"Sesteki Hisler"
Bazen gördüklerimizden çok duyduklarımız etkilerdi bizi, bir görüntüyü unutmak kısa süreli zaman alırdı ama çok sevdiğiniz bir sesi unutmak yıllar geçse de her duyuşunuzda anında hatırlanacak unutulmayacak olandı.
Odaya doğan güneş ışıkları yüzüne vurduğunda yüzünü buruşturmuştu genç adam, başındaki ağrı uyuşmuştu ama hâlâ orada varlığını belli ediyordu. Avucunun arasındaki yastığı avuçları ile ezerken yüzünü yastığa daha da gömdü, kapının açılma sesi kulaklarına dolduğunda dudaklarından bir nefes bıraktı, adım adım yaklaştı o ses istedi ki hiç yaklaşmasın uzağında dursun zaten ne gerek vardı yaklaşmaya ama her zaman istediğimiz olmazdı hele de böyle inatçı ve dediklerini umursamayan biri ise.
Anladı ki daha da yaklaşacak son kez nefesini verip ellerini yatağa bastırıp seri bir hareketle doğruldu genç adam ve tam o sırada Güneş'le burun buruna geldi kendini tamamen geri çektiğinde yatağa onu öperek uyandırmak isteyen Güneş eğildiği gibi doğruldu omuzlarını düşürerek, "Günaydın Ağa'm sofra hazırdır neredeyse." dedi yatakta yüzünü sıvazlayan adama.
Boran Ağa derin bir nefes alırken yataktan çıktı üstündeki tişörtü düzeltirken, "Günaydın Güneş, günaydın!" Sesi sert bi o kadar sitemli çıkmıştı, arkasında bıraktığı kadına bakmadan banyoya girdi, uyku hâlâ onu cezbederken kimseyle uğraşamazdı.
Kısa temiz bir duş aldı, beline sardığı havluyla odaya geri döndüğünde Güneş'in olmaması ile daha rahat davranarak havlusunu açtı ve dolabına yönelip takım elbiselerinden koyu gri olanı aldı ve üzerine geçirdi her şeyi gri olan takımın sadece gömleği siyahtı o da yeleğin altında kalıyordu kravatınıda taktığında düzeltti, saçlarına eliyle şekil vermiş ve kendi haline bırakmıştı.
Koluna taktığı gümüş saati ve elinden genel olarak çıkarmadığı iki yüzüğü vardı; sağ elinin biri yüzük parmağında diğeri baş parmağında yer alıyordu, yüzüklerin birinin başında siyah bir taş varken diğerinin başında kan kırmızısı bordoya yakın bir taş vardı. Her şeyiyle hazır olduğunda siyah Rugan ayakkabılarınıda giymişti.
Boran Asparşah sert çehresi ve dik duruşu ile merdivenlerden inerken bastığı yeri titretecek kadar kudretliydi. Her kadının dönüp tekrar değil birçok kez bakacağı biriydi ki zaten kadınlar yakışıklı erkek zor görürlerdi onuda bulduklarında bakmasalar olmazdı. Uzun boyu yapılı vücudu duruşu, bakışı. Kısaca her şeyi ile akılda kalıcı bir etkisi vardı.
Avluya inip masaya geçtiğinde herkese kısa bir sabah selamı vermiş ve baş köşeye yerine geçmişti, yan yana oturan kız kardeşleri Mara ve Zara'ya göz kırpması ile kızlar ona tebessümle karşılık verdi. Abilerini cok severlerdi ne kadar çekinip korksalarda bu hayatta abilerinden başka kimseye sığınamayacaklarını bilirlerdi.
Babaları bir suç işlese kendi ve soyadı için kızlarını yakardı ama Boran Asparşah öyle değildi kız kardeşleri için gerekirse canını bile verirdi, öyle hiç namus davalarına girmezdi, kızardı söverdi ama yinede sert çehresinin altında ve gözlerinin derinliklerinde beliren merhamet duygusu onlar için hep vardı ve işliyordu her ne kadar başkasıyla kaçan kız kardeşi tarafından canı yakılsa da. Boran'dan sadece iki yaş küçük olan kız Boran'ın canının bir parçasıydı nasıl başka bir adamla kaçardı bilmiyordu bunu yapacak ailesine sırtını çevirecek biri değildi asla ama yaptığı akıl kârı değildi, hakkında ölüm kararı verilmişti çünkü Boran zaten abisi yüzünden canının yandığı dönemlerde berdele razı gelmemişti sonuna kadar da direnmişti aşiretteki toy hâline rağmen. Ancak dayanamamıştı.
Sırf kardeşi zarar görmesin ölmesin diye onun için berdel olmaya razı gelmişti ve kaçtığı adamın kardeşi Güneş ile dini nikâhlı evlenmişti. Bütün aile Pare'yi reddetsede Boran kesin bir dille kardeşinin arkasında olduğunu daima her istediğinde yardım edeceğini söylemiş kimseyede ne dokundurtmuş, ne de tek kelime söyletmişti.
Sonuç olarak Güneş Varol ile evlenmişti.
Masaya babası Bertan Ağanın da oturması ile arkasından Renas'ta babaannesinin yanına geçti, herkes yerini aldığında, Boran bakışlarını Renas'tan ayırmıyordu Çünkü çok durgundu ya da üzgündü, kaşlarını çattı, zaten içine kapanık bir çocuktu üzülmesine dayanamıyordu bile.
"Renas! Neyin var amcam." diye sordu şefkatli bir sesle Boran Asparşah, Güneş ise iç çekerek bakmıştı ona.
"Aman bir şeyi yok, naz yapar sana işte, yüz verip şımartmayın böyle." diyen Gurbet halasına döndü sinirle çenesi seğirirken sakin kalmak için sert bir soluk çekti içine, "Ne istiyorsa yapar benim yeğenim, sizene." Diye cevap verdi sert sesiyle, abisinden kalan tek parça oyken nasıl onun nazını çekmezdiki, abisinin biricik emanetiydi o. Melkan ve Işıl'ın emaneti.
Boran Ağa'nın sert sesiyle yutkunan kadın hızla konuştu, "Ben öyle demek istemedim Boran'ım be-" lafını elimi kaldırarak susturdu Boran Ağa.
"Renas gel bakalım yanıma." dedi elinin birini dizine vurarak, Renas ise bir amcasına bir Güneş yengesine bakıyordu, bakışlarını yakalayan Boran çaprazında oturan Güneş'e bakınca çatık kaşları ile çocuğa baktığını gördü.
"Renas! Buraya gel." sesi sert bir tonda yükseldiğinde hızla kalkıp yanına geldi Renas amcasının kucağına, saçlarını alnından hafifce kenara çekti Boran Ağa şefkatli bir şekilde.
"Söyle bakalım neymiş küçük beyimizin canını sıkan, hadi söyle amcana." dedi yumuşak bir tavırla saçlarına öpücük kondurarak.
Masadakilerde ikiliyi izliyordu.
"Abi valla kızlarla bende sorduk hatta ağlıyordu daha demin yukarda salondaydı." Diyen Merih'e baktı Boran hızla ne demek ağlıyordu?!
"Renas de hele kim ne dedi sana, kimseden korkmuyorsun demi, hadi cevap ver." diye daha sakin bir tonda konuştu Boran, Güneş'in korku ile yutkunduğunu görünce gözlerini kıstı.
"Amca bir şey yok, sadece uykum var hâlâ ondan böyle." konuştu kısık sesle, yüzüne bile bakmıyordu Renas.
"Renas, konuş hadi kim sıktı canını." Diye tekrar sordu sabırsız bir şekilde, sinirlenmeye başlıyordu artık.
Renas bal rengi gözlerini sinirle masada gezdirdi, "Amca bir şeyim yok diyorum, iyiyim ben." diye çıkışarak kucağından hızla indi ve sandalyesine geçti.
Boran bu duruma sinirlenirken araya Bertan Ağa girdi, "Hadi artık kahvaltınıza başlayın." demesi ile herkes kahvaltıya başladı.
Lalezar hanım Renas'a zorda olsa kahvaltı yaptırması ile Boran nasıl olsa çözerim ben bu işi diyerek o da kahvaltısına başladı.
Bir süre sonra. "Abi bugün toplantı var biliyorsun, o yüzden erken çıkalım üstünden geçeriz belki projenin." Demesi ile Merih'e baktı.
Kol saatine bakarak saati kontrol etti, "Doğru, sana dediğim öğle yemeğini ayarladın mı peki." Diye sordu.
"Ayarladım ayarladım merak etme abi." dedi ve önüne döndü Merih.
Bu sırada Zara'da abisinden izin almak için kıvranıyordu. Sonunda kısıkta olsa sesini çıkarabildiğinde konuştu, "Abi haftasonu çarşıya gidebilir miyiz?" diye sordu Zara.
Boran sessiz kalması ile Mara girdi devreye, "Evet abi, hem almamız gerekenler var hem de biraz gezeriz uzun zaman oldu dışarı çıkıp gezmeyeli, lütfen Abi." diye diretti.
Boran kızların uzun zamandır dışarı çıkmadığını biliyordu sadece okul ve evdi onda da ya Merih alırdı ya da konak adamları, zaten ondan habersiz iş dönmezdi konakta, muhakkak izin almalılardı abilerinden. Kısıtlamadan değil sadece haberleri olması açısındandı bu durum Boran Ağa'ya göre, sonuçta dostları oldukları kadar düşmanlarıda vardı. Boran oturduğu yerde gerinirken tam cevap verecekken araya Gurbet halası girdi, "Kırın dizinizi oturun evde ne edeceksiniz gezerek, bize laf getirmeyin boş yere, ablanız yeteri kadar çıkardı adımızı zaten, bide sizinle uğraşmayalım!" diye konuşması ile dişlerini sıktı Boran Ağa. Lafı millet değil kendisi yapıyordu, artık ne konağa ne de kadınların oyunlarına yetişemiyordu. Her gün ayrı bir vukuat olan konak Boran için cehennemden farksız olmaya başlıyordu.
"Hala yeter artık! biri hata yaptı diye bütün günahı kızlara yıkma, bu konuda ne kadar ciddi olduğumu bilirsin, kalbini kırmak istemem ama beni zorlama." Diye hiddetle cevap verdi Boran, halası bu duruma sinirlenirken geri durmadı, "Doğruları derim ben, şimdi bu kızlara böyle yüz verirsen yakında olacaklar bellidir!" derken gözleri arada abisi Bertan Ağa'ya kayıyordu ona arka çıkmasını istiyordu lakin abisi karışmak bir yana bakmıyordu bile çünkü Boran buradayken babasına bile söz düşmüyordu.
Gözleri dolan Zara ile Merih'te sinirlenirken bu sefer o cevap verdi halasına, "Belli olan ne hala! O zaman bundan sonra sende konaktan dışarı adımını atma, neticede sende her ne kadar kırk yaşında olsanda bekar bir kızsın." Halası ile birlikte herkesin ağzı şaşkınlıkla aralanırken devam etti Merih, "O yüzden sende bizim çok değerli soyadımıza zeval getirebilirsin demi."
Lalezar hanım kızlarının ezilmesine izin vermeyen iki oğluylada gurur duyuyordu Melkan'ıda böyleydi, bu topraklarda doğup büyümelerine hele de kayınpederi tarafından büyütülmelerine rağmen hepsi birbirinde değerli bir mücevher gibiydi. Hakkaniyetli adaletli kadınlara değer veren.
"Benimle nasıl böyle konuşursun! Kendine gelesin Merih!" Öfkeyle konuşan ve sinirlendikçe daha da belirginleşen göz etrafindaki ufak çizgiler onu daha da sert gösteriyordu, Gurbet; nefretin, kinin ve öfkenin yıllarca evrilerek şekil bulduğu haliydi. Yıllardır insanlara neler neler yapmıştı sivri dili küçümseyici bakışları insanları hor görmesi ile ondan haz eden kimse yoktu etrafında, sadece çıkarları olanlar hariç.
Merih onu hiç duymamış gibi yapıp kahvaltısına devam edince öfkesi daha da katlandı ama konuşmasını bu sefer Bertan Ağa durdurdu, kızgın bakışlarıyla, "Yeter! Kendinize gelin sofradasınız." diye gürleyen Bertan Ağa ile herkes korkuyla yutkunsada, Merih hiç tepki vermemişti.
Bağıran babasıyla ve halası Gurbet ile ve yine huzursuz geçen bir kahvaltı ile masanın üzerindeki yumruğunu sıktı Boran Asparşah. Yumruk yaptığı elinin üstünde hissettiği el ile Güneş'e döndü ve elini hırsla çekti, boşluğa düşen eliyle üzülen Güneş ise önüne döndü, temaslardan hoşlanmazdı asla.
Sandalyesini sertçe geriye doğru iterek ayaklandı Boran Asparşah, ceketini düzeltirken Merih'te ayaklandı. Boran Ağa Zara ve Mara'nın yanına vararak saçlarına bir öpücük kondurdu.
Soğuk bakışları halasının gözlerine tutundu, "Cumartesi'den hazırlanın Pazar sabahından akşamına kadar Mardin'in tozunu attırmadan konağa sokmayacam sizi." demesiyle iki kızında yüzünün solan birer çicek gibi açtığını görünce göz kırptı ikisine de. Annesinin minnet dolu bakışlarına karşın ona da bir göz kırpma ile karşılık verdi.
"Beni de götürecen mi Ağam, bende sıkılırım evde beni koma buralarda Ağam yakışıklı Ağam." Kulaklarına dolan ses bütün sinir hücrelerini ayaklandırırken hızla Merih'in sırıtan yüzüne döndü. "Yok Merih! Ben seni daha güzel bir yere götüreceğim. Çık dışarı yoksa çinlilerin toplantısına seni sokarım." Demesiyle Merih'in yüzü dondu, o manyakların arasına giremezdi hele de ırzına göz diken evde kalmış çekik gözlü kadının yanına asla gitmezdi. O yüzden korkuyla, "Aman abi köpeğin olayım yapma, yemin ederim susucağım akşama kadar sesimi duymazsın." Demesiyle Boran alayla gülümsedi.
"Hadi görüşürüz," diye ortaya konuşunca, konak kapısına ilerlemeye başladı sert adımlar ile.
"Boran ağam," diye seslenen Güneş'le konağın kapısında durdu adımları ve arkasını döndü.
"Ben gittim, sen gelirsin abi." diyen Merih kapıdan çıkıp gitti.
Güneş, yine dolabındaki bütün takılarını üzerine takmış üzerine giydiği siyah boydan elbisesi siyah saçlarının yarısını örten bordo şalı ile karşısında dururken, "Hayırlı işler Ağam." Dedi cilveyle.
Boran her zaman ki soğuk tavırıyla başıyla onaylamış ve aynı hızda çıkmıştı konaktan.
Lüks siyah arabasına binen Boran, asfaltta yol alırken aklında Renas vardı, halasının kızlara laf söylemesi ile sanki yine kavga çıkacağını anlamış gibi hızla kalkmıştı masadan. Zaten içine kapanık birisiyken onu böyle gorünce içi burkuldu ve Akşam eve erken gidip onunla ilgilenmeyi düşündü.
Şirket önüne gelmesi ile inip anahtarı valeye verdi ardından gözlüğünü çıkararak şirketten içeri girdi asansöre ilerleyene kadar ona selam veren herkese selam verip asansöre bindi ve katına çıktı.
Bütün gün proje ile ilgilenmiş toplantısına girip işi öğle yemeğinde bağlamış imzaları atmıştı ve bu Boran Asparşah'ı biraz olsun iyi hissettirmişti.
Şimdi de asıl işi halletmeye gidiyordu. Büyük baştan aşşağı taştan dekore edilmiş bir restorana girdi onu hemen tanıyan çalışanlar Boran Ağa'yı mekanın en güzel yerine geçirttiler, çayını yudumlarken bir yandan da birçok şey düşünüyordu tabii.
Bir süre sonra karşısındaki sandalyenin çekilmesi ile, Bahoz'un en yakın arkadaşının geldiğini gördü.
"Selamünaleyküm." diyerek sandalyeye rahatça yayıldı. "Ve aleykümeselam." Diye karşılık verdi Boran Ağa.
Bakışlarını turistlerin ve harıl harıl gezip tozan insan kalabalığının olduğu manzaraya çevirdi.
"Hallettin mi? Bitirdin mi artık." diye sordu sakin bir ses tonuyla Boran.
Sesli nefes alan Bahoz, "Sonunda evet, zor olacak ama hiç bir sorun yok artık, Özgür de halletti, bu iş bu kadar." demesiyle belkide yıllar sonra ilk defa rahatça bir nefes aldığını hissedebildi Boran Asparşah, olması gereken buydu.
"Güzel, çok iyi tam zamanında, artık son demlerdeydik çünkü." dedi, büyük bir yudum aldı çayından.
Bahoz'un yüzündeki endişe kırıntıları sinirini bozsada artık umrunda değildi, yıllardır uğraşıyordu sonuçta.
"Emin misin? Bak çok zorlanacaksın, biz yanındayız ama biliyorsun geri kafalı çok var burada." diye konuştu içindeki kaygıyla. Bahoz, Çorakoğlu Aşiretin Ağası aynı zamanda en yakın arkadaşı dostuydu. Tabii aşiretler arasında ki söz hakkınıda unutmamalıydı, onun Boran'ın yanında olması önemliydi.
Hafif kirli sakalını kaşıdı Boran Ağa, "Hiç bir şey olmaz siz bir şeyden haber etmeyin kimseye, yeter." demesiyle kafasını salladı el mecbur Bahoz. Bu yoldan dönmeyecekti Boran. Eline masadaki telefonu alıp Amcasının oğlu Civan'ı aradı.
"Alo amca oğlu hayırdır ayrılalı bir gün olmadı yav, beni mi özledin." konuştu her zamanki neşeli sesi ile.
Boran Asparşah, kısa bir 'ya sabır' çekti ardından, "Civan cuma günü öğleden sonra bütün aşiret ağalarını toplayacaksın, ve benim istediğimi söyleyeceksin." Dedi net ve sert sesiyle.
"Noldu Boran ağa bir sorun mu var." diye sordu endişe ile Civan Asparşah.
Gözleri Bahoz'a değdi ardından sert bir soluk aldı ciğerlerine.
"Hayır merak etme. Cuma günü öğrenirsin. Ama sakın şimdiden söyleme cuma öğle namazından sonra haber et üç gibi herkes hazır olsun beni beklesin önemli olduğunu belirt ve babam dahil kimseye bu olanlardan bahsetme cumaya kadar." dedi net bir ifadeyle. Civan'da sesinden bile itiraz istemeyen adamı onayladı zaten bir aşiret Ağa'sına karşı gelmek fıtratlarında yoktu.
Helede Boran'a asla!
"Peki tamam nasıl istersen ben hallederim, de hayde görüşürüz."
🔗🔗🔗
Gözleri kolundaki saate kaydığında saatin neredeyse beş olduğunu gördü, yorulmuştu bugün. İşide bitmişti, konağa gidebilirdi ama orası onu daha çok geriyordu. Bir insan evine gitmek istemezmi Boran Ağa istemiyordu işte. Renas, annesi ve kızlar olmasa gece yatmaya bile gitmezdi herhalde.
Sıkıntıyla ofladığı sırada kapının birden açılması ile sırayla, amcasının oğlu Civan, arkadaşları Özgür ve Bahoz ardından Merih girdi.
"Ananızın ahırımı lan burası! O kapı orada niye var." Diye yüksek sesle bağırdı. Karşısındaki koltuklara yerleşmişti bile herkes.
"Açıp girelim diye var neden olacak." Diye gevşek gevşek konuştu Özgür aralarındaki belkide en aptal cahil cesaretli olan kişiydi. Hani şu yabancı filmlerdeki ilk ölen aptan sarışınlar varya tıpkı onlar gibiydi işte, her işe burnunu sokar her haltı yer başına gelmeyen kalmaz ama o yinede aynı hatayı tekrarlardı.
'Ya sabır' diye bir nefes çekti içine.
"Sakin ol amca oğlu, ne bu sinir." diye Konuştu Civan.
Bahoz içinden 'yine hamam güzelinimi düşünüyor' diye geçirmedi değil.
Boynunu rahatlamak amacıyla sağa ve sola yatırdı, "Sinirli falan değilim, başım çatladı sabahtan beri işler yüzünden, birde sizinle uğraşıyorum tabi!" dedi ve eline telefonu alıp asistanı arayarak herkese birer çay istedi.
Merih, "Abi birşey diyeceğim ama kızma." demesiyle bakışları hızla ona döndü, tedirgince konuşan Merih ile kaşlarını çattı.
"Yine ne halt ettin acaba." Diye sordu ters bir ifadeyle.
"Yok ben değil anamlar etmiş, bu sefer." Dedi pat diye.
"Ne?! Ne yapmışlar lan!" diye parlayınca açılan kapıyla asistan içeri girip çayları dağıtıp 'afiyet olsun' diyerek çıktı.
"Konuş artık!" dedi tehlikeli bir sakinlikle.
Merih uzatmanın alemi yok diyerek direkt girdi konuya. "Abi ben anamları Riva konağına götürdüm." diyince kanı kaynamaya başladı sanki Boran Ağa'nın, işleri halletmeye çalıştıkça bunlar daha dabatırıyorlardı sanki.
Eli sıcak çay bardağını sıktı, "Ne demek Riva konağına götürdüm, ne diyorsun lan sen!" Diye kükredi adeta, sesi odada değil tüm katta yankılanırken.
Merih iki elini havaya kaldırarak, "Abi valla suçum yok babam dedi anamlara, gidin gelini görün istemeyi falan ayarlayın diye bende götürdüm, sonra da geldim." dedi hızla korkuyla.
"Lan! Bana neden haber vermedin!"
"Tamam be bro bi sakin ol." diyen Özgür'e keskin bir bakış attı Boran.
"Abi valla birden oldu babam dedi ben de götürdüm... Ama en garibi de ne biliyor musun abi, Gece yengemi gördüm," dedikten sonra söylediği kelimeyi fark eder etmez gözleri büyüdü Merih'in, "Yine yenge dedim bak." diye korkuyla yutkunması ile kaşları şaşkınlıkla kalktı Boran'ın.
"Ya ne diyecektin başka zaten?" diye sordu Bahoz, şaşkındı, Merih normalde kimseden korkmazdı kolay kolay hele de bir kızdan.
"Abi deme öyle saygımızdan yenge diye hitap ettim kız nerdeyse beni öldürüyordu." demesiyle daha da şaşırdı Boran Ağa. Doğrusu çok merak ediyordu onu onunla bu konu hakkında konuşmak istemişti ama bir türlü nasip olmamıştı.
"Nasıl yani?" herkesin ağzından aynı kelime dökülmüştü.
Merih çayını sehpaya koydu ve, "Bakın şimdi ben anamları bıraktım, avludaki masaya geçtiler sonra Gece'yle Hevdem merdivenlerden inmeye başladı ama ne inmek, o kadar dik başlı ve cesur duruşluydu ki insan ister istemez çekinirdi yani tam bir hanımağa gibi inince nutkum tutuldu bir vallahi yalan yok," demesi ve iç çekmesi ile Boran fark etmeden bu duruma kaşlarını çatmıştı derinden. "İnsanların kaç gündür anlattığından duyduğum kadarıyla daha güzeldi maşaallah... Her neyse sonra bu anamlara selam verdi falan, mutfağa geçerken beni gördü Hevdem'de yanında, Renas'a selam verdi sonra bana neden içeri geçmiyorsunuz diye sordu. Bende 'yok sağol yenge' dememle üzerime bir adım attı ki ne attı. Bir göz vardı ateş ediyordu sanki." Gözlerini onu dikkatle dinleyenlerde gezdirdi, öksürdü boğazını temizlemek ister gibi. "İşte güzel bir ayar çekti, bir daha yenge deme dercesine falan." Dedi ağzının içersinde.
Özgür ensesine yapıştırdı bir tane, "Yayma ağzını şerefsiz ne dedi kız sana lan."
"Özgür abi! Ne dediyse dedi susturdu mu susturdu."
Onlar tartışırken düşünüyordu Boran Ağa. Şaşkındı tabi.
Daha önce hakkında bir çok şey duymuştu, yiğit biri olduğunu, hakkaniyetli biri olduğunu çok duymuştu, ters asabi ve sert tavırlı biri olduğunu da. Kendisinden epeyce söz ettirmeyi seviyordu küçük hanım. Doğrusu hâlâ hatırladığı o ufak kızsa denilenlerin doğru oluşuna şaşırmazdı asla.
"Vay be yengeme bak sen, iki üç gün önce döndü değil mi Mardin'e?" diye sordu Bahoz, Boran'a.
"Birincisi yengen falan değil! Ve Galiba yeni geldi, Ankarada'ydı en son." Derken hemen ardından çayını yudumladı.
"Sen de hep dört ayak üstüne düşüyorsun bak, bir Güneş şimdi de Gece Riva artık harem kurarsın yakında, ulan bir tanede bana ayarlasak ya." diye sırıtarak konuşan Özgür ile elindeki boşalmış bardağı fırlattı başına son anda sağa kayması milimlik mesafe ile bardaktan kurtulmuştu. Büyümüş gözleri ile Boran'a döndü.
"Bende diyorum benim elim niye kaşınıyor, meğer sen dayak istiyormuşsun. O ağzını bir daha aç yemin ederim sikerim senin belanı!" Diye sinirle yükseldi Boran Ağa. Özgür alışmış olduğundan umursamadı bile.
Ortamı yumuşatmak adına Civan girdi araya, "Amca oğlu bir sakin ol, hem bırak sen bunları, evlenecek misin onu de hele." Civan'ın sorusu ile direk Bahoz'la göz göze geldi Boran, sonra tekrar kendini topladı ve Civan'a baktı, "Başka çaremi var sen konuş hele, yıllardır yapmadığım iş kalmadı dinlemiyorlar, bir yanda amcamın ve akrabalarımızın kanı bir yanda suçsuz bir şekilde ödeyeceğimiz bedeller var, ne yapayım sen de bana." Boran Ağa'nın söylediklerine karşın sadece kafalarını salladılar, yapabilecekleri bir şey yoktu malesef.
O kızın doğduğu günü çok iyi hatırlıyordu Boran.
O doğdu ve kan durdu.
Ölümler durdu, hayatlar bağışlandı.
Ama o öldü.
Bir bilinmezliğe sürüklendi. Bebekken daha doğar doğmaz attığı ilk çığlık ağlayış kendi hayatınaydı. Kim bilir kaç defa ölmeyi seçmiş istemişti. En çokta bundan korkmuştu Boran kendi canına kıymasından. Çünkü bunu hiç haketmiyordu. Hiç bir kadın hak etmezdi.
Şimdi her şey daha karmaşıktı, evli bir adama gelin olarak gelecekti. Pare'ye en çokta bu yüzden kızgındı, kaçmasaydı bu berdel olmayacaktı. Onun ölümüne izin veremezdi ama sonuç olarak Boran'ın ölümünü seçmişti.
Dünya genelinde hayatı çok erken yaşta yok olan binlerce genç kız ve kadınlar vardı hâlâ vardı ama Boran Asparşah elinden geldiğince bu düzeni töre dedikleri oyunu bozmaya çalışıyordu. Ve başaracaktıda.
Bir süre sonra çıktıklar odadan, bir kaç projeye göz atarken saat epey geçmişti bunu Merih'in gelmesinden anlamıştı akşam sekizdi saat, birlikte şirketten çıktılar bugün iyi dinlense iyiydi, yarın büyük gündü.