişi bile kılına dahi dokunamayacaktır." Birbirlerine baktılar sorgularcasına kızı öylece bırakmayacaklarını biliyordum bu yüzden bunu yapmam gerekiyordu. Babamın bakışlarındaki onay ile daha da rahatladım, ben demesemde bu saatten sonra o bırakmazdı bu kızı.
Ailem kendi kızı dışında herkese son derece merhametliydi.