8. Bölüm Part:1

3913 Words
"Boğaza Dizilen Yumru" Yol kirpiklerimde asılı kalmış yaşlı gözlerimden akıp gidiyordu bir film şeridi misali. Hafifçe sarsılan araba yolda ilerlerken yaşadıklarım tekrar tekrar hatrıma düşüyordu, hiçbir şey istediğim gibi gitmemişti. Göz kapaklarım buluştuğunda karanlıkla, birer damla yaş süzüldü aynı esnada boğazımda da bir yanma hissi peyda oldu, derin bir nefesi içime çekmek istedim ferahlamak için ama olmadı nefes alamıyordum, gözlerim açıldığında ilk başta buğuluda olsa görüşüm netleşti ama bulunduğum araba dar geliyordu. Ensem birden yanmaya ve uyuşmaya başladı, camdan gelen soğuk rüzgar ciğerlerime işlemiyordu. Krizim tutuyordu, kalbimin atışlarının hızlanmaya başladığını hissettim, uzun zamandır nüksetmeyen krizim tutuyordu şu an, sakin kalmaya çalışıp güçlükle çantama attım elimi ama titreyen ellerim işimi zorlaştırıyordu, fermuarı zorda olsa açtım ama daha kötü oldum, nefeslerimi hissetmiyordum, öksürmeye başladım kuru kuru. Ciğerlerim yırtılıyordu sanki öleceğimi hissediyordum, bilincin kapanmazsa zaten kolay kolay bayılmazsın sana ölümü net bir şekilde hissettirir ama öldürmezdi her defasında yok olacağınızı zannetsenizde dediğim gibi öldürmez süründürürdü. Çanta avuçlarımdan kayıp düşerken, araba sert bir frenle durdu, gözlerim kararmaya başladı, ellerimle kazağımın boğazını çekiştirmeye başlarken tırnaklarım boynuma temas ediyordu. Sol tarafımda kalan kapı açıldı, "Hanımağam, durun hele nefes almaya çalışın sakin olun." diye konuşup beni omuzlarımdan tutup koltuğa yasladı. Nefes alabilsem bu durumda olmazdım zaten! Elimi önümdeki koltuğun başına yasladım gözümden yaşlar teker teker yuvarlandı. Beynim ve düşüncelerim sürekli konudan konuya atlıyordu nefesim kesik kesik çıkarken bir öksürsem sert bir şekilde sanki kurtulacak nefes alacaktım ama olmuyordu boğazım dolmuş gibi aldığım havaları kabul etmiyordu. Astım hastalığım yüzünden kabir azabını net bir şekilde tadıyordum sanki yaşadıklarım yetmiyormuş gibi. Ben bu dünyaya sadece bir mecburiyet için doğmuştum. Lanet olası bir kilit gibi. Dökülecek kanı durdurucak bir kilit, anahtarım ise Boran Asparşah. Boğazımdan akan soğuk ıslak sıvı, soluk borumdan akıp giderken ciğerlerim aldığı anlık nefesle biraz ferahladı, daha sonra bir kaç fısfıs ile boğazım daha da açıldı, hızlı hızlı aldığım nefesler kesilmedi ferah bir soğuklukla ciğerlerime işledi. Islak göz kapaklarımı araladım yavaşca, Cahit yanımdaydı elinde Ventolin vardı fısfıslı. Astım hastasıydım ve krizlerim daraldığımda stres yaptığımda sinir ve öfke patlaması yaşadığımda vuruyordu bana, genelde bununla baş etmeye alışmıştım ama pek tabi çoğu zaman da yeniliyordum. Arada beni tıkardı ama krize sürüklemezdi. Düzenli olarak kullandığım için yüksek düzeyde değildim hatta şansım yaver giderse kurtulabilirdim bu illetten ama olanlar sağ olsun daha beter edecek gibiydi beni. Cahit'in elinden aldım ilacımı ve bir kez daha sıktım ağzımdan boğazıma doğru, sık nefeslerimi düzene sokmaya çalıştım. Alnımı önümdeki koltuğun başlığına yasladım zorlukla. Bir süre sonra daha iyi olduğumda Cahit'in endişesine ve ısrarlarına rağmen hastaneye gitmemiştim bu yüzden arabanın yönünü Leyla yengemin evine sürmesini istemiştim. Elimi yüzümü peçeteyle silip kendimi üstün körü toparladım. Araba Leyla yengemin evinin önünde durunca çantamı alıp Cahit'e her şey için teşekkür edip eve yolladım onu. Tabii bu olanlardan kimseye bahsetmemesinide söylemiştim. Arabadan inip etrafa kısa bir bakındım derin nefesler almaya devam ettim kriz geçsede uzun süre etkisi sürüyordu maalesef ve ciğerlerimin sızladığını hissediyordum, sarsak adımlarımı topladım, çocuklar mahalleye dökülmüş kendi hallerinde eğlenip oyunlar oynuyorlardı. Bulunduğum mahalle çoğu müstakil evlerden oluşuyordu ve çok tatlı duruyordu. Demir kapıya gidip yandaki zile bastım, kısa süre çalan zilden sonra kapıyı Hevdem açtı güler yüzüyle "Nerede kaldın abla ya," demesiyle sarılıcakken durdu yüzüme dikkatle bakmaya başladı, "Yüzün bembeyaz olmuş rengin gitmiş sanki senin, ne oldu?" Diye sordu endişeyle. Bir haltı da anlamasa olmuyordu. Elimi omzuna koyup gülümsemeye çalıştım. "Bir şeyim yok sonra konuşuruz hadi geç içeri" diyip yanından bahçeye girdim, Hevdem'de arkamdan gelirken ikna olmadığı belliydi ama uğraşamazdım şu an bahçedeki çardağa ilerleyip kendimi un çuvalı gibi bıraktım. "Ay, geldin mi sonunda." diye güleç yüzüyle yengem konuştu bir kaç merdivenlik alanı inerken. Yanıma geldiğinde kollarının arasında sarılışına karşılık verdim. "Geldim geldim." Ayrıldıktan sonra tekrar çardağın etrafına yayılmıştık bile, "Rona nerede yenge?" diye sordum etrafta görünmüyor sesi çıkmıyordu cimcimenin. "Ay sus kız, baykuş gibi oldu valla sabahları zıbarıyor akşamları bize rahat vermiyor." yakınarak dediklerine güldüm henüz ikinci yaşına bile girmeyen Rona'm kök söktürüyordu belliki Jiyan amcama. Hevdem inanmaz şekilde bir bakış attı yengeme sonrada bana döndü, "Demiyor kocamla kaynaşamıyorum diye gelmiş kıza laf sayıyor baykuş diye. Size az bile, biraz uzak durun ne o öyle hep dip dibe." dediğinde yengem hayretler içerisinde kalmış kendine gelir gelmezde Hevdem'in etini çimdiklemişti. "Sus kız! Kıskanma sende yok diye, varki ayrılmıyoruz napcan." Hevdem güldüğünde bende sadece biraz olsun kötü olduğumu belli etmemek için onlara ayak uydurdum. "Neyse Hevdem canım benim tepsi mutfakta hazırdı çaydanlıkla birlikte kapta gel hayrına." dediğinde Hevdem gülümseyerek ayaklanmış evin dört beş merdivenini çıkarak girmişti içeriye. "Kız hayırdır Ferman'ın başına bir şeyler falan mı düştü." diyen yengemle bakışlarımı evin girişinden çektim ve yengeme baktım, ama dediklerini anlamamıştım. Kaşlarımı çattığımda üzerimi işaret etti eliyle göstererek, "Abin diyorum kafasına bir şey mi düştüde seni böyle çıkarttı evden." dediklerine göz devirmemek için zor durdum, "Ben düştüm ya başına yenge bir şey olmasına gerek mi var?" kısık bir gülüş atarak. "Sende var bir şeyler ama umarım üstelememe gerek kalmaz Gece?" dedi pat diye belliki iyi rol yapamamış ve gözüne batmıştım ama yinede bugünki berbat vakayı anlatacak değildim. Şimdilik. Yengem fazla üstelememişti ve buna oldukça sevinmiştim. Hevdem gelene kadar havadan sudan konuşmuştuk, daha sonra çay içmiş bol sohbet edip kafamı dağıtmaya çalışmıştım ama sadece çalışmakla kalmıştım. Yaşadıklarımı hazmedemiyordum ne ümitlerle gitmiştim ne hâlde geri gelmiştim, o iki yüzlü adi herif diğerlerinden zerre farklı değildi. Ve şu an yapmak istediğim tek şey içim dışıma çıkana kadar ağlamaktı, gözlerim sürekli doluyor ve boğazımdaki yumru ise geçmek ne bilmiyordu sanki birileri soluk borumu iki tur çevirip düğümlemiş gibiydi. Güneş batıp yerini geceye bırakınca, yemeklerimizi yemiş sohbet eşliğinde çayımızı da içtikten sonra, yengemin hazırladığı odamıza girmiştik. Hevdem'i tek kişilik yatakta yatırmıştım ve o çoktan uyumuştu, ben ise yer yatağında uzanmış öylece gece lambasının loş kırmızı ışığın yansıttığı tavanı izliyordum. Aklımda sürekli bugünki konuşmalar dönüp dolaşıyordu dönme dolap misali, daha doğrusu kulaklarımda Boran ağa ile konuşmalarımız yankılanıp duruyordu. Anlayamıyordum çok sakindi her şey iyimiş ve yolundaymış gibi sanki normal bir şeyler oluyormuş gibiydi sanki zaten evli değilmişte birde benimle evlenmiyor gibi, karısının üzerine kuma götürmüyor gibi, ilk defa gördüğü beni sanki yıllardır tanıyor gibi bakmıştı bana. Zaten öyleydi de nasıl onun kucağına verilir verilmez onunla beşik kertmesi yapılabirdim ki! Merih'le sözlenecekken nasıl onunla olabilirdim. Bu konular hakkında üstün körü bilgilere sahiptim sadece ve bugün duyduklarımı henüz hazmedebilmiş değildim. Sabahtan beri tuttuğum göz yaşlarım birer kor tanesi gibi şakağıma oradanda yastığıma bulaşıp duruyordu, diğer yaşlarım ise bir öncekinin yolundan şaşmadan yastığa ilerleyip ıslatıyordu. Başımı hafifce iki yana salladım ve bu düşünceleri savdım başımdan. Sonuç olarak elimde vardı sıfır, tek umudum Boran ağa ve iyi dedikleri o kalbindeydi ama çok büyük bir hayalkırıklığı ile karşılaşmıştım. Gecenin kalanında ise sürekli düşündüm uyuyuna kadar, kendimi bu işten kurtarabilmek için. Kaçsam gitsem geride kim kalır diye baktım önce; bir Hevdem, bir abim vardı üzülüp kahrolacak o kadar. Anne ve babam ile aramızdaki ilişki sadece kan bağına dayanıyordu ama kardeşlerime can bağı ile bağlıydım, anne babamı yadırgamıyordum artık. Alışmıştım. Ayrıca kaçarsam ailem tehlikeye girerdi. Kan davası uğruna can alırlardı. E bizimkilerde durmaz karşılık verirdi böylece eskiye dönüp yine aynı acılara yol açarlardı, zaten bu iki aile çok önceye dayanan ayrı düşmanlıkları vardı, kaçmak hiçbir şekilde çözüm değildi. Ne olursa olsun ailemi yüzüstü bırakamazdım. Amcalarımı kuzenlerimi, abimi, Hevdem'i, Rona'yı bile tehlikeye atamazdım. Ama yinede pes etmeye niyetim yoktu tıpkı önceden olduğu gibi yine durmayacak sonuna kadar savaşacaktım, gözlerimi yeni günün getireceği umutlara kapatmıştım kurtulup nefes alabileceğim bir güne. Bakalım yeni günde ne kadar umut bahşedilecekti bu Mardin topraklarına 🔗🔗🔗 "Ay yeter ben doydum daha da yemem valla!" Diye sitem ettim Leyla yengeme. "Sus kız kalmışsın bir deri bir kemik, azıcık ye ele avuca gel biraz!" dedi ve elindeki tereyağlı ballı ekmeği ağzıma tıktı. İçine Babaannem kaçmış gibi konuşmuştu. Neyseki anneannem bu konuda pek laf etmezdi. Ekmeği boğazımda kalmasın diye elinden çekip zorlukla çiğneyip yuttum ve çayımı yudumladım. "Yenge yenge!" Dedim sinirle, "Kimin eline avucuna gelim ben ya, iyiyim ben böyle vücuduma laf etme!" derken bir yandan da zeytin attım ağzıma. Hevdem erkenden kalkıp eve gitmişti ödevleri falan olduğundan. Amcamda iş için erkenden kalkıp gitmişti. Yengemle bende kendimize kahvaltı hazırlamıştık, bahçedeki çardağa. O karşımda otururken bende kucağımdaki Rona'yı hem yediriyor hem yiyordum. Omuz silkti, "Aman yemezsen yeme ben senin için diyorum," dedi ve çayını alıp yudumladığı sırada bahçe kapısı açıldı, içeri orta yaşlarda topal bir kadın aksak adımlarla içeri girdi. "O Latife abla sen gelir miydin ya buralara." Yengem kadınla konuşurken kadın bana tanımadığı için bakıyordu, tam karşıma oturdu, "Ay sorma Leyla evden zar zor kaçtımda geldim biraz hava almak için, biliyorsun durumları," derken bile beni süzüyordu, "E bu güzel kız kim." dedi sonunda dayanamayarak. Ben ise gülümsedim ve çayımı elime aldım. "Kalender ağa'nın kızı Gece." Demesiyle kadının gözleri şaşkınlıkla fal taşı gibi açıldı. Demekki bu beni hiç görmemişti o zaman hamamada gelmemişti. "Ney!" dedi hayretle gözleri fal taşı misali açılmıştı. Göz bebekleri hiç yavaşlamadan üstümü gördüğü kadar turladı durdu. Gerilmiş ve dikleşmiştim yerimde. "Hele, maşallahı var bu kızın!" "Gözleride renkli Van kedilerine benziyor valla, biride yeşil olsa tam olcakmış ha." "Kız o ketum eltinden böyle parça nasıl çıkmış?!" "Maşallah maşallah Allah nazarlardan saklasın tü tü tü 40 bin kere maşallah." "Ayy, Leyla ne diye önceden haber vermiyorsun erkenden gelir bir şeyler yapardım, çörek, kete, poğaça, börek falan ayrı-" Kadının birden bire nefes almadan sıraladığı sorularına dayanamayıp "Yeter!" Diye yüksek sesle konuşmam ile kadın duraksadı kucağımdaki bebeğim korkuyla sıçradı, fazla bağırdığım icin kendimi hemen toplayarak "Yani sakin olun kaçmıyoruz ya değil mi, hem gelmişsiniz size de çay koyayım ben kahvaltı yapın." diye bu sefer konuyu toplamam ile kadın biraz çekinerek başını onaylarcasına salladı, bende zoraki bir şekilde gülümseyerek eve çay bardağı almak için masadan kalktım Rona'yıda korkuttuğum için öpüp yengeme verdim. Mutfaktan çay bardağı alıp tekrar masaya döndüm. Adının Latife olduğunu bildiğim kadın hararetli bir şekilde konuşurken bende çay doldurup verdim, muhtemelen daha erken ve evde kahvaltı yaptığı için bize katılmamıştı, zaten bizde yemiştik yiyeceğimizi. "Sen şu işe bak hele Vallahi ben bir şey anlamadım Latife abla, bu kadar sorumsuz olmaz insan," Yengemin dedikleriyle konuya odaklanmaya başladım ister istemez. "Senin karın var zaten melek gibi iki tane nur topu gibi oğlun var, karında güzel yani maşallahı var maddi durumunda iyi hani hangi akla hizmet kalkıp gidip bir tane daha karı getiriyorsun ķarının üzerine ona yazık değil mi ne yapacak şimdi." yengemin dedikleri ile kaşlarım havalandı. "Hiç sorma yeminle bende anlamadım bizi rezil ettiğiyle kaldı." diye yanıtladı yengemi Latife abla, gerçekten bu insanları anlamak zordu, düzenin yerli yerinde ne diye kalkıp kuma getirirsin, bana kalsa o adamı ellerimle boğardım! "E anlat anlat?" sordu yine merakla yengem. "Kızı aldı geldi sonra bizim akrabalar ile karısının akrabaları birbirine girdi, sen nasıl kuma getirirsin nasıl aldatırsın diye bir sürü şey söyleyip benim oğlanı linç ettiler ellerinden zor aldık. Sonra kaçırdığı kızda ağlamaya başladı işte ben bilmiyordum evli olduğunu çoluğu çocuğu olduğunu falan diye. Bizimkilerde aldı kızı ağaların yanına gitti, sonra sağ olsun Boran ağa olayı halletti kızı aldı baba evine gönderdi neyseki kıza dokunmamıştı, bizim oğlanıda iyice tembihledi çok istiyorsan karını boşa öyle al diye ağır uyardı hatta sonra bizim salak oğlanı da gönderdi olayı bir şekilde topladı yoksa vallaha kan çıkardı." konuşmasında Boran Ağa'nın adını duyar duymaz yine sinirlenmeye başlamıştım, herkesin sorununu halleder bana gelince yapacak hiçbir şey yok! Bir süre daha kadınla yengem konu üzerine tartışınca artık dinlemeyip kalktım sofrayı topladım sonra eve girip evide topladım. Tam koltuğa oturmuşken yengemin çağırdığını duyunca tekrar bahçeye çıktım. Yengemin yanına otururken kadının gitmiş olduğunu anlamıştım. "Al bakalım beğendin mi?" Diye bir yazma tutuşturdu elime. Siyah tülbentti etrafı koca koca iğne oyası işlemeliydi. Fazla güzeldi. "Yenge bu baya güzelmiş, sen bilir miydin bunu yapmayı." Diye sorunca, "Valla ben bilmem iğne oyası, tığ biliyorum ama iğne oyası bilmem o yüzden Latife'ye yaptırdım o çok güzel yapar buradaki kaç kızın çeyizini böyle hazırladı bir bilsen." demesi ile durdum bu güzel yazmayı çeyizime koymazdım asla o konağa çeyiz falanda götürmeyecektim ayrıca. "Ne çeyizi yenge. Çeyiz falan yok bu yazma benim madem o halde şimdi takarım hiç kusura bakma bir daha da çeyiz falan yapmaya kalkma o konağa ne benim çeyizim ne de ben gitmeyeceğim." dedim kesin bir dille. Yengem umutsuzca beni onaylayınca daha da bir şey demedim. "Haklısın ama ben yinede çeyizine bir kaç parça yapmak istedim, hem daha Hevdem'de var." "Sen çeyizini yap ama bil ki ben onları normal olarak kullanırım çeyiz olara asla o eve sokmam, sanki normal bir evlilik yapacakmışım gibi konuşmayın, hem evleneceğimde kesin değil." yengemin meraklı bir şekilde bakmaya başlaması ile derin bir nefes aldım. "Niye öyle dedin kız yoksa kurtulmanın bir yolu falan mı var?" Diye meraklandı anında. Ona Boran Ağa ile görüştüğümü söylememiştim, aslında kimseye söylememiştim. "Hayır yenge sadece o güne kadar bi yol bulmaya çalışacağım o kadar." derken yazmayı incelemeye devam ettim. Sırtıma elini koyup sıvazlaması ile başımı omzuna koydum, ne tuhaf annemden beklediğim hareketleri başkalarından görmek. "İnşaallah bu işten kurtulursun inan bana çok dua ediyorum senin için, geçen size gelmişler anan dedi, Gurbet denen kadın rahat durmaz falan kıza karışır sorun çıkarır diye, gerçi yengem ve sen ona ağzının payını vermişsiniz ama keşke birde ben olsaydım orada da ben de bir şeyler deseydim o karıya, evde kalmış tabi huysuz kocakarılar gibi kime sataşacağını bilmiyor." diye konuştu yengem. Başımı kaldırdım omuzundan. "Neden sadece Gurbet hanımın bana sorun çıkaracağını düşünüyor ki, yani karısı çıkarmaz mı ya da Boran ağa sorun çıkarmaz mı da annem sadece Gurbet denen kadından huysuzlanıyor anlamadım?" Dudağı kıvrıldı, "Boran Ağa'nın çıkaracağını düşünmüyorum hatta sizi birbirinizden ayırmamak için elinden geleni yapar korkarım ki sana daha fazla ilgi bile gösterir bence aşık bile olur, hem siz hiç görüşmediniz mi?" "Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun o adamdan ya!" diye çıkıştım sert bir şekilde, "Beni neden üstün tutsun ki sonuçta huzurları bozulacak o kadına yazık değil mi yenge kocası başka kadınla evlenecek ve sorun çıkaracak, bana sürekli karışacak ben ona o bana sonra ailede birbirine girecek bir sürü sorun var ortada ama siz iki aşiretin barışacağını ve sorun olmayacağını düşünüyorsunuz. Ben cidden anlamıyorum sizi." Sinir tepemize ulaşmıştı yine. Yengem elini koluma koyup sıktı hafifçe sakin olmamı ister gibi, "Çünkü Boran ağa Güneşi sevmiyor onunla zorla evlendi v-" "Ha benimle isteyerek evleniyor yani," diye parladım birden. "Onu demiyorum o kızı sevmediğini biliyorum çünkü kardeşi Zara'dan duymuştum, hatta aylarca dokunmamış bile şimdi bile yüzüne düzgün bakmıyormuş yani onları gören kimse karı koca zannetmez, zaten çocuğuda yok hem Güneş'inde kısır olmadığını söylüyorlar yani bence bilerek çocuk yapmıyor Boran Ağa birde seninle evlenir evlenmez seni hamile bırakırsa varya öf." gözlerim şokla aralamış ağzım açık kalmıştı adeta, bu kadın ne diyordu Allah aşkına. Sinirle güldüm, "Ve sen bu adamın bana iyi davranacağını söylüyorsun öyle mi, ben Boran ağa kadar halsiyetsiz birini daha görmedim kendinden yedi yaş ufak biri ile evlenecek belki bu yaş farkı normal ama sonuç olarak zorla evlendiriliceğim ama o bunu sorun etmiyor hatta buna seviniyor bile!" diye hiddetle konuştuğumda ayağa kalmıştım bile. Rona yere serilmiş örtünün üzerinde oyuncakları ile oynadığından bizi takmıyordu bile. Yengem sabırla soludu, "Tamam haklısın ama olaya birde onun tarafından bakmak gerek, ben sadece gördüğümü bildiğimi söylerim sen Boran Ağa'yı görmemene rağmen bu kadar nefret etmen normal ama sence bu işten kurtulmanın yolu var mı, hem ne biliyorsun bir şeyler yapmadığını sen?" Sorusu ile gözlerimi devirdim yengeme, alt dudağımı dişledim sinirle gülerek. Bu da soru mu Mardin'in yarısına sahip yetmiyor gibi güçlü birde kalkıp bu işi duduramayacak, ulan ben onun yerinde olsam işi şimdiye kalmaz halletmiştim. "Yenge yapsa yapardı tamam mı? Hem sen o kadını nereden tanıyorsun sadece Zara'dan bildiğin kadar mı onlarla ilgili böyle kendinden emin konuşman, tuhaf." Bıkkınca soludu, "Kızım burası ufak yerdir, herkes herkesi bilir kimsenin ağzında bakla ıslanmaz ayrıca Güneş'in ailesi bir kaç ev uzakta oturuyor burada, Boran'ın kardeşi Pare'de burada kalıyor çoğu zaman yüz yüze geliyoruz ama onlar selam bile vermiyorlar bir tek Pare var samimi olan konuşmadık ama iyi biridir biliyorum." Dediğinde şakaklarımı ovdum. "Tamam yeter o aileyle ilgi konuşmak istemiyorum kapayalım bu konuyu ben gidip şu yazmayı bir deneyeyim." diyip kapattım konuyu fazlası zarardı bana, kalkıp eve girdim koridordaki aynanın karşısına geçtim açık olan dalgalı uzun saçlarımı ensemden gevşek topuz yaptım, sonra siyah yazmayı oyaları alnıma düşecek şekilde taktım kalan kısmını boynumdan dolayıp omzumun gerisine attım, gerçekten çok güzel olmuştum. Doğu tarafının kadınları genel olarak takarlardı bunu en basiti annem kapalı olduğundan hep takardı ve bayılırdım yazmalara böyle bir sürü belkide koca valiz dolusu yazmalarım vardı, açık biri olsamda canım istedikçe takardım. Üzerimde siyah uzun kollu dizlerimin altında belden bol bir elbise vardı, ayağımada topuklu terlik giymiştim siyah yazmanın uyumuyla harika görünüyordum buz mavisi gözlerim parlıyordu, içim her ne kadar kan ağlasa da dışarıdan duruşum hep sağlamdı. Ya da öyle olmak zorundaydı. Bir süre daha evde kaldıktan sonra akşam yemeği için birkaç malzeme isteyen yengem yüzünden evden çıkıp mahalledeki markete gittim aldığım birkaç malzemeyi poşete koyup tekrar eve doğru yürümeye başladım. Ama öyle ya hayatımda hep bir olay olurdu benim. Karşı kaldırıma geçmek istediğimde duyduğum tiz fren sesi ile yolun ortasında öylece kalakaldım. Kulaklarımda uğultu oluşurken olduğum yerde dondum araba neredeyse bana çarpıyordu ve ben şu an kafamı bile kaldıramadan öylece durmuştum çünkü kriz geçirmek istemiyordum tırnaklarımı avucuma batırdım kendimi olabildiğince kastım ve bir şey olmadığına inandırdım aldığım sık ve derin nefeslerle bu işe yaramış gibiydi. Yeni bir kriz atlatmışken diğerleri daha çabuk geliyordu. Sesler kulağıma boğuk geliyordu anlamıyordum. Birden omuzuma dokunan elle irkilip hemen yana doğru bir adım attım ve önümde duran kişiye bakmak için başımı karşımdaki adama çıkardım. "İyi misiniz?" diye soran adamla neredeyse tam olarak kendime gelmiştim transtan çıkar gibi sirkelendim. Bakışlarımı karşımdaki benden çok olmasada uzun boylu iri kıyım kalıplı adamın gözlerine çıkardım, "Siz ne yaptığınızı zannediyorsunuz ya!" Bağırdım hiddetle birden bire. Adam oldukça şaşırıp irkildi. "Özür dilerim bayan ben farkedemedim," demesi ile, "Bayan senin anandır be!" Diye çıkıştım çirkefçe her defasında daha da şok olan adam ne yapacağını bilemez halde afalladı, "Bir de kalkmış farketmedim diyor, tabi etmezsin, mahalle arası 90'da gidersem bende fark etmem, bir sürü çocuk var etrafta kimin nerden çıkacağı belli değil arabanızı böyle hızlı süremezsiniz!" Dedim net ve keskin bir sesle, karşımdaki adam ise öylece bakakalmıştı. Elimi başımdan enseme düşmüş olan yazmama attım ve çekip elime aldım hırsla. "Ben gerçekten öz-" "Tamam yeter bi dahakine hızlı kullanmayın yeterli," dedim adama bakmadan yazmayı elimde toplayıp, konuşmasına izin vermeden yürümeye başladım etraftaki insanları takmadan eve doğru yürümeye başladım "Sanki tabakhaneye bok yetiştiriyor." diyede söylendim. "İki dakika rahat nefes alamıyorduk iyi mi?!" Yolda ilerlerken bir ara arkama baktığımda adamın durmuş hâlâ bana baktığını farkettiğimde hemen önüme döndüm sertçe. "İyi misiniz?!" gelen sesle durdum ve yanıma gelen genç kadına baktım, "Az çok gördüm neredeyse çarpıyordu araba, su falan getireyim mi?" konuştukça çıkan naif sesi rahatlatıyordu zaten, uzun boylu beyaz tenli bal rengine yakın gözleri vardı saçının yarısı görünecek şekilde şal takmıştı başına ve çok tatlı görünüyordu siması bir tanıdıklık hissi veriyordu. Elini koluma koymuş sıvazlamaya başlamıştı yavaşça, "yok çok sağ ol, iyiyim şuan." dedim gülümseyerek, gerçektende öyleydi rahatlamıştım. Boştaki elimle başıma olanlar yüzünden ağırlık veren saçımı çözdüm, omuzlarımdan kalçama kadar indi saçlarım. "Seni ilk defa görüyorum kimsin kimlerdensin," derken yaşlı topal bir kadınla genç bir kuyumcu dükkanı geliyordu. Evet evet kesinlikle kuyumcu dükkanı, bu kadar mesafeden bile üzerindeki altınlar parlıyordu. Kesinlikle yanımdaki kadından daha koyu siyah saçlara sahipti, siyah omuzlarında olan saçının yarısını örttüğü şalla ve kulaklarında boynunda kollarında olan altınlarla kesinlikle kuyumcu dükkanı gibiydi. Fakat yaklaştıkça göz alıcı güzelliği de göze çarpıyordu. Allah nazar değdirmesindi. "Hayırdır kimdir bu kız, ne konuşuyorsunuz?" diye sordu yaşlı kadın yanımdaki kadına gelince, "Hiç ana bende yeni ilk defa gördüm buralarda, kimdir merak ettim." dedi gülümseyerek bakarken. Utandım biraz tabi. Ama esmer kadın fazlasıyla şaşkın dumura uğramış vaziyetteydi, böyle gözlerini kırpmadan baktığı için bir tedirgin oldum. "Adım Gece," dedim yavaşça. "Gece Riva, buraya yengeme gelmiştim aslında yani bende bilmem bu mahalleleri ama buralıyım." dediklerimle gözleri fal taşı gibi açıldı hepsinin, esmer kadın ise şaşkınlığı atıyordu yavaş yavaş. Acaba Riva olduğumu söylemesemiydim diye tereddüte düştüm soyadım yüzünden geri çekilebilir üzerimizdeki katil damgası yüzünden kötü davranabilirlerdi. "Gece Riva demek?" Diye sordu yükselen sesle esmer kadın. Gözleri kısıldı kaşları derinden çatılırken içime sıkıntı oturdu. En iyisi uzatmadan gitmekti buradan. "Ben sizi tutmayayım en iyisi." diyip tam ilerliyeceğim esnada yengem kucağında kızıyla geldi hızla yanıma "Nerede kaldın Gece, korktum bir şey oldu diye," derken yanımdaki kadınlara baktı şaşkınlıkla, "Oha siz tanıştınız mı?!" Diye çıkıştı. Gök ikiye ayrılıp içinde biriken tüm öfkesini sanki üzerimize kusuyormuş gibi gürleyince olduğum yerde sıçradım ve refleks olarak başımı gökyüzüne çıkardım. Yüksek ihtimalle yağmur kısa sürede başlayacaktı, kara bulutlar gökyüzünü esir almaya başlamıştı bile. "Tanışma derken ne kastettin yenge anlamadım," diyerek bakışlarımı kolumu tutan yengeme çevirdim. Yengem yavaşca yutkunup gözlerini topal kadına çevirdi, burada bir şeyler dönüyordu ama hadi bakalım. "Gerçekten Gece'sin yani," dedi tekrar esmer kadın. "Evet dedik ya!" Dedim tersçe dayanamayarak. Öyle bir bakıyordu ki ne yapabilirdim. Bakışları parmak uçlarıma indi sonra ağır ağır süzerek yukarı çıktı, büyük bir küçümseme çökmüştü az önce güzel dediğim yüzüne. Hislerime güvenerek bu kadının aşırı derecede fettan biri olduğunu söyleyebilirdim. "Sesin pek gür çıkıyormuş, bil diye derim burada kadınların sesi o kadar çıkmaz. Ayıptır!" Dediğinde kollarını göğsünde birleştirdi. Yengem kolumu daha çok kavrayarak çekiştirmeye başladı, "Evde işimiz vardı gidelim artık biz hadi." Dedi panik bir hâlde. "Yenge bir dur," dedim kolumu ondan kurtardığımda. "Az biraz sakin ol." Diye uyardığımda yutkundu gözleri fıldır fıldır dönerken. "Doğru diyor yengesi az biraz dur konuşuyoruz şurada." Dediğinde ağırca baktım ona. "Dediklerinizi beyniniz algılamıyor sanırım," diye bağırdım karşımda sağır varmış gibi. "Çünkü az önce kadınlar sesini yükseltemez derken sizin sesiniz benimkinden de gür çıkıyor! Hayırdır kulaklarınızda problem mi var sesinizi mi duyamıyorsunuz!" Diye daha da bağırdım yüzüne yüzüne. Yüzü kıpkırmızı oldu hatta morarmaya bile başlardı şimdi. İlk tanıştığım bal rengi gözlü kadının gülmemek için dudaklarını dilediğini farkettim. "Neyse," dedim kelimemi uzatarak. "Biz gidelim artık." Yengem rahatlamış gibi başını salladı aşağı yukarı, henüz iki adım atmıştık ki, "Dur hele Gece hanım! Tanışamadık daha seninle!" Bu kadın kafadan kontaktı galiba ne tanışacaktım ben bununla. Umursamadım dönmedim bile arkamı yengem de kolumu tutmuştu yine belli ki uzasın istemiyordu haklıydı ama işte en fazla yine iki adım atabildiğimde aramızdaki o kadın tüm sokakta sesini rahatlıkla duyurabilecek kadar yüksek sesle konuştu. "Benim adım Güneş! Güneş Asparşah hani şu Boran Ağa'nın karısı ola Güneş!" Adımlarım yere mıhlandı o saniyelerde. Kara bulut misali çöktü üzerime bir ağırlık. Kolumu yengemden ağırca çekerken yavaşça döndüm ona. Kollarını göğsünde birleştirmiş büyük bir gülümseme ile izliyordu beni. Onun bana yaptığı gibi süzdüm detaylıca onu istemeden, güzeldi fazla dikkat çekici ve güzel bir kadındı. Güzelliği aklımı karıştırdı. Elimdeki poşet ve yazmayı yengeme bakmadan hafifçe uzattığımda aldı hızla, "Bir tanem gel eve gidelim gözünü seveyim." Dese de bakmadım aksine Güneş'in üstüne yürüdüm ağır adımlarla, bakışları adımlarıma düştüğünde karşı karşıya gelmiştik bile. Neredeyse aynı boydaydık ben iki üç santimle daha uzun olabilirdim. Dudaklarım da önleyemediğim tatlı bir gülümseme belirdi, "Bu şekilde tanışacağımızı düşünmemiştim hiç. Vay be?" Dedim şaşkınlığım dilime yansıdı. İstediği tepkiyi mi alamadı bilmem kaşları çatılırken yüzündeki zevkli gülümseme söndü gözlerine nefret çöktü sis bulutu gibi. "Yani kusura bakmayın, ben hiç böyle düşünmemiştim doğrusu." diye düzelttim bu sefer daha düzgün bir şekilde. "Valla bizde şaşırdık hiç beklemezdik," diye kinayeli bir sesle konuştu yanındaki topal kadın. Bakışlarım ona kaydı ama Güneş konuştu, "Pek mutlu oldun tanıştığına herhal. Hiç utanmanda yok belli davet etsek çayımızı içmeye gelirsin!" Kaşlarım bir havalandı tavrına ki ne havalandı. "Ne diyon kız sen neye utanacakmış Gece!" Diye yükseldi yengem benim ağzımı açmama izin vermeden. Heh yengem girdiyse işe bu olay büyürdü. "Neye olacak görmüyor musun şunu," diyerek beni gösterdi tiksinç ifadeyle kuyumcu dükkanı, adı Güneş olsa da bundan sonraki adı buydu benim için, "Resmen alay ediyor benle bu kadar kumalığa meraklı olduğunu bilmiyordum vallahi, ne meraklıymışsın evli adamlarla yatıp kalkmaya." Dedi hadsizce ileri giderek. "Dizini kırıp evde oturacağına kalkmış mahalle mahalle geziyor birde," diyerek kafasını iki yana sallayıp yazmasıyla ağzını kapadı topal kadın. "Yürü Gece gidelim yoksa yaşlı falan demem girişirim bunlara ben," diyerek kolumu tutan yengemden kolumu sertçe çektim. Ben kimseden korkmuyordum kusura bakmasınlardı bana laf atıp gidemezlerdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD