2. Bölüm

3024 Words
“Mardin’in Sıcağı, Hamamın Soğuğu” Mardin’in kavurucu sıcağı eşliğinde esmeyen rüzgara karşı Konak merdivelerini hızla inip merdiven trabzanına tutanarak döndü ve altta kalan divana koşarak ve anasının yanına savrularak otururken, nefes nefese,”Ana haberin vardır değil?!” diye yüksek sesle meraklı bir tonlamayla konuştu konağın en uslanmaz kızı Zara. İlk olarak ne olduğunu anlamayan kadın bocalasada hızla topladı kendini, kızının her zamanki haliydi hiç diğer ablalarına çekmemişti ki, “Ne haberi kız ne o öyle freni patlamış kamyon gibi atlıyorsun kucağıma! Çatlatmada konuş!” Dedi Lalezar hanım kızına sitemle. “Ya ana Riva gelmiş Riva.” Konuştu heyecanla genç kız. Lalezar hanım gözlerini kıstı ve anlamayarak konuştu, “Hangi Riva yahu?” Of’layan Zara anasıyla ağız tadıyla dedikodu yapamadığı için bütün merak duygusunu yitirmişti, ne vardı sanki leb demeden leblebiyi anlasaydı. “Ya ana Riva Aşiretinde kaç kişi Riva diye çağırılıyor, Gece tabiki. GECE RİVA.” İsimini duyar duymaz ağzı şaşkınlıkla açılmıştı kadının. Şaşkınlığını öte yana savururken merakla, “Ee gördün mü sen nasıl, güzel mi? Iyimi?” diye sorularını sıralamıştı bile Lalezar Hanım. Anasının dedikleri ile göz devirmek isteyen ama ayıp olmasın diye sadece derin bir nefes alan Zara “Yahu ben nerden göreyim! Hevdem’den öğrendim hani kardeşi ya, dün dönmüş işte, bir tek Hevdem’in telefonundan gördüm bana göstermişti,” derken anası can kulağı ile dinliyordu onu, aynı zamanda merdivenin başında hasetlik ve kıskançlıkla dinleyen biri daha vardı. Güneş Varol. “Ana Allah yukarda ben fotoğrafta gördüm, ama bir içim su, bir fizik var öff, yüzü desen öyle doğal ve berrak ki anlatamam valla ilk defa makyajsız kusursuz bir güzel gördüm. Yani Allah yukarda maşallahı var.” Dedi ballandıra ballandıra, bunları derken yukarda onları dinleyen yengesinin farkındaydı ve bilerek yapmıştı nitekim yalanda söylememişti eksik bile söylemişti. Bu konağa Hanımağa olacak tek kişi Gece Riva’dan başkası olamazdı, bu Aşiretin böyle fitne fesat birine değil, hakkaniyetli âdil ve cesur birine ihtiyacı vardı. “Ama istersen elbette görebiliriz onu hemde çok çok yakından.” Dedi Zara hınzırca gülümseyerek. Lalezar hanım gözlerini kıstı Zara’ya karşı anlamayarak, “Nasıl olacak kız o babası kızın yüzünü Asparşah’lara gösterirmi hiç, o adamın Gece’yi nasıl gözlerinden sakındığını tüm Mardin biliyor.” Zara’nın dudakları şeytanlıkla kıvrıldı, “Yav zaten özellikle tanışmayacağız ki tesadüfen olucak bu, yani Allah karşılaştırmışsa ne yapalım. Hem o Kalender Ağam o kadar seviyor olsaydı kızını kuma vermezdi, boşver sen o göz boyama sevgilerini.” Dedi net bir şekilde. 🔗🔗🔗 Kader? Derler ki alın yazın kaderindir. Kader olacak olan ve kaçınılmaz olandır. Başına ne gelirse kaderdendir veyahut kesin bir hayırdandır. Oysa her şerde bir hayır, her hayırda bir şer vardır. Benim alın yazım neydi? Kaderim kimi gösteriyor neyi simgeliyordu hayatımda? Ve tabiki de derlerki olacak olanın ve kesinlikle kaderin önüne geçemezmişsin! Ne yaşamak zorundaysan o olurmuş! Gerçektende böylemi? Yani şimdi yaşlı moruğun biri gelse beni istese, babamda verse, kaderim diyip bir kenaramı çekilicektim. Ya da zorla kaçırılsam tecavüze uğrasam, kaderimdir yaşanması gerekiyordu diyip sineyemi çekicektim. Elbette hayır! Bana göre; Karakterin, Kaderindir. Kaderini belirleyen karakterindir. Yaşanması gereken elbet yaşanır ama seğir yönünü sen belirlersin bu hayatta, kötüysen, en kötüsüne maruz kalırsın elbet ödersin yaptıklarını. Bu hayatta karakterin gibi iyiysen elbet alırsın mükâfatını er ya da geç. Peki ben nasıl biri olucaktım bu hikayede. İyimi? Kötümü? Bunu okuyup görüceğiz. Hamamın soyunma odasında üstümü çıkarmaya başladığımda sakin kalmak için kendime telkinler veriyordum. Benim bu hamamda ne işim vardı?! Annemdir diye ses etmek istemiyorum insan gibi reddediyorum, diyorum ki ‘ana daha dün geldim Ankara’dan yorgunum, o kadar kadının arasına giremem edemem, beni darlama bir rahat bırak’ dediysem de dinletememiştim, ve kendimi hamamda soyunurken buluyordum şuan. Gelin hamamı vardı ama elbette benim değildi. Zaten benim asla olamazdı çünkü kimseye kendimi gösterecek değildim. Kubar Amcamın en büyük oğlu Mustafa abimin birkaç haftaya düğünü vardı, zaten bu yüzden dönmüştüm Ankara’dan e birde okulun tatile girmesi vardı. Son 1 yılım kalmıştı üniversiteden mezun olmaya ama inşallah hiç geçmez o bir yıl. Mustafa abimin nişanlısı Kiraz için gelin hamamı yapmışlardı, bende dün döndüğüm için henüz kimse bilmiyordu döndüğümü. Böylelikle bizimkilerlede karşılaşmak için gelmiştim. Sonra cümbür cemâat geliyorlar başımı ağrıtıyorlardı. “Abla daha saramadınmı Peştamalini, istersen itinayla yardım edebilirim.” Gelen ses hiç masum bir ses değildi sapık Hevdem’in sesiydi benim baş belam ama biricik kardeşim Hevdem’in. Paravanın arkasında havluyu göğsüm üzerinde sarmaya çalışırken, “ Hevdem ben sana bir yardım ederim, ömrün billah bir daha yardım kelimesini kullanamazsın.” Dedim sinirle. Hevdem, “oo hâlâ sinirliyiz, ateşle yaklaşmayalım biz o zaman.” Demesiyle sesli bir nefes verdim, “ya sabır, ya hak.” “Kızlar daha hazır değilmisiniz, herkes geldi bi biz kaldık çabuk olun hadi.” Seslenen annemle paravanın arkasından çıktım. Havlu klasik ekose desenli hamam havlusuydu, dizlerim üstünde bitiyor ve sütun gibi esmer parlak bacaklarımı ortaya seriyordu. Kısa elbiselere alışık olduğumdan rahattım sorun olmazdı bana yani. “Hazırım anne hazır, sakin ol.” Dedim göz devirmemek için zor tutarken kendimi. “Sakin olmak mı saçmalama kız, herkese seni göstericem ahanda benim kızım diye, yıllar sonra butün mardine rahat rahat tanıtıcağım daha ne isteyeyim.” Böbürlene böbürlene anlatması iyiden iyiye beni körüklüyordu. “Ben malmıyım ana beni halka sunar gibi konuşuyorsun.” Dedim kendimi tutmaya çalışırak. Sinirlendiğimi anlayan annem hemen geri vitese takmıştı, çünkü her an çekip gidebilirdim burdan ve bunu istemezdi tabii. “Yok kızım ben ondan demedim, seni hep sorarlardı şimdi rahat rahat göstericem ya ondan öyle dedim.” Demesiyle yutkunamadım, geliyordu gelmekte olan, durduramadığım felaketim hızla yaklaşıyordu. O yüzden beni herkese gösteriyorlardı artık, benim bir an önce düğünden hemen sonra Ankara’ya geri dönmem gerekiyordu. “Peki babam kızmasın sonra beni gördükleri için, sonuçta bu kuralı koyan o, buraya her geldiğimde beni tek başıma dışarı salmayan kimseyle yüz göz olmamı istemeyen hani.” Dediklerimle gözlerini kaçırdı. Aslında neden böyle yaptığını biliyordum insanlar patavatsızdı benimle konuşurlarsa saçma sapan dedikodular yapabilir ya da beni deli edicek şeyler söyleyebilirlerdi, aslında benim için bunu yapmıştı bunu anlayabiliyordum, şimdide yavaş yavaş alışmam için izin vermişti yüksek ihtimalle. “Kızmaz merak etme, hem haberi var onun, nereye kadar insanlardan kaçabilirsin ki zaten.” Dedi tabakları Hevdem’in eline tıkıştırırken. Tamda düşündüğüm gibiydi, ama bilmedikleri bir şey vardı kimse benim canımı sıkamazdı, eğer sıkıyorsa onunki daha fazla sıkılırdı hatta bir bakmışız canımı sıkan kişi yok olmuştu. Sonuçta ben bir Hanımağa’ydım ve elbet imkanlardan yararlanırdım. “Neyse ne çıkalım hadi.” Dedi Hevdem ortamdaki gergin havayı dağıtmak için, bakışlarımla onu onaylarken annemde eline bir tabak almıştı yüksek ihtimalle hamamda yemek için bir şeyler hazırlamışlar. Annem soyunma odasının kapısını açıcakken durdu bana döndü, “eğer sıcak ortam seni bunaltırsa hemen söyle tamammı. Seni tetiklermi bilmiyoruz sonuçta.” Demesiyle, “tamam söylerim.” Dedim usulca. Astım hastasıydım ama ilk seviyelerde olduğum için öyle sürekli kriz falan geçirmiyordum, sıcak tetiklermiydi onuda bilmiyordum. Odadan çıktığımızda gelen sesler netleşti müzik ve konuşma sesleri birbirine karışıktı ve hamam fayanslarına çarpınca daha da yükseliyordu. İnce holün merdivenlerine ilerledik yanımdaki korkuluktan aşağısına bakıldığında herkes görülebiliyordu hamam hemen ayaklarımızın altında kalıyordu. Merdivenlerin başından önce annem sonra Hevdem arkasından ben inmeye başladığımda bütün sesler durdu, bütün gözlerin odağı biz olmuştuk. Daha doğrusu ben. Saçlarımı tepeden dağınık topuz yapmıştım üstümde ise sadece kısa bir havlu vardı, neyseki altımda dar bir tayt şort vardıda olası bir tehlikeyi önlerdi. Herkesin odağı olmak pekte hoşuma gitmiyordu ve ister istemez geriliyordum. Basamaklar bitince annem ve Hevdem’in ortasında kalmıştım. Yengemler ilerde bana şok olmuş bir şekilde bakarken yanımıza gelen orta yaşlarda bir kadın, “Sultan Hanım kimdir bu kız, daha önce gördüğümüzü sanmam.” Derken beni incelemesi ile iyice gerilirken bir yandan utanmaya da başlıyordum. “Ay çekil bi sen alzaymırsın zaten görsende hatırlamazsın.” Diyip kadını iteleyip anında kolları arasına alan Leyla yengem ile sarsılsamda durmadan bende ona sarıldım, anlaşılan şoku erken atmıştı üzerinden. Leyla yengem benden 5 yaş büyüktü 26 yaşındaydı ama onunla arkadaştan bile daha öteydik ve Jiyan amcamın karısı aynı zamanda bir kız annesiydi. Geri çekilirken yanaklarıma da öpücük kondurmayı unutmadı, “kız sen ne zaman geldin. Bana neden haber etmedin.” Şen sesiyle sorduğu sorulara gülümsedim, “dün geldim yenge haber edicekdikde hamamda görüşürüz sürpriz olsun diye söylemedim.” Dedim gülümseyerek. “Kız yoksa sen şu Ankara’da okuyan kızmısın,” diye hayretle konuşan yengemin yan tarafa fırlattığı kadındı. Aynı zamanda diğer kadınlardan da ses çıkarken beni tanıyan bazı akrabalarımız sesini çıkarmıyorlardı, “evet, kızım Gece Ankara’dan geldi düğün için.” Diye bir açıklama yapan annemle şaşkınlıkla açıldı insanların gözleri. “Hangi düğün için, kendi düğünümü, Mustafa abimin düğünü mü?” Bunu diyen kişi hiç saşırmadığım biriydi ama bu kadar insanın içinde de yapılmazdı bu. Mustafa abimin kız kardeşi Fisun’du bu bedenine sardığı havlu açık bir şekilde saldığı kıvırcık siyah saçları ve sürmeli gözleri ile bana hasetlikle bakarken cevap vermek için ağzımı önce araladım daha sonra burası yeri değil diye geri kapatıp derin bir nefes alırken Hevdem durumumu anlamış gibi kolumu sakin olmam için hafifçe sıktı. Annem, “Neden burda olduğunun ne önemi var, unutmaki ailesi burda yaşıyor herşeyden önce, istediği nedenle gelebilir yani.” Dedi sert bir sesle. Ama onu aldırmayarak bu sefer başka bir ses girdi araya, “Oo hoşgelmişsen Hanımağam, hem elbette gelebilirsin canım biz ona birşey mi dedik, tatil yapar gibi gelip 3-5 gün kalıp gidicekmi yine onu merak ettik sadece.” Bunu alayla diyende Kubar amcamın karısı Nüvit yengemdi. Kubar amcamın 3 cocuğu vardı en büyükleri Mustafa, Fisun ve Serkan’dı. Her ne kadar saygımı bozmak istemesemde bazı insanlar cidden saygıdan falan anlamazlardı, “Beni çok özlediğinin ve hasretlik çektiğinin farkındayım yenge, ama biliyorsunki ben okuyan bir kızım kendi ayakları üzerinde durmayı hedefleyen birisiyim, kızın Fisun gibi ilkokulu bile bitiremeyen biri değilim.” Dedim kinayeyle, yüzündeki kin dolu ifade daha da büyüdü. Nüvit yengem kaşları çatılırken, “okuyunca n’olucak sanki çalışabiliceğinimi zannediyorsun sen, hayır ben burda hiçbir ağa karısının çalıştığını görmedimde.” Demesiyle öfkem dizginlenemez bir hale gelmişti, benden neden bu kadar nefret ettiklerini biliyordum beni burdan vurmaya kalkmaları ise çok adiceydi. Tam cevap vericekken annemin bileğimi tutmasıyla bileğimi sertçe çektim elinden başıma ne geliyorsa zaten bir onun birde babamın yüzündendi. “Oradan bakınca senin tanıdığın kadınlara benzer bir yönümmü var! Hem gördüğün ilk kadında ben olurum işte fenamı,” diye sordum, kaşları çatıldı ona cevap vermemden hoşnut değil gibiydi ama alışsa iyi olurdu onun için, “buraya eğlenmeye geldim, boş mezuları konuşmaya değil, o yüzden eğlenelim hanımlar.” Diyip konuyu degistirdim çünkü burası ne yeriydi ne zamanı. Nüvit yengem omuz hizasındaki kınalı saçlarını geriye doğru itti yüzünde ise saçma makyajı ile fazla absürt duruyordu ama 50’li yaşlara merdiven dayayıp yinede içindeki şeytana sahip çıkamaması onun sonu olucak gibiydi. “Haklısın buraya eğlenmeye geldik hem zaten sende nasıl olsa yakında temelli kalıcaksın demi. Hem de ku-“ Nüvit yengemin lafını hızla kesti Leyla yengem, “Nuvit abla sus istersen kız yeni geldi, başlama yine.” Dedi ama ben anlayacağımı anlamıştım. “Yenge sende hep doğrular konuşulucağı zaman susturursun.” Dedi homurdanarak Fisun, 6 yıl kadar uzakta kalsam buradan yinede her tatillerde buraya ailemin yanına gelmiştim ki onlarda Ankara’ya gelerek beni hiç yalnız bırakmamışlardı ama Nüvit yengem ve kızı Fisun hep böyle olmaları hiç değişmeyip bana oynamaları yine sinirlerimi bozsada, bu sefer bana yapılan ve ima edilenleri sineye çekmiyecektim elbette. Sonuçta hak edene hak ettiği gibi davranılırdı. Leyla Yengem sert bir bakış atarken Fisun’a doğru gitti ve kulağına bir şeyler söyledikten sonra Fisun anasıyla Hamamın en köşesine gitti. Yengem her ne söylediyse beti benzi atmıştı. Annem, “neyse gelde milletle tanıştırayım seni.” Diyip kolumu tutmasıyla dişlerimi sıksamda bir şey yapmadım. Tanıştırdığı insanlar ve Aşiretimizden olan bir kaç kişi ile daha tanıştım, sordukları soruları samimiyetle cevaplamıştım, daha sonra kız tarafıyla yani Kiraz’ın ailesi ilede annemin direktifleri ile tanıştım herkes çok iyi ve samimi gorünüyordu, ama Mustafa abimin evleneceği kişi Kiraz pek iyi bakmıyordu, “hoşgeldin Hanımağam, buralara gelerek beni nasıl onure ettin bilemezsin.” Diye İğneleyici bir şekilde konuşması ile kaşlarımı çattım ama çaktırmadan gülümseyerek, “sağol.” Dedim. Kiraz güzel bir kızdı ama onu rahatsız eden kendi gelin hamamında onun değil benim ilgi görmemdi deminden beri gelen herkesle konuşmuş ve selamlarını almıştım ki bunun yanında hayran bakışları da fazlası ile beğenildiğimi belli ediyordu. Egoist biri değildim abartılıcak bir güzelliğe de sahip değildim aslında… Kiraz Haklıydı anneme ne kadar söylesemde beni dinlememişti bile ve ben şimdiden fazlasıyla sıkılmaya baslamıştım burdan. Bir süre sonra herkes köşelerine dağılmış eğlence yine başlamıştı, ben ise Hevdem ile bir kenarda oturmuş kadınlara bakıyorduk, ama ben pek bakamıyordum çünkü nereye çevirsem başımı biriyle göz göze geliyordum, köprücük kemiğime kadar terlediğimi hissetim ortam fazla sıcaktı ve ben bunalmaya başlamıştım. Allahtan ortamda havalandırmalar vardı da ter falan kokmuyordu etraf yoksa bunca insanın kokusu nasıl çekilirdi, helede benim gibi kokulara hassas birisi için, bilemezdim. Ağzıma bir tane daha üzüm attığımda bir yandan da Hevdem’le sohbet ediyordum, Fisun ve gelin kızımız Kiraz yanlarındaki 3-5 kızla sürekli bana bakıp konuşuyorlardı onlara ne kadar bakmak istemesemde bu farkediliyordu Hevdem’de farkındaydı ve zor duruyordu, her an bir saç baş kavgası çıkabilirdi ortamda, tabii eğer cesaretleri varsa. Fazla ketum bir insan olabilirdim zira dışardan bana bakan çoğu insan bunu görür bunları düşünüyordu, ama öyle biri değildim sadece samimi olduğum insanlara karşı gerçek duygularımı çıkarırdım, buradada pek arkadaşım yoktu o yüzden benimle konuşup sohbet etmeye çalışan kızlara kısa cevaplar verip durdum, Leyla yengem bu yaptığıma göz devirsede omuz silkmekle yetinmiştim. Hamamdaki müzik birden bire mezdekeye döndüğünde Hevdem’le birbirimize baktık, çok iyi oynardım, çok severdim dans etmeyi Ankarada da dayımın kızları ile az kızlar gecesi yapmamış sandalye tepelerinde oryanteller yapmamıştım. Hayatım her ne kadar berbat bir yere sürüklensede kendimi daima mutlu etmeye çalışırdım, bu hayatta kimse benden daha önemli değildi, önümden yıllarım geçtiğinde arkama hüzünle bakmak istemezdim. Kızlar kalkıp oynamaya baslamışlardı bile, Kiraz hamamın büyük yuvarlak göbek taşına çıkıp dans etmeye başladı, bir süre sonra başka kızlarla birlikte Fisun’da onunla kıvırıp dans etmeye başladı. Anlaşılan gelin görümce iyi anlaşıyorlardı. “Ya bizde gidek abla n’olur n’olur.” Hevdem’in ısrarlarına güldüm, “dursana kızım bırak millet oynasın, hem saçmalama ben hayatta çıkıp oynamam bu kadar insanın içinde.” “Aman abla sende ne var sanki hepsi kadın nolmuş sanki” göz devirerek. “O kadınlar beni yiyecek gibi bakıyorlar ama, sanki her an üzerime atlayacaklar gibi.” Öyleydide ve birazda utanıyordum açıkçası. Hevdem, “Tabi bakarlar fıstık gibi kızsın, Hanımağasın, şimdiye kapında kuyruk olmuşlardı da neyse.” Dedi, hem yiyerek hem de dans edenlere bakarak. Kendide güzeldi 18 yaşında taş gibi kızdı ela gözleri bembeyaz teni kumral saçları ile bebek gibi kızdı. Benim de saçlarım daha çok karamel tonlarındaydı gözlerim ise buz mavisi gibiydi ve kumral tenime uyumlu haldeydi. Gözlerim annemi aradığında bu kadar kadının arasında zorda olsa görmüştüm, Hamamın merdivenlerinin önünde yengem Leyla ile birlikte, Hamama yeni geldikleri hâlâ üzerlerinde kıyafetleri olan kadınlarla konuştuğunu gördüm ve bunlar üç kişiydiler yüzlerini tam olarak göremesemde içlerinden iki genç kadın etraflarına birini arıyorlar gibi bakıyorlardı. En iyisi onları görmezden gelmekti şuan için bir tanışma merasimi daha kaldırıcı durumda değildim. Müzik hala devam ediyordu ve kızlar durmadan oynuyordu etraftakilerde onları alkışlayıp eşlik ediyorlardı, fena oynamıyorlardı ama Fisun sanki çok büyük bir şey yapıyor gibi oynarken her hareketini bana bakarak yapıyordu. Sanki karşısında kız değilde oynayarak tavlamaya çalıştığı bir erkek vardı. Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Bir süre sonra müzik durduğunda kızlarda inmişlerdi göbek taşından yanımdaki musluklardan birine uzanıp önünde birikmiş suyu avuclayıp yüzüme attım sıcaklık biraz basmaya başlamış gibiydi ama sorun yoktu şuan için. Çalgıcı kadınlardan biri elinde darbukayla bana geldiğini gördüğümde oturduğum yerde dikleştim, kendileri çalıyordu aynı zamanda yanlarındaki müzik kutusundanda şarkı çalıyordu, özellikle burda milletten en uzak köşede oturmuştum ama pek bir işe yaramıyordu demek. Darbukalı kadın yanıma geldiğinde, “kızım sende çıkıp oynasana, utanmıyormusun bu fiziği saklamaya!” sitem eder gibi konuşmasına şokla baktım 40’larda bir minyon tipli kadındı. “Yok abla kalsın, ne işim var benim orda Allah aşkına, boşver.” Desemde dinlemedi beni kolumdan tutup çekiştirerek kaldırdı, “kalk kız kalk, çık bir oyna bakalım nasıl oynuyorsun.” Diye diretmeye başlaması ile sinirlenmeye başladım. “İste-“ ağzımdaki kelimeyi söyleme izin vermeden Hevdem nerden çıkardığını bilmediğim Shakira kemerini belime bağladı, “Hevdem ne yapıyorsun! “ derken çıkarmaya çalıştım ama çok sıkı ve ince düğümlemişti. “Abla kırma beni n’olur. Bak nasıl nispet yapar gibi oynadılar, n’olur itiraz etme.” Dedi ve kolumdan çekiştirmeye başladığında zaten herkes bakmaya baslamıştı bile. “Hadi bakalım kız göster kendini.” Diyen darbukacıya, “abla en azından fazla hareketli çalma.” Dedim fisıldayarak, “tamam, tamam.” Diyerek diğer çalgıcı kadınların yanına gittiğinde kendimi göbek taşının ortasında bulmam aynı anda oldu. Bir alkış koparken etrafta, artık herşey için geçti. Toplu olan saçımdaki tokayı çekip bileğime taktım, belimdeki kemeri ve göğsümün altına kayan havluyu düzeltip sıkılaştırdığımda, darbukanın ilk sesi ardındanda müzik duyuldu.  Kulağıma dolan ses ile hareket etmeye başladım, madem şuan bu taşın üzerinde herkesin önündeydim o halde en iyisini yapacaktım ki zaten dans etmeyi seven biriydim. Saçlarımı tek tarafa yatırdım önce, daha sonra kalçamı belimle hareket etttirerek tek tarafa kırdım aşşağı doğru sonra diğerini daha sonra göğüslerimden kalçama doğru yılan hareketi yaparak her bir hattımı önce öne çıkarmış sonra geri çekmistim. Ortamdan kopan şarkıyla uyumlu alkışlar ve sesli tezeruhatlar daha da coşmamı sağlıyordu. Allahım ben ne halt yiyorum şuan.  Darbukacıyla göz göze geldiğimde hince gülümsemesini yakaladım ve müziğin ritmini hızlandırdı ama zorlanmadım kalçalarımı titrettim ve sonra hafifce sallayarak ritme ayak uydurmaya başlarken saçlarımı savuruyor bileklerimi vücudumla aynı orantıda kıvırıyordum ve Kiraz ile Fisun kin dolu bakışlarına maruz kalırken keyiflice gülümsüyordum.  Hareketlerime devam ederken elimi baş hizamdan kıvırarak yavaşça bedenimden aşşağı indirdim, annemle göz göze geldiğimde şaşkınlık ve korku dolu bakışlarla baktığında gülümsedim hince ve gözlerin içine bakarak bu seferde ellerimi saçlarımın iki yanından geçirip saçlarımı tepemde topladım ve bedenimi baştan aşşağı yılan hareketiyle oynatmaya başlarken kalçalarımı belimle kıvırmaya başladım. Hayat bu kadardı işte, ne zaman göçüceğimizin belli olmadığı bu dünyada her anımı olabildiğince mutlu yaşamaya çalışıyordum, her ne kadar felaketin içine doğmuş olsamda, ve o felakete sürükleniyor olsamda. Muziğin ritmiyle hareket ettikçe ettim, etraftakilerin hayran bakışları ve eşlikleriyle daha da oynadım, annem tuhaf bakıyordu arkasındaki kadınlar ise tam seçemesemde ikisi hayranlık ve beğenerek biri ise nasıl baktığını bilmiyordum ama iyi değil gibiydi… Şüphesiz ortamdaki hiç kimse bedenini büyük bir kışkırtıcılıkla sallayan bu genç kızı, hamamın giriş katındaki korkulukların yanındaki kolonun arkasında duran genç adam kadar hayranlık dolu hipnotize bir şekilde seyretmemişti. Onca kadının fark etmediği genç adam öylece gözünü bile neredeyse kırpmadan seyretmişti kızı ve Kıvrımlı bedeni ve kışkırtıcı beden hatları, uzun dalgalı nemli görünen karamel turuncuya kaçan tonlardaki saçları ve eşsiz gülüşü ile derinden etkilenmişti genç adam.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD