14. Bölüm Part:2

4812 Words
Elimi Renas'a uzattım tutması için. "Az önce küfür ettiğiniz çocuğun, sizin istediğiniz her şeyi oluyorum ben!" Şaşırdı Müdür gibi. Renas çekinircesine elimi tutunca onu yanıma çektim ve ikili koltuğa oturdum onuda bacaklarımın arasına çektim, hâlâ yüzüme bakmıyordu yanakları al aldı, utanıyordu. Ama ben bunu yerdim. Elini avucum arasına aldım baş parmağımla elini okşarken yanağına bastırdım dudaklarımı, "Canım benim, ne oldu bakim anlat bana hadi." dedim fısıltılı bir şekilde, gözünden bir damla yaş aktı, "Ben piç değilim." dedi sadece boğazı düğüm duğüm olmuş şekilde. "A, Renas'cım sen yanlış anladın, hanımefendi öyle demek istemedi. Lütfen bu konuyu kapayalım olur mu?" Öfkeyle Müdüre baktım. "Ben gayet iyi anladım ne demek istediğini!" Dedim. "Burada suçlu olan taraf sizsiniz hanımefendi, yerinizi bilin." diyen kadına şaşkınlıkla döndüm birde üste çıkmaya çalışıyordu. Renas'ı yanımdaki sandalyeye oturttum. "Siz birde utanmadan savunuyor musunuz kendinizi!" dedim sertçe, "Karşında ufacık bir çocuğa bağırdığın yetmezmiş gibi, üstelik küfür etmişken!" "Ben yanlış bir şey söylediğimi düşünmüyorum şahsen. Kimse benim oğluma dokunamaz sonuçta." diye yükseldi, bakışlarım yanındaki çocuğa kayınca tek kaşım havaya kaltı, alnında ufak bandaj takılı olan çocuğun alnından gözünün etrafına akmış kurumuş kan izleri vardı, üstelik dizleri ve üstüde yıpranmış toztoprak olmuştu. Bu sefer Renas'a baktığımda, onun gayet sağlıklı olduğunu görmemle rahatladım ama ona bakmamı yanlış anlamış olacakki hızla konuştu, "Yemin ederim ona dokunmadım bile yalan söylüyor Gece." dedi hem sinirli hem ağlamaklı bir şekilde. "Hayır asıl o yalan söylüyor, bunu o yaptı!" Bağıran çocuğa cevap vermedim, Renas'tan ayırmadım bakışlarımı, "Sen yapmadım diyorsan yapmamışsındır, sana güveniyorum merak etme, halledeceğim ben." Yanağını sevdim ve gülümsedim güven verircesine. Durumu bozan çocuğun yüksek ihtimalle annesi olmuştu, "Kesinlikle şikayetçiyim bu çocuktan hayır ilkte değilki bu, sizin hatrınıza şimdiye kadar sustum ama yok bundan sonra. Bu çocuk bu okuldan atılacak istemiyorum." diye bağıran kadın sabrımı zorluyordu, Müdire ise bir ona bir bana bakıyordu ne yapacağını pek bilmiyor gibiydi. "Oğlunun suçsuz olduğunu da nereden çıkardın ki kanıtın var mı?!" Afalladı dediğime. "Tabikide suçsuz oğlum, yaralanan o farkında mısın. O pislik bu okuldan defolu-" "Kes sesini!" diye bağırdım sesim bütün odada yankılandı yanındaki çocuk korkudan oturduğu yere pısmıştı. "Siz kim oluyorsunuzda bu şekilde konuşabiliyorsunuz. Haklı bile olsanız bu şekilde konuşamazsınız hele okuldan attırmayı aklınızdan bile geçiremezsiniz." Sesim o kadar çok çıkmıştıki kattaki herkesin duymuş olduğuna emindim neredeyse. Bu sefer Müdire hanıma döndüm, "Siz nasıl bir müdürsünüz peki! Bu çocuk burada hakaret işitirken siz nasıl buna müsamaha gösterirsiniz." Yerinde dikleşti sanırım gururu incinmişti biraz, "Öncelikle sesinize dikkat edin karşınızda bir memur var." ciddiyetle kurduğu cümleye alaylı bir kahkaha attım. Gözleri irileşmis şekilde bakarken ben kafamı aşşağı yukarı salladım, "Bu kadın tek başına olan bir çocuğu ezince sus ama bana gelince müdür var karşında sus, öyle mi? En azından haklarını savunabiliyorsun." Başımı tehditvari bir şekilde sallarken, "Bu savunmalara yakında çok ihtiyacınız olacak zaten." Yutkundu göstermek istemese de korkmuştu hanımefendi. Oturduğum koltukta yayıldım rahatça Renas'a bir göz kırptım ve tekrar karşımdaki veliye baktım bacak bacak üstüne attığımda; "Şimdi olayın nasıl olduğunu anlatın bakalım Müdire hanım, kim haklı kim haksız görelim." dedim ciddiyetle. Müdire hanım az önceki lafları sindiriyor üzerindeki bordo gömleği çekiştirip düzeltiyo gibi yaparken, genç bir müdire olmasına şaşırmıştım aslında. "Beden dersine çıkmışlar, o sırada öğretmenleri bunları ikili sıra halinde bahçenin etrafını gezdirmeye başlatmış trencilik misali Renas ve Mehmet en arka sıradalarmış ve Renas Mehmet'i iterek yüzüstü düşmesini sağlamış bu Renas'ın Mehmet'le ilk kavgasıda değil daha önce bu kadar ciddi yaralanma olmamasına rağmen vukuatleri olmuştu." Baştan sona dinlediğim olay da Renas'ın bilerek bunu yapıcağana inanmadım kesinlikle ya çocuk yalan atıyordu ya da Renas'ı kışkırtıcak bir şey yapmış ve Renas onu istemeyerekte olsa itmişti ama bilerek ittiysede özür dilemesini bilecekti elbette. Üstelik henüz birinci sınıfken ve okullar bile yeni başlamışken nasıl bu kadar olay olmuş olabilirdiki. Renas'a döndüm o da bunu bekliyormuş gibi bana baktı hızla itiraz etmek ister gibi. Ellerini avucuma aldım, "Anlat hadi." dedim yumuşak bir ifadeyle. "Ben ona dokunmadım bile Gece, o kendisi takılıp düştü rezil olduğunu düşündüğü içinde kalkar kalmaz beni suçladı, yalan söyleyen o ben değilim." dedi. "Gördünüz işte savunmaya bak, düz yolda yürürken kim düşer ya kimi kandırıyorsun sen." Sesine hakim olamayan kadın yüzünden şimdi bu odada çok pis kavgaya giricektik belliki, saçımı iki taraftan geriye attım usulca o anda iki kadının bakışlarıda elime kayınca gözleri bir irileşti ki bir irileşti baktıkları yere baktığımda varlığını hatırlamamaya çalıştığım yüzük vardı, o kadar parlak ve şık duruyordu ki dikkat çekmesi çok normaldi. Elimi dizime yerleştirdim, "Kamera kayıtlarını görmek istiyorum, kimse öyle iki söze suçlayamaz bizi. Görmek istiyorum." dediğimde yerinde gerildi birden bire Müdire hanım. "Buna ne gerek var zaten olay ortada bence iki tarafta birbirinden özür dilesin." Diye bir öneride bulundu. "Ben bu pislikten özür falan dilemem." diyen küçük çocuktu, bazen çocuk falan dinlemeyesim gelmiyor değildi hani. "Şöyle gelişi güzel bir çarparım ağzına görürsün pisliği sümsük." Dedim birden bire içimde tutamayarak, irkilerek geriye yaslandı ama annesi dikeldi hemen yerinde, "Sen benim oğlumla nasıl böyle konuşabilirsin. Haddini bil." dedi hiddetle. Omuz silktim, "Sen nasıl benim oğluma ettiysen bende ondan ettim hatta biraz daha yalan söylerse onu kulaklarında bu okulun tavanına bile asacağım." Gözleri korkuyla büyüdüğünde sakin kalmak için derin nefesler almaya başladım. Yani ben kim sakince konuşmak kim değil mi? "Bu kabul edilemez, bu okula yaptığım onca bağışın karşılığı asla bu olamaz," bakışlarını sinirle üzerimde gezdirdi, "Bunları görmek dahi istemiyorum katiyen." Müdire hanım panikle, "Lütfen sakin olun ben halledeceğim hemen hiddetlenmeyin." dedi. İki kuruş para için mi bu kadar karaktersizdi yani. Ben seni bu okulda barındırıyor muyum gör bakalım. Bana döndü, "Lütfen hatanızı kabullenin ve özür dileyin olayın büyümesine gerek yok, Renas'ı bir disiplinle uzaklaştırma kararı almamız herkes için en iyisidir şüphesiz." Bu kadar basit bir şekilde dedikleri ile sorgularcasına kalktı kaşım havaya. Elimle çenemi sıvazladım yavaşça, "Demek kamera kayıtlarını göstermiyorsunuz?" "Bakın her şey ortada birde bunlarla rezil olmayın boşuna ben Mehmet'in yalan söylediğine inanmıyorum." Dedi kendinden emin bir tavırla. "Bende yalan söylemiyorum ama!" Renas'ın bağırması ile girdi araya Müdire hanım, "Renas'cım ben senin için diyorum hem dinlenirsin işte evde fena mı." Daha da saşırarak izliyordum daha ilk okulun il döneminde olan bir çocuğun ne vukuatleri olurdu da ya da ne kadar okumuştuda bunalıp uzaklaşsa iyi denilebiliyordu?! Renas'a baktım, "Bana güveniyorsan yaslan arkana ve izle tamam mı, üzme kendini benim sana güvenim sonsuz." yanağında akan gözyaşını elinin tersiyle sildi ve arkasına yaslandı bu yaşların hesabını elbet soracaktım. "Şimdi siz böyle bir çözüm buldunuz kendinizce öyle değil mi?" Müdire hanım kafasını sallarken karşımdaki kadın kibirle gülümsüyordu. "Evet ama işlemler için ailesinden birinin gelmesi gerekir, Boran bey gibi, sizinle malesef bir şey yapamayız şu an. Dilerseniz siz gidin artık." diyerek kapıyı gösterdi samimiyetsizce. Başımı belli belirsiz salladım ve ayağa kalktım Ranas'ta panikle doğruldu ona durması için işaret verdiğimde kırgınlıkla geri yaslandı koltuğa. Ah be senin o kırgın bakan gözlerini yerdim ben. Çantamı almadan kapıya doğru gittim ve açtım, Cahit karşı duvara yaslanmıştı beni görmesiyle dikleşti, "Cahit, polisleri çağır, burada yolunda gitmeyen baya bir şeyler var çünkü." "Ne!" "Nasıl?!" Arkamdan gelen sesleri dinlemedim bile, Cahit, "Hemen Hanımağam, başka bir isteğiniz var mı?!" Diye sormasıyla, "Polislerin hızlı gelmesini sağla yeter." dedim. Yanıma kadar gelen Müdire hanım, "Tamam, tamam lütfen gelin açıcağım kayıtları, polisi karıştırmayın lütfen, okulun prestiji önemli lütfen gelin." dedi telaşla, dudağım hoşnutlukla kıvrıldı. "Gerek kalmadı Cahit vazgeçtim." Tekrar yerlerimize oturduğumuzda, karşımdaki kadın fazlasıyla öfkeliydi yanındaki çocuğu ise korku dolu gözlerle Müdire hanıma bakıyordu. Kısa sürede bilgisayarla uğraştıktan sonra görüntüleri açtı ama oynatmadı bize doğru çevirdi ve oynattı. Okulun bahçesinde yüksek ihtimalle derste olduklarından kimse yoktu sadece Renas'ın sınıfı vardı ve en önde öğretmen olmak üzere tren şeklinde ilerliyorlardı yan yana ikili şekilde. Bir süre normal ilerledi. Daha sonra ise her şey tıpkı Renas'ın dediği gibi olmuştu, Mehmet bariz bir şekilde ayağı takıldığı için düşüp başını yaralıyordu Renas'ın herhangi bir temasına bile girmeden. Düşmesiyle herkes ona döndüğünde Renas ona el uzatıyor ve bir şey söylüyor, yüksek ihtimalle yardım etmek istediğini ama çocuk kafasını kaldırır kaldırmaz onun elini itiyor ve yüz ifadesine hareketlerine bakılırsa bağırarak onu suçluyor, sonrası ise öğretmenlerinin araya girmesi oluyordu. Ben arkama rahatça yaslandım ve tekrar bacak bacak üstüne attım, "Oğlunuz o kadar dürüst ki ona dokunmayan yardımcı olmak isteyen birini suçluyor. Üstelik bu yaşta." Suspus olmuşlardı, resmen günahsız yere bir çocuğu okuldan soğutacaklardı. "Gerçekten sizi anlamak o kadar zor ki, Müdire hanım sırf okula maddi yardımda bulunuyor diye ne derse yapıyor, siz ise olayı anlamadan dinlemeden tek başına olan bir öğrenciyi bir çocuğu suçluyor hakaretler ediyorsunuz!" Kadın ise sanki az önce ortalığı o yıkmamış gibi, "Abartmayın isterseniz burada yaralı olan benim oğlum elbette ona inanacaktım. Sizde uzatmayın gidin artık." dedi rahatça, ağzım şaşkınlıkla bir parça açıldı. Nasıl bu kadar vurdum duymaz olabiliyorlardı. Oğlunu hiç mi düşünmüyordu bu yaşta bunu yapan ilerde neler yapardı oysaki. Sehpanın üzerindeki çantamı ve ters çevirerek koyduğum telefonu elime aldım. Ayağa kalktım, Renas'ıda elinden tutarak kaldırdım. "Sizin gibi insanlar dürüstlük nedir bilmez ve çocuklara tamda bu yaşlarda bu değerler öğretilir gördüğünüz gibi benim ögrencim tek bir yalan dahi söylemedi sizinkinin aksine. " tiksintiyle ona doğru kurduğum cümleyle nefretle bakmaya başladı, sinirlenmişti. Daha fazla onun konuşmasına izin vermeyerek devam ettim, "Ve hiç kimse bir çocuğa ailesi üzerinden tek bir hakaret dahi edemez! Hele de Renas'a asla!" Bağırdım hiddetle. Müdire hanıma döndüm, "Çok sevgili koltuğundan yakında olacaksın ve siz hanımefendi ettiğiniz hakaretlerin bedelinide ödeyeceksiniz, hepinizi dava edeceğim!" Birbirlerine baktılar daha sonra ise Müdire Hanım, "Bakın sinirlisiniz ama ortada davalık bir sorun yok ama yinede yapacağım diyorsanız istediğinizi yapabilirsiniz." dedi rahatça bu olanları kanıtlayamayacağımı düşünüyordu büyük ihtimalle. Güldüm. Elimdeki telefonu havaya kaldırdım gözleri önünde, "Aslında çok basit bir yöntemle yapacağım bunu, hepinizin dediklerini basit bir ses kaydı olarak aldım." Gözleri irileşti Müdirenin korkuyla yutkundu, kadın ise ne diyeceğini bilemez haldeydi, "Ve ben Gece Riva bir şeyi yaparım diyorsam yaparım. Eğer bir daha sırf Renas değil herhangi bir öğrenciye böyle üslupla yaklaşacak olursanız, sizi mahvederim, seni de öyle bücür." Kafasını annesinin koluna gömdü korkuyla zaten altına etmediğine şaşırmıştım. Bu korku ona yeterdi bundan sonra yalan söylediğinde bir daha düşünürdü böylece. "Bakı-" Müdirenin sözlerini dinlemeden çıktım odadan. Cahit arkamızdan gelirken merdivenlere yöneldik ama inmedik, Renas ile aynı boya gelmek için çöktüm, bir elimi beline bir elimi göbeğinin üstüne yerleştirdim, "Aferin sana her zaman nolursa olsun dürüst ol ve bir daha da ben piç miyim gibi bir sey düşünme bile, o igrenç bir küfür tamam mı asıl bunu söyleyenler de sorun vardır annen ve baban her zaman yanındaydı ya hani onları unutma senin kocaman bir ailen var bunu da unutma." Başını iki yana salladı hızla. "Hayır yoklar, Boran amcamı aradı ama açmadı, konağıda aradılar ama açmadılar beni orada tek bıraktılar, bende seni aramak zorunda kaldım." göz yaşları yine akmaya başladı bu sefer silmesine izin vermedim çekip sarıldım sıkıca, başını boynuma gömdü, "Öyle şey olur mu hiç, onlar duymamışlardır. Yoksa asla izin vermezlerdi böyle bir şeye." Yavaşça ayırdım kendimden yanağını öperken. "Şimdi önce elini yüzünü yıkayalım, hadi götür bakalım bizi lavaboya." dediğimde gülümsedi biraz, zeytin gibi gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu, insanın alıp içine koyası geliyordu ister istemez. Elimi tutarak yönlerdirdi beni erkekler tuvaletine girdik, neyseki herkes hâlâ dersteydi ve kimse yoktu. Onu önüme aldım ve yüzünü yıkadım, peçetelerle yüzünü kuruladıktan sonra çıktık oradanda. "Sınıfın nerede eşyalarınıda alalım artık istersen." Kafasını salladı sadece, sesizce sınıfına indik kapının önüne geldiğimizde Renas'a baktım, utanıyordu içeri girmeye. "İstersen ben alırım sen Cahit amcanın yanında dur." "Tamam, olur." dedi ve Cahit'in yanına gitti, kapıya iki kere tıklattım 'gelin' denmesiylede girdim yavaşça. Bütün çocuklar bana bakarken, öğretmen şöyle bir süzdü beni genç esmer baya güzel bir kadındı. "Kusura bakmayın dersinizi böldüm ama Renas'ın eşyalarını alacaktım." Kaşlarını çattı ve beni tekrar süzdü, hayır üzerimde bir şey mi var ki, "Anladım ancak siz kimsiniz öğrencimi velisi olmayan kimseye teslim edemem." demesiyle derin bir nefes aldım elbette kadın haklıydı ama şu okuldan ne zaman çıkardım acaba. "Bakın bir yanlış anlaşılma olmuş Mehmet kendi düştüğü halde Renas'a yalan söylemiş ama hallettik biz tabii," Bunu sınıftaki öğrencilerin Renas'a ters bir şey söylemesin diye anlatmıştım, "Ve zaten son derstesiniz sanırım bu yüzden çıkacağız, merak etmeyin Renas emin ellerde olacak, ablası sayılırım." dedim açıkça. Öğrencilerine kısa bir bakış attı, "Bakın anlıyorum ancak sizi daha önce gördüğümü sanmıyorum, o yüzden öğrencimi size emanet edemem lütfen dersimden çıkın." Tamam sakinim, bir kişiyle daha tartışamazdım. "Sizi anlıyo-" Sözümü hiç olmaması gereken biri kesti. Sesi sınıfta yankılandı adeta, gözlerimi sıkıca yumdum ve açtım. Oğretmenin ben mi yanlış görüyorum bilmiyordum ama gözleri parlamıştı adeta! "Kusura bakmayın." Gür sesini kulağımda bedenini neredeyse arkamda hissettim, "Ama bundan sonra sık sık görebilirsiniz kendisini." Öğretmenin kaşları çatıldı ağırca tekrar sonunda bana döndü bakışları. "Anlamadım?" dedi aval aval bakarken öğretmen. Tamda o anda iri bir el hissettim? Belimde! Evet, evet belimde! Sonrasında bel oyuntumda. Hangi akılla, hangi CESARETLE! Benimde öğretmeninde bakışları aynı anda belime indi gümüş yüzüklerinin olduğu elini bel oyuntuma koymuştu ve orası şu an kangren olmak üzereydi sanırım uyuşmuş kan gitmiyorda olabilirdi. Zamanın durduğunu hissettiğim anda eli bel oyuntumda sıkıştırdı ve kendine yasladı bir anda bedenimi, put kesilmiştim adeta. En ufak bir tepki bile veremiyordum, "Kendisi müstakbel karım olur." dedi öğretmene büyük bir zevk alırcasına. Nasıl böyle rahat davranabilirdi. Öğretmenin bakışlarına bulutlar çöktü adeta hayalkırıklığı mıydı o? Yuh yani öğrencisinin velisine mi, hemde evli bir adama? Elimi yavaşça elinin üstüne koydum ve tırnaklarımı parmağına hiç acımadan geçirdim ancak o hiç bir şey olmamış gibi kıpırdamadı bile aksine daha da sıkılaştırdı bu hareketiyle daha da yaslandım ona. Yutkunamadım bile ama sinirle başımı kaldırdım ona. Sert çehresi öğretmene odaklıyken ona baktığımı farkettiği için bana çevirdi bakışlarını. Kehribarları parlıyordu resmen. Çıkacaktık buradan nasıl olsa. Öğretmen konuşmayı hatırlamış gibi kendine geldi, "Evleneceğinizi bilmiyordum?" Derken ne alaka yani, zaten evli olduğunu bilmiyor muydu? "Bilmeniz mi gerekiyordu!" kadının konuşmasını bile tamamlatmadan sert bir şekilde konuşması ile irkildi kadın. Bu kadar sert bir tavra gerek var mıydı? "Ha-hayır yani yanlış anladınız ben sadece tanımıyordum hanımefendiyi o yüzden." Boran Ağa'mız umursamadı bile kadını, "Her neyse çantasını alalımda gidelim biz artık!" Demesiyle öğretmen sersemlemişcesine arka sıralardan bir çanta getirdi ve uzattı bize, pek iyi görünmüyordu kadın. Yıkılmış gibi hâli vardı. Belimdeki elini çekmeden dışarı çıktık, Cahit ve Renas aynı yerlerinde duruyordu. Renas amcasının yüzüne bile bakmadan geldiği gibi elimi tuttu. "Cahit sen önden çık lütfen geliyoruz biz." dedim, kararsızca baktı bana sonra ise, "Emin misiniz hanımım." dedi, Boran Ağa'ya ters ters bakarken, yürek mi yemişti bu da Allah aşkına. "Evet evet sen git." O kararsızca gittiğinde. Tırnaklarımı tekrar parmaklarına batırdım, sesli bir nefes verdi, "O elini hemen çek!" dedim tehditvari bir şekilde, yan yana duruyorken biraz çekti ama hâlâ temas halindeydi, "Bu adam niye hep senin yanında başka biri mi yok!" Söyledikleri ile gözlerim şaşkınlıkla büyüdü tırnaklarımı tekrar parmaklarına batırdım, "Elimin içine ettin Gece!" tıslaması ile elini çekti. "Sana kullanacak kelime bulamıyorum artık. Bir daha sakın buna cüret bile etme bu konuda ciddiyim!" diye konuştum Renas yanımızdayken sakin kalmaya çalışarak, yandan ters bir bakış atarak hızla çıkışa yürüdüm. Arkamdan geliyordu o da hızlı adımlarla. Merdivenlerden inerken, "Yavaş in yavaş, düşeceksin iki metrelik topukluyla." Terşçe baktım ona. "Lan lan lan!" diye kükremesiyle son basamakta duraksadık, bahçe tıklım tıklımdı. Yanımdayken önüme geçti hızla, bakışları bir gerdanımla göğsüme birde açılan bacağıma kayıyordu. Oov! Galiba daha yeni farkediyordu. Başını yana yatırdı kütletircesine, çehresi en karasından sertti. "Renas bahçe kapısının önünde bekliyor Zara git yanına geliyorum." Renas bana baktı gitmek istemiyor gibi, sanırım küsmüştü ama tahammülü kalmamış gibi davranan Boran Ağa, "Renas sana git dedim geliyoruz!" Sesi yükseldiğinde, "Bağırma çocuğa." Dedim hiddetle. Bakışları yüzümde geziniyordu aşağılara bakmamak için, "Ya sabır, tamam." dedi ve nefes aldı şişip kalkan göğsü siyah gömleğini gerdi. "Amcam hadi sen git biz geliyoruz." çantasını uzattı, Renas pes etmiş gibi aldı ve gitti. "Ya kaybolursa!" dedim arkasından bakarken. "Bir şey olmaz etraf adamlarla dolu. Sen gel şimdi bakalım." ona döndüm tekrar. Kolumdan nasıl oldu bilmiyorum tuttuğu gibi son basamağıda indik o ise kimseye bakmadan okulun sanırım arka tarafına beni arkasından çekiştirerek ilerlemeye başladı. Artık şaşıramıyordum bile adamın çekiştirmekle ilgili farklı takıntıları vardı. Kolumu çekmeye çalıştım, "Ya sen napıyorsun, bırak kolumu." Daha da sıkı kavradı ve çekiştirdi, "Senin ben.." diye başladığım cümleyi kestim, küfür etmek istemiyordum ama zorluyordu resmen. Sonunda arka tarafa geçmiştik burası ön tarafa göre ufaktı ve etraf büyük duvarlarla kaplı okul bahçesiydi ve cezaevlerini anımsatıyordu işte, karşı karşıya kaldığımızda kolumu çektim, bu sefer bıraktı ateş saçan gözleri benden ayrılmazken, "Ben cidden anlamıyorum sen hangi akılla bana dokunabilirsin he! Rahatsız oluyorum anlamıyor musun!" bağırdım dizginlemek istemediğim öfkemle, sabahtan beri yaşadıklarım cidden fazlaydı konakta ailem dışarda bu adam yetti artık! Güldü sinirle dudaklarını, "Ulan delirtme beni, sen bu şekilde nasıl çıkarsın dışarı." diye bağırdı. Abartıyordu, abartıyorlardı. "Bağırma bana!" Diye diklendim. Dişlerini sıktı, "Hem düzgün konuş!" Ona göre açıkta kalan yerlerime bakmamak için zor duruyor ve öfkeyle soluyordu, giydiği siyah gömleğin manşetlerini dirseklerine kadar katlamış gömleğinin ilk iki düğmesini açmıştı ve hafif kıllı esmer göğsü görünüyordu, elleri iki yanında yumruk halinde zor zaptediliyormuş gibi duruyordu tıpkı içimdeki zincirlerinden kurtulmak isteyen şeytan gibi. Bana sırıtarak bakıp beni serbest bırak diye yalvarıyordu adeta. Herkesin bir karanlık tarafı olduğuna inanırdım, hiçbir zaman kendimi iyilik timsali görmedim hatasız biri olarak hiç ama yinede şimdiye kadar yapıpta pişman olduğum pek bir şey yoktu neredeyse. İçimdeki kadını bıraktım, serbest kalmasıyla saldırıya geçti, sinsi ve fena biri olarak, bunun belirtileri gözlerime ve dudaklarımdaki şeytani gülüşe dönüştü. Bakışları dudaklarımdaki gülüşe düştü, ona bir adım attım aramızda bir insan kalacak kadar mesafe vardı hâlâ, "Bak alışsan iyi edersin, tamam mı? Bu üzerimdeki neki ben bunlardan daha kısa ve daha açık dar kıyafetler giyerim. Öyle kimse istiyor diyede değişmem. Sen de dahil. Bunu ne kadar erken anlarsan o kadar iyidir Boran Ağa!" Göz bebekleri daha önce böylesine bir şeye şahit olmamış gibi İnanmazca bakarken, kaşları havalandı. Ve Kural 1: Neyden sinirleniyorsa onun üzerinden üstüne git! Delirsin ve çıldırsın! Her İstediklerini yaptıramayacağını anlasın. Kural 2: Ona müsamaha gösterme kendini geri planda değil gözünün önünde tut ona her defasında meydan okurken seni küçümsemesine izin verme! İçimdeki şeytani kadının fısıltılarını dinledim. Elini saçlarına attı ve sertçe çekiştirdi, "Bak kadın benim damarıma basma! Ben sana giyme demiyorum sadece şu," dedi ve bakışları bir ateş gibi göğüslerime düştü, tüylerim diken diken oldu, gerildim. Bakışları tekrar gözlerime tutundu en sakin kalabildiği liman orasıymış gibi sıkı bir nefes aldı, kirli sakallarının çevrelediği dudakları hareketlendi tekrar, "Göğüs oluğun görünmesin yeter dizininde üstü!" Dişlerini birbirine bastırıyordu, boyun damarları benim bile anlayacağım kadar kalınlaşmıştı sinirden. "Ama sen maşallah pazar malıymış gibi seriyorsun ortaya!" Son dedikleriyle duraksadım, gözlerim irice açıldı. İnsanlar her zaman konuşurdu, siz ne yaparsanız yapın onlar sizin bir kusurunuzu bulur ya da her türlü eleştirirdi sizi. Birde bunların kadınlara yapıldığını düşünün, onların üzerine bir çığ gibi düşer birer hortum gibi iliklerine kadar kuruturlardı. Boran Asparşah'da genel olarak diğer erkekler gibi kıyafet sorunu vardı belliki ama ben nerede nasıl giyinmem gerektiğini bilirdim göğsüm boylu boyunca açık değildi tıpkı bacağım gibi ama bu kadar abartıyorsada gidip kendi karısına karışabilirdi, daha önce de söylediğim gibi ben onun tanıdığı kadınlara benzemezdim. Elim söyledikleriyle havalandı yanağına inecekken havada yakaladı bileğimi,"O bir kere olur Gece Hanım." dedi kısık bir sesle ve yüzlerimiz olmaması gerektiği kadar yakınlaştı benim öfke dolu nefesim onun harlı nefesine bulanıp aramızda birbirine karıştı, "Senin pazarcı Ağa'lığın bana sökmez! Bana karışmaman gerektiğini anlayamadın mı hâlâ Boran Ağa, beynin basmıyor mu?!" bağırdım yüzüne, alt dudağını dişledi oraya kısa saliselik baksamda geri çektim. Bileğimi istesemde bırakmıyordu, "Öyle söylemek istemedim Gece!" dedi dişleri arasından, "Ve sana istediğim gibi karışırım, sende iyi biliyorsun." Göğsüm hırstan hızla kalkıp iniyordu. "Bırak be hayvan kolumu!" bağırdım yüzüne bileğimi çekmek isterken, çehresi sertleşti bileğimi bırakmadan üzerime adımlaması ile ne yapacağımı şaşırmış sekilde geriye doğru adımladım. Öfkeli kırmızı görmüş boğa gibi iri cüssesiyle üzerime geldikçe geriledim. Sırtım duvara yaslanacakken bileğimi bırakmasıyla anında yan tarafa doğru koştum, "Hassiktir!" Dediğini duydum. Zaten 4'üncü adımda belimden yakalamasıyla ayaklarım kısa bir anlığına yerle bağlantısı kesildi ve pekte yumuşak olmayacak şekilde duvara yaslandı sırtım, ağzımdan çıkan çığlık ise dudaklarım üzerine kapattığı eliyle boğuklaşarak avucuyla ağzım içinde kayboldu. Sert solukları yüzüme vururken ben de pek iyi sayılmazdım bir eli belimi komple sarmış diğeri ise dudaklarım üzerine yaslıydı ve mesafesizdi aramız. İçimdeki zincirlerini serbest bıraktığım kadın koşarak uzaklaştı ve zincirleri kendi geçirdi ayaklarına, sanki bunlara sebep olmamış gibi. Ellerim her iki koluna tutunmuştu refleksle ve daha yeni fark ediyordum, hızlı soluklarım avucu arasında buharlaşmaya bile başlamış olabilirdi saçlarım darma duman olmuştu yüksek ihtimalle tel tokadan kurtulduğu için yüzümün üstüne onun elinin üzerine düsmüştü bir kaç tutamı. Zehir sarısı gözleri basamak basamak koyulaşmaya başladıkça daha da gerildiğimi hissettim, dudaklarımı avucundan kurtarmak için sola çevirdim başımı, ondan kurtulan dudaklarım rahatça soludu havayı her ne kadar onun kokusu dolsa da içime, "Yeryüzünde senin kadar manyak bir insan daha görmedim!" dedim yüzüne çevirmezken tıslayarak. Eli sıkılaştı ve beni duvara daha da yasladı kolu olmasa belimde duvardaydı ancak bu şekilde karnımda kemerini hissediyor olmak hiç ama hiç iyi değildi boğazım düğüm kalbim gümbür gümbürdü korkudan. "Bı-bırak lütfen." dedim kekeleyerek. O bırakmak yerine yüzünü daha da yaklaştırdı yüzüm ona dönük olmazsada hissettim, nefesi boynuma vurdu, ılık nefesini saçlarımın azda olsa örttüğü boynumda hissettim ancak saniyeler içinde onlarda kalktı oradan parmağının tersini köprücük kemiğimde hissettiğim an göğsüme yumruk yemişim gibi irkildim ve yükseldi göğsüm, ellerimi fark etmeden sıkılaştırdım kollarında. "Eğer o zehri Hevdem yerine sen içmiş olsaydın bugün o kadını diriltir parçalayarak öldürürdüm, Gece. Nelere sebep olduğunu zerre kadar bilmiyorsun." Sesi kulaklarımı nefesi tenimi deşti adeta, anlamıyordum şu an onu anlayacak bir konumda değildim sadece buradan kurtulmam gerekiyordu. "Resmen kaşınıyorsun. Çekil artık Asparşah." Sesim güçlüde değildi güçsüzde ama anlayacağı kadar netti. Sanki her konuşmamda daha da yaklaşıyordu, nefesi bu sefer kulağımın altında hissedecek kadar yakındı ellerimi onu itmek için kullanmayı akıl ettiğimde bile bir işe yaramadı, onun kollarında resmen bir minyatüre dönmüştüm dışarıdan bize bakan kişinin beni göreceğini bile düşünmüyordum iri cüssesi ona göre ufak bedenimi yok etmişti resmen. Dudaklarını varla yok arası hissediceğim kadar kulağımın altındaki noktada kıpırdattı, çok derin soluklar alıyordu, "Senden tek istediğim göğüs oluğunu bir daha açık bırakmaman ben bile hâlâ tam olarak bakamıyorken kimsenin göz ucuyla dahi bakmasına izin vermem!" dedi sert bir şekilde ancak sesini yükseltmeden. Belimin uyuştuğunu hissediyordum sanırım. "Umarım beni anlamışsındır bir kadının bile bakamasına izin vermeyeceğim şeyleri it oğlu itlere asla vermem, çatalların görünmeyecek bir daha! Tamam mı zehir dudaklım." Gözlerim sıkıca kapandı tırnaklarımı omuzuna batırdım tüm gücümle tam ona ağız dolusu küfürü basıcakken başka bir ses duyuldu, "Abi?!" İkimizin bakışlarıda sekronize bir şekilde sağa döndü arka bahçeye çıkmak için döndüğümüz yerde durmuştu şaşkınlıkla. Zara bizi böyle gördüğüne hem sevinmiş hemde şaşkınlığı atamasada gözlerindeki ışıltı besbelliydi. Bu kız beni seviyordu ve abisine yakıştırıyordu, ne hoş görümceciğim beni seviyor! "Ay pardon ya şey yapın siz... Yani devam edin görmedim ben sizi." diyerek panikle arkasını döneceği an, "ZARA!" Bağırdım öfkeyle o dururken ben bana bakan adama çevirdim bakışlarımı fazla yakın olmamızdan başımı arkamdaki duvara yasladım ve omuzlarından itmeye çalıştım, "Eh, yeter be yapıştın gelişimini tamalayamayan igoana yavrusu gibi!" öfkeyle bağırmamla afallamasıyla onu ittim, sarsılarak gerileyince kurtuldum ondan. Allah'ım oksijen. Kişisel alan. Mahremiyet. Dizlerim üzerine hafif eğildim sabahtan beri yaşadıklarım yüzünden, Zara ise fark etmediğim yere düşen çantamı aldı ve yanıma geldi, "Bir sorun yok değil mi?" Doğruldum ve saçlarımı geriye doğru attım, "Zara tebrik ederim. Ödül aldın mı acaba bu konuda bak bu çok önemli bir şey biliyor musun her insanın yapması gereken bir şey aslında." Aval aval suratıma baktı elimi omuzuma yerleştirdim ve bana çatık kaşları ile bakan Boran Ağa'yı gösterdim, "Yıllardır böyle türlerle uğraşman çok büyük bir başarı hele de bazıları gibi kuduz ve evcilleşmemişlerse. Kesinlikle bir ödül almalıydın hak ediyorsun bunu." gözleri korkuyla irileştiğinde güldüm. "Sakin olacam sakin, hatırlamak yok." diye tekrar eden Boran Ağa'ya tersçe baktım. Boran Ağa doğruldu bana ters bir bakış atarken Zara'nın yanına geldi, "Sende yazma falan var mı." Bunu demesini beklemiyordu benim gibi o yüzden ilk bi an afallasada sonra sırt çantasında bir yemeni çıkardı şimdi fark ediyordum ki Zara'nın üstünde okul kıyafeti vardı yüksek ihtimalle okuldan gelmişti. Aldığı yemeniyi üçgen sekline getiren Boran Ağa bana dönmesiyle uzaylı görmüş gibi şaşkınlıkla baka kaldım üzerime adımlamasıyla bu sefer kımıldamadım ve yazmayı hızlı hareketlerle boynuma doladı böylelikle göğsümü tamamen kapatmış oldu uçlarını boynumdan dolayıp önüme getirip bıraktığında bir yazmaya bir ona baktım. Bu kadarı çok fazlaydı hemde çok fazla, "Şimdi eve gidebilirsin işte yavrum." Keyifle gülümsedi gözümün içine baka baka. Gözümün seğirdiğini hissettim, ona yaklaştım ve ellerimi yavaşça omuzlarına yerleştirdim bir ellerimi koyduğum yere birde bana baktı anlamayarak, tehlikeli bir gülümseme peyda oldu dudaklarımda o daha bunu kavrayamadan başımı geriye doğru çektim ve sert bir şekilde burnuna geçirdim saçlarım hızlı hareketimle önümde savruldu adeta, "Ağhh, sikerler, siktir, siktir!" diye acıyla inleyerek iki büklüm olan Boran Asparşah'a gülümsedim. Zara donmuş bir şekilde bakarken boynumdaki yazmayı tek seferde çıkardım ve onun üzerine doğru attım, omuzuna çarpıp yeri boyladı yazma. "Sen al bunu karına tak hayvan, hanzo herif ve bir daha bana yaklaştığında bunu bir kez defa daha düşün!" diye bağırdım doğrulmasına dahi izin vermeden seri adımlarla okulun önüne geldim adımlarımı hızlandırdım demir kapıya yakın duran Cahit'i görmemle gülümsedim kalabalığı dağılmış olan bahçede arkadan gelen sert adımları duyduğumda arkama kısa bir bakış attım, büyük bir alev topu gibi büyüyerek gelen Boran Asparşah ile koşmaya başladım yol kenarındaki arabaya atladığımda, "Bas gaza fedai!" diye bağırdım diğer adamlar gibi arabaya yerleşen Cahit gaza basarken camdan bize kosarak gelmeye başlayan Boran Ağa'ya zaferle el salladım. 🔗🔗🔗 Dünkü koşuşturmadan sonra rahat bir nefes almıştım bugün yani Hevdem'e rağmen. Dün okuldan gelir gelmez abimlerle karşılaşmıştım konakta, tabikide okula neden gittiğimi neler yaşadığımı anlatmıştım Boran Asparşah kısmını geçerek tabiki. Abim ve babamın dün sofradan erken kalkmasının sebebi ise Aysun'u bulmalarıymış daha doğrusu Boran Ağa'nın bulması. Aysun Mardin il sınırından bile çıkamamıştı çünkü Boran Ağa ve bizim adamlarımızın tüm Mardin çıkışlarını tutmasıydı, yanı sıra polislerde vardı tabi. Sonuç olarak kaçamamış ve Boran Ağa onu bulmuştu ancak çok tuhaf sorunlar vardı. Aysun ölü bulunmuştu. Onu farkeden Boran Ağa'nın adamları kaldığı eve kadar takip etmişler sonrasında ise Boran Ağa'nın ve abimin gelmesini beklemişler fakat eve sağlam giren kadını sadece 1 saat dahi olmadan evde ölü bulmuşlardı. Abimin dediğine göre takip edildiğini anladığı ve kaçamayacağını bildiği için kendini öldürmüştü hemde beni zehirlemeye kalktığı zehirle intihar etmişti. Ya da birisi onu ortadan kaldırmıştı. Her ne kadar başkasının olmamasını istesekte böyle bir ihtimalde vardı tabi, çünkü Aysun beni öldürmeyi isteyecek kadar benden nefret edeceği hiçbir şey olmamıştı aramızda. Sonuç olarak Aysun ölmüş ve gerisinde hiç düşünmediği oğlunu bırakmıştı ve babam sanırım çocuğu, evladı olmayan bir aileye verecekti büyütmeleri için ya da çocuk yetiştirme yurduna, bunu hâlâ düşünüyorduk. Aysun'un ölmesine üzülmüştüm yok yere sadece iki kuruş para için birini öldürmeye kalkmış canından olmuştu zaten yakalansaydıda sağ bırakılacağını sanmıyordum. Boran Ağa'nında dün telefonlara çıkmamasını bu olaya bağlamıştım üstelik birde dün o kadını diriltip parçalamaktan falan bahsetmişti. Bir de Hevdem vardı tabi dünden beri beni sıkıştırıyordu, Zara hanım sağolsun yememiş içmemiş Hevdem'e yetiştirmişti olanları, "Adam burnunda sargıyla geziyormuş, Zara'yı tehdit etmiş kimseye söylemesin diye Zara'da tabi yüklü bir miktar koparmış abisinden sayende. Konaktakiler soruncada Boran Ağa'nın cevabı ne olmuş biliyormusun?" dedi Hevdem fısıldayarak. Salonda oturuyorduk karşımda babaannem ve annem vardı ve ikiside televizyon izliyorlardı, bizde karşılarında oturuyorduk Hevdem'de duyulmasın diye kulağıma yaklaşmış fısıldayarak konuşuyordu. Gözüm ise televizyondaydı. Dediklerine ise omuz silktim o adamla ilgili tek kelime duymak istemiyordum çünkü onun yüzünü gözünü dağıtma isteği hâlâ damarlarımda kol geziyordu. Helede dün akşam attığı mesajdan sonra! Hevdem omuz silkmemi umursamayıp konuştu tabiki, zaten gerçek bir kardeş siz istemesenizde her şeyi yapan kardeşti. "Bir Vaşak'la kafa güreşi yaptık, yoksa kimse bana el kaldıramaz." El kaldırmamıştım kafa atmıştım. Üstelik o kullandığı kelimede neydi öyle? Fazla tanıdık bir kelimeydi. "Neyle dedin sen?" Diye sordum teyit etmek için tekrar. "Vaşak demiş vallaha." Kelimeyi tekrar söylemesi ile kaşlarımı çattım, daha önce zihnime kazınıcak kadar nerede duymuş olabilirdim ki? Ya da sadece basit bir yerde duyumsadığımdan garipsemiştim, bu sebeple pek fazla üzerinde durmadım. "O Ağa bozuntusu bir burunla kaldığına dua etsin bence." dedim tersçe. Televizyonda ise her defasında ilk defa seyrettiğimiz dizi vardı. Hz. Yusuf. Babaannem asla kaçırmıyordu. Tekrar Hevdem'le konuşmaya başladığımızda, Aklımda dolanan mesaj ise şuydu; 'Defterin kabardıkça kabarıyor Maviş... Ve ben sadece bekliyorum, tüm bu sorunların yok olduğu ve birleştiğimiz zamanı.' Hah! Bir Maviş demediği eksikti! Belliki ona yaptıklarımın hesabını sormayı planlıyordu ve tabiki başka imalardada bulunarak, tekrar engel atmakla yanıp tutuşuyordu içim ancak benimde ondan sorulacak bir çok hesabım vardı, onu karşılıksız bırakmayacağımı bilmeliydi. Ve beklediğini yazmıştı, tüm sorunların kalktığı birleşiceğimiz zamanı. Bildiğim veya tahmin ettiğim bir şey vardı eğer hissetiklerim gerçekse Boran Asparşah'ı neredeyse yok edecek ve ben o şirket odasında ettiği tüm kelimeleri ona yedirecektim. Dün akşam zaten düzgün uyuyamamıştım bu olanlar yüzünden buraya geldiğimden beri her şey o kadar çok üst üste gelmiştiki kimseye içimi doğru dürüst dökemiyordum anlatsamda bir halt değişmiyordu. Kendimi Kürtçe sarkılar gibi hissediyordum anlamım çok anlayanım yok gibi. İşte ben bu düşünceler içinde boğuşurken dışardanda bağırma sesleri gelmeye başladı ancak pek anlaşılmıyordu, "Bu seste neyin nesi?!" Babaannemin sesiyle ona baksamda çoktan ayaklanmıştık. Salondan çıkmak için yönelmiştik bile, "Gece Hanım! Yardım edin lütfen." gelen seslere kaşlarım çatılmıştı, ilk kattaki korkuluklara vardığımda aşağıda avluda iki kolundan bizim adamların zor zaptettigi bir kadın vardı, "Allah rızası için yardım edin." diye adeta feryad etti kadın benimle göz göze gelen adamlar bırakması için başımı olumluca salladım kadın kafasını yukarı kaldırdığında benimle kesişti bakışları, buradan bile belli olan sişmiş kıpkırmızı gözlerdi annemler arkamdayken merdivenlere yöneldim hızla karşı karşıya geldiğimizde beklemediğim bir şekilde elimi iki avucu arasına aldı, dudaklarından çıkan sözler ise içime korlar düşürmüştü bile. "Riva Aşiretinin Hanımağa'sına sığındım, Allah Rızası için Kızımı kurtarın! Onun hükmü ölüm değildir." •••••BÖLÜM SONU•••••
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD