3. Bölüm

3573 Words
"Acı Yakarış" İnsanlar ikiye ayrılır. İyiler ve kötüler. Benim bahtıma hep kötüler düşerdi. Mardinin kavurucu sıcağı ve sıcak sıcak esen rüzgarı içimde kaynayan volkanı daha da harladı, sinir hücrelerim halaya kalkmışlardı bile ve ben kendimi daha fazla nasıl zaptedebilirdim bilmiyordum. Derin bir nefes aldım saçlarımı savurup giden hafif rüzgarı aldırmadım. Göz pınarlarımdaki yaşlar dökülmemek için zor duruyordu. Sinir ve öfke tüm kanıma ve beynime bir virüs gibi yayılmaya başladı ve daha fazla dayanamayarak haykırmaya başladım. "Ya siz ne dediğinizin farkında mısınız!" diye bağırdım öfke ile. Riva konağınının avlusunda masada Kubar amcamlar ile kahvaltı yaparken babamın söylediği sözler ile yediklerim boğazıma dizilmişti, ben buraya evlenmek için gelmemiştim. En iyi bildiği şeyi yapıp yüzüne de aramızada duvarlar çekti "Yeter, kendine gel! Karşında baban var." diye bağırdı babam. Göz yaşlarım yavaş yavaş yanaklarıma yol almış ıslatmaya başlamıştı ve şuan herkes bana bakıyordu. Avlunun ortasında babam ile karşı karşı karşıyayken hiçbir şey düşünmedim ve hızla yanına yaklaşıp nasırlı ellerini tuttum. Yaşlarla dolu gözlerimi, çevresi kırışmış gözlerine diktim, "Baba yalvarırım yapma. N'olur bak ben yapamam, yaşayamam, daha 21 yaşıma yeni girdim daha çok gencim hayallerim var benim, bugüne kadar bir dediğini iki etmedim, ama bu konuyu asla kabul etmem yıllardır yapma diyorum sana, yakma beni n'olur" sesim titrerken göz yaşlarım şiddetlenmeye başlamıştı. Yavaşça yutkunurken gözlerini kaçırdı ve elini ellerim arasından çekince, büyük bir boşluğa düşmüş gibi hissettim hatta hissetmekle kalmayıp düştüm. Ne zannediyordum ki yıllardır çabalarım neye yaradı, koca bir hiç ve ben hâlâ hiç bir şey yapamıyordum. Dahası bu kadar duygusuz ve vurdumduymaz olmaları canımı yakarken bastırdığım öfkemi arşa çıkarıyordu, "Baba ben bu ailenin ve Riva aşiretinin tek Hanımağa'sıyım, beni dinlemek zorundasınız!" diye bağırdım. Babam yani Kalender Ağa sinirlenmişti iyice, susmamı istediği belliydi ama beni susturmakta o kadar kolay değildi hele de böyle davranırken. "Yeter artık! Geri dönüşü yok dediğim gibi sen bu ailenin Hanımağasısın ve bu ailenin kanı dökülsün istemiyorsan, Boran Asparşah'la evleneceksin!" demesi ile ellerimi saçlarıma attım. "YA NE EVLİLİĞİ! ADAM ZATEN EVLİ KARISI VAR KARISI, BEN EVLİ BİR ADAMLA EV-LEN-MEM!" diye diklendim, abim müdahâle etmemek için zor duruyordu ama bana değil babama çünkü o da en az benim kadar bu evliliğin olmaması için çabalamıştı ve çabalıyordu. "Bağırma! Kıs o sesini karşında baban var senin!" Diye kükredi adeta yüzüme. "Duy o zaman sen de beni!" Daha da bağırdım. "Duy Allah rızası için beni duy artık! Sussam olmuyor konussam olmuyor bağırıyorum yıkıyorum gözlerinin içine bakıyorum!! Beni bir gör artık, ben senin kızınım kızın!" Abim kolumu tutup çekiştirmeye çalıştı sakin olmamı söylerken ama gözlerim babamın gözlerine kenetliydi. Kolumu çektim sinirle bir iki adımda tam dibinde durdum heybetli bedeninin, elimi kalbine yasladım. "Hiç mi vicdan yok burada, hiç mi sızlamıyor canın. Niye böyle davranıyorsunuz bana niye her sözüm kapı duvarla karşılasıyor ben senin kızınım senin kanındanım tek kızınım... Bu acımasızlığının nedeni ne? Bir gram bile sevgi yok mu içinde." Taş yutarcasına yutkundu gözleri yaşardı içimde bir umut oluştu. Oluştuğu gibi de yok oldu, benden uzaklaştı çünkü bedeni. "Başka çaren yok bu evlilik olacak o kadar daha fazla kendini yormayı kes! iki aya kalmaz evleneceksin kendine gel artık." demesiyle dumura uğradım tüm umutlarım yıkıldı bir bir yüreğim parçalandı. Bu kadar erken olamazdı, buraya sadece Mustafa abimin düğünü için gelmiştim ve geri dönücektim bu olamazdı. Başımı asla der gibi salladım hızla, "Okulum bitmedi daha bir senem var henüz." Boğazım düğümlenmiş gibi hissettiğimden sesim olduğundan kısık çıkmıştı. Kalender Ağa sert yüzü ile ifadesizce başını sağa ve sola salladı olumsuzca, "Hayır! Okul falan yok insanları susturamıyoruz artık, neler neler diyorlar tahmin bile edemezsin, Asparşah ve Riva aşireti birbirine girmeden bu evlilik olacak, bunun kaçarı falan yoktur." Keskin bakışları ve itiraz istemeyen tavırları içimdeki ateşi harlıyordu ama yenilgiye uğramış gibi hissetmekten alıkoyamıyordum kendimi. "Güzelim Allah'ına bir sakinleş kriz geçireceksin bak." Abim omuzlarımı tutup kendine çevirmek istedi ama izin vermedim. İttirdim kolumu yanından geçtiğim gibi babama atıldım bir elimle gömleğinin ve üstündeki takımın yeleğini kavradım sertçe ama abim kolunu karnıma sararak ona diğer elimlede yapışmama izin vermedi. "Allah belanı versin duydun mu! Allah belanı versin!" Sesim konaktan taştı duvarlara çarpa çarpa yankılandı. "Nefret ediyorum senden nefret!" Biraz olsun çekilmedi geri kendim yıkılmışlıkla bıraktım gömleğini, gözlerindeki hayalkırıklığına bakmadım. Ferman abim kendine çekil başımı göğsüne yasladığında tutamadım kendimi hıçkırarak ağladım. "Yeter artık Vallahi yeter be! Ne çekiyor bu kız bizden böyle, acımasızlığında bir dozu olur! Bu konu burda kapansın yoksa vallahi kötü şeyler olacak." Dedi saçlarımı okşarken. "Nasıl kötü şeyler olacak, yıllardır herkes bunu bekliyor neyin inadı bu Allah aşkına, ne zannediyordu ki, iki göz yaşına vazgeçeceğimizi mi, bu ailenin canının yanmasına daha fazla izin vermem ben kusura bakma!" Diye bağıra bağıra konuştu, ailenin en fitne fesatcısı Nüvit yengem. Öert bir soluk aldım genimin verdiği asi bir özelliğim vardı, onuda her defasında sergiletmekten alıkoyamıyorlardı beni. Kimseni cevap vermesine izin vermeden abimin göğsünden hızla ayrıldım, "Sen kimsin ya!" Diye bağırdım öfkeyle, bu kadından da kızından da illallah etmiştim artık. Bağırmamla irkildi, kızı Fisun annesinin önüne geçip "Asıl sen kimsin de anama bağırıyorsun böyle! Seni öyle bir yaparım ki kimse alamaz elimden!" Diye çemkirmesi ile sabır çekip yüzümü sıvazladım, zaten ayakta zor duruyordum birde bunlar geliyordu üstüme. Arkasında mazlum gibi duran bu ikisinden de bezmiş bir adam vardı, Kubar amcam, o ve oğlu Serkan'ında sinirden yüzleri gerilmişti, Allah var oğulları iyiydi Mustafa abimle fazla sert mizaçlı olduğu için kötülüğünü görmesemde fazla samimi değildim ama Serkan ile o kadar iyi anlaşırdım ki benim sırdaşım sayılırdı, ama kızı Fisun benden 4 yaş büyüktü ve tam bir pislikti, beni kıskanması cabasıydı zaten. "Amca al karını kızını düzgünce götür burdan, yoksa tutamayacağım kendimi." dedim gözlerinin içine bakarak, bıkmış ve mahçup bir şekilde kafası ile onayladı beni. Ama Fisun durmadı, "Kendini tutamazsan ne olur şehirli, iki şehir gördün diye ne bu havalar, Allah bilir orda neler yaptında burda evlenmem diye tutturuyorsun yoksa yavuklun falan mı var!" Dedi yüksek sesle bağırarak. Bu imaları hâk edecek ne yapmıştım ben... "FİSUN! Kes sesini" diye bağırdı babam, ardından hızla sert bir şekilde amcam kızını tutucaktı ki kaldırdığım elimi hızla yanağına yapıştırdım, tokatımla sarsılıp avlunun sert soğuk taşına yapıştı. Nüvit yengem büyümüş ve korku ile bana bakıyordu bunu benden beklemiyor olmalıydı haklıydı önceden de fenaydım ama artık daha fena ve herkesin burnundan getirmeye niyetliydim. Yengem anında bana vurmak için atıldı, "Sen ne yaptığını zannediyorsun!" diye bağırdığında elini de aynı anda havalandırdı ancak annem elini havada yakalayarak geri savurdu. "Sakın! Sakın kızıma dokunmaya kalkma bile, benim kızım sizin gibi değil, hele kızının anlattığı gibi biri heç değil." diyip parmağını hâlâ yerde olan Fisun'a doğrulttu "Sen sakın kızımı kendinle karıştırma yoksa inan bana seni Mardin'de barındırmam mahvederim." Diye tamamladı. Annem ile babam buydu işte çocuklarına laf ettirmez ezdirmez korur ve çekilirlerdi. Sıkıca sarıp sevmezlerdi, saçlarımızı okşayıp öpmezlerdi, sanki bizi korumaları onlar için yeterli ve buna zorundalarmış gibiydiler, soğuk duvarları olan iki ebeveyn. "Bunun hesabını soracam size görürsünüz." dedi kinle Nüvit yengem. "Yeter, kendine gel kadın, edebini bil." bağırdı keskin bir tonla babam. "Bizim ne suçumuz var Kalender ağam kızını görmez misin." dedi kızını yerden kaldırırken. "Ana yeter daha fazla rezil etmeyin kendinizi." diye konuşan Serkan olmuştu aynı zamanda bana özür dileyen bakışlarda atıyordu. "Sen nasıl bir kardeşsin ya beni koruman gerek senin." diye cevap verdi ona Fisun, Serkan ile aramdaki bağı hep kıskanmıştı, onunla da iyi olabilirdik ama o bana hep hasetlik ve kıskançlık duyardı oysa ben kimseye öyle bakamazdım. "Senin korunacak tarafın mı var abla, daha yeni Ankara'dan gelmiş kız sizin yaptıklarınıza bakın, evli bir adama kuma gidecek diye itarazlar ediyor diye, edepsiz ve daha nice pis şeyler yakıştırdınız! Utanmazmısınız siz, ben utanıyorum sizden ben, hele dönde arkandaki adama bak sizden bezmiş artık babam, yaptığınız oyunlar iğrenç davranışlarınız artık yetti kendinize gelin!" diye içindeki birikmişleri döktü. Abisi Mustafa olsa nasıl cevap verirdi bilmem ama Serkan benim için bir taneydi ve ben bunları asla unutmazdım. Bana döndüğünde gözlerim yaşlı şekilde minnetle bakınca omuzumu sıvazladı sakin olmamı ister gibi. Fisun Serkan'ın dediklerinden ders alıcağına susacağına daha da nefretle bilenip baktı bana, "Hepsi senin yüzünden, kurtulamadık senden inşallah kurtulamazsında kuma olarak gider hayatını karartırsın, sen sadece buna layıksın çünkü." diye tükürürcesine öfkesini kustuğunda çıldırdım, bu kadar kötü olunmazdı nefret edemezdi bir insan. Serkan ve amcam utançtan bakamıyorlardı. Sert bir şekilde kolundan tutarak annesinin elinden kurtardım Fisun'u, şaşkınlıktan anlayamazken durumu onu çekiştirdiğim gibi konağın dış kapısına götürdüm. "Şimdi burdan defolup git ananla, bir daha bana bulaşıp canımı sıkarsanız bu konak şahidim olsun seni Mardin'in en yaşlı ağasına kuma veririm. Riva Aşiretinin Hanımağası olarak canımı yakanı canını almaktan da çekinmem!" Öfkeyle bağırıp onu kapının önüne fırlattım, şanslıydıki düşmedi ama şok gözlerle bana bakakaldı tıpkı konaktakiler gibi. "HERKESTE DUYSUN MADEM BEN BU AŞİRETİN HANIMIYIM O HÂLDE BANA SAYGI DUYMAK ZORUNDASINIZ!" diye gözlerimi herkese tek tek değdirerek konuştum. Babamın memnun bakışlarının sebebi kızının aşiretin başına geçmesiydi tabi, bir Ağa kadar bir Hanımağa olmakta önemliydi onun için. Annemde gururla bakıyordu bana muhtemelen kendimi ezdirmediğim içindi. Abim ise böyle bir durumda kaldığım için üzülüyordu beni anlayan tek kişi de oydu sanırım. Amcam ve Serkan Nüvit yengem ile Fisun'a dahi bakmadan hızla çıktı. Arkasından anası ve kızıda korku dolu ve hayret dolu bakışlarla çıktılar. Ne vardı ki ben her zaman dediğimi yapardım. Ve Kalender Ağa'da muhtemelen konudan kaçmak için oğlu Ferman'ı da alıp çıkmıştı konaktan tabi abim çıkmadan beni öpmüş ve sakin kalmamıda söylemişti. Böyle bir şey Riva konağında mümkün müydü?! Yoksa laf olsun diye mi söylüyordu. Riva konağında sadece biz kalıyorduk. Yıllar önce yengem Nüvit'in rahat durmaması ile konakta her gün olay yaşanırdı bu yüzden çözüm olarak babam amcamın başka konağa geçmesini daha uygun gördü, amcam Kubar'da en iyisinin bu olacağına inanmış kabul etmişti, zaten kimse bir Ağa'nın sözüne karşı gelemezdi, bu abinde olsa. Jiyan amcam'da evlendikten sonra onlar başka konağa değil daha müstakil bir eve geçmişlerdi. Böylesi en iyisiydi her gün bunları çekseydim kesinlikle erkenden kanser olur çıkardım herhalde. Konağın ortasında derin nefesler alıp olayları sindirmeye çalışırken hâlâ olayın başından beri merakla bizi izleyen hizmetlilerle ise kan beynime sıçramıştı. "Ne bakıyorsunuz işinize dönün." diye bağırdım, ve sıçrayarak mutfağa girdiler. "Oyun oynuyoruz sanki." diye yüksek sesle konuşup geride kalan anneannem ve annemi takmadan hızla merdivenlere yöneldim ve odama gittim seslenen kimseyi umursamadım. Odanın kapısını sertçe çarptım. Yatağa attım kendimi. Hamam gününün üzerinde 2 gün geçmişti sadece, o günde Hevdem ile Leyla yengem müziğin bitimiyle apar topar beni Hamamdan çıkarmışlardı ve ben bir şey anlamamıştım olanlardan. Yıllardır bu evlilik saçmalığından kurtulmak için yapmadığım kalmamıştı, artık iyice kendimi yiyip bitirmeye ve çökmeye başlamıştım. Daha sonra bu hâlimden korkan annem ve babam beni lisedeyken Ankara'ya Dayımın yanına göndermişti. Üniversiteyi orada okuyordum buradan, Mardin'den uzak kalmak bir yandan iyi, bir yandan kötü gelmişti. Sonuç olarak evimden uzaklaştırılmıştım. Daha 21 yaşında olan beni evli bir adamla evlendireceklerdi, peki neden? Aptal bir kan davası yüzünden. Daha doğar doğmaz Boran Asparşah ile beşik kertmesi yapmışlardı. Daha bebekken bana bunu yapma hakkına girmişlerdi. Boran Asparşah 28 yaşında biriydi ve ben onu bir kere bile görmemiştim. Bunu hem kendim hem babam istemişti, Asparşah Aşiretinden bir tek Bertan Ağa tanırdı beni o da yıllar öncesine dayanıyordu. Boran Asparşah ise ondan nefret ediyordum. Bu işi ben durduramıyordum ama o bir aşiret Ağası olmasına rağmen durdurmuyordu, ya da durduramıyordu. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyordum ama bir süre sonra, "Daha ne kadar kendini yiyip bitireceksin!" diye gelen ses ile gözlerimi sıkıca yumdum, yine ağlamamak için zor duruyordum. Hayatım hep ağlayarak geçiyordu zaten. Kendimi güçsüz göstermekten nefret ediyordum. "Sen ne zaman kapıyı çalmayı öğreneceksin acaba." diye sordum yatakta doğrulup sırtımı yatak başlığına yaslarken. Gelen Hevdem di, "Ablamın odasına girerken izin alacak değildim herhalde." dedi fütursuzca omuz silkerek. "En azından kapıyı çalabilirsin." dedim göz devirerek. "Abla," dedi uzatarak. "Zaten uzun zamandır görüşemiyoruz bırakta seninle vakit geçireyim biraz, hem nolmuş öyle Allah aşkına, alt tarafı yarım saat yok oldum ortadan." demesi ile sakin kalmak için tırnaklarımı avucuma batırdım. "Bir sey olduğu yok her zamanki yengem ve kızı işte hem benim vakit geçirecek halim mi var Hevdem!" "Bende onu diyorum gel biraz dışarı falan çıkalım gezelim hava alalım iyi gelir belki sana da, he." Böyle sanki hiç bir şey olmamış gibi davranması canımı sıkmıştı, "Ne iyi gelmesi ya iki aya kalmaz evleniyorum ben evleniyorum. Hem de evli bir adamla, kuma olarak gidiyorum farkında mısın?" Bağırmam ile irkilerek geri çekildi, bense dayanamayarak yataktan çıktım ve odada volta atmaya başladım. "Ben öyle demek istemedim sadece seni özledim ve vakit geçirmek istedim," dedi çaresizce. Yıllardır doğru dürüst görüşemiyorduk oysa ki çocukken birbirimizden asla ayrılmaz hep birlikte olurduk. Her ne kadar tatillerde bir arada olsakta bu kime yeterdi ki. Hayatımla ile ilgili gerçekleri öğrendiğim günden sonra tamamen değişmiştim, agrasif, asi, sinirli bir yapıya bürünmüştüm. Ya da karakterim buydu ama ben bunu erken yaşlarda çıkarmıştım. Hevdem cevap vermeyeceğimi anlamış gibi yine konuştu, "Abla belkide artık kabullenmen gerekiyordur, ya da öyle görünmen gerek bu şekilde davranarak herkesi diken üstünde tutuyorsun, yanlış anlama bu işi bozmaları için ne kadar konuştum bilemezsin, ama olmuyor geri adım atmıyorlar, aptal bir intikam ve kan davası yüzünden buna mecbur kalıyorsun ve vazgeçmiyorlar hem," yanıma gelip ellerimi tuttu "Sen Gece Riva'sın böyle düşmek var mı?" Söylediklerinin çoğuna hak veriyordum ama pes etmeyecektim, "Tabiki de yok ama şansımıda sonuna kadar kullanacağım." dedim vazgeçmeyerek. Dediklerimle gözlerini kıstı, "Nasıl? Aklından ne geçiyor abla." demesiyle elinden tutup yatağa çektim onu ve oturduk. "Şimdi, sen bana bu Boran Asparşah'ı anlat bakalım." dedim. "Ne, nasıl, yani sen onun hakkında konuşulmasını pek sevmezsin ki," dedi şaşkınlıkla. Gözlerimi devirdim, "Tabiki sevmiyorum, ama sen bana bu adamın çalıştığı yeri bulacaksın." demem ile gözleri irileşti. "Ne yapacaksın abla sen Boran ağa ile." Diye sordu karmaşık bir ifadeyle. Allahım sen sabır ver, elimi şakaklarıma atıp ovdum biraz, "Odamızın camının pembe panjurlu mu yoksa kırmızı panjurlu mu olsun diye soracaktım!" dememle Hevdem'in gözleri daha da irileşince sinirle göz devirdim, birde inanıyor Allah'ım! "Yardım isteyeceğim tabikide ne yapacağım." Hevdem kafası karışsada hızla, "Saçmalama Boran Ağa sana niye yardım etsin" dedi. Haklıydı. "Hevdem bana yardım ediyor musun etmiyor musun bir daha sormayacağım." dedim sabırsız bir şekilde. Bakışları benden başka her yere değdi. Derin bir nefes aldı ve tekrar bana döndü "Tamam, peki işyerinin adresini bulurum akşama kadar." demesi ile yanağına bir öpücük kondurdum. "Aferin benim kardeşime sen yaparsın ya sen bir tanesin." dedim gazlayarak. "O kadar emin olma ama bulamayadabilirim." demesi ile tek kaşım sorgulayıcı bir şekilde havaya kalktı. Saçının bir tutamını tutup hafifçe çektim kendime doğru, "Senin sırf şu merakın için yapamayacağın hiçbir şey yok o yüzden yapamam palavralarına girme, sen o ailenin işyerini bırak akşam yedikleri yemeği bile biliyorsundur." dedim ve saçını biraz daha çektim böylece başı tamamen yaklaştığında şakağına bir öpücük kondurdum. Saçını bıraktığımda, "Abartma abla istersen." dedi. Kafamı 'yav he he' der gibi sallayıp Kendimi yine yatağa attım. "Ben en iyisi gideyim hallediyim şu işi bari, bulayım eniştemin adresini." demesi ile hızla doğrulup bağırıcaktım ki füze gibi hızla çıktı gitti. Gerizekalı enişteymiş, çok beklersin sen o enişteyi! Ama bu gidişlede pek öyle durmuyor gibiydi. Ben ne yapıcağım gerçekten. Kaçsam abimide kuzenlerimi belki anne babamı ya da ailemizi bile yok edebilirlerdi bu kan davası yüzünden. Tek bildiğim bu evliliğin olmaması için sonuna kadar direneceğimdi. Boran Asparşah'a asla kuma olmayacaktım. Sıkıntıyla nefes verirken gözlerimi sıkıca kapattım. Aynı anda Mardin'in başka bir yerinde başka bir genç adamda gözlerini sıkıntıyla açtı. Elindeki kalemi sinirle çalışma masasının üzerine fırlattı. Ne yaparsa yapsın yaptığı hata canını fazla sıkmaya başlıyordu, bunu nasıl yapabilmişti bir türlü anlayamıyordu. Gömleğinin ilk düğmesini ferahlamak için açarken odasının kapısı tıklanmış gir dedikten sonrada ortağı aynı zamanda en yakın arkadaşı Bahoz girmiş karşısındaki deri koltuga oturmuştu. "Selamün aleyküm." "Aleykümselam, ne içersin." dedi Boran Ağa arkadaşına. Bahoz belli belirsiz gülümserken, "Bir şey istemem, İstanbul'da ki proje için Yakari'ler ile görüşmeleri ayarladım önümüzdeki haftaya randevulaştık yani hayırlısı olursa haftaya proje için anlaşma yapabileceğiz." dedi koltukta daha da yayılırken, ama Boran'dan beklediği tepkiyi alamadı çünkü uzun zamandır bu proje üzerine çalışıyordu şimdi ise cevap vermeden onaylaması tuhaftı, gerçi Boran Ağa iki gündür epey bir tuhaftı. Bahoz arkadaşının yüzüne baktı, "Hayırdır Boran, nedir bu hâlin sormayayım kendi anlatır diyorum ama var bir sıkıntın belli," demesiyle Boran daha sert bir soluk çekti, belkide gerçekten de birilerine anlatmalıydı. "Var bir şey yani yapmamam gereken bir şey yaptım. Bana yakışmayacak bir şey!" derken olduğu yerde sinirlenmeye başlamıştı bile, "Daha doğrusu kimsenin yapmaması gereken bir şey, lan ben koskoca Ağa'yım bunu nasıl yaparım!" dediğinde iki üç düğme daha açtı gömleğinden. Bahoz tedirgin olmaya başlamıştı, Boran ile çocukluk arkadaşıydı bağları hiç kopmamıştı ve o da bir Ağaydı, Boran'ı biraz tanıyorsa kesin sorun büyüktü. "Sakin ol Boran Ağa. Hayde anlat da bilelim kabahitli misin değil misin?" sordu sakin bir tonda. Aynı zaman da Boran kendine kızdıkça o görüntülerde bir türlü gitmiyordu gözlerinin önünden bunlar olurken nasıl sakin kalacaktı peki?! "Geçen gün proje dosyasını almak için Konağa gittim ya ben," dedi. Bahoz ise "Ee." demesiyle devam etti Boran Ağa. "Gittim dosyayı aldım, Konaktan çıkarken de anam, Zara ile Güneş'i çıkarken gördüm. Durdurmaz olaydım lan!" Hırsla ayağa kalkıp masasının arkasından çıktı, Bahoz ise ses etmeden dinliyordu. "Bunlar Hamama gidiyorlardı, bende dedim ben götürürüm yolumun üstü zaten, sonrası götürdüm bunları bıraktım, devam ettim yola, bir baktım Güneş hanım telefonunu unutmuş arabada! Bende geri vermek için onların Hamama girdikleri yerden girdim hamama, ulan girmez olaydım!" dediğinde Bahoz iyice meraklanmaya başlamıştı. "Hamam kapısından girdim, o gün zaten işten toplantıdan kafam doluydu, dalgındım yemin ederim bak yoksa asla kadınlar hamamına o şekilde girmezdim. Niye gireyim zaten manyak mıyım ben!" Demesiyle Bahoz şokla baktı Boran'a. "Nereye nereye?" diye sordu anlamayarak, Boran Ağa gözlerini sıkıntıyla kaçırdı arkadaşından, "Hamama." dedi dişleri arasından. "Lan! Yoksa kadınların arasına girdin de bastılar mı seni." dedi dehşet ile. Boran sabır diler gibi kafasını salladı, "Tabi ki hayır lan, öyle bir şey olsa Mardin ayağa kalkardı." "E, o zaman ne oldu?" Derin bir nefes çekerken konuşmaya başladı, "Girdim içeri, uzun bir hol çıktı karşıma, içerden seslerde geliyordu, tam Zara'yı arayacakken birden ortamda müzik mi mezdeke hani şu kıvırmalı şarkılar var ya," derken doğruluğunu teyit etmek ister gibi Bahoz'a bakarken Bahoz anladığını belirtir gibi ses çıkartı, Boran devam etti, "Bende sesten dolayı merak edince bir anlık ne olduğunu anlamadım bile, yan tarafımda kalan korkuluklara gittim, meğer hamam alt kattaymış ve bütün kadınlar etrafta doluydu." Bahoz anlamayarak baktı arkadaşına, "Ee ne var bunda, seni de görmemişler." Bu seferde nefesini sıkıntıyla verdi ama çekemedi aklına doluşan sahnelerle, "Onlar görmedi ama ben gördüm, hamamın ortasında göbek taşının üstünde bir kız vardı, çalan şarkıyla öyle bir oynadı ki, Bahoz hipnotize olmuş gibiydim lan, her şey silindi sanki o an, bir tek o var gibiydi, zaten ondan başka kimseye bakmadım o da havluluydu zaten yanlış anlama, ne ara kolonun arkasına saklandığımı bile bilmiyordum. Sadece güçlü bir his beni onu izlemeye itti. O kız dansını bitirene kadar onu izledim, saçlarını savuruşu oynayışı hareketleri her şeyi ile muhteşemdi, nefesimin kesildiğini hissettim resmen. İlk defa bir kadından bu kadar etkilendim, ilk defa diyorum bak ilk. O beni görmedi ama yine de bilmiyorum çok farklıydı." dediğinde ilk defa Boran'ı böyle gördüğü için şaşkınlıklar içindeydi. Boran ifadesiz sert ketum biriydi ve birinden etkilenmek kelimesi ondan duyulacak en zor kelimelerden biriydi. Kimdi bu kız da koskoca Mardin'in Ağası Boran Ağa'yı böyle etkilemişti. Görmeliydi hemen. "Ee, ne var bunda Boran. Beğenmişsin olmuş bitmiş işte." demesiyle Boran volta atmayı bırakıp öfkeyle baktı Bahoz'a. "Bahoz o gün orda bir gelin hamamı yapılmış!" "Yani?" diye sordu Bahoz. "Yanisi şu, gelin hamamlarında kim göbek taşı üstünde oynayıp kendini sergiler." Bahoz daha yeni jetonu düşmüş gibi gözleri büyüdü ve, "Gelin olacak kız." dedi aydınlanmış bir hâlde. "Evet gelin olacak kız, ve en önemlisi o gelin kız Riva Aşiretinden Mustafa Riva'nın müstakbel karısı olacak kız Kiraz'mış." demesiyle Bahoz şok üstüne şok yaşamıştı kardeşi başkasının namusuna bakmıştı yani öyle mi. Bu Boran için çok büyük bir şey olmalıydı. Kimin için olmazdı ki sonuçta başı bağlı bir kızdan etkilenmişti. Bahoz arkadaşını sakinleştirmek için, "Tamam olan olmuş bir kere, sen hiç bir şey olmamış gibi davran ve kızı gördüğün zaman yüzüne bile bakma, hem zaten karşılaşmanız da imkansız gibi bir şey, boşver unut gitsin." dedi teskin etmek için. Ama Boran hâlâ o kızı aklından atamamıştı öyleki iki gündür rüyasından bile çıkmıyordu! Uyanıkken rüya görülüyor muydu? "Demesi kolay tabi, başkasının namusuna karısına baktım ben, bunu nasıl yaparım ben!" "Sonuç olarak istemeden oldu tamam mı, Allah'tan kimse görmemiş seni yoksa kan çıkardı, en kötüsü bir karın daha olurdu, etti mi sana üç karı, Güneş 1, Riva 2, Kiraz 3. Ulan 7 yaşından beri Riva ile beşik kertmelisin ondan önce harem kurmaya başladın lan." dediğinde öfkeli oklar kendine dönerken Bahoz'un kahkahası bıçak gibi kesilmişti. Kesinlikle komik değildi. 🔗🔗🔗🔗 Ertesi gün ise kahvaltıya inmemiş kimseyle konuşmamıştım, Ferman abim elinde tepsiyle odama geldiğinde sırf onun için bir şeyler yemiştim. İşe gitmeden önce beni telkin edecek bir dolu konuşma yapsa da benim yine de pek dinlediğim söylenemezdi, sonuç olarak saçlarıma öpücük kondurdu ve gitti. Ardından odamdan hiç çıkmadım gün boyu, kimseyle muhattap olmadım annem gelip beni çıkarmak istediğinde çizim yapacağımı söyleyip resim yapmaya başladım. Aradan geçen zaman ile bakışlarımı tuvalimden kaldırdım ve duvardaki saate baktım beşe geldiğini gördüm elimdeki boya paletini ve fırçayı masaya koyarak tabureden kalktım. Harika bir, beyaz at çizmiştim. Kendimi en iyi hissedip rahatladığım şey resim yapmaktı. Boyaları ve kalemleri çok severdim. Yeteneğimde vardı kendimi bildim bileli hep çizerdim. Bu yüzden Güzel Sanatlar üzerine okuyordum, sadece bir senem kalmıştı üniversiteyi bitirmeme o kadar onu da bitirecektim başka çaresi yoktu. Banyoda elimi yüzümü yıkayıp biraz kendime gelmeye çalıştım. Aynada yüzüme baktım. Ağlamaktan ve uykusuzluktan göz altlarım hafif morarmıştı, bu sinir bozucuydu. Odaya geçip biraz göz altı kremi sürdüm, makyaj yapmayı severdim gerek duymazdım ama severdim doğal ve çekici bir güzelliğim vardı ve bu bana yetiyordu. "Abla!" Hevdem'in birden içeri dalması ile sıçradım ve sinirle ona döndüm. "Hevdem ne yapıyorsun istersen kapıyı komple kaldıralım ne dersin, ne bu halin nefes nefese kalmışsın." dedim sinirle. "Abla Asparşah ailesi gelmiş, aşağıdalar!"dedi tek nefeste. "Ne!" dedim. Dudaklarımdan çıkan tek kelime buydu. •••••BÖLÜM SONU•••••
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD