5. Bölüm Part:2

2679 Words
Eve varmasıyla Merih'te arabasını arkasında durdurdu. Konağa girdiğinde, direkt odaya çıktı, herkes salondaydı büyük ihtimal. Odaya girince cam kenarına oturmuş ona kıpkırmızı gözlerle bakan bir Güneş ile karşılaşmayı beklemiyordu. Şaşırdı. "Noldu, neyin var." diye sordu olağan bir tavırla, odanın ortasında dururken ceketini çıkarıyordu, "Yine kiminle kavga ettin... Hadi boşver ağlama artık." dolaba yöneldi ve siyah bir kot pantolon ve siyah tişört aldı. "Bu kadar mı umrunda değilim ya!" Bıkkınca nefes verdi elindekileri yatağa attı ve tamamen ona döndü. "Noldu diye soruyorum de mi, konuş işte yeterince yorgunum zaten." Bıkkınca soludu. "Annenler bugün o kızı görmeye gittiler!" Diye sesini yükseltmesi ile, gözlerini sıkıca bir yumdu derin bir nefes aldı, sakin olması lazımdı. "Zara geldiklerinden beri o kızı övüp duruyor!" daha da yükselen sesine dayanamadı dibine giren kadının kolundan sıkıca kavradı Boran Ağa. Öfkeli kehribar rengi olan kırmızıya dönen gözleri ile baktı Güneş'e "Yeter! O sesini bir daha yükseltirsen atarım seni odadan, beni çıldırtma, her gün her gün bir bok yeter!" diye bağırdı. Güneş kolunu çekti hırsla, "Bende insanım ya, seni seviyorum sen benim kocamsın kaldıramıyorum bu olanları anlamıyor musun." Diye konuştu ağlamaklı bir sesle. Alt dudağını dişledi sinirle Boran ellerini saçından hırsla geçirdi, "Ne diyorsun lan sen," dedi alayla. Dudaklarını ıslattı gülmemek için. "Beni seviyorsun ve bunu kaldıramıyorsun öyle mi? Yanlış duymuyorum ben?" Güneş gözlerini kaçırdı, "Seni sevdiğimi biliyorsun-" "Bu iğrenç konuşmaya bir son ver! Yalana zerre tahammülüm yok! Ve sakın bir daha böyle bir konuşma yapmaya kalkma. Senin buna zerre kadar hakkın yok, sen o hakkı bu konağa bile isteye gelin gelirken kaybettin! Beni sevip sevmemen de beni ilgilendirmiyor, istemiyorsan kaldıramıyorsan bana sakince söyle senin için elimden geleni her zaman yaparım biliyorsun..." Derin bir nefes aldı sıkıntıyla. "Ama gelip benim başımı o kız diye bahsedip ağrıtma, bütün Mardin biliyor onunla evleneceğimi, sırf seninle evlenmek zorunda kaldım diye onunla evlenmeyeceğimi zannediyorsan yanılıyorsun." Dedi ve karşısındaki kadının diyecek tek kelimesi olmadığını bildiğinden yatağa attığı kıyafetlerini aldı ve banyoya girdi. Üzerini hızla değiştirdi önce banyodan sonra odaya bile bakmadan odadan çıktı. Merdivenlerden aşağı yöneldiğinde herkesin masanın etrafına toplandığını gördü ve selam verip yerine oturdu. "Hoşgeldin oğlum." "Hoşbulduk ana." diye cevap verdi annesine. Zara ve Mara ile Renas'ta beraber gelip masaya oturdu, daha sonra Merih'te altıncı duyu organı olan telefonunu bırakıp hayata masaya döndü. Gözleri Renas'a kayınca sabah ki halinden eser kalmadığını görmüştü. Bu bir parça mutlu etti onu. Herkesin yerini alması ile tam yemeğe başlayacakken "Bugün Riva kona-" lafını bile tamalamasına izin vermeden sözünü kesti Gurbet halasının. "Hala sakın! Herkes yemeğini yesin kimse konuşmasın, ne diyecekseniz yemekten sonra dersiniz." Dedi ve konuşmalarına izin vermeden yemeği başlattı. Herkes sessizce onaylayıp yemeğine döndü. 🔗🔗🔗 Ortam'da büyük bir gerginlik ve kasvetli bir hava vardı. Sıkıntıyla bir nefes bıraktı. Yemekten sonra hep olduğu gibi salona geçmişlerdi. Bedenini tekli koltukta biraz daha yayarak gerdi Boran. "Boran bugün Riva Konağına gittik, kaç kere dedim gene söylüyorum, o kız bize layık değil, almayın şu kızı." Ortamdaki gergin havayı içindekileri dökerek bozarak daha da beter eden Gurbet halası olmuştu. Boran alaylı bir ifadeyle halasına baktı, ama Zara abisinden önce davrandı konuşmada. "Oda burayı istemiyor zaten hala bunu bizzat söyledi duymadın mı?" dedi pat diye. "Ne demek söyledi?" şaşkınlığı ses tonuna yansımıştı Boran'ın, daha ne kadar şaşıracaktı bugün. Gurbet halası o zehirli dilini yine ortaya çıkararak konuştu ve Boran'ı cevapladı."Söyledi tabi o mendebur suratlı patavatsız, bir dil var görsen hiç susmaz pat pat cevap verir hiç saygı falan da yoktur ha." Zara yine dayanamayıp, "Hala kusura bakma ama hakkettin, sen kim oluyorsun da genç bir kıza daha tanımadan etmeden 'zengin yere kapak attın, senden iyisi yoktur' gibi iğrenç muamelelerde bulunuyorsun, onu bizimle karıştırmaman gerektiğini bilmen gerekirdi." diye fevri bir şekilde çıkış yaptığı için Mara kolunu tutup onu uyardı ama Zara yaptığından pişman değildi. "Bak şu densize, Gece denen o şırfıntıdan mı aldın bu cesareti!" diye çıkışarak bağıran halasını, Boran susturdu hiddetle. "Ağzını topla hala! Kimden bahsettiğine dikkat et!" Sesi anında bastırdı herkesi. "Hem ne demek kapak attın falan, sen kalk git Riva konağına bide kıza kalk duymadığım iğrenç ithaflardamı bulundun." Halası gözlerini kaçırdı, yutkundu ağırca. Aynı zaman da ortamda bulunan hava Güneş'i fazla sıkıyordu kocası o kadına tek laf söyletilmesine bile izin vermiyordu, o kız daha gelmeden nasıl bunu başarmıştı. Yıllardır Boran'ın kalbine girmek için neler yapmıştı oysa ki şimdi bir kız çocuğuna kaptıracaktı öyle mi! Buna gülerdi işe. Aslında Boran Ağa kimsenin kimse hakkında böyle iğrenç bir üslupla konuşmasına tahammül edemezdi. Ne yazık ki Güneş tanıdığı adamdan bi haberdi. Bertan Ağa, "Gurbet sen gene naptın he! Bir dur durak bilmez misin sen. Ben gidin usulünce görün dedim size!" dedi bariton sesiyle hiddetle, bıkmıştı artık kardeşinin bu hallerinden kimseyle geçinememesinden. "Biri şu olayı düzgünce anlatsın yoksa ben delireceğim burada, biz iki ailede daha fazla kan dökülmesin diyoruz barış için birleşiyoruz, benim halam kalkıyor gidiyor zaten evlilikten kaçan bir kızı aşağılıyor." Koltuğun kolçağını sıktı Boran Ağa daha fazla dayanamıyordu geldi mi her şey üst üste geliyordu, sinir hastası olmuştu bu konakta bir gram huzur hiç mi olmazdı, diğer elini yumruk yapmaktan parmak boğumları bembeyaz olmuştu. "Oğul ne oldu biliyor musun." diye söze başlayan Lalezar hanımla herkes başını ona çevirdi, Gurbet hanımsa sinir kin ve öfkeden kuduruyordu, o pislik yüzünden azar iştmek gururuna dokunuyordu. "Biz gittik, Gece'de geldi elimizi öptü böyle içtenlikle, sonra kızlarla tanıştı, orada bir iki laf çarpıttı kıza kız aldırmadı, saygısını bozmadı, gitti mutfağa çay falan hazırlamak için. Allah var Sultan hanım iki kızınıda gül gibi yetiştirmiş. Sonra geldi çayları falan dağıttı, oturdu bir iki laftan sonra ben sordum Gece'ye nasılsın iyi misin diye, oda 'iyi olmaya çalışıyorum' dedi belli çünkü olanlardan..." derin bir nefes aldı odadakilerin üstüne bir bakış attı sonra tekrar devam etti. "Gurbet'te 'neden iyi olmayacaksın senden iyisi mi var, doğdun zenginliğe, yaşıyorsun bollukta, hanımağasın şimdi de Ağa karısı olacan iyi yere kapak attın birde diyorsun iyi olmaya çalışıyorum diye senden şanslısımı var dünyada' diye iğneleye iğneleye konuştu. Gurbet abla Gece'yi bizimle karıştırdı herhalde susup konuşmayacağını zannetti ama olmadı..." Küçük bir yudum aldı çayından ve devam etti. Olayı tüm olabildiğince anlatan Lalezar hanım ile Boran hem sinirlenmiş hemde sevinmişti, kendini sırf karşısında büyük biri var diye susmasını isteyen birine karşı susmayıp kendini savunması mutlu etmişti Boran'ı, çünkü onun yerine kız kardeşide olabilirdi. Öte yandan halasının bu davranışına daha da denilecek bir şey bulamıyordu. "Yani hala seni cidden anlamıyorum artık, nedir nedendir senin bu kinin nefretin bir dur durağın yokmudur." dedi kızgınlıkla Merih. "Neden mi? Kardeşimi ve nişanlımı öldürdü o aile benim!" Cevapladı bağırarak Gurbet hanım, ölen iki kişiden biri amcasının oğlu aynı zamanda nişanlısıydı. Boran ağrıyan başı yüzünden şakaklarını ovdu kısa bir an, "Hala onu öldüren kişi de toprak altında ama şu an." diyede konuştu sabırla. "Ama Agit değil!" diye bağırdı hiddetle Gurbet. Boran hırsla doğrulurken, "Onun bedelini zaten Gece ödeyecek işte gelin olarak! Neyini anlamıyorsun!" Diye gürlemesi ile sesi salonda yankılandı, Gurbet korkuyla yutkunurken gözlerini kaçırdı. "Gece yakında gelinim olacak bu konu burada kapandı, bir daha böyle bir terbiyesizlik istemiyorum bu herkes için geçerli, bunu da böyle bilin." Bertan Ağa'nın lafının üzerine kimse ses etmemişti artık. Uzun bir süre sonra ortada görünmeyen Renas, "Amca!" Diye nefes nefese kalarak elindeki boya kalemleri ve defteri ile salona girmişti. "Noldu Renas ne bu halin?" diye sordu endişeli bir sesle. Renas kaşları çatık bir şekilde önündeki orta sehpaya defterini ve boya kalemlerini bırakırken dedesi araya girdi. "Ben kaç kere dedim şu zımbırtıları kaldır odana diye oğlum." "Baba! Karışma çocuğa." dedi Boran uyarır bir tonda. "Dede Gece'nin sana selamı varmış." dedi Renas pat diye diz çöktüğü masanın yanında aynı zamanda resimle ilgileniyordu. Babasınında ortadaki herkes gibi kala kalmıştı. "Ne selamı?" diye sordu Boran anlamazca sırtı ona dönük olan yeğenine. "İşte ben Gece ablama söyledim, dedimki dedem benim resim yapmama kızıyor diye oda dediki bir daha öyle derse sen ona selamımı ilet o anlar dedi, bende söyledim." Ne selamı anlamamışlardı ama Bertan Ağa'nın surat ifadesinde hem ürkmüş hem gülümser bir hâli vardı. Sanki bir şey hatırlamış gibi. Babasına ne oluyor diye bakış attığında Boran, başını çevirerek cevap vermedi babası. Kaşlarını çattı. "İt oğlu ite bak sen sanki kötülüğüne diyoruz!" Diye söylendi ama umursamadı Renas. Huysuzdu dedesi napsın. "Amca benim Gece'yi aramam lazım lütfen çok önemli." demesiyle Renas'a bir bakış attı ki ne bakmaktı, afallamıştı adam. "Renas ne diyorsun Allah aşkına ne araması, önemli olan ne?" Diye sordu. Renas üzgünce alt dudağını büktüğünde Boran sıkıntılı bir nefes aldı, "Amca o ressam, tablolarını gördüm inanılmazdı, hatta bana verdi bir tane, inanılmaz güzel resim yapıyor hatta bana istersem annemin fotoğrafını çizmemde yardım edebileceğini bile söyledi." Dedi Renas hem hayranlıkla hem heyecanla, gözlerindeki parıltılar ve gülümsemesi Boran'ada bulaştı ve dudağının bi kenarı yukarı kalktı. Renas'ı alıp kucağına çekti. Aynı zamanda Merih'te daha kızı tam anlamıyla görmeden hayran kalmıştı, Zara zaten benimsemişti. "Renas sen hangi ara bu kadar kaynaştın yengemle ya, halam rahat dursa bizde konuşurduk ne güzel." diye üzgünce konuştu Zara. 'Güneşin ortamdan ve Gece'den böyle bahsedilmesinden hoşlanmadığı belliydi ama yapacak bir şey yoktu. Yakında bu eve gelecekti o kız hem de benim karım olarak. Yani bir ihtimal, şimdilik.' Diye içinden geçirdi Boran Asparşah. "Renas şimdi olmaz amcam, hem saat on bire geliyor ayıptır bu saate aranmaz. Yarın Zara halanla ararsın olur mu?" dedi başını öperek. Renas omuz silkti onaylamazca, "Ama Gece bana beni istediğin zaman arayabilirsin demişti. Bir kere arayalım açmazsa söz bir daha rahatsız etmem." diyerek ağlamaklı bir şekilde konuşunca, iç çekti Boran. Bakışlarını annesine çevirdi Boran, "Numarasını bilen var mı?" diye sordu ama cevap bile alamadan Renas lafa atladı. "Bende var Gece bana verdi, bende ezberledim." heyecanla konuşunca, "Yuh yani bizde bile yok ya!" Diye sitemle konuştu Zara, "Küçücük çocuğumu kıskanıyorsun pes yani." dedi Mara kınayıcı bakışlar atarak Zara'ya. "Bekle amca." diyip kucağından inip masanın üzerindeki telefonunu aldı Boran'ın, sadece kendisinin ve Renas'ın bildiği şifresini girdi ve numarayı tuşlayıp aradı. Boran ise şaşkınca bakakaldı o kadar hızlı hareket ettiki anlamamıştı. Kesinlikle kendi telefonunda aratmayacaktı ama Renas o kadar hızlı davranmıştı ki olayı kavrayamamıştı. Telefonun sesini hoparlöre aldı ve elindeki boyayı alıp tekrar resme döndü, o sırada telefon hâlâ çalıyordu, herkes her şeyi bir kenara bırakıp telefona odaklanmıştı. Tuhaf bir çekingenlik oturdu odadakilerin üstüne. Telefon tam kapanacakken açılması ile o tuhaf ses doldu odaya. "Alo?" Bu o muydu yani, yılardır görmediği sesini duymadığı kız mıydı? Tuhaf oldu. "Gece abla benim Renas, rahatsız ettiğim için özür dilerim." kısık ve çekingen bir ifadeyle konuşmuştu. Bir süre sonra sesi tekrar duyuldu karşı tarafın, "Bebeğim. İnan bana yeryüzünde şuan beni rahatsız edecek son insan bile değilsin emin ol. Ayrıca numarayı tanımadığım ve bugün arayacağını tahmin edemediğim için geç açtım ve şaşkınım o kadar." O ses yine dolmuştu odaya ve kulaklarına, tuhaftı harbiden tuhaftı. Güneş ise Gurbet dışında herkesin yüzüne yayılmış gülümsemeden dolayı bir kere daha nefret etmişti o kızdan. Kocasının yüz ifadesinden hiç bir zaman tam olarak bir şey anlamazdı, genelde hep sert ciddi ve çatık kaşlı durdu ama şimdi ufakta olsa bir tebessüm vardı yüzünde ve bu o kız yüzündendi. "Gece, hani sen bana bugün tabloları gösterdin ya," konuşurken resim de çizmeye çalışıyordu "Ee," konuşmasının devam etmesini istediğini belirtti Gece. "İşte orda bir tablonu çok beğenmiştim, böyle hem doğa resmine benzeyen hemde benzemeyen bir yağlı boya tablosu." dedi Renas yaşına göre fazla bilgilice. "Bir dakika Renas, tablolara bakayım bi. Hem o nasıl bir tasvirleme hem benziyor hem benzemiyor da ne demek, sen benim resimlerim bir halta benzemiyor mu demek istedin?" Sesi fazla iyiydi yani anlam veremiyordu ama insanın bıkmadan dinleyeceği bir ses gibiydi, nasıl olurda bir sesten görmediği kişiyi bu kadar merak edebilimiştiki Boran buna anlam veremedi ve o kızın sürekli konuşmasını istedi içten içe. "Yok yok ben öyle bir şey demek istemedim." Dedi Renas hızla. Gece'den melodi gibi kısık ve kısa bir gülüş duyuldu. "Ben sevdiğim kişiliklere takılmayı severim bebeğim alışsan iyi edersin... Ve evet buldum galiba şu bahsettiğin resmi daha çok dağların yer aldığı bir tablo değil-" "Sadece bir dağdan ibaret değildir ama değil mi çizimi ile rengi ve butünlüğü ile tamamen başka hikayeler çıkarılabilir resimlerden," diye kesmişti sözünü Renas. "Beni bu kadar iyi tanımlaman hoşuma gitti küçük bey ama bıraksana ya ben çoğu zaman boşa resim bile yapıyorum yani sırf boyaları harcayayım diye, az buçuk israfcı olabilirim sonra da tabu gidip koskoca Ferman Riva'ya abime poşet poşet boyalar aldırıyorum. Kırtasiyelere gidiyor arıyor beni hangi marka alayım Riva pastelmi olsun guaj mı olsun sulu da var kızım ne saçma boya çeşitleri var antin kuntin şekillere koymuşlar sırf çocuklar görünce anlarının babalarının yakasına yapışıp zorla aldırsın diye ekonomi çökmüş çökmüş diyerek siyatlere giriyor eve delirerek dönüyor." dediğinde gülmeye başlamıştı, sesi telefondan yükseldikçe dikleşti yerinde Boran. Kimse çocukla kız arasına girememişti ve muhtemelen şu an sesinin dışarda olduğunu anlasa Gece herhalde utançtan ölürdü, "Şimdi söyle bakalım ister misin bu tabloyu?" demesiyle kaşları daha da çatıldı bu kız farklıydı fazla farklı. Renas hızla karşı çıktı, "Hayır, hayır, kalsın onları bağış için kullanacağını söyledin o yüzden olmaz, ben zaten ona benzer bi tane yaptım." demek bağış yapacaktı, daha neler duyacaktı bu kız hakkında acaba. "Ben onun gibi bir sürü yaparım ama o zaman neden sordun tabloyu." diye konuştu tekrar, merakla. "Benim yeşil yağlı boyam bitti." Dedi üzgünce başını kaldırıp Güneş'e baktı ve hemen önündeki resme döndü. Bunu Boran fark etmişti ne yazık ki. "Güneş yengem onu salonda unuttum diye bana kızıp hepsini çöpe döktü sabah..." dedi kızgınlıkla, "Ama ben şimdi yapmak istiyorum resmimi, sanırım amcamın yarın almasını isteyeceğim. Senden sadece dağları yeşil yapabilir miyim diye soracaktım, çünkü sen onları sarı kırmızı tonlarda yapmıştın, ama ben yeşil yapsam olur mu diyecektim." Konuşmasını tamamladığında Renas'ın sabah neden ağladığını anlamış oldu Boran Ağa, bunun hesabınıda soracaktı Güneş ne kadar korkarak baksa da. Boran ile birlikte herkes kızgın bakışlarını Güneşe çevirmişti. Güneş bu bakışlar altında ezildiğini hissediyordu. Ama Renas'ı hiç sevmemişti zaten ve bunun hesabını Renas'a soracaktı. "Eminim yanlışlıkla dökmüştür Renas," dedi hafif kızgınlıkla Gece, bunu nasıl anladığını bile fark etmedi Boran. Sesli bir nefes alan Gece, "Bak resmin seni anlatır çoğu zaman o yüzden istediğin yerde istediğin rengi kullanabilirsin çünkü o dünyayı sen yönetiyorsun, o yüzden istersen mor yap istersen yeşil farketmez... ve ayrıca yeşil boya elde etmek için yeşil boyaya ihtiyacın yok." Demesiyle kaşlarını çattı Boran. "Nasıl yani?" Renas şaşkın bir tonlamayla o sormasa Boran soracaktı neredeyse. "Mavi ve sarı boyan varsa yeşil boyanda var demektir, var mı bu ikisi sende." diye sordu telefonun diğer ucundaki Gece. "Var evet ama nasıl olacak." "Tabikide mavi ve sarıyı karıştırarak ama istersen birinden yardım al etrafı batırmak istemezsin değil mi." demesi ve kısa gülüşü ile kaşları havalandı. Boran daha fazla ayıp etmemek için Zara'ya kaş göz işareti yaptı Renas'ı alıp gitmesi için, Zara hemen yerinden kalkmıştı bile, Renas Zara halasının ona yardım edeceğini söyleyerek kalemleri ve defteri ellerine sıkıştırıp telefonla konuşarak odasına gitmek için salondan çıkınca sanki tekrar eski havasına girmişti ortam. Boran Asparşah'ın birer ok gibi bakışları Güneş'e gittiğinde korkudan ne yapacağını bilemez haldeydi. "Gelin bir boya için torunumun kalbini nasıl kırarsın sen, ben daha bir şey demem size ancak bi daha olmasın çünkü Renas benim kırmızı çizgimdir bunu bilesin, eminim Boran gerekli uyarıyı yapar sana!" diye konuşarak salondan çıktı Bertan Ağa. Boran yavaşça ayağa kalktı ve odasına gitmek için hareketlendi. Güneş'te mesajı almış gibi kalkıp arkasından gitti. Odaya girince ona döndü ve konuşmasına dahi izin vermeden sert bir şekilde konuştu Boran. "Sakın! Sadece bir boya için küçücük bir çocuğun kalbini nasıl kırarsın sen! onun anası yok babası yok zaten durgun bir çocuk. Onu sevmesen bile yaklaşmak zorunda değilsin kimse sana onunla ilgilen demiyor. Bir daha seni Renas'ın yanında görmeyeceğim hele bir yaklaş hele bir konuş seni mahvederim Güneş beni çıldırtma sana gösterdiğim müsamanın sonundayım sabrımı zorlama!" Dedi dişlerini sıkarak, Güneş'in ağlamasını umursamadan kendini Renas'ın odasına attı ardından. İçeri girdiğinde Zara ile birlikte gülüşerek resim yapıyorlardı masanın üzerinde telefonun kapalı olmasından konuşmayı bitirdiklerini anlamıştı, Zara'nın saçını öpüp onu odasına gönderdi yarın okulu vardı sonuçta. Renas ile birlikte resmine yardım etti ve sonra üstünü değiştirip yatağa yattılar birlikte. Bir süre sonra Renas'ın düzenli nefes alış verişinden uyuduğunu anlamıştı abisinden sonra hayattı çok büyük oranda değişmişti öyleki büyük bir boşluğa düşmüştü sanki ve bunu Renas ile doldurmaya çalışıyordu. Renas'a daha sıkı sarıldığında gözlerini kapattı tuhaf bir şekilde kulaklarında Gece'nin sesi vardı, onu duyuyordu sanki merak etmişti doğrusu biraz kafa dengi birine benziyordu. Biraz da çatlaktı kafadan sanki ama akıllı yoktu neticede dünya da yadırgamıyordu kimseyi. Bu aralar kafası karıştırılmaya pek müsaitti zaten derin bir nefes bırakarak kendini uykunun kollarına bıraktı. Yarının ne getireceğini bilemezdi maalesef.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD